KÖŞK VE BEN

2211 Words
Köşkten ayrıldığımda sigaranın tütününe aş eren ciğerlerimi bir an önce isteğiyle buluşturdum. Parmaklarım ve dudaklarım arzu ettiği nesneyle birlikteydi. İçime çekip bıraktığım her bir zehir vücuduma ayrı bir haz veriyordu. Bir bitti ikinci, ikinci bitti üçüncü derken paketi yarıladım. Taksi bulma umuduyla köşkün bulunduğu tepeden aşağı doğru ilerliyordum. Ne kadar yürüdüm farkında değildim. Nihayet yorulduğumu anlayınca önüme çıkan ilk taksiyi durdurdum ve telefonuma gelen mesaja odaklandım 'Kendi evine geç.' Halamda değil de kendi evimde buluşacaktık. İkinci kurul toplanmıştı sanırım. Parmaklarımı alnımın ortasına bastırarak masaj yaptım, öyle ağrıyordu ki başım. Halam, babam, Rahmi Bey, Destina, hı bir de alakasız Ahmet. İki ay süre... Neden her şey zor ilerliyor? Beni hiç tanımayan insanlar neden garip tepkiler veriyor? Destina'nın davranışlarının sebebi ne? Yaşamışlığı mı, yaşayacakları mı? Düşün düşün başım daha da ağrıyor, başımın ağrısı mideme vuruyordu. Nihayet evime ulaştım. ''O, hoş geldin evlat!'' babamın pis pis sırıtışına bakarak: ''Hı hı, hoş buldum.'' dedim. Halam , Atıf ve Fatih Bey babamın arkasında bekliyordu. ''Hoş geldin Emre'm, nasılsın?'' ''Sence hala?'' ''Yorgun görünüyorsun.'' ''Evet şu an o kadar yorgunum ki üzerimden tır geçmiş gibi hissediyorum; ayrıca beyler sizler de hoş geldiniz, kusura bakmayın ev biraz dağınık.'' '' Emre Bey hiç önemli değil; zaten görevimizi yapar yapmaz gideceğiz.'' diyorlardı; ama ikisinin de bakışları evimin her yerindeydi. Benden fazla değeri olan takım elbisem üzerime fiyatı gibi ağır geliyordu ki kravat, gömlek hepsini çıkardım tabi pantolon hariç. ''Oğlum ne yapıyorsun lan?'' ''Üzerimdeki fazlalıkları çıkarıyorum baba, ne var bunda?'' ''Rahat bırak çocuğu, yabancı yok.'' halam Atıf Bey ile Fatih Bey'i unutmuştu sanırım. Altı gardırop olan çok kıymetli kanepeme siyah giyen adamlar yerleşmiş, halam yatağıma oturmuş, kıymetli babacığım ise bir ayağı kırık sandalyeme kurulmuş, düşecek düşmeyecek bellisiz ki keşke düşse, tüm gözler bana kilitlenmiş anlatacaklarımı bekliyorlardı. Atıf Bey: ''Emre Bey görüşmeniz nasıl geçti?'' ''İyi sayılır, yarın sekizde başlıyorum işe.'' Babam oradan: ''Aslanım benim be!'' diyerek atıldı aslında kedi olup aynadaki yansımasını aslan zannettiği oğluna. ''Peki, çalışma şartlarınız nasıl?'' ''Oraya taşınacağım, pazartesileri tek izin günüm, öyle işte.'' halam gülümseyerek: ''Bu çok güzel bir haber, içini dışını daha iyi öğreniriz. Biraz köşkten bahset bize oğlum.'' ''Muazzam bir koruma sistemi var. Yani etrafı askerlerle dolu kale gibi. Her yer kamera izlenimi altında. Kimse giremez yani.'' ''Biz girdireceğimizi girdirdik.'' biraz daha gülümsemesini gıcıklaştırdı. '' Haydi bakalım biraz da şu kızdan bahset.'' ''İsmi Destina biliyorsunuz, on dokuzunda ve gayet sağlıklı, hiçbir engeli yok.'' Halam şaşkın ifadesiyle: ''Engeli yok mu, nasıl engeli yok?'' '' Engeli yok, ha!'' babam öyle bir sevinç narası attı ki ev inledi: ''Kız da güzel mi bari hı?'' ''Ne yapacaksın güzelliğini, senin problemin amcasıyla değil mi, kızdan sana ne?'' ''Tamam tamam. Allah Allah!'' babamla halam garip bir şekilde uzun uzun bakıştılar; ama ben gayet sakin bir şekilde sevinçlerini kursaklarında koyarak konuşmama devam ettim: ''Çok sevinmeyin, amcası da yeğeni de beni pek sevmedi. Yani şirin ve sevimli görünemedim pek. Kendimi kabullendirmem için sadece iki ayım var.'' ''Ne yaptın lan sevmediler seni?'' ''Ne bileyim sevmediler işte.'' ''O zaman bu iki ayı iyi değerlendirmeliyiz Emre Bey. Telefon görüşmelerinize çok dikkat edin, tahminimce Rahmi Bey sizi gözetim altına alacaktır. Mesajlaşma yerine aramayı, arayınca da kısa konuşmayı tercih edin. Zaten hatlarınız kendi üzerinize kayıtlı değil.'' Fatih Bey' den sözü devralan Atıf Bey: ''Görüşmelerimiz artık pazartesi günleri olur uygun bir ortamda. O zaman Emre Bey'i rahat bırakalım dinlensin biraz.'' diyerek içimden geçenlere tercüman oldu. Kafalarında belirledikleri bir plan vardı elbet; ama bana açıklama gereği duymuyorlardı. Ben ise sormuyor; sadece bu oyunun bitmesi için piyonluk görevime devam ediyordum. Kendi içlerinde pek memnun olup teker teker evimden ayrıldılar, ben ise yalnızlığımla düşüncelerimin denizinde boğulacak şekilde kaldım. Dolabıma bıraktığım birkaç birayı aldım, acıkmıştım, konserve lahana sarmasını açtım, tatsız tuzsuz lezzeti bir bira açarak mideme indirdim. İkinci şişeme yeltendiğimde yarınki ders aklıma geldi vazgeçtim. Ilık bir duş alıp basit bir tişört ve şort üzerime geçirerek yatağıma sağa dönük bir şekilde uzandım, gözlerimi kapattım olmadı. Daha sıkı kapattım, yine olmadı. Soluma döndüm Allah kahretsin yine gözlerimin önünde. İnanılmaz derecede uykum olmasına rağmen Destina'nın muazzam bir portreyi andıran yüzü karşıma dikiliyordu. Tekrar sağıma döndüm kocaman gözleri, sonra soluma döndüm ya tepeden bağlanmış, aşağı doğru örgüyle süzülen açık kumral saçları gönlüm sakın oraya bağlanma. En iyisi sırt üstü yatayım dedim diktim gözlerimi tavana. Acaba tavan mı daha beyaz yoksa tozpembe tenindeki beyaz olan kısımlar mı, ağzı üstü yatayım şöyle yastığı kucaklayarak oh. Ya o çiçek çiçek kokusunu hangi parfümle yapıyor. Olmuyor, uyuyamıyordum. Kalk lan kalk, iki sigara yak. Penceremin oraya doğru yöneldim, karşı dairenin yüksekliğinden zorla görülebilen gökyüzüne baktım simsiyah. Bir yıldızın parıltısına kapılıp gönlüm uçarsa, ya uçunca yıldıza ulaşamayıp uzay boşluğunda kaybolursa... Acaba şimdi ne yapıyordu? Bir yıldızın parıltısına dalıp gitti mi bu gece? Ah Destina ah! Güzelliğine hayran kaldım; ama sana aşık olmamalıyım. Nefsine hakim olmalısın Emre. Hayatında ilk defa güzel bir kız görmedin. Evet, çok güzeller gördün; ama masumiyetle birleşeni ilk defa. *********** Kalemimden uçuşan notları yakalamaya çalışıyorum. Ama giden gitti, tutamadım maalesef. Günlüğümden... Penceremden net bir şekilde izlediğim yıldızlara bakıyorum Destina. Ne kadar uzakta olsalar da tutabileceğim gibi bir his var içimde. Biraz izleyince dalıp gidiyorsun siyahın derinliklerindeki parlayan fenerlere. Peki Ay ne yapıyorsun orada yapayalnız? Ay mı, yıldızlar mı, ben mi daha yalnızım Destina bilmiyorum. Aklım hep yeni gelen öğretmende. İçimdeki vesveseler uyutmuyor beni. Şüphe gerçekten kalbi öldüren bir zehirmiş. Yok yani kimseye derdimi de anlatamıyorum. Tanımadıkları bir insana nasıl bu kadar güvenebiliyorlar anlamadım. Diyorum adamda hafif alkol kokusu var, yengem bunun bizi alakadar etmediğini söylüyor. Kimsesiz, yeni mezun dedikleri öğretmenin pahalı bir takım elbisenin altına ezik çorap giymesi sanırım sadece bana göre garip bir durum. Üzerine sinen koku sigara içiyorum diye bas bas bağırıyor; beni ilgilendirmez ama içimi ezen o koku midemi bulandırıyor. Gömleğinin kemerle birleşen kısmından görünen kırmızı baksırı, yamuk kravatı dağınık bir yaşamının olduğunu gösteriyor. Sivri olan tırnaklarını kemirerek kırpık kırpık etmiş, böylece sinirli yapısını da törpülemiş; ayrıca hayata çok güveni yok galiba. Parmak şekillerinden çıkardığım kadarıyla sanata yatkın biri. Baş parmak boğumu işaret parmağından daha kısa, yani belki ilk cinayeti ben olacağım; çünkü cinayet işleme meyili de yok. Yuvarlak bir yüzü var, gayet güleç, sempatik, içim bu noktaya ısınmadı değil hani. Biraz tembel galiba, yat yuvarlan hayal kur mantığında. Sakinlik var yüzünün yapısında, huzur veren bir dinginlik. Acaba beni yavaş yavaş mı öldürecek? Geniş kafa yapısının üzerinde hafif dalgalı ince telli saçları... Yazık benim gibi hayatta güçlü olmaya çalışıyor; ama kendini güçsüz hissediyor. Zeki birine benziyor. Göz çukurları derin, orta büyüklükteki kahverengi gözleri intizamlı bir şekilde yerleşmiş. Bakınca motive oluyorum aslında, peki can alırken de böyle hipnotize edecek gibi mi bakacak? Ses tonu felsefi ruhunu aşılıyor bana. Dudak kıvrımları gayet belirgin, gülmekten dudak kenarlarında çizgiler oluşmuş, enerjik bir kişiliği var bence. Kulak yapısı ise iri memeli; bağımsız bir birey olmayı seviyor. Onu buraya gönderen sebep nasıl bir baskı kurdu üzerinde? Aslında bebeksi yüzün ardına dalıp da bir caniyle karşılaşmak korkutuyor beni. Boyu uzun, vücudu da öyle kaslı değil. Yemiş, yatmış; az bir göbek de bağlamış. Belki de tek artı noktası bebek yüz ve matematiksel zekası ya da kadını andıran naif elleri. Ah Destina! Sanırım Truva Atı kaleye girdi. Yıllarca saklı tutulup korunduğum köşkümde celladımla baş başa bırakılacağım. Beni şu an bitkilerim, sebzelerim, hayvanlarım bir de sen dinliyorsun Destina. İnsanların hiçbirine derdimi anlatamıyorum. İki ay süremiz var, bütün mücadelemi vermeliyim. Şimdi uyu Destina, yarın uzun bir gün olacak. ********** Köşkün giriş kapısına geldiğimde bütün güvenlik görevlilerinin toplanıp girişteki kulübede kahvaltı yaptıklarını gördüm. Davetlerini reddederek köşkün bahçesine doğru ilerledim. Bahçenin ortasında yıldız motifiyle inşa edilmiş ortasında fıskiye bulunan bir havuz vardı. Görsel olarak güzel olan bu havuza girilmedikten sonra benim için bir anlamı yoktu. Bahçenin sağ tarafında içe doğru arabalarına park yeri yapılmış, sol tarafta ise müştemilat diye adlandırılan aslında müstakil güzel bir eve benzeyen tek katlı bina yer almaktaydı. Müştemilata bitişik bir oda, bir pencere görünen yer ise sanırım bana ayrılan kısımdı. Saliha Teyze ve Necdet Bey beni görür görmez yanıma koştular. Bir valizi anca dolduran küçük dünyam babam sayesinde iki valize çıkmış, sırtımda ise yılların dostu gitarım yanımda yer almıştı. Yardım etmek için hemen valizlerin kulpuna yapıştılar. ''Aman efendim, lütfen valizlerimi kendim taşırım, bana sadece odamın yerini gösterin.'' diyebildim. Saliha Teyze: ''Öğretmen oğlum, bak temizleyip hazırladım, küçük bir buzdolabın var kendine özel yiyecekleri koyabilirsin. Isıtıcı da bıraktım, tek kat olduğu için kalorifer yansa da bazen soğuk oluyor evladım. Haydi gel kahvaltıya seni bekliyorlar.'' Odayı tam inceleyip eşyalarımı düzeltecekken Saliha Teyzenin kahvaltıya çağırma fikri gayet hoşuma gitti, karnımda zil çalıyordu zaten açlıktan. Köşke mutfak tarafından bahçeye açılan bir kapıdan girdik. Görkemli salonun yanında yer alan yemek odasına geçtik. Masada Rahmi Bey baş köşede, sağ tarafında Ayşe Hanım, sol tarafında Destina, Destina'nın yanında ise Ahmet yer almıştı. ''Afiyet olsun, hayırlı sabahlar.'' Rahmi Bey soğuk sesiyle: ''Hoş geldiniz Emre Bey, buyurun başlayın.'' diye seslendi. Ayşe Hanım ve Ahmet'le de selamlaştıktan sonra kahvaltıma başladım. Destina'da yine tepki yok, önündeki salatalığı didikleyip duruyordu. Saliha Teyze önüme peynir, zeytin ne bulursa dolduruyor, neşeme neşe katıyordu. Zehra, kokusu benim minik malikanemden beri duyulan, üzerinden dumanlar çıkan böreği masaya getirdi. Sıcak çay, sıcak börek iyiydi; keşke biraz da sıcak muhabbet olsaydı. Böreklerden bir aldım yedim, sonra ikinciyi aldım, Saliha Teyze üçüncüyü koydu , sonra dördüncüye uzandım, ay beşinciyi de mi alsam diye düşünürken şahsıma yönelen garip bakışları sezip çayımı bitirdikten sonra kahvaltıma son verdim. Herkes işine gücüne yönelirken Ayşe Hanım'a nerede çalışacağımızı sordum. Nazik bir komutla beni üst kata yönlendirdi. Merdivenlerden çıktığımızda çeşitli odalara açılan birçok kapı çıktı karşımıza. Aşağıdaki kadar süslü olmayan ama gayet güzel bir zevkle döşenmiş sade bir salona yönlendirdi. Buz mavisi koltuklar, ona uygun fon perdeler, sadece iki kişinin kullanabileceği bir masa ve iki sandalye, köşede bir piyano ve orta ile kenarlarda bulunan sehpalar muazzam bir şekilde dizayn edilmişti. Şu anda lacivert takımım, içimdeki cepkenim ve beyaz gömleğimle bu salona uyumlu bir obje gibiydim. Bekliyorum Destina yok, dakikalar ilerliyor, gelen giden yok. ''Ayşe Hanım, Ayşe Hanım! '' Baya bir seslendikten sonra Ayşe Hanım ile Destina içeri girdiler. Ayşe Hanım geç kaldıklarına dair hiçbir açıklama yapmadan salondan ayrıldı. Sandalyeyi çekerek oturması için işaret ettim. Kibar bir erkek olarak onu sandalyeye yerleştirdim, sonra yerime oturdum. Önüne kendi gibi bembeyaz, tertemiz bir kağıt uzattım. ''Buraya gün içerisinde yaptığın eylemleri yazar mısın, ha bir de saatlerini de tahmini olarak?'' Sessiz sedasız kağıdı aldı ve yazmaya başladı. Siyah renkte üzerinde pembe şeritler olan bel kısmından aşağı doru genişleyen, etek boyu diz kapağından biraz aşağıda olan gayet şık bir elbise giymiş, saçını da tepeden örgülerden oluşmuş bir topuz yapmıştı. Yazarken başını hafif yana eğmesi, dupduru kiraz dudaklarından hafifçe dilinin dışarı çıkması, nazik parmaklarından kalemin raks etmesi, kısaca her bir hareketi içimde karıncalanmalara sebep olurken o ise sessizliğinin içinde beni de yok ediyordu. Ben onun gül simasına dalmış vaziyetteyken Ahmet de içeri daldı tabi. Düstursuzca içeri giren adama sert bir bakış attım. ''Bir problem mi vardı?'' ''Evet, var. Yalnız ders işlemeyeceksiniz.'' dedi ve evdeki bütün kadınları içeri doldurdu. Zehra kendi çalışma kitaplarını almış, Saliha Teyze eline içi kurabiye ve çeşitli ikramlarla dolu tepsiyi tutmuş, Ayşe Hanım ise örgüsünü kapmış salona gelmişti. Ahmet: ''Emre Bey, şimdi dersinize başlayabilirsiniz.'' dedi ve pis bir gülümsemeyle salonu terk etti. Saliha Teyze : ''Hocam buyurun çayınız, bunlarda yanına ikramımız.'' diyerek masayı çalışma masasından ziyade açık büfeye çeviriyor, diğerleri ise gülümseyerek bize bakıyordu. Destina yazdığı kağıdı bana uzattı; fakat kafam rahat olmadığı için okumadan çantama bıraktım. ''Şimdi de sana bir deneme vereceğim. Bu senin kısmi derecede seviyeni gösterecek. Böylece bundan sonra uygulayacağımız programımızı belirlemiş olacağız.'' diyerek denemeyi uzattım. Karşıdaki kadın kümesi bana bakıyordu ben de onlara. Çayımı şerefe der gibi kaldırdım, onlar da kıkırdayarak bana doğru kaldırdılar. Öyle keyifle izliyorlardı ki bizi. Ya yanlarına birer kase çekirdek mi getirseydim? Yok, çekirdek ses yapardı, mısır olsa daha iyiydi. Şu anda mısır ortama en uygun çerezdi. Bir ara Destina elindeki kalemi yere düşürdü. Eğildim almak için, tam o esnada o da eğildi ve elim elleriyle buluştu. Bu istemsiz bir eylemdi. O da ben de hızlıca ellerimizi çektik. Sonra tekrar almaya yeltendiğimizde bu seferde kafalarımız tokuştu. Tabi kadınların kıkırdamaları kahkahalara dönüştü. Ne vardı komik olan? Benim içimde fırtınalar koparan bu dokunuşlar Destina'yı sinire, izleyenleri ise kahkaya boğuyordu. ''Affedersin, sadece yardım edecektim.'' dememe kalmadı denemesini süresinden önce bitirdiğini fark ettim. ''Bugünlük bu kadar yeter.'' diyerek salondan ayrıldı. ''Ya doğru yanlışına bir baksaydık. Daha programımızı düzenleyecektik.'' dedim, dinlemedi bile. Ben de çaresiz köşktekilere iyi günler dileyip küçük malikaneme geçtim. İçimden ne denemesine bakmak geçiyordu, ne de günlük yaptıklarına. Hepsi öylece kaldı. Üzerime bol eşofmanımı geçirerek düzenli düzensiz bir şekilde eşyalarımı gardıroba yerleştirdim, oda gerçekten de soğuktu, ısıtıcıyı açtım. Kapım çalındı ve gelen Saliha Teyzeydi. Akşamki yemeklerinden bana da getirmişti. Köfte, pilav, salata, çorba, sarma... Daha ne isteyebilirdim ki? Termosa da çay koymuştu oh sıcacık. ''Oğlum, sabah çok beğenmiştin börek de getirdim, yatmadan yersin. Haydi kuzum iyi akşamlar.'' dedi ve beni yalnızlığımla bir başıma bırakıp gitti. (Medyayı açabilirsiniz.) Nedensiz gözlerim doldu, hakim olamıyordum hislerimden doğan gözyaşlarıma. 'Teşekkür ederim Saliha Teyze.' dedim. Artık belki de 'Saliha Anne' derdim, bilmiyorum. Yıllarca özlediğim anne sıcaklığını bu kadında hissettim. Burnumun direği öyle sızlıyordu ki acısı genzimi yaktı. Yemekleri yemek için önüme aldım. Bir yandan ağzıma tıka tıka yiyor bir yandan da nedensiz ağlıyordum. Göbekli, şişko bir adam yapacaktın beni Saliha Anne. Biram nerede? Hah burada. İçmek yasak mıydı acaba? Neyse bu akşamlık kalsın. Sonra pencereme doğru yöneldim, bir sigara yaktım. Perdemi aralayınca odama doğru bakan Destina'yı gördüm. Bakma bana öyle, yanarım daha da yanarım. Zaten ölüyüm, sigaramın ucundaki küller gibi savrulur giderim. Kaç dakika sürdü bu an bilemiyorum, hızlıca perdesini örtüp o da beni yalnızlığıma terk etti. Gece sanırım benim için çok uzun olacaktı. *********
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD