SEN GEÇERKEN...

2082 Words
'' Ih ! ''diye bir ses çıkararak elindeki sulama kabını yere düşürdü. Dondu kaldı bulunduğu yerde. Korktuğu o kadar belliydi ki. Elini hızlıca kalbine götürdü. Yüzü bembeyaz olmuştu. Dudakları titredi. Yanlış bir şey yaptığını düşündü, tedirgindi. Saçları ıslaklığından yüzüne yapışmış, utanmıştı. Yanakları beyazlığın yanında pespembeydi. Utanmak bir kıza ancak bu kadar yakışabilirdi. Neden utanıyordu ki? Devam etseydi ya çiçeklerini sulamaya. Hızlıca etrafına göz gezdirdi, güç almak için minik keçiyi arıyordu; ama keçi çoktan annesinin yanına koşmuştu. Dudağını ısırdı, yerden kaldırdığı gözlerini gözlerimle buluşturdu. Ellerini kalbinden indirip etekleriyle buluşturdu. Bakışının her bir açısı yüreğimdeki ayrı bir noktayı yakıyordu. Hayatımda yaşamadığım, tatmadığım duygulardı bunlar. O da hissediyor muydu içimdeki fırtınayı? Aşk duygusunu yanlış insanla tadacaktım galiba. Yüreğimdeki dalgalanmalara hakim olmak artık elimde değildi. Nefse hakim olmak zamanıydı benim için. Aşk birini gördüğünde bu kadar erken gelir miydi? İçimdeki duygular aşk değil belki de bir beğeniydi; ama çok da güzeldi. ''Korkuttum mu?'' benimki de soruydu yani, korkmuştur tabi. ''Ne işiniz var burada?'' Heceleyerek birkaç kelime zor çıktı dudaklarından. Ben de farksız değildim hani, ama içimde alevlenmeye başlayan ateşin verdiği arsızlık vardı yüzümde. ''Hiç, öyle etrafı gezeyim dedim. Korkuttuysam özür dilerim.'' alelacele saçlarını kıvırdı, bileğindeki tokalarla topuzunu yaptı, geçiriverdi tokayı, hapsetti yine şelaleleri. Hür olmak onlarında hakkıydı oysaki. ''Açık daha güzeldi.'' dedim sırıtarak. Anladı aslında ne demek istediğimi; ama anlamamazlıktan geldi. ''Ne açık daha güzel?'' ''Saçların..'' yanına daha da yaklaştım, nefesim kulaklarına değecek kadar eğildim. ''Hapsetme onları, özgür olmaya onların da hakkı var.'' ''Size ne benim saçlarımdan?'' Gözleri bütün ışıltısıyla gözlerimle buluştu. Onun göğüsleri sinirden inip inip kalkarken benim yüreğim sanki göğüs kafesimden fırlayacaktı. Yüzüm arsızca sırıtıyor, elim ellerine dokunmak için fırsat kolluyordu. Gerçekten bana neydi saçlarından. O kadar çiçeğin arasından saçlarının kokusunu öyle bir içime çekiyordum ki. Bütün çiçeklerden daha güzel, daha gerçekçiydi. Ellerimi o saçlarda gezdirmek en büyük hayalimdi şu an; gözleri ise en büyük engelim. Boğazımdaki yutkunuşum karşıdan belli oluyordu ki gözleri o noktaya kaydı. Sonra tekrar gözlerimle buluştu. O gözler bana doğru kızacağına gülseydi ya biraz da. ''Size hatırlatayım isterseniz ben sizin öğrencinizim ve sizin sınırınız köşkün çalışma odası ile size belirlenen oda. Amcam duyarsa ne olacağını siz düş......'' dolgun, pembe dudaklarını işaret parmağımla kapattım. ''Şşşt! Ne olur beni tanımaya çalış, belki de düşündüğün gibi biri değilimdir hı!'' ...... Cevap vermeden iri gözlerini daha da ayırarak bana bakıyordu. Saçını gerdirmekten gözleri yukarı doğru hafif çekik bir hal almıştı, sinirinden hıncını saçlarından çıkarmıştı belli ki. Göz bebekleri aynı hisleri duyduğundan mı yoksa öfkesinden mi bilinmez daha da irileşti. Elaları daha da parladı. ''Gözlerin buğulu buğulu...'' ''Siz artık fazla olmaya başladınız. Kendinize gelin ben sizin öğrencinizim.'' kafama balyoz gibi inen sözcükleri savuruyordu. Hemen kendime gelmeliydim. O bir öğrenci ben ise öğretmendim. Şu an yanlış kıyılarda hızlıca yüzen bir gemiydim. Evet, galiba ondan hoşlanıyorum, hem de yanlış bir zamanda; yanlış kişiden. Destina ise gözleri ve sözleriyle bunu ima ediyordu. Düşüncelerim ve hislerimin etik olmadığı bir gerçekti. Bütün bu gerçeklikle uzun bir süre yüzüme bakmaya devam etti : ''Ne plaisante pas avec moi, M. mole'' ( Uğraşma benimle bay köstebek ) diyerek hızlıca uzaklaştı. Ne dediğini anlamadım. Hangi dildi bu, küfür mü etmişti? Yok, böyle nazik bir kızdan küfür beklenmezdi. Bundan önceki söylediği sözler ise zaten kurşun gibiydi. Hızlıca bana ait oda mıdır kulübe midir bilmediğim yere gittim. Yaktım yine sigaramı, açtım sakladığım biramı. Saliha Anne geldi sonra. Birayı görmesin diye yatağın altına doğru ittim. ''Oğlum, iki tane sepet getirdim sana, şu köşede dursun. Büyüğe benim yıkayacağım kirlileri, küçüğe ise kendin yıkacaklarını atarsın olur mu?'' Zaten ağlamaya hazırdım, başladım ağlamaya. Ah! Ağlak Emre! ''Saliha Teyze, artık size Saliha Anne diyebilir miyim?'' dedim. ''Tabi oğlum, ben de senin bir annen sayılırım. Gönlünden nasıl hitap etmek istiyorsan öyle seslen.'' dedi. Sarıldım boynuna istemsizce, sildim gözyaşlarımı göstermeden. ''Teşekkür ederim.'' dedim. ''Bir bak bakayım bana sen ağladın mı yoksa?'' ''Biraz duygulandırdınız beni!'' dedim. ''Dertleşmek istersen hep buradayım oğlum. Sen de benim evladım sayılırsın. Hem bunlar benim vazifem.'' ''Sağ olasın Saliha Anne.'' ''Şimdi köşkte biraz işim var, sonra gelirim yanına. Kafana taktıklarını da sal be oğlum, akışına bırak. De hayde!'' diyerek gülüşünü attı ve gitti. Salmak, akışına bırakmak kolay mıydı? Neyse salaydım bari. Zaten kıza açık açık beğendiğimi söylememiştim.Toparlardım bir şekilde olayı. Hem de duygu karışıklığımı zamanla giderebilirim. Şu an biraz uyuyayım en iyisi. Emre be dedim, sendeki hız gökte giden uçakta yok. Ne ara kızı kafanda o pozisyona getirdin. Düşünmen yetmedi kendisine ima ettin. Rahmi çiğ çiğ yer seni. Yattım, biraz dalar gibi oldum; ama tekrar Destina geldi aklıma. Yatağa sırt üstü uzandım. Artık sağa sola da dönemiyordum. Dümdüz tavana baktım kımıldamadan. Konuşmalarımız şerit gibi gözümün önünden geçiyordu. Yine başladım ağlamaya. Düz yattığım için gözyaşlarım gözlerimden kurtulunca kulaklarıma, saçlarıma doğru akıyordu. Artık nasıl ders anlatacağımı düşünüyordum. Neden belli ettim ki hislerimi, niye vurmuştu ki gerçekleri yüzüme? Belki kabul etmez kalbimden yavaşça siler yok ederdim; ama bu yüzleşme kabuk bağlasa bile izi kalacak bir yaraya çevirmişti her şeyi. Aman Emre sen de abartıyorsun biraz. Yok, abartmıyorum! Destina farklı standartlarda bir kız olduğu için hemen anlamıştır tavırlarımdan. Yok yok hayır artık burada kalamam. Geleli bir hafta oldu olmadı ne ara aşık olduğunu hissediyordum ki ona. Sadece hoşlanma, azıcık hoşlanma. Bir an gözlerim gardırobun üstündeki boş bavullara gitti. Acaba gitmeli miydim? Evet evet, kesinlikle gitmeliydim. Zaten saçma sapan bir nedenden burada olmam yanlıştı. İntikammış, gelin kendiniz alın intikamınızı. Babam dediğim adam da arayıp kendini kabul ettirene kadar iki ay görüşmeyelim, demişti. Ne de güzel demişti, görüşmek isteyen kimdi ki? Artık evlat da demezdi, çok da umurumda değil. Düzenli düzensiz kıyafetlerimi bavulun içine tıktım. Sonra diğer bavulu da doldurmaya başladım. Yüreğim yanıyordu. Aşk acısı mı çekiyordum ne? Daha yeni tanıdığı öğrencisine aşık olacak benden başka salak yoktu herhalde. Gitmek en doğrusuydu. Apar topar buradan uzaklaşmak istedim. Destina'nın yüzünü görsem, lan ne göreceksin, gördün de ne oldu? Eşyalarımı toparlamam da bitti nihayet. Saliha Anne ve Ayşe Hanım'la vedalaşmalıyım. Tam Ayşe Hanım'ı düşünürken kapım çaldı ve gelen oydu. Şalını omzuna geçirmiş, saçlarını her zamanki gibi topuz yapmıştı. Şaşkın bir vaziyette önce hazırladığım bavuluma baktı, sonra da yüzüme: ''Bu kadar çabuk pes ediyorsunuz ha.'' sessizce baktım yüzüne. Boğazımı yavaştan temizledim. ''Size pek faydamın olacağını düşünmüyorum Ayşe Hanım.'' ''Bırak da oğlum ona biz karar verelim.'' .... Kaldım öylece. Ayşe Hanım daha da yanıma yaklaştı: ''Oturabilir miyim?'' ''Tabi! Kusura bakmayın. Düşüncesizim biraz.'' Oturdu yatağımın yanındaki tek kişilik koltuğa, bana doğru eğildi: ''Ağlamışsınız.'' dedikoducu Saliha Anne, hemen Ayşe Hanım'a mı demişti? Ah, bu kadınlar! Sonra daha da şefkatli bir bakış atarak devam etti konuşmasına: ''Ben sizi niye bu köşke aldım biliyor musunuz?'' hakikaten neden almıştı, o kadar başvuranın içerisinden sadece neden beni seçmişti, matematikçi olduğum için mi, bence tek sebep bu değildi. ''Oğlum, bakın size oğlum diyorum; çünkü evladım gibi görüyorum.'' ''Teşekkür ederim.'' sonra daha da ilgili bakarak: ''Oğlum, öğrenci bursunu bile yetimhanedeki çocuklara harcadığını biliyorum, o kadar yetimle ilgilenirken bir Destina'yı mı es geçeceksin?'' ''Siz nereden biliyorsunuz bunları?'' biraz mahcup bir hal almıştım, yanaklarım kızarmış, utanmıştım. Bu zamana kadar bir tek yurt müdürü Hüseyin Amca'nın bildiği sırrımı Ayşe Hanım nereden biliyordu ki? ''Bu köşke öyle herkes elini kolunu sallayarak giremez. Hüseyin Bey benim samimi tanıdığım. Yetim, öksüz abisi diye anlatıyor seni ki zaten halinden belli be oğlum. Hüseyin Bey'in kefilliği sayesinde buradasın. Bir anlattı ki seni bana.'' daha da utanıyor, büzüldükçe büzülüyordum Ayşe Hanım'ın yanında. Yetimhanede yetim, öksüz abisiydim, evet; ama Destina'nın asla abisi olamazdım. Sonra devam etti: ''Oğlum, diyorum sana seni ne kadar benimsediğimi anla yahu.'' Ayşe Hanım konuşurken yetimhanede süslenip püslenip beklediğim, acaba sıcak bir yuva ben de bulur muyum diye en sevimlisinden bakış attığım aileler geldi aklıma. Anneler beni kucaklardı hep de bir babalara sevdiremezdim kendimi. Yurt yetkilileri ise hep 'Onun koruyucu ailesi var' deyip babamı belirtirlerdi, ne acı günlerdi. Yine anneler sahip çıkıyordu bana: Saliha Anne ve Ayşe Hanım. Ayşe Anne mi deseydim acaba artık? ''Bak evladım! Destina zor birisi, sana olan davranışlarının da farkındayım; ama onu da anla. Yalnız hem de çok.'' ''Zehra ile Ahmet var. Hem Ahmet derslerine yardımcı da olabilir.'' ''Zehra ile iyi arkadaş evet, ama artık sıkıldı be oğlum. Yıllarca hep aynı suretler. Ahmet'e gelince yardımcı olabilse bu zamana kadar olurdu zaten. Destina hiçbir zaman onunla ders çalışmak istemedi.'' ''Benimle de ders çalışmak istemiyor.'' ''Daha denemedik ki. İlk haftadan mı bu kararı aldın?'' susarak dinliyordum Ayşe Hanım'ı. Gözlerinin içine içimde beliren umut ışıklarıyla, babamı, halamı unuta unuta baktım. ''Evladım Destina çok küçüktü, tahmini altı yaşlarında falan. Bir gün çok rahatsızlandı, doktora zor ulaştırdık. Meğer böbrekleri iflasın eşiğine gelmiş.'' anlattıkça gözleri doluyordu kadıncağızın. Destina'yı öz annesi gibi sevdiği o kadar belliydi ki. Evladı bilmişti belli. ''Destina'yı kaybetmem aklımı, ruhumu, kendimi kaybetmem demekti. Doktorlar bile acıyorlardı kuzuma. Bu güzelliğin acı çekmesine dayanamıyoruz diyorlardı. Kendi de bir tatlıydı ki, kocaman gözlerin arasında nokta gibi bir burun, bembeyaz pamuk gibi hani.'' ne güzel anlatıyordu, ben de ağlamaya müsaittim yani, başladım çaktırmadan onunla ağlamaya. Onun gözyaşları yüzünden aşağı akarken benimkiler yüreğime yüreğime akıyordu. ''Diyalize bağladılar, gerekeni hızlıca yapmaya çalışıyorlardı. Dayandı biliyor musun, o acıya dayandı. Tutundu hayata.'' burnunu çekti biraz, yanaklarından akan gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. ''Ama bir uyarıları vardı doktorların; artık hasta olmamaya çalışacak ve küçük bir ağrı kesiciyi dahi doktor gözetiminde kullanacaktı. Yoksa herkese göre zayıf böbrekleri her an iflas edebilirdi. '' Ne diyeceğim, nasıl davranacağım bilmiyordum şu an. Ayşe Hanım'ı mı kendimi mi teselli etseydim? ''Biz de ne yaptık biliyor musun? Onu okula göndermedik, bir şekilde evde eğitimine devam ettirdik.'' ''Peki tek neden bu muydu?'' ..... Cevabını bildiğim soruyu niye Ayşe Hanım'a soruyordum ki, cevap almayacağımı bildiğim halde. Sorumu geçiştirdi ve: ''Şimdi söyle bana o güzel kalbini yetimhanedeki çocuklara açtığın gibi Destina'ya da açacak mısın, donmuş hayatını renklerle doldurarak canlandıracak mısın?'' ''Ya o istemezse? Çalışmak istemiyor benimle, ayrıca pek hoşlanmadı benden.'' ''O zaman bu iki ay sen de bizi dene olmaz mı? Ben sana gereken ortamı sağlayacağım.'' Tebessüm ederek kafamı onaylarcasına salladım. İçimde yok olan kelebekler tekrar canlanıyordu sanki. Teşekkür ederim Ayşe Anne bana bu fırsatı tekrar verdiğin için, dedim içimden. Kolumdan yavaşça tuttu: ''Gel seni bir yere götüreyim.'' dedi. İtiraz etmeden ayaklarının ritmine uyarak ilerledim. Köşkün içine girdik ve en üst kata çıktık. İç içe iki odadan oluşan bir yerdi burası. ilk oda baya büyüktü ve bütün duvarları yerden tavana ulaşan kitaplıklardan oluşuyordu. Ortada ise sallanan bir koltuk, bir masa ve bir sandalye vardı. Masanın üzerinde ise bir bilgisayar, defter ve biraz çizgisiz kağıt. Ağzım açık bir şekilde tavandan aşağıya, baştan sona her tarafı inceledim. Kapat ağzını Emre sinek kaçacak dedim. Kız, önemli Türk ve Dünya yazarlarının büyük eserlerinin hepsini koymuştu buraya. Mesnevi'den Marifetname'ye, Türk ve Dünya Klasiklerine, güncel kitaplara, çiçek bakımından uçak yapımına yani akla ne gelirse her telden vardı. Acaba uçak yapımını ne yapacaktı? Ömrüm boyunca bir şahsa ait böyle bir kütüphane ne görmüştüm ne duymuştum. ''Burası Destina'nın kütüphanesi. Okumayı çok sever. Ayrıca okur öyle koyar buraya; yani köşede dursun da sonra okurum demez.'' biraz gülerek ''Kargocular bizim eve kitap taşımaktan bıktı, Saliha da temizlemekten.'' Sebepsiz gülüyordum; hatta kahkaha atıyordum. Galiba Destina'ya daha da hayran oldum. ''Bak burada da ders kitapları var.'' Baktığımda sınavda sorumlu olduğu bütün konuların sorularını incelemiş ve çözmüş olduğunu gördüm. Ayşe Hanım bana dönerek : ''Sizce böyle bir öğrenci heba edilir mi ? En azından denemeye değmez mi?'' Değerdi hem de nasıl değerdi. Açık öğretimden daha fazlasını hak eden bir öğrenciydi Destina. ''Gelin bir de diğer odaya bakalım.'' dedi. Başka ne sürpriz vardı acaba? İçeri geçtik. Uzakta olan denizi daha detaylı gören ferah bir odaydı burası. İçerisi ise çiçeklerle donatılmış her türlü resim malzemesinin yer aldığı bir atölyeydi. ''Resim çizemez pek; ama Rahmi Bey oyalansın diye döşedi burayı. O da bahçedeki kış bahçesi yetmiyormuş gibi burayı da çiçeklerle donattı.'' Resim... Hayatıma gitar ve matematikten sonra giren üçüncü güzellikti. Tabi Destina hepsini ezer geçerdi; o ayrı bir meseleydi. Sanki beni buraya getiren kader bu odayı da benim için döşetmişti. Gülümsüyorum ve içimden hanım ya da anne kesin karar veremediğim hitapla Destina'nın yengesine şükranlarımı sunuyorum. ********* Bugün ne yaşadım biliyor musun Destina? Bence bilme. Bazı şeyleri bilmemek bilmekten daha iyidir. Her şeyi bu köşkte önceden keşfetmekten ve kimseye bir türlü derdimi anlatamamaktan yoruldum. Şimdi yengeme anlatsam beni savuşturacak, amcama anlatsam yengemle konuşacak, diğerlerini hiç saymıyorum. Başkalarının kendi için hazırladığı ısmarlama öz geçmişi okumamış bile salak. Yabancı dil kısmında Fransızca yazıyor; ama benim kelimelerime boş boş bakıyor. Galiba içinde bana karşıda sevgi tohumları filizlendirmeye başladı safım. Ah ah! Peki ben ne yapıyorum Destina? Korkuyorum, her zamankinden daha çok korkuyorum; ama bu korku ölüm korkusu değil, sevme korkusu. Sevmek, sevilmek insana ait en güzel duygu; fakat ben istemiyorum bunu Destina. Hele bir düşmanın bunu hissetmesi ve hissettirmesini hiç istemiyorum. Canım çok yanacak Destina ve çok yakacak. Ateşe yürüyor, beni ise kendisiyle sürüklemeye çalışıyor. İzin vermemeliyim buna, engel olmalıyım. Mücadeleme sonuna kadar devam etmeliyim. Onu bu köşkten bir şekilde göndermeliyim. *******************
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD