5. Bölüm

4956 Words
"Evet. Nereye gideceğiz?" Cevap vermeyeceğini düşünmeye başlamıştı ki konuştu buz devi. "Karaköy'e." d**k kapılarımızı açmış bizi bekliyordu. Onun yanına oturmak bana garip geliyordu. Önceden çalıştığım kişilerde şoförün yanındaki koltuğa otururdum ama d**k benim için hangi kapıyı açarsa o koltuğa oturuyordum.  "Öğlene kadar işimizi hallederiz diye düşünüyorum." Dedi sessizliği bozarak. Biraz sohbet eden biri olsa ne olurdu? "Karaköy'de nereye gideceğiz?" nereye gideceğimizi bilsem daha rahat edecektim. İtalyan'a bakarken nefesimi tutuyordum ve bunu şimdi anlamıştım. Kendime kızarak önüme döndüm. d**k ile göz göze geldik. Muhtemelen bana değil arkadaki arabalara bakıyordu ama bende bakınca dikkatini çekiyordum. "Merkez Bankası'na gidiyoruz. Görüşmemiz var." Hala bana bakmaya devam ediyordu. Durduk yere sebepsiz adamı kıskanmaya başlamıştım. Herkese olduğu gibi hatta daha fazla soğuktu bana. Neden bu hislere kapılıyordum ki? "Tamam." Deyip tekrar önüme döndüm. Merkez Bankası'na yan yana girdik. Görevli arkadaş bizi kapıda karşıladı. İngilizce bildiğini öğrenen Dante beni görüşme yapılacak odanın kapısında bıraktı. Hayatımın şoku olmasa da ufak bir şok yaşadım. Adamın İngilizce bildiğini varsayarsak beni neden getirdi? Dante bunu kesin biliyordu. Madem getirdi neden içeri almamıştı? Dengesizdi işte. Ben yapacağım çevirilerin karşılığında dünya kadar para alacaksam bunu hak etmeliydim. İtalyan beni çanta gibi yanında taşıyordu sadece. Saat tam bir de içeriden çıktı. Yüzünde yine meymenet yoktu. Bir şey demeden onu takip ettim. Araca binince de sesimi çıkartmadım.  "Sessizsin? Aklından bir sürü soru geçtiğinin farkındayım." Kötü bir şey dememek için yanağımı dişledim. Kanatana kadar da dişlemeye devam ettim. "Bugünlük işiniz bittiyse ben müsait bir yerde ineyim Antonino Bey." Gülme sesi duyunca hemen ona döndüm çünkü bu pek rastladığım bir durum değildi. "Dante demek için inat ediyordun. Kızınca Antonino mu oluyoruz?" gülmeye devam ediyordu. Gamzeleri... O gülsün, ben saatlerce onu izleyeyim.  "Bugün beni neden çağırdığınızı anlayamadım." Dedim somurtmaya çalışarak. Hani birine kızarsınız ama yüzüne bakınca istemsizce gülmeye başlarsınız ya. İşte şimdi tamda onu yaşıyordum. "Yanımda olmanı istedim. Bir sorun çıkarsa seni devreye sokacaktım. Tek başıma gitmek istemedim. Karşı tarafa çizeceğimiz imaj önemliydi." Dedikten sonra bir müddet durdu. "Oldu mu?" kafamı salladım. Adam haklı. Tek başına mı gitsin. Delmar olmadığı için muhtemelen beni götürdü ama bu adamın asistanı ne işe yarıyordu? "Asistanını niçin getirmedin?" Resmen İtalyan'a hesap soruyordum. Bana ne! Benim sadece parama bakmam gerekmez mi? Bu işte ben karlıyım ama olan kaçan dersime oldu. "Acıktım ben. Önce bir şeyler yiyelim sonra seni eve bırakayım." O her sorumu cevaplamıyordu. Bundan sonra bende işime gelmeyen soruları yanıtlamama kararı aldım. Hadi oradan Hare. Bunu gerçekten yapabilir misin? Kerem'e yapabiliyordum. Arkadaşlarıma da yapabiliyordum.  "Olur." Cankurtaran'da şık bir balık restoranına geldik. Cam kenarındaki masaya otururken Dante sandalyemi çekerek oturmamı bekledi. Hem kibardı, hem öküzdü. Herkesi çözen ben Dante'yi çözmekte zorlanıyordum. Karakter çizgisini çıkartamamıştım. Delmar gibi değildi Dante. Üzerinde silah bile taşımıyordu. Belki taşıyordu ama iyi kamufle oluyordu.  "Ne düşünüyorsun?" sorusuyla kendime geldim. Neler düşünmüyordum ki...  "Herkesi çözen ben seni bir türlü çözemedim. Zor birisisin ama daha zorlarını gördüm. Bir günde tanıdığım insanların, neler yapıp neler yapamayacağını anlayabiliyordum. Sen... Silah taşımıyorsun. Neden?" Cevabım onu şaşırttı. Yine sorumu es geçecek sandım ama derin bir nefes alarak cevapladı. "Beni çözmeye çalışma Hare. O gördüğün zor insanların hiçbirine benzemem. İşin ilginç yanı. Bende seni çözemiyorum. Korkusuzsun. Delmar dün yaptığın çıkarımlardan bahsetti. Senin hakkında duyduklarıma şaşırmıyorum. Cesursun. Yaptığın çıkarımları bize söyleyerek... Bilemiyorum. Bir başkası olsa söyleyemezdi. Soruna gelecek olursak, Türkiye'de genel olarak silah taşımıyorum." Korkmalıydım... Beni araştırdıklarının farkındaydım. Ben nasıl korkuyorsam onlarda korkuyordu benden. Hiçbir şey bulamazlardı. Tertemiz bir geçmişe sahiptim ben.  "Korkmam gerektiğinde söyler misin?" dedim gözlerimi kahvelerinden ayırmadan.  "Söylerim." Dedi. Bir an Dante'nin arkasındaki masaya oturan çift gözüme takıldı. Onur. Yüzüm nasıl bir şekil aldı bilmiyorum ama Dante'de benim baktığım yöne döndü. "Tanıyor musun?" bu soru banaydı. Cevaplamam gerekiyordu. Nasıl olur ya? Nasıl bu kadar yanıma yaklaşabiliyordu? Ben ondan kaçtıkça nasıl o bana yanaşmaya devam ediyordu? Babama söylesem bu iş kökten hallolurdu ama bilmiyordum... Bizi fark eden Onur bana gülümsedi o el sallarken ben ikinci şoku yaşıyordum. Beni görmezden gelmeyecekti. İşte şimdi sıçmıştım.  "Tanıyorum. Maalesef." Derken bende Onur'a başımı eğdim. El bile kaldırmak istemiyordum. "Kim?" kimse kim. Sana ne? Dante'ye yapacağım açıklamayı düşünürken Onur bize doğru adım atmaya başladı. Şu masadan bir kalkayım öldürecektim. Onur'u öldürecektim. En en en yapmacık gülüşümü takınıp Onur'a odaklandım. "Hare! Nasılsın? Bayadır göremiyordum seni." Yüzsüz. Onurla beraberken bu yüzsüzlüklerini hiç görememiştim. İçimden tüm küfürleri ederken dışıma yansıttığım sadece gergin bir gülümsemeydi. Belki de seni öldüreceğim bakışıydı.  "Aa Onur. Teşekkür ederim iyiyim. Evet en son gördüğümde Almanya'ya gideceğini söylemiştin. Ne o kovuldun mu?" laf sokma Hare. Laf sokma. Dante'nin yanımda olduğunu unutuyordum bir anda.  "Yok kovulmadım. Bir iş için buradayım. Benim işleri bilirsin." Dedi göz kırparken. Neysek ki Dante Türkçe bilmiyordu. Sadece ortamdaki gerginliği hissediyor olmalıydı. "Ne güzel. Sanırım iş yemeğindesin. Ben tutmayayım seni."  "Bir ara görüşelim." Diyerek yanımızdan ayrıldı. Dante bana dik dik bakıyordu. Bir açıklama yapmamı mı bekliyordu? O yanına gelen her insanı bana tanıtacak mıydı? Suyumu bir dikişte içip tuttuğum nefesimi verdim. Dante'ye odaklandım. "Eski erkek arkadaşım." Gözlerimi kapattım. Dante'ye bakamıyordum bile. Adam kesin yanlış anlamıştır şimdi. "Aşk acısı mı?" hızla gözlerimi açtım. "Hayır. Birbirimize o kadarda aşık değildik aslında." Gelen yemeklerimizi yemeye başlamıştık. İştahım kaçmıştı ama Dante daha fazla yanlış anlamasın diye kendimi yemek için zorladım. "O zaman neden bu kadar gerildin?" adam bu soruyu sormakta haklıydı ama benim de kendimce sebeplerim vardı. "Almanya'ya iş için gitti. Dönmeyeceğini söyleyince ikimizin kararıyla ayrıldık. Dediğim gibi sevgimiz git gide azalmıştı. Bir süre önce geri döndüğünü öğrendim. O günden beride beni takip ediyor." Dante elindeki çatalı bırakmış bana odaklanmıştı.  "Nasıl yani? Nasıl takip ediyor?" Onur'dan Dante'ye bahsetmek bana iyi gelmişti. Çağrı'dan başka kimseye anlatamayınca içimde şişmişti bu mevzu. "Şöyle ki..." dedim ne kadarını söylemem gerektiğini düşünürken. "Önce okula giderken yaya olarak takibe başladı. Seninle Kilisenin önünde buluştuğumuz günde peşimdeydi. Sonra o gün d**k bizi alışveriş merkezine bırakmıştı ya. Yine takip etmiş ama bu sefer bende anlamadım. Deneme kabinine girdiğimde o da kabine girdi." Daha sözümü bitirmemiştim ki Dante araya girdi. "Kıyafetini denerken mi? Sen ne yaptın?" zaten çatık olan kaşları iyice çatıldı. Sebebi bir kadına yapılan orantısız güç müydü? "Onu orda bir güzel benzetip paket ettim." Sırıtıyordum. Bir an Dante'nin de güldüğünü sandım ama çatık kaşlı Dante karşımda duruyordu. "Doyduysan kalkalım mı?" Böyle bir teklifle gelmesi işime yaramıştı. Kafamı salladım. Hesabı ödeyerek mekandan ayrıldık. d**k bizi kapıdan almıştı. "Akşam planın yoksa arkadaşımın açtığı cluba gideceğim. Bana eşlik eder misin?" dedi usulca. Dışarı bakarak değil direk yüzüme bakarak söylemişti üstelik. Dik dikte bakmıyordu. Duygu değişimleri... "Olur. Gelirim." Dante ile bir şeyler paylaşmak nasıl bir duygu bilmiyordum. Onun yanında geriliyordum ama istemsiz ve anlamsız bir rahatlamada hissediyordum.  Dante beni evin önüne kadar getirdi. Benimle beraber aşağıya indiğinde şaşırdım. Adamın ne zaman ne yapacağı belli olmuyordu.  "Akşam seni evden alırım Hare. Saat dokuzda hazır olabilir misin?" neredeyse dört saat vardı. Tabi ki de hazırlanabilirdim. Zamanım varsa oyalanırdım ama zaman kısıtlıysa on beş dakikadan az sürede geceye hazır hale gelebilirdim. "Saat dokuzda seni bekliyor olacağım Dante." Gülümsedim. Gözlerimizin içine bakarken o da gülümsedi. Gülümseyince o yakışıklı yüzü eşsiz hale geliyordu. Gözlerimi ondan ayıramıyordum. O da benden ayıramıyordu. Belki de bana kur yapıyordu. Adamlara güven olmazdı değil mi?  Aramızdaki elektriği sonlandıran Dante'nin çalan telefonu oldu. Başımla selam verip apartmana girdim. Anahtarımı çantamdan çıkartıp kapıyı açtığımda içeriden gelen seslere dikkat kesildim. Evde Leman'dan başka biri daha vardı. Sanırım Cansu'nun sesiydi. İtalya'nın işini aldığımda beri bu evde otoritemin azaldığını hissetmeye başladım. Aslında hareketlerimde bir değişiklik yoktu ama Leman Dante'ye karşı olan değişik hislerimin farkındaydı. Bende inkar edemeyecektim de, Dante o kadar yanlış bir tercihti ki... Ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdim.  "Selam kızlar." Dedim içeri geçerek. Mutfak masasında bilgisayar başında ödevlerini hazırlıyorlardı.  "Hoş geldin kuzu. Senin İtalyan nasıldı? Ateşli sohbetlere girdiniz mi?" Leman ve enteresan soruları... Bu soruyu anca Leman sorabilirdi zaten. Ateşli sohbetten kastının ne olduğunu düşünürken gülmeye başladım. "Saçmalama kızım ya. Ben sen miyim? Üzerimi değişmeye geldim. Akşama ona eşlik edeceğim. Siz ne yaptınız? Kaçırdığım önemli bir şey oldu mu?" kaçırdığım dersleri evde telafi etmem gerekiyordu. Bu süreçte baya yorulacağım anlamına geliyordu. "Yok ya. Senin bilmediğin konu değildi. Onu bırak sen. Kız o İtalyan'ın arabası neydi öyle? Dibim düştü resmen." Bizi d**k'in eve bıraktığı günden bahsediyordu. Araba harbi güzeldi. "Aynen Cansu. Araba çok iyi. Adam zengin kızım. Bu zenginliğe düşmanı da çoktur. Füze atsalar sapa sağlam çıkarsın o arabadan." Bir süre daha İtalyan'ın zenginliğinden konuşunca bende kalkıp laptopumu getirdim. LÖSEV' e gönüllü olmak istiyordum. Ne gibi şartlar aradığına bakmam gerekiyordu. İnternet sitelerindeki formu doldurup üyelik ücretini havale ettim. Artık içim biraz daha rahattı. Onlar aradığında uygunluk durumuma göre fayda sağlayabilecektim. İnşallah yeni insanlara dokunabilecek, yüzlerini güldürebilecektim. Laptopumu kapatıp kızlara ve kendime kahve yapmak için yerimden kalktım.  "Hare sen ne zaman hazırlanacaksın? Saat sekize geliyor." Leman çok haklıydı. Dışarı çıkacağımı çoktan unutmuştum.  "Kahvemizi içelim hazırlanacağım Leman. Düğüne gitmiyorum ya." Dedim ama özenli ve güzel olmak bende istiyordum. Hevesli gibi durmakta istemiyordum. "Düğüne gitmiyorsun ama yakışıklı bir İtalyan'a eş olacaksın. Biraz özensen keşke." Dudaklarını büzdü Leman. Cansu'da hemen onu taklit etmeye başladı. İkisi de dudaklarını büzmüş ellerini birleştirmiş biçimde önümde bana yalvarır gibi duruyorlardı. "Tamam. Öyle bir hazırlanacağım ki ağzınız açık kalacak." Dedim kahkaha atarak. Leman, Cansu'ya eğildi. "Ay kesin öyle sıradan bir şey giyer ki, bizim de o yüzden ağzımız açık kalır."Güya kulağına söyledi ama benim de duymamı sağlamıştı. Olan kahveleri alıp önlerine koyarken kaşlarımı çattım. "Şu an saçmalıyorsun Leman. Ben sıradan mı giyiniyorum? Beni ne zaman özensiz gördün?" haklıyım. Nerede nasıl giyineceğimi bilirdim ben. Onlar gibi rahatıma düşkün değilimdir. Canım acısa bile güzelliğim uğruna onu üzerimde taşırdım. "Şaka yapıyordum Hare. Ne giyeceksin? Aklında bir şey var mı?" ne giyeceğimi düşünmemiştim bile. "Bilmem. Cansu. Geçen aldığım kırmızı elbiseyi girsem resmi mi olur?" Evet. "Yok ya. O olmaz Hare. Gel dolabına bakalım. Etek bluz şeklinde bir şey olsun. Mini bir etek." Kahvelerimizi de yanımıza alıp dolabımın karşısına gittik. Cansu eline geçen tüm etekleri çıkardı. Uzunlarını eleyerek geriye sadece minilerin kalmasını sağladı. Düz krem rengi kendinden simli eteğimi bana uzattı. İkisi de benimle konuşmuyordu. Sadece kendi aralarında fısıldıyorlardı. Onların istediğini giymeye bilirdim ama kendimden taviz verip giymeye karar verdim. Dante'nin de bunda büyük etkisi vardı tabi. "Heh. Buldum. Hare bunu da al. Hadi dene." Elime verdiği salaş ip askılı bluza baka kaldım. Ufacık bir hareketimde iç çamaşırım gözükebilecek cinstendi. İnce kumaş koyu renkteydi. Bunu beach clup için almıştım ama kızlar yüzünden itirazsız üzerimdekileri çıkartıp giyindim ve daha gelebilirsiniz demeden odaya damladılar.  "Hare. Çok güzel olmuşsun." Etrafımda dönerek beğeniyle süzüldüm. Aslında güzel olmuştum ama çok açık mıydım? Nasıl bir cluba gidecektik acaba? "Kızlar çok açık olmamış mıyım?" aynada kendime bakarken onlarla göz göze geldim. Gözlerini pörtletmiş bana bakıyorlardı. Leman sanki ben hiç konuşmamışım gibi dolabıma yöneldi. Önünde ve bileğinde ince sarı bant olan ayakkabımı çıkarttı. İncecik topukları vardı. Çok sevdiğim zarif bir tasarıma sahipti. Bende gözlerimi devirerek elinden aldım. Ayakkabıları da giyinince tekrardan kendime odaklandım. Çok hoş gözüküyordum.  "Hare bunları çıkartmayacaksın. Çok güzel oldun. Tamam mı?" Evet güzel oldum. Çıkartmak istemiyordum ki zaten. Kafamı salladım sadece.  "Hadi gel. Benim odamda yapayım makyajını." Rujlarımı alıp Leman'ın odasına geçtim. Makyaj aynasına oturunca Leman makyajıma başladı, Cansu ise saçlarımın uçlarına maşa yaptı. Koyu göz makyajım efsane duruyordu. Kendi takılarından bir sürü seçenek sundu Cansu'ya. Kimse benim fikrimi sormuyordu. Baloya giden pamuk prenses gibi hazırlıyorlardı beni. Cansu sarı renkli takıları boynuma ve bileklerime taktı. Baş ve işaret parmağıma da halka şeklinde minik taşları olan yüzük geçirdi. Çok hoş takılardı. Herkes son halimden memnundu. Portföy çantama sigaramı, anahtarımı ve telefonumu koyup içeri kızların yanına geçtim. "Saat kaç ya. Nerede kaldı bu adam?" camın önüne doğru ilerlediğimde Dante'nin aracının sokağa girdiğini görünce kalbim hızlanmaya başladı. Hemen arkamı dönüp, "Geldi. Vallahi geldi." Koşarak portmantodan ceketimi aldım. Kızların arkamdan gülme seslerini duyarken kapıyı çekerek koşarak aşağıya indim. Dış kapıyı açtığımda Dante ile karşı karşıya kaldım. Tam zile basacakken ben kapıyı açmıştım. Neredeyse çarpışacaktık. "Ne bu telaş Hare?" kocaman gülüşüyle gamzeleri ortaya çıkmıştı. Sanırım kendimi komik duruma düşürmüştüm. "Sizi bekletmeyeyim diye koşarak indim." Gülmesi üzerimdeki kıyafetleri görünce dondu. Beğenmemiş miydi? Yanına mı yakıştırmamıştı?  "Üşümüyor musun?" dedi kapımı açarken. d**k arabadan inmemişti. Belki de Dante inme demişti.  "Aslında üşüyorum ama üşümüyormuş gibi davranıyorum çoğu zaman." Öyleydi. Genelde kıçım donardı ama donmuyormuş gibi davranırdım. Dante'de araca binince d**k aracı çalıştırdı. "Selam Dick." d**k ile aynada göz göze geldik. d**k'i gördüğümden beri güler yüzlüydü ama şimdi yüzü sirke satıyordu. "Merhaba Hare Hanım. Çok güzel olmuşsunuz." Güzel olmuştum olmasına ama Dante sadece üşüyüp üşümediğimi merak etmişti. "Delmar'da bize katılacak. Sen sormadan söyleyeyim." Suratını buruşturdu. Bu adam Delmar'ı kesin kıskanıyordu. "Sen Delmar'ı kıskanıyor musun Dante?" sorumla hemen bana döndü. Gözlerini kısmış kaşlarını çatmıştı. Dengesizdi işte.  "Delmar'ı neden kıskanayım Hare? Senden mi? Kendini çok değerli görmeye başladın her halde." Deyince mal gibi kaldım karşısında. Bende tek kaşımı kaldırarak, buz gibi bir ses tonuyla, "Ben kendi değerimi de nerede durmam gerektiğini de gayet iyi biliyorum Antonino. Davranışların Delmar'ı kıskandığını düşündürttü bana ama haklısın bana ne? Kusura bakma bir daha olmaz." Diyerek camdan dışarı bakmaya başladım. Ortaköy'ü geçmiştik. 3 kilometre sonra araç durdu. Neredeyiz, nerede durduk hiç bilmiyordum. Çok gerilmiştim. Keşke gelmeseydim. İtalyan'dan gelen sinyalleri çok yanlış değerlendirmiş, kendimi aptal yerine koymuştum. d**k dışarı çıktı ama kapılarımızı açmamıştı. Dante dönmüş bana bakıyordu. Benim bakışlarımsa hala dışarıdaydı.  "Kapıda basın var." "İstersen personel kapısından gireyim." Gözlerim dolmak üzereydi. Sinirden ağladığım olmamıştı ama sinirden karşımdakini boğma dürtümü geri tepmek için kum torbasını yumrukladığım çok olmuştu. "Hare... Neyse. Bekle kapını açacağım." Diyerek araçtan indi. Kapıları açabilsem çoktan açmıştım ama benim tarafımın kapısı içeriden açılmıyordu. Dante kapımı açtığında elini uzattı. Onunla göz göze gelmek istemediğim için elini tutup omzundan ilerisine odaklandım. Gazeteciler fotoğraflarımızı çekmeye başlamıştı bile. Hızla içeri doğru adım attık. Kırmızı halıda ilk defa böyle yürüyordum. Yanımda basın için önemli bir iş adamı vardı.  "Yanınızdaki kim?" "Kız arkadaşınız mı?" "Ne zamandır berabersiniz?" vs o kadar çok soru soruyorlardı ki... Dante belimden tutarak bana yön veriyordu. Onun bu hareketi muhtemelen gazeteciler tarafından yanlış anlaşılmıştı. İçeri girdiğimizde yarı çıplak üç bayan bizi karşıladı. Adımlarım geri geri gidiyordu resmen. Mahşer gibi kalabalığın içerisine girmeden üst kata çıktık. Numara yerine İstanbul'un semt isimleri yer alan locaların önünden geçtik. Balat olan kapıyı açarak geçmemiz için kenara çekildiler. Dante elini uzatarak centilmenlik yaptı. Kendini değerli hissetme Hare. Kendini bir bok sanma Hare. Diyerek iç sesimle konuşmaya başladım.  "Hare. Hoş geldiniz." Delmar oturduğu yerden kalkmış bize doğru adım atmıştı. Kollarını açtığı içinde ona sarıldım.  "Hoş bulduk. Seni görmek güzel. Neredesin sen?" dedim sitemle. Dante kalbimi kırmış belli ki kırmaya da devam edecekti. Delmar beni bırakmadan, "Özledin mi kız sen beni?" Biraz geri çekilerek kaşlarımı çattım. Ne kadar kaş çatsam da Dante gibi olamıyordum. "Hem de çok." Birbirimizden ayrılınca locayı inceleme fırsatım olmuştu. İki tane üçlü deri koltuk ve bir tane tekli koltuk vardı. Ortada büyük bir sehpa vardı ama herkesin kolaylıkla uzanabileceği pozisyondaydı. Duvarlar koyu mor kağıtlarla kaplı olduğu için zaten loş olan ortamı iyice karartmıştı. Girdiğimiz kapının karşısında yaklaşık bir buçuk metrelik bar tezgahı vardı. Yerler gri halıyla kaplıydı. Bu tür ortamlarda neden halı kullanırlardı ki? Kusan olmaz mıydı? Yan locaları görmememize rağmen aşağıdaki kalabalı ve pisti çok net inceleyebilirdik. Camdan tırabzan sayesinde koltukta oturuyor olsak bile aşağıyı inceleyebiliyorduk. "Hadi oturalım. Neler yaptınız bugün?" dedi Delmar. Sorusu banaydı. Muhtemelen Dante ile konuşmuşlardır ama benimle sohbet etmek istemişti. "Aslında Dante'nin yanında dolaşmaktan başka bir şey yapmadım. Bugün fiilen bana ihtiyacı yoktu." Dante'ye bakmadan cevapladım onu. Hala sinirim geçmemişti.  "Evet duydum. Bende bilmiyordum adamın İngilizce bildiğini. Olsun yanında durman itibar açısından iyi oldu. Tek başına gitmesi ilgi çekerdi." Ben cam tırabzanı karşıma alacak şekilde üçlü koltuğa oturmuştum. Delmar'da tekli koltuğa yerleşmişti ama Dante halen ayaktaydı. Tırabzana yaslanmış aşağıyı inceliyordu. "Eve geçtim sonra. Türkiye'de aktif bir sivil toplum kuruşuna üye oldum. Kızlarla sohbet ettik. Sonra da hazırlandım zaten." Delmar'a her şeyimi anlatmak istiyordum. Leman'ın erkek versiyonu gibiydi ama Delmar daha güven vericiydi. "Süper. Bizim de İtalya'da aktif yöneticiliğini yaptığımız kurumlar var. Onlarla ilgilenmek işin en güzel ve ruha dokunan yanı oluyor. Değil mi Antonino?" Dante'nin adı geçince bize döndü. Kafasını salladı sadece. Benim oturduğum koltuğa oturunca biraz daha kenara kaydım. Onunla bu kadar yakın olmak benim açımdan iyi değildi. Kendimi yeterinde küçük düşürmüştüm zaten. "Sizde bir şeyler var. Ne oldu?" Dante'den uzaklaşmamı kaçırmamıştı Delmar. Omuz silktim sadece. Bir şey olduğu yoktu. Vardı ama yoktu... "Yok bir şey Delmar. İçeceklerimizi sen dolduracaksın herhalde. Nathan nerede?" Delmar itiraz edecekken içeri gözlüklü, otuz beş yaşlarında, beyaz tenli, masmavi gözlü zayıf bir adam girdi.  "Heh işte geldi. Ne haber adamım?" Dante'de ayağa kalktı. Bende yerimden kalkmak zorunda hissettim kendimi.  "Bize Affollata'da eşlik eden arkadaşımız Hare." Diyerek beni takdim etti Delmar. Affollata Dante'nin şirketinin adıydı. İtalya'da da aynı isimden şirketleri vardı. Genelde bu isimle tanınıyorlardı. Adam bana gülümseyerek döndü. Zaten konuşma esnasında sürekli bana bakıyordu. Ya tanışmak için can atıyordu ya da Dante'nin yanındaki yerimi merak ediyordu. "Merhaba Hare Hanım bende bu işletmenin sahibi Nazım Nathan." Diyerek elini uzattı. Nazım mı? Ailesinden biri Türk müydü bu adamın? "Merhaba Nathan Bey. Memnun oldum." Diyerek bende elimi uzattım. Türk müsünüz? Demeyecektim. Kendimi bu arkadaşlığın içinde hissetmemem gerekiyordu. Her ne kadar hissetsem de geri planda durmam en mantıklısıydı. Delmar ile yeterince samimi olmuştuk zaten. "Oturun lütfen. Ne içersiniz?" hepimiz aynı yerimize oturmuştuk. Nathan benim solumda kalan üçlü koltuğa oturdu. Bana yakın kısmına oturunca neredeyse diz dize oturuyor gibiydik. Beyler viski söyleyince bende viski istedim. İçeceklerimizi dolduran barmene takılı kaldı gözlerim. Çok tanıdık geliyordu. Bir ara göz göze gelsek bile o beni tanıyormuş gibi değildi. "Siz nerede oturuyorsunuz Hare Hanım? Yakın mısınız?" Nathan'ın sorusuyla gülümseyerek ona döndüm. "Hare diyebilirsiniz." Dedim ve devam ettim. "Beyoğlu'nda oturuyorum." Ben bitirir bitirmez Delmar söze atladı. "Bizim kiliseye çok yakın Nathan." Neden adama açık adresimi veriyordu anlam veremedim. "Sık sık beklerim o zaman. Çok da uzak sayılmayız Hare." Ben cevap verirken bize hizmet eden garson içeceklerimizi getirmişti. Viskime uzanırken Dante'nin olduğu tarafa dönmüştüm. Bacak bacak üzerine atmamla Dante'nin bakışları, saklama gereksinimi hissetmeden bacaklarıma yöneldi. Madem bakıyorsun çaktırma. Ergen çocuklar gibi yeni mi bacak gördün?  "Çok sık olmasa da gelirim. Dans etmeyi severim. Yakın arkadaşlarımda bayılacaktır buraya." Etraf çok güzeldi. Bizimkilerin seveceğinin garantisini verirdim. "Dansı seviyorsan birazdan aşağının tozunu attıralım seninle." Delmar çok heveslenmişi ama Dante, "Olmaz Delmar. Bu gece olmaz." Delmar'a cevap vermedim. Delmar'da, Dante yüzünden üstelememişti zaten. Dante benden nefret ediyor olabilir mi? Yeni tanıdığı bir insandan neden nefret etsin ki? Off! Onlar hararetle işlerinden bahsederken ben de elimdeki viskiyi yuvarlıyordum. Kaç bardak içtim bilmiyorum ama artık dans pistine çıkmak o kadar da korkunç gelmiyordu. Çok güzel dans ediyorlardı. Keşke arkadaşlarım da burada olsaydı. Onlarla burayı ateşe verirdik. Konuşmalara o kadar çok kendimi kapatmıştım ki, bana seslenildiğini duymamıştım. Dante koluma dokununca yerimde zıpladım. "Duymadın. Özür dilerim. Seni korkutmak istemedim." Ben senden değil kendimden korkuyorum Dante... "Önemli değil. Bir şey mi oldu? Kusura bakmayın sizi dinlemiyordum." Dinlemiyordum işte. Yalan mı söyleseydim? Dante'ye bakıyordum ama o hala bir şey dememişti. Bir süre sonra bana bakmayı keserek Delmar'a döndü. "Bize biraz müsaade edin. Ben söyleyene kadar da gelmeyin. Çalışanlarda dahil kimse girmesin." Dedi İtalyanca. Nathan'da İtalyanca biliyor olmalı ikisi de sadece kafalarını eğerek yerlerinden kalktılar. Ben şaşkınlıkla locadan çıkanlara baktım. "Ne oldu? Bir sorun mu var." Dante hepsi odadan çıkınca tekrardan bana döndü. Yumuşacık bir ses tonuyla, "Arabada olanlar için üzgünüm Hare. Sana o şekilde davranmamalıydım." Gözlerimi ona dikmiş her mimiğini incelerken göz pınarlarım dolmaya başladı. Madem umutlanmamamı istiyorsun. Neden şimdi böyle davranıyorsun Dante? Yüzündeki bu ifadeyle ondan kimse korkmazdı sanırım. "Hare. Bir şey söyler misin? Seni üzmek istemedim ve emin ol ilk defa bir davranışımdan pişmanlık duyuyorum." İşte bu beni güldürdü. Burnumu çekerken gülmeye başladım. Dante'de benim gülmemden dolayı rahatlamış olacak ki onun da dudakları kocaman kıvrıldı. Hayranlıkla bakarsın ya bazen... Öyle bakıyordu şimdi. "Tamam. Önemli değil. Bende ileri gittim. Hak etmiş olabilirim. Kusura bakma." Dememle kucağımda tuttuğum ellerimi tuttu. Ben bir ellerime bir de Dante'ye bakarken devam etti, "Hayır Hare. Sen ileri gitmedin. Bizimle iyi anlaşıyor olman çok güzel bir şey. Bizden korkmaman... Olduğun gibi gözükmen beni başta düşündürttü ama sen haklısın. Sakın kendini değiştirme Hare. Özellikle de bana karşı. Lütfen." Karşımdaki adamı şu anda tanımıyordum. Acaba çok içmiştim de hayal mi görüyordum. Gözlerimi kırpıştırdım. Aşağıdaki insanlara baktım. Sanki herkes gayet normal sadece biz anormal durumdaydık.  "Dans edelim mi?" Benim aşağıdaki insanlara bakmamı dans etme istediği olarak algılamıştı herhalde. Yine de Dante'nin dans etme fikri kahkaha atmama sebep oldu. "NE? Ben dans edemez miyim?" dedi Dante keyfi yerine gelmişti. Omuz silktim. "Bilmem seni dans ederken hayal edemiyorum da." Daha çok güldü ve ayağa kalktı. Bir elini bana uzatarak önümde hafiften eğildi, "Benimle dans eder misiniz Hare Hanım?" uzattığı elini tutarak ayağa kalktım. "Sen dans edebiliyor musun gerçekten?" Bu adam dansta edebiliyorsa her işi yapardı sanırım. "Beni hafife alıyorsunuz hanım efendi." Diyerek beni kendisine çekti. Samba yapılacak bir müzik çalıyordu. İki eliyle belimden kavramıştı. Onunla bu kadar yakın olmak benim için tehlikeli bir durum haline gelmişti.  "Sambayı ne zaman öğrendin?" Sorumu cevaplamadı. Ben daha kıvrak hareketler yaparken o çoğu zaman ayak hareketlerime uyum sağlıyordu. Kadın gibi kıvırtacağını düşünememiştim zaten. Çoğu zaman Dante ile bacaklarımız birbirine geçmiş bir biçimdeydik. Kalp atışlarımız yaptığımız hareketlerden mi, yoksa bu kadar yakın olmamızdan dolayı mı yükselmişti bilemiyordum. "Dante" dedim alınlarımızı birbirimize yaslamıştık. Gözümü kapattım. Nefesinden alkol kokusu yayılıyordu. Birlikte nefes alıp veriyorduk sanki. Onun için değildi belki ama benim için yanlış bir durumdu bu. Ben farklı etkileniyordum. Aniden durdum ama Dante beni bırakmamıştı. Sıkı sıkı kendisine bastırmıştı. Gözlerimi açmaya korkuyordum. Ağzımı açmaya korkuyordum. Öylece birbirimize sarılmış duruyorduk. Dante'nin nefesini kulağımda hissetim. "Bir şekilde yollarımız kesişti. Hayatıma girdin Hare. Hızla içime sızdın. Seni üzmek istemiyorum..." Gözlerinin içine bakmak istedim ama cesaret edemedim. O gözlerde ne göreceğimi bilemiyordum. "Her şeye sen karar vermek zorunda mısın? Herkesin hayatına sen mi şekil verirsin?"  "Oturalım mı?" kafamı salladım sadece. Ondan uzaklaşan bedenimi bir sızı kapladı. Bu adam beni üzecekti. Olmayacak bir ilişkiydi aramızdaki. Onun da dediği gibi başlamamalıydı bile. Dante değil belki ama ben üzülecektim. O da üzülür müydü acaba?  Ben aynı yerime otururken Dante, Delmar'ın yerine oturdu. Dans için açtığı müzik kolonlarının sesini kapattı. Locaların en güzel özelliği buydu. Odanın içerisindeki ses sistemini kapatabiliyordunuz ve sadece dış kısımdan gelen ses oluyordu. Böylece karşılıklı konuşabileceğin bir alan olmuş oluyordu. "Saat geç oldu. Senin için sorun olur mu?" Benim için çoğu zaman saat sıkıntısı olmamıştı. Ailem her zaman bana güvenirdi ve onların güvenlerini suistimal etmemiştim. İstanbul'da da bana karışmazlardı. "Sorun değil. Uykusuzluğa alışkınım ben." Uyumadığım çok zaman oldu. Sekiz yaşındayken başladı uyku eğitimimiz. Anne babalar çocukları uyusun diye eğitim verirken, benim babam biz uyumayalım diye eğitim veriyordu. Başlarda çok zorlanmıştık ama zamanla alışmıştık. Bedenini nasıl şekillendirirsen ona uyum sağladığını sekiz yaşında öğrenmiştim. "Delmar'ın yanına inmem gerekiyor. Nathan ile biraz işimiz var. En fazla yarım saat sürer. Buradan sakın ayrılma tamam mı?" Locadan çıkmamı istemiyordu. Zaten çıkmaya da pek niyetim yoktu. Bu yüzden sadece kafamı salladım.  Dante locayı terk edince yerimden kalkıp aşağıyı incelemeye başladım. Oldukça fazla güvenlik görevlisi vardı. Yeni açılan mekanlarda genelde sorunlar yaşandığı için olabilirdi. Pistte dans edenler arasında ünlü mankenlerde vardı. Dışarıdaki magazincilerin neden bu kadar fazla olduğu şimdi anlaşılmıştı. On beş dakika geçmişti ama Dante gelmemişti. Can sıkıntısından ses sisteminin kumandasına uzanıp sesi yükselttim. Yüksek sesten ve kanıma karışan alkolün etkisiyle yerimde duramıyordum. Oturduğum yerden kalkıp dans etmeye başladım. Şarkılar çok ünlü olan DJ Zaza'nın elinden çıkınca müthiş olmuştu. Kendimi kaybedene kadar dans etmeye devam etmiştim. Yorulunca korkuluklara yaklaşarak tekrar etrafı gözden geçirdim. Tam karşımdaki locada birinin olduğunu fark edince o tarafa baktım. Etraf karanlıktı ama karşımdakinin Dante olduğunu anlamıştım. Birini tanıyınca uzakta da olsa tanırsınız ya. İşte onun gibi bir şeydi. Ne zamandır beni izliyordu acaba ya da en önemlisi işi bittiyse neden yanıma gelmiyordu?  Onun bakışları, zaten alev alan vücudumu daha da yakmıştı. Yapma Hare. Yapma. Adam sana üzüleceksin diyor yapma. Bar masasındaki viski kadehini alıp ona doğru kaldırdım. Gülümsedi. Onun da elinde kadeh olduğunu aynı hareketi bana yapınca anladım. Daha fazla ona bakmaya dayanamadığım için yerime oturdum.  Tek başına da eğlenilmiyordu ki. Yerime oturunca telefonu elime alıp Delmar'a mesaj atmaya karar verdim. En azından o ne zaman gideceğimizi söylerdi. Telefona baktığımda gördüğüm bildirimler küçük dilimi yutmama sebep olmuştu. Annem, babam, Çağrı, Leman, Cansu. Herkes aramıştı. Onlara geri dönmeden önce gelen mesajları açtım. Leman, **Oha kızım manşet olmuşsun.  **Sevgili mi oldunuz? **Hare telefonu açmıyorsun bari mesajlarıma cevap ver. Ve daha nice mesajlar... Herkesten benzer mesajlar gelmişti. Ne olduğunu anlamak için Çağrı'nın yolladığı linklerden birini açtım. Dante ile boy boy fotoğraflarımız vardı. Sevgili olduğumuz yakıştırması yapılmıştı. Dante gazetecilere hiç açıklama yapmayınca buna sebep olmuştu. Türk basını için Dante bulunmaz nimetti. Aileme durumu anlatan bir mesaj yazıp yolladım. Kızlara da yarın yüz yüze anlatırım diye düşündüm.  Tam telefonun ekranını kapatıp kenara koyacaktım ki Dante'den mesaj geldi. Gözlerim karşıda onu aradı ama muhtemelen o da yerine oturmuştu. Hemen mesajı açtım. Bir tane videoydu. Kısa olduğu için çabuk yüklendi. Videoyu açınca resmen utançtan kıpkırmızı oldum. Özgürce tek başıma dans ederken beni çekmişti. Ben kimsenin beni görmediğini düşünürken Dante beni videoya mı çekmişti? Zoru neydi bu adamın? ** Çok güzel dans ediyorsun.  Gelen mesajla daha fazla yerin dibine giremezdim herhalde. Beni mi beğenmişti yoksa dansımı mı?  ++ Bu yaptığın çok ayıp.  Başka ne yazabilirdim ki? Oturduğum koltuğa resmen yapışmıştım. Battıkça battım. Acaba onu beklemeden taksiye binip gitse miydim? Hala kapıda magazincilerin olduğuna emindim. Onlarla tek başıma başa çıkabileceğimi sanmıyordum. ** Dayanamadım.  ++ Beni utandırıyorsun. İzlediğini bilseydim yerimden bile kalkamazdım. ** Neden utanıyorsun? Çok güzel dans ediyordun. Seni izlemek hoşuma gitti. ++ Ne olur sapık olmadığını söyle. Sapık olsa bile, ben sapığım demezdi herhalde ama onu güldürdüğüme emindim. Keşke mesajları okuduğunda yüzünün aldığı ifadeyi görebilseydim. **Sapık mı? Sence Hare? ++Gizlice beni çekmişsin Dante! Ne düşünmemi bekliyorsun? **Gizli çekmedim Hare. Kafanı çevirseydin beni görürdün. Kendini o kadar kaptırmışsın ki dans ederken yanında bile olsam beni fark etmezdin herhalde.  ++Ne zaman gideceğiz? **Beş dakikaya geliyoruz. Gerçektende beş dakika sonra geldiler. Sosyal medyada dönen haberlerden bahsedince Dante hiç tepki vermedi. Bu adamın rahatlığı beni sinir etmeye başlamıştı.  Öte yandan Delmar sürekli bir sırıtış halindeydi. Bize bakıp bakıp sırıtıyordu. Merdivenlerden inerken dayanamayıp sordum. "Neyin var Delmar? Senin baktığın yerden çok mu komik duruyoruz?" demez olaydım. Keşke sormasaydım da bilmeseydim. Bilmeseydim bir kez daha utanmak zorunda kalmadım. "Sizi gördüm." Demesiyle neyi kastettiğini anlayamadım başta. Mesajlaşırken mi gördü? Dans ederken mi yoksa sosyal medyadaki fotoğraflarımızı mı gördü? "Bilmece çözemeyecek kadar yorgunum Delmar. Ne söyleyeceksen direkt söyler misin?" "Sizi dans ederken gördüm Hare. Resmen birbirinizin içine düşecektiniz. Hoşlanıyor musun sen Antonino'dan?" İşte utandığım nokta. Hoşlanıyor muydum? Belki... Kim hoşlanmaz ki demeyeceğim. Kriterler sadece yakışıklılık olsa herkes adamın karşısında taş kesilirdi ama benim için sadece yakışıklılık önemli değildi. Dante beni kendine çekiyordu. Ondaki gizem ilgimi ona yönlendirmemi sağlıyordu. "Bunu da nereden çıkardın Delmar? Saçmalama. Dans ediyorduk! İstersen bir gün seninle de dans ederiz." Dedim ona gülümseyerek. Neredeyse kapıya gelmiştik ama Delmar'ın sırıtışı hala suratında duruyordu. "Yok aman ben almayayım. Antonino'nun düşmanı olmaya niyetim yok." Arkadaşını benden iyi tanıyor olması gerekmez miydi? Benden hoşlanmayacağını ya da benimle olmayacağını biliyor olmalıydı. Neden bu şekilde davranıyordu? Kapıya geldiğimizde Dante durdu. Delmar'a İtalyanca, "Sen git. Ben Hare'yi eve bırakacağım." Dedi. Delmar hoşça kal diyerek yanımızdan ayrıldı. "Kapıdaki gazeteciler bize sorular soracak. Cevap verme. Senin için sorun teşkil ederse bu durumu yarın ben hallederim. Yani sevgilin falan..." Benim için sorun teşkil etmiyorsa kaldırtmayacak mıydı? O rahatsız değil miydi? "Senin için problem değilse benlik sıkıntı yok." Bir umut mu bu yaptığım? Kendimi küçük düşürüşüm mü? Yol boyunca ikimizde sessizdik. Kapımın önüne gelince vedalaşıp eve çıktım. Dış kapıyı kapatana kadar araç kapıdan ayrılmadı. Odun gibi dursa bile çok ince davranışları vardı. Ev karanlığa gömülüydü. Muhtemelen Leman uyuyordu. Kapısı kapalı olduğu için direkt odama geçerek kısa bir duş aldım. Üzerimi giyinmeden önce laptopumun karşısına geçip günümü değerlendiren notlarımı almaya başladım. İşim bitince üzerimi değişmek için masamdan kalkınca, içeriden sesler gelmeye başladı. Nefes alışımla beraber adımımı da durdurdum. Duyduğum sesler gerçek olamazdı. En azından bizim evden geliyor olamazdı. Değil mi? Küçük ve sessiz adımlarla odamın kapısından kafamı uzattım. Sesler gerçekti ve Leman'ın odasından geliyordu. Bazı anlar vardır ya. Hani kanın harbi beyninize sıçradığını, hatta sıçramakla kalmayıp beyninizi komple doldurduğunu hissedersiniz. İşte şimdi o anı yaşıyordum. Beynim uğuldamaya, zonklamaya başlamıştı.  Gelen müstehcen seslerden, içeridekinin Alper olduğunu tahmin etmem zor olmadı ama bu bir açıklama değildi. İsterse kocası olsun, bizim evdeki kurallarımız neydi? Benimle yaşamaya başlamadan önce ona açıklamıştım. Erkek arkadaş istemiyordum. Erkek arkadaşı bırak arkadaş istemiyordum. Kendime sebeplerim vardı ama bu zamana kadar ufak tefek şeylere göz yumsamda bu başkaydı. Bu bambaşkaydı. Kapıyı yumruklayıp onu evden atmak istediğim halde bunu yapmadım. Odama dönüp üzerime eşofmanlarımı giyinerek telefonumu, sigaramı ve bir miktar paramı alarak evden kendimi dışarı attım. Ne yapacağımı bilmiyordum ama daha fazla bu evde durursam katil olacağım kesindi. İstiklale çıktım beş dakikada. Saat sabaha karşı üç civarıydı. Gece eğlenenler artık evlerine dönüyorlardı. Açık olan birkaç mekandan birine girmek için adımlarımı hızlandırıp kilisenin karşı sokağından içeriye girdim. İçerisi hâlâ kalabalıktı. Bu insanların yarın gidecek işleri yok muydu? Bar tarafına geçerek bir tane votka istedim. Yarına baş ağrım olacağı kesindi ama etkili yöntemlerim sayesinde baş ağrımdan kurtulabilirdim. İçeceğimi içerken sosyal medyadan Delmar'ı buldum. Takip isteği göndererek başka bir sayfaya geçtim ki Delmar istediğimi kabul etti. Demek ki o da halen uyumamıştı.  ** Uyumadın mı güzellik? ++Maalesef. Leman'ın evde misafiri vardı. Daha fazla gerilmemek için kendimi dışarı attım. Belki de bir otele giderim. Belki de eve geri dönüp ikisini de öldürürüm. Ne dersin? Cevap gelmesi uzun sürmedi. Nerede olduğumu sormuş. Bende konum atmıştım. Muhtemelen yanıma gelecekti ve ben buna hayır diyemezdim. Tek başıma olmaktansa bana eşlik etmesi hoşuma giderdi. Ben sadece Delmar'ı beklerken yanında Dante'yi de görünce şaşırdım. Beraber olduklarını tahmin edememiştim. Delmar ayrı bir otelde kaldığı için ayrılmış olma ihtimalleri daha güçlüydü. "Niye bizi aramadın Hare?" Hangi sıfatla? Üç beş günlük arkadaşlık sıfatıyla mı? Bir anda başına ekşimek istemediğim için olabilir mi diyemedim. "Neden?" yüzünde bir tebessüm oldu Dante'nin ama bu gülümseme seni gebertirim gülümsemesi gibiydi. Sinirliydi şu anda ama bana mı sinirlenmişti anlamamıştım. "Hare kapıda kalmışsın resmen. İnsan bir arar. Dışarıda tek başına olmakta ne? O adamdan korkmuyor musun?" tabii ki korkmuyordum. Onu bir kaşık suda boğabilirdim de ben sadece sorun istemiyordum. "Ya tamam kavganızı sonraya saklayalım. Şimdi çıkalım şuradan. Evde konuşuruz." Dedi Delmar. Hesabı ödeyerek mekandan ayrıldık. Beni evlerine davet etmiş mi oluyorlardı şimdi. "Nereye gidiyoruz?" dedim ortaya sorarak. Dante yanıtladı. "Otele gitme şimdi. Bana gidiyoruz." Bana derken? Dante Sent Antuan apartmanında oturmuyor muydu?  "Evin?" dedim ama hâlâ inanamıyordum. O apartmana girmem yasaktı. Peder kesinlikle izin vermiyordu. Benim en büyük kapalı kutularımdan biriydi. Leman sayesinde şimdi kutuyu açmış mı olacaktım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD