Tık tık tık adımlar, atların nal sesleri, kalbimin sesi... Hangi sese kulak vereceğimi şaşırırken gözlerim bir noktaya kilitlenmiş, nefesim kesik kesik olmuştu. Yanımda bulunan insanları unutmuş engelli olarak beklediğim öğrencimin gayet sağlıklı bir şekilde karşımda durmasına sevinmiştim. Tek sevindiğim nokta bu değildi aslında. Hayatın en karanlık noktalarında gezerken bu güzelliği karşımda görmem benim için bir mucizeydi. Yaklaştıkça kalp ritmim hızlanıyor aynı zamanda beynimin içindeki uğultuları durdurmakla mücadele ediyordum. 'Ya Allah aşkına bir sandalye vereydiniz şimdi bayılacağım yoksa.' diye diye içim isyan ederken, vücudum olabildiğince dikleşiyor, karşımdaki zarafete karşı güç gösterisinde bulunmak istiyordu. Aramızda üç adım kalana kadar geldiğinde durdu ve şaşkın şaşkın yüzüme bakmaya başladı. Ayşe Hanım:
''Kızım Destina, öğretmenin Emre Bey.''
Eliyle buluşma arzusuyla elimi uzattım; tabi yine hüsran. Zarif bir kadın eli beklerken elim tahmini benim yaşımda gayet kemikli bir beyefendinin elleriyle buluştu.
''Merhaba Emre Bey, ben Ahmet. Hoş geldiniz.''
''Hoş bulduk Ahmet Bey. Tanıştığıma memnun oldum.'' Başımı eğerek selam mimikleriyle Destina'ya baktım. Karşılık almaya çalışırken yine Ahmet'le muhatap olmak zorunda kaldım.
''Hocam içeri alalım sizi, bayadır ayaktasınız.'' Diğer tarafta Ayşe Hanım Ahmet'i onaylayarak:
''Evet ayıp oldu hocam, tuttuk sizi soğukta, buyurun köşke geçelim.'' dedi.
''Olur tabi, geçelim.'' dedim en kısık sesimle.
Yörüngem köşkün merdivenlerine doğru ilerlese de aklım arkada kalan Destina'daydı. İçeri girdiğimizde Saliha Hanım tam ayak numarama göre pabuçlar verdi içi sıcacık. Ayakkabılarımı çıkarttım, ayaklarıma geçirdim. Güzel bir durumdu bu, köşkün içinde ayakkabıyla gezmiyorlardı. Zehra koluma asılmış bir vaziyette duran güç kaynağım paltomu aldı. Ayşe Hanım'ın da komutuyla sağ tarafta bulunan oldukça ihtişamlı salona geçtim.
Salonun içerisinde görüş açımın maksimum görebileceği şekilde her yeri hızlıca gözden geçirdim. Şık mobilyalarla bezenmiş, yağ yeşili konseptine bürünmüş, benim için oldukça gereksiz; lakin onlar için gayet lüzumlu eşyaların sergilendiği lüks bir salondu. Duvarları süsleyen resimler tam bir sanat eseri, köşelere yerleştirilen sehpalar üzerine kurulmuş vazolar ise tahminimce servet değerinde antikalardı. Konsolun üzerine yer alan aile fotoğrafları hemen göze çarpıyor, her fotoğrafta Destina'ya yer verilmesi ona verdikleri değeri gözler önüne seriyordu.
İçeri doğru ilerleyip gösterilen yere oturdum. Basmaya kıyamadığım halının üzerinde ayaklarım nazikçe yer aradı. Çantamı koltuğun yanına bıraktım ve rahatlamanın verdiği keyfiyetle koltuğun içine gömüldüm. Yan tarafıma Ahmet karşı tarafa ise Ayşe Hanım yerleşti. Ellerim mobilyanın ahşap oyuntularında dolanıyor, işlemenin dokusunu hissediyordu. Tam bunları yaşarken bir yandan Destina'yı bekliyor diğer yandan Ahmet'in sorgulayıcı bakışlarına maruz kalıyordum. Bir an önce dersimle ilgili adımları atmak istiyor, intikam amacıyla gönderildiğim bu mekanda aslında içimdeki arzunun mesleğim olduğunu gizliden gizliye hissediyordum.
''Hocam, ne alırdınız çay, kahve?''
''Fark etmez. Teşekkür ederim.''
''Lütfen ne ikram edelim size?'' Ayşe Hanım'ın daha fazla ısrarına dayanamayarak:
''Şekersiz bir kahve olursa sevinirim.'' dedim. Kahve iyi fikirdi, çay iyi veya kötü demler içerdim; ama Türk kahvesi yapıp da içeyim gibi bir eylemim olmamıştı hiç.
''Ahmet, sen de içer misin evladım?''
''Almayayım Ayşe Teyze, sağ olun.''
''Zehra, kızım bize iki şekersiz kahve getirir misin?''
''Peki, Ayşe Teyze.''
Gözlemlediğim kadarıyla çalışanlarla samimi iletişimleri vardı; sanki büyük bir aile olmuşlardı. Ayşe Hanım'ın ılımlı halleri heyecanıma heyecan katıyor, Ahmet'in ise asık suratı bu heyecanı törpülüyor, gözlerim ise hala Destina'yı arıyordu. Bulanmış kafam, parmaklarım ve dudaklarım bir sigara arzularken kurallara uymaya zorlanan bedenim içten içe isyan bayraklarını çekiyordu.
''Hocam Destina'nın sayısal noktalarda yardıma ihtiyacı olduğunu düşündük, özellikle matematik. Birçok kişi başvurdu; ama güvenilir yerlerden size dair referanslar aldık. Açıkçası eğitimine yine açık öğretimden devam edecek; ama biz yapabileceğinin en iyisini yapmasını istiyoruz.''
''Başarma duygusunu tatsın istiyorsunuz yani.''
''Yani, öyle de denilebilir.''
''Sizce bu yeterli mi ya da böyle bir durum Destina'yı üzmez mi?'' Ayşe Hanım ile muhatap olurken Ahmet yine ortaya atıldı:
''Hocam çok soru sormanıza gerek yok, dersinizi anlatırsınız biter. Bu ailenin kendine özgü kuralları var, size de yalnızca uymak düşer.''
''Kurallar, hım, neyse.'' diyerek konuyu kapattım. Sanırım Ahmet benden hoşlanmamıştı. Halbuki gayet şirin ve sevimliydim, niye gıcık kapmış duruyordu benden? Ama Ayşe Hanım'ın bana bakınca gözlerinin içi gülüyordu.
Kafamı kaldırıp görkemli avizeyi incelemeye başladım, her bir yerinde ayrı bir ışıltı vardı, duvarlara yerleştirilmiş küçük küçük avizeler ise ortama ayrı bir hava katıyordu, akşam olsa da ışığını bir görseydik. Ben ortamı inceledikçe Ayşe Hanım beni inceliyor, arada gözlerimiz buluşuyor ve gözlerimi kaçırarak başka bir inceleyecek nesne arıyordum. Konuşmamızın kilitlendiği bir noktada kahvelerimiz geldi. Kahveleri Zehra değil Saliha Hanım getirmişti.
''Buyurun Hocam kahveniz.'' dedi. Saliha Hanım gülüyor, benim içim gülüyordu. Kahvem de Saliha Hanım gibi sıcacıktı. Galiba Saliha Hanım değil Saliha Teyze diyecektim. Kahvemi yavaş yavaş içerken Destina'nın nerede olduğunu merak ediyordum. Tam o esnada Ayşe Hanım söze tekrardan başladı:
''Hocam Destina'yı çağırayım, onunla da tanışın.''
'Hah Ayşe Hanım şöyle' dedim içimden. Ahmet'in siniri daha da belirginleşiyor, kaba yüz kasları daha sert ifadeye bürünüyordu.
''Destina! Destina, gel yavrum.'' Gelen yok.
''Destina!'' Yine gelen yok.
Ahmet bana bakıyor, ben Ahmet'e bakıyordum. Elimi koltuğun mobilyasına sürtüyor, arada yastıktaki püskülleri çekiştiriyordum. Ahmet elini ovuşturuyor, diz kapakları ritmik bir şekilde titriyordu. Ayşe Hanım da dayanamayarak Destina'yı almaya gitti. Ortamda gereksiz bir gergin hava vardı. Ahmet'in yüzüne ara ara tebessümler bıraksam da Ahmet'teki tüm gelmiş ve geçmişime küfredecek pozisyon asla kaybolmamaktaydı. Ne yani sanki adamın işini elinden alıyorum. Avukatıymış şirketin, e devam et ne bana kastın, garip bir öğretmen olacaktım bu köşkte; hı garip evet çok garip bir öğretmen. İç seslerim beynime hücum ederken Ayşe Hanım da Destina'yı salona getirdi, kızın omuzlarını iki eliyle zarifçe tutmuş içeri doğru ilerletti, maalesef onun girme isteği pek yoktu. Salonun ortasına doğru küçük küçük adımlarını atarken gözlerinin içi titriyor, yüreğindeki nedenini bilmediğim korku yüzüne yansıyordu. Yavaşça köşede bulunan sandalyeye oturdu, kendi sessizliğinin içine gömüldü.
Ahmet bir bana bakıyor, bir Destina'ya bakıyordu. Birden salonun dışında bir ses geldi:
''Ahmet Abi, babam seni çağırıyor.'' Ahmet kalkmak ve kalkmamak arasında kararsız kalırken Zehra bir daha seslendi:
''Abi, hadi!'' Salondan ayrılmak zorunda kalan Ahmet dışarı çıkarken bile gözlerini bizden ayırmıyordu. Ardından Ayşe Hanım da:
''Hocam, biraz işim var yukarıda, siz tanışın ben geliyorum.'' diyerek salonda çıktı.
Kocaman salonda Destina ile ben yapayalnız kalmıştık. Titreyen bedeniyle sandalyede, gözleri ayaklarına bakar vaziyette, ayakları ise büzüşmüş birbirlerine sığınmaya çalışır gibi yan yana nerede durayım diye kararsız pozisyonda, kendisi ise sessizliğin içinde kaybolmuş bir şekilde oturuyordu; ben ise karşısında onu bir portre izler gibi seyretmekteydim.
Açık kumral saçları itinayla taranmış, özenle örülmüş ve upuzundu; acaba kimin gönlüne düğümlenecekti. Gözleri kocamandı, bir ara Türkan Şoray'ın mı gözleri büyük Destina'nınki mi diye düşündüm. Dünyayı nasıl görüyordu bu gözlerle, karanlık mı aydınlık mı? Renkli göz güzeldir, farklıdır kavramı var ya burada geçersizdi. Ne kahverengi ne ela, buğulu buğulu bir meçhul, büyüleyici bir dipsiz kuyu gibiydi. Bir göz göze gelsek kimse beni oradan çıkaramaz hissi. Peki gözleri çevreleyen kirpikler bir tüy naifliğiyle inip inip kalkıyor uzun uzun, kıvır kıvır. Bembeyaz teni toz pembenin şirinliğine bürünmüş. Ah ya o dudaklar iki kelam çıkar mıydı ya arasından? Evet, sessizliği bozmalıyım sanırım:
''Merhaba ben Emre, tanışalım mı?''
.....
''Hım, adınız Destina'ydı sanırım.''
......
''Ne kadar değişik bir isim, anlamı nedir?''
.......
''Son sınıfsınız, üniversiteye hazırlanacaksınız, nasıl bir süreç geçirmeyi düşünüyorsunuz?''
........
''Anlaşıldı. Konuşmayı sevmiyoruz, nasıl anlaşmayı düşünüyoruz o zaman? Bak ben relaks biriyim, rahat olabilirsin yanımda gerçekten.''
........
Ses yok, cevap yok bense öylece bakıyorum oyuncak dükkanının önündeki bir bebeğe bakar gibi. Sessiz güzelliği dinginlik veriyor ruhuma aslında. Gözleri gözlerimle buluşsun diye bakmaya devam ediyorum. Bir ara yere yöneldiğimde kafasını kaldırdı, bende gözlerimi. İşte o anda buluştu gözlerimiz; ama saniye bile ilerlemeden tekrar yere indirdi gözlerini.
Engelli kavramı geçiyordu ya onun için acaba konuşamıyor muydu? Tabi pot kırma abidesi Emre yine olayını yapmıştı:
''Kayıtlarda engelli olarak bir bilgi geçmiş eski dönemlerde, kusura bakmayın, konuşma probleminiz olduğunu bilmiyordum, nasıl anlaşabileceğiz şimdi? Yoksa işitme probleminiz mi var? '' Sessiz sessiz duran kız dişi aslana dönüşüverdi, hilal gibi olan kaşları çatıldı ve kiraz dudaklardan yüreğime oturacak nameler etrafa saçılmaya başladı:
'' Engelli olmak nedir sizce? Duymamak, konuşamamak, görmemek ya da kol veya bacağın eksik olması...Hayır, bunlar engel değil insana. Benim durumumu soruyorsunuz değil mi? Evet, engelliyim.''
O konuştukça dudaklarım birbirine yapışıyor, boğazım yutkunuyor, yüzüm gittikçe mahcup bir hal alıyordu. Devam etti:
''Ama benim engelim bunlar değil. Benim engelim geçmiş, benim engelim bu köşkü çevreleyen duvarlar, benim engelim sizsiniz.'' dedi ve hızlıca salonu terk etti.
Aldığım cevap karşısında şok olmuş, sandalyeye mıhlanıp kalmıştım. Galiba engelli olan bendim. Peki benim engelim neydi? Aptal kafam mı, şom ağzım mı, anlamsız bir intikamın içine beni sürükleyen babam mı? Neden beni kendine engel olarak görmüştü ki?
Destina'nın peşinden gitmeye karar vermiştim ki salon kapısında Rahmi Bey olduğunu tahmin ettiğim post bıyıklı beyle karşılaştım. Bana baktı, kaşlarını indirdi, kaldırdı. O da sinirle salondan çıktı. Yine salonda kaldım. Ne de çok burada kalmıştım; ama artık sıkılmıştım. Ayşe Hanım'la benim duyamayacağım uzaklıkta başladı münakaşaya.
''Ayşe, ben sana gönder dedim, sen inadına tutuyorsun bu adamı. Kabul etmiyorum öğretmen falan. Gencecik bu. Nasıl bizimle yaşayacak, nasıl güveneceğiz?''
''Ya her insan bir şansı hak eder. Baksana eli yüzü tertemiz, iyi çocuğa benziyor. Ne olur bir şans ver ona, beni kırma.''
''Şartlarım var Ayşe, şartlarım.''
''Neymiş o şartlar? Rahmi, sana söylüyorum.''
Ayşe Hanım'ın seslenişine aldırmayan Rahmi Bey bir hışımla salona girdi. Tabi Rahmi Bey'in ardından Ayşe Hanım'da girdi salona.
''Öğretmen Bey, Ben Rahmi Alkan, Destina'nın amcasıyım. ''
''Memnun oldum efendim ben de...'' sözümü tamamlamama fırsat vermeden kuralları sıralamaya başladı. Kurallar kurallar, en sevmediğim mevzular. Hıh bir de Ahmet girdi içeri yine ortada maydanoz. Niye buradayım ben, kafamda deli sorular. İntikam neydi, soğuk yenen bir yemek miydi? Eğer çakarsa köfteyi bu adam beni yerdi, çakmazsa babam beni yemeye devam ederdi. Beynim bulanıyor, başım dönüyor, bir sigara, yetiş imdadıma...
''Köşke taşınacaksınız.'' dedi. Ayşe Hanım da ardından:
''Tamam, ben öğretmenlerimizin yatak odasını hazırlatmıştım.''
''Hayır, müştemilatın yanındaki bir oda bir mutfak bulunan bölümde kalacak.''
''Ama Rahmi Bey!''
''Ayşe!'' diyerek keskin bir bakış attı ve kurallar sıralanmaya devam etti:
''İki ay süreniz var, kendinizi kabullendirmek için. Haftada bir gün izniniz var, o da pazartesi. Köşkün içerisi burada kalır, dışarıda en ufak bir şey konuşmak yok; burası benim namusumdur. Ayrıca her yerde gözüm üzerinizde bunu bilin. Dersi yalnız anlatmayacaksınız, yanınızda mutlaka birileri olacak. Ayrıca köşkün içerisinde, orada burada ulu orta dolanmayacaksınız. Eğer bu şartları kabul ediyorsanız yarın sabah sekizde göreve başlayın, o zaman hayırlı olsun diyelim mi? ''
Elini uzattı, normalde asla kabul etmeyeceğim kurallar silsilesini mecbur kabul ediyordum. Bir sene Emre, bir sene, sadece bir sene en fazla diyerek kendimi dinginleştirdim. Ahmet'in pis sırıtışı eşliğinde Rahmi Bey'in elini sıktım. Destina'nın açık ceza evine kendimi kabul ettirdim. Şimdi ikinci sorgulama merkezine gitmeliydim, babam ve halam dört gözle bekliyordu beni .
**********