6. Bölüm

4953 Words
"Evet Hare. Neden bu kadar şaşırdın?" derken durakladı Dante. "Tabi ya. Peder bizim apartmana ola tutkundan bahsetmişti. Onun için mi?" Gülmeye başlamıştı.  "Peder kızmasın Dante?" Belki de kızardı. Kilisenin avlu kapısını anahtarıyla açtı Dante. Sağ taraftaki bina girişine yöneldik.  "Peder niye kızsın. Sen benim arkadaşımsın. Arkadaşlarımı da evime davet edebilirim. Ama bana gelmiş olman onu şaşırtacaktır." Kapıyı açtı. Apartmanın girişi ufaktı. Yukarı tırmanan tırabzanlara hayranlıkla dokundum. Eski dar asansör harika gözüküyordu. Bu binayı İtalyan bir mimar yapmıştı. İtalyanlara karşı özel ilgim yoktu ama yapıtları gerçekten mükemmel ötesiydi.  Üçüncü kata kadar ağır adımlarla her köşesini ezberlemeye çalışarak çıktım. Kesin Delmar ile Dante bana içlerinden gülüyorlardı. Evin kapısı çelikten değildi. Burada hırsızlıktan korkmuyorlardı. İki kanatlı tahta bir kapı. Dante anahtarı çevirip kapıyı açtı. İkisi de içeri girince Dante bana döndü. Büyülenmiş gibiydim. Bu seferde tahta kapıya dokundum. Gözlerimi kapatıp bu kapıdan kimlerin geçmiş olabileceğini hayal ettim. Beş on saniye içerisinde olmuştu bunlar. "Zaten sabah olmak üzere. İçeriyi merak etmiyor musun?" Dante'nin sesiyle kendime geldim. Yüzümde öyle bir gülümseme vardı ki... Bana tonla para verse bu kadar mutlu olamazdım. İçeri adım atıp evin havasını soludum. Her evin, her ailenin kendine ait has kokusu vardır ya hani. Dante'nin kokusu çok güzeldi. Ev Dante gibi kokuyordu. Kare bir antreye açılıyordu kapı. Onu takip eden sağ tarafta uzun bir koridor ve sol tarafımda ise geniş bir odaya bakıyordu. Burası salon olmalıydı. Ayakkabılığı açık renk ham ağaçtandı. Olduğum yerde kalakaldım. Ne yapmam, nereye gitmem gerektiğini bilemiyordum. Mekan ve zaman kavramında oldukça soyutlanmıştım. "Evi gezmek ister misin? Bunu başarabilecek misin?" demesiyle tuttuğum nefesi bırakarak gülmeye başladım. "Haklısın ama sana anlatamadığım duygular içerisindeyim. Peder burada olsaydı beni kesin anlardı. O bu evlerden birine girmeyi ne kadar çok istediğimi biliyordu." Etrafımda dönerek kollarımı açtım ve devam ettim. "Hayal gibi Dante. Dile benden ne dilersen." Gülmeye başladı. Sonunda yüzünde hınzır bir gülüş oldu.  "Gel bakalım. Önce evi gezelim sonra dinlenmek için misafir odasına geçersin." Dedi ama onu dinlemiyordum bile. Önce koridora yöneldik. Kapılar sağ taraftan açılıyordu. Sol tarafta tek kapı vardı. Önce ona ulaştık. Tuvalet ve banyoydu burası. Modern çizgiler hakimdi ama her şey evin konseptine uygun tahtadandı. Sağ taraftaki kapılar ise sırasıyla misafir odası, çalışma odası ve yatak odasıydı.  Misafir odası oldukça büyüktü. Dört köşesinde direkleri olan bir yatak vardı. Muhtemelen cibinlik için tasarlanmıştı. Yatağın formunda bir gardırop ve şifonyer vardı. Çok güzel altın varaklı boy aynası dikkatimi çekmişti. Odanın tavanında bir tabloyu andıran resim yapılmıştı. Bu resim önceden mi yapılmış yoksa sonradan mı bilmiyordum çünkü bu binanın içyapısına ait hiçbir görsel ürün piyasada yoktu. Çalışma odası misafir odasına göre daha küçüktü. Aslında tamda küçük değildi. Sadece öbür odaya oranla daha ince ve uzundu. Mükemmel bir kitaplığı vardı. Uzun duvarda boydan boya demirden yapılma kitaplığın karşı duvarı doğal taşlarla döşenmişti. Büyük bir çalışma masası ve deri koltuklar vardı. Yerlerdeki halılar el dokumasıydı.  Sıra yatak odasına gelince beni oraya sokacağından emin değildim ama kapıyı açınca onu takip ettim. Bu oda beni çok şaşırttı. Diğer odalardan çok farklıydı. Kocaman bir Japon yatak vardı ortada. Dümdüz bir dolap ve spor aletlerinden başka bir şey yoktu. İçerideki kapının banyoya açıldığını tahmin ediyordum. Adımlarımı cama doğru yöneltip aşağıya baktım. Buranın camı kilisenin avlusuna bakıyordu. Kilisenin ihtişamına hayran kalmamak elde değildi. Dante'nin bana yaklaştığını gördüm camın yansımasından. Bu adam beni kalpten götürecekti. Tam dibimde durdu. Nefes alışlarını hissediyordum. Sanki göğsü sırtıma değiyordu. "Bana bunu neden yapıyorsun?" dedim. Nedenini merak ediyordum. Neden bana bunu yapıyordu. En başından beri bakışlarında bir anlam vardı. Her hareketi manidardı. Benim diyen en ketumu bile dize getirebilirdi ki ben pek de direnmemiştim. "Ne yapıyorum sana Hare?" soruya soruyla cevap verme gibi bir huyu da vardı. Bu oyunlardan nefret ederdim. Ona dönmek istedim ama aramızdaki yakınlıktan dolayı cesaret edemedim. "Kafamı karıştırma Dante. Cesaret gösteremeyeceksen lütfen kafamı karıştırma." Bir erkeği en güzel bu şekilde vurabilirdiniz ya da gaza getirebilirdiniz. Aynadaki siluetinde dudağının kıvrıldığını gördüm. Dante benim gibi oyunlara gelmiyordu. "Kafan şimdilik karışsın. Bende karara varamadım Hare. Seninle gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum..." Benimle ne yapacağını neden bilmiyordu ki? Hızla ona döndüm. Aramızda inanılmaz bir çekim vardı. Salak biri değildim. Karşımdakinin de benden hoşlandığını anlayabilecek yaştaydım. "Hey. Hadi ama iki saattir sizi bekliyorum." Delmar'ın sesi hiç bu kadar itici gelmemişti. Dante hâlâ bana odaklıydı. Benim dikkatim dağıldığı için onun önünden hızlıca kurtulup Delmar'a doğru yürümeye başladım.  "Delmar otele dön." Dedi Dante. Bu sefer İtalyancayı tercih etmemişti. Delmar'ı yolculadıktan sonra salona geçmiştik. Salon efsaneydi. Aynı bizim evdeki gibi televizyon yoktu ve oldukça büyüktü. Salonun bir köşesinde bar bölümü vardı. Beyaz koltuklara yine ham ağaç mobilyalar eşlik ediyordu. Soyut tablolar duvarlara çok yakışmıştı. Her zaman dışarıdan baktığım evin balkonuna doğru yürüdüm. Delmar'ın gidişi ya da Dante'nin sözleri bile eve olan tutkumu azaltmamıştı. İstiklal bomboştu. Camın kenarında bir selfimi çeksem görgüsüz olarak ilan edilir miyim diye düşünürken Dante konuştu. "Hadi yatalım." Ona döndüm yavaşça. Karşımdaki adam gerçekten yorgun duruyordu. Sabahları erken mi kalkardı acaba? Buradayken hep erken kalkıyordu ama erken kalkmayı seviyor muydu yoksa sadece zorunluluktan dolayı mı uyanıyordu? "Heyecandan uyuyamayacağımı sende biliyorsun." kafamı sağ omzuma hafiften eğmiştim. Ellerini iki yana açıp teslim olmuş havası vererek, "Peki. Ne yapalım o zaman. Tek tek odaları tekrar gezip duvarlarını okşamaya devam mı edelim? Yapma Hare. Bu kadar büyütme. Peder'e kızmaya başlıyorum artık. Sana bir daireyi çok önceden göstermiş olsaydı kafanda bu kadar büyütmezdin." dedi. "Yanılıyorsun. Ben bu yapıyı çok seviyorum. Beni anlaman mümkün değil. Bu yüzden sana kendimi anlatmaya çalışmayacağım." Kızmaya başlamıştım. Kızıyordum çünkü onun gözünde çok komiktim. Acaba arzu edipte sahip olamadığı bir şey olmuş muydu hiç? "Günlerce kendini anlatmanı dinleye bilirim ama yarın okula gideceksin. Hiç uyumadan gitmeyi mi planlıyorsun." Omuz silktim. Kahvelerle ayakta durabilirdim. "Tamam o zaman şöyle yapıyoruz. Şimdi birkaç saatte olsa yatıyorsun. Başka bir zaman uygun bir saate seni yine konuk ediyorum. Olur mu?" "Gerçekten mi? Bir daha gelebilir miyim? Bu sefer gelirken fotoğraf makinemi de getirmek istiyorum ama ne olur?" Dante'nin dibine kadar girmiştim. Bana o fotoğrafları çektirmeyeceğini bildiğim halde ısrar ediyordum. "Getirebilirsin ama herhangi bir yerde yayımlarsan ya da uygunsuz birine gösterirsen seni doğduğuna pişman ederim." İnanamıyordum. Bana güveniyordu. Evin fotoğraflarını çekmemden daha kıymetliydi bu.  "Söz. Kimseye göstermeyeceğim. Sadece ben bakacağım. Çok teşekkür ederim." Ben teşekkürlerimi sıralarken misafir odasına kadar eşlik etti. Odanın kapısını bilerek açık bırakmıştım. Yeni girdiğim yerde uyuyacaksam kapı açık olmalıydı benim için. Yoksa gözüme uyku bile girmezdi.  Yastığa kafamı koyunca Dante'nin kokusunu aldım. Hızla yataktan doğruldum. Dante ya yumuşatıcı kokuyordu ya da şu anda onun yastığında uyuyacaktım. Yastık gerçekten bu nevresim takımının değildi. Bilerek kendi yastığını mı koymuştu buraya? Yavaşça tekrardan yatağa uzandım. Ciğerlerime Dante'nin kokusunu çekerken uykuya dalmıştım. Gözlerimi açtığımda saat dokuz olmuştu. Alarmsızda uyanırdım ben. Kurulu saat gibiydim ama bugün uyanamamıştım. Saat dokuza kadar nasıl uyumuştum? Önce içeriden ses geliyor mu diye dinledim ama Dante'nin de uyuyor olacağını düşündüm. Yavaşça yataktan kalkıp salona doğru yürüdüm. Dante elinde espressosu camdan dışarı bakıyordu. Tüm perdeler sonuna kadar açıktı. "Günaydın." Dedi bana dönerek. Sessiz geldiğim halde benim geldiğimi nasıl anlamıştı?  "Günaydın. Uyuya kalmışım. Ders başladı. Çıksam iyi olacak." Bile bile kendime ümit veriyor olabilir miydim? Dante'den uzaklaşmalı mıydım? Bu sürede kendimle kavga etmekten o kadar çok yorulmuştum ki... "İlk dersin zaten kaçtı. Sana da espresso yaptım. Önce iç. Sonra senin eve geçeriz. Üzerini değişince seni okula bırakırım. Bugün şirkete gelmene gerek yok. Kaçırdığın derslerini telafi edersin." Haklıydı. Sessizlik içerinde önce kahvelerimizi içtik. Üzerimdeki eşofmanlarla yattığım için evden çıkmamız kolay olmuştu. Binanın dış kapısından çıkınca Peder Gratian ile karşılaştık. "Günaydın çocuklar." Gözlerinde merak vardı. Bir bana bir Dante'ye bakıyordu. Peder hiçbir zaman çok soru soran, insanların hayatını irdeleyen biri olmamıştı. Şimdide bir şey sormaması işime gelmişti. "Günaydın Peder." Dedik Danteyle aynı anda. Ayaküstü bir şeyler konuştu Danteyle ve araçla bizim eve geçtik. Dante'ye yukarı gelmesi için ısrar etmiştim ama kabul etmedi. O beni aşağıda beklerken bende hızlıca üzerimi değiştirdim. Üzerime Açık renk kot ve v yaka kısa kollu tshirt giyindim. Kısa kollu giyinince daha iyi oluyordu. Okul aşırı sıcaktı. En azından ateş basınca hırkamı çıkartıp rahatlayabiliyordum.  Leman evde yoktu. Her yeri toplamış dün geceye ait bir iz bırakmamıştı. Muhtemelen dün benim gelmeyeceğimi düşündüğü için davet etmişti Alper'i. O çocukta ne buluyordu hala aklım almıyordu. Alper'de bir terslik vardı ama şu an tüm enerjimi Dante'ye verdiğim için bulamıyordum. Saçlarımı at kuyruğu yaptıktan sonra. Sadece rimel sürdüm ve sırt çantama kitaplarımı koyup kalın topuklu botlarımı giyindim. Bugün makyaj yapmak gelmemişti içimden. Aşağı indiğimde Dante'yi arabanın kapısına dayanmış beni bekliyor olduğunu gördüm. Telefonla görüşmesini beni görünce sonlandırmıştı. "Çabuk hazırlandın." Dedi beni süzerken. Beni genelde etekle gördüğü için şu halimle onun gözünde nasıl gözüktüğümü merak etmedim desem yalan olurdu. "Evet. Seni bekletmek istemedim." dün geceki ışık hâlâ gözlerindeydi. Acaba Dante ne zaman kendini bırakacaktı ve kendi gibi olmaya ne zaman başlayacaktı? Okula inmemiz on dakika sürdüğü için pek bir şey konuşamamıştık. Sadece bugün görüşemeyeceğimizi biliyordum. Okulun otoparkına girdiğimizde d**k dışarı çıkarak kapımı açtı. Aşağı inmek için hareket ettiğimde Dante kolumu tutarak beni durdurdu. "Düşünüyorum Hare. Her ihtimali ve sonuçlarını düşünüyorum." Gülümsedim sadece. Ne demek istediğini gayet iyi anlamıştım ama ona verecek bir cevabım yoktu. Ne diyebilirdim ki?  "Yarın görüşürüz." Diyerek araçtan çıktım. Birinci ders bitmiş olmasına rağmen hoca ara vermemişti. Amfinin kapısındaki bankta otururken Dante'nin dediklerini düşünüyordum. Ne düşünüyordu acaba? İhtimaller nelerdi? Beni daldığım düşten dersin asistanı Kemal uyandırdı. "Hare. Neden içeri girmiyorsun?" şaşkın şakın Kemal'e bakmaya devam ederken toparlanmam gerektiğini söyledim kendime. "Şey... Dersi bölmek istemedim." Bazen hocalar dersi bölen öğrencilere karşı sert olabiliyorlardı. Gerçi ruh hallerine göre değişkenlik gösteriyordu bu durum. "Hadi gel. Daha dersin bitmesine çok var. Burada bekleyerek zaman kaybediyorsun." Onunla beraber sınıfa girince hoca bana bir şey dememişti. Benim yerime Kemal açıklama yaptı. Tebessüm ederek teşekkür ettim. Bizimkilerin olduğu sıraya geçip Leman'ın yanına oturdum. Herkes dün çıkan haberden dolayı bana bakıyordu. Okulumuzda dedikodular çok çabuk yayılırdı. "Kızım sen neredesin? Neler oldu?" Leman'ın sesini duymak bana dün geceyi hatırlattı.  "Asıl sana ne oldu Leman? Ben dün gece eve geldim ama çıkardığınız sesler yüzünden evden dışarı attım kendimi. Seninle sonra hesaplaşacağız. Bence kendi sağlığın için sus." Az bile demiştim. Böyle bir terbiyesizliği nasıl yapabilirdi?  Ders boyunca Leman susmuştu. Diğerleri de bana bakarak sürekli fısıldaşmışlardı. Bitirme projelerimizi oluşturmak için yöntemler öğreniyorduk ilk haftalarda. Şimdi ikinci haftadaydık ama sanırım üçüncü haftada bu şekilde geçecekti. Çoğu aklında oturtmuştu ama ben hâlâ karar veremiyordum. Tüm gün Mustafa hocayla geçmişti. Soluksuz, sürekli kafa patlatmamız zaten yorgun olan bedenimi daha da yormuştu.  Leman'la tüm gün konuşmamıştım. Diğerleri de ne olduğunu sormamışlardı. Çocuklara dün akşam olanları anlatınca Dante ile aramda bir şey olmadığını anlamışlardı. Buna en çok Kerem sevinmişti.  "Geliyorsun değil mi?" bu sorunun muhatabı ben oluyordum. Ders bitiminde Cansu'lara gidilecekti ama kendimde o enerjiyi bulamıyordum. "Koşarak yatağıma gitmek istiyorum Cansu. Beni bu sefer affetseniz?" dedim bir umutla Cansu ısrarla onlara katılmamı istiyordu.  "Tamam geleceğim ama en geç on birde kalkarım. Israr etmek yok." Buna bile sevinmişti. Otoparka giderken telefonum çaldı. Arayan Çağrı'ydı. "Abla neredesin sen ya? Bir iş aldım dedin ortadan kayboldun resmen. Beni bu kadar ihmal etme." Haklıydı sitemlerinde.  "O kadar yoğunum ki Çağrı. Tüm gün benimle dolaşsan acırsın kardeşim bana." O beni anlardı. Hiç birbirimize küsmemiştik bu zamana kadar. Her zaman birbirimizin en yakın dostu olmuştuk.  "Onlar halledilirde, magazin ne diyor öyle? Sen bir şey yok dedin ama babam işkilleniyor haberin olsun." Annemle babamı aramak zorundaydım ama açıkçası aramaya korkuyordum. Beni anlayacaklarını ve güveneceklerini biliyordum. Yine de çekiniyordum. "Babama bahsetmiştim Pellegrini ailesiyle çalışıyorum diye. Dün onunla fotoğraflarım çıktı zaten. O mekanda biriyle görüşmesi vardı. O yüzden beraberdik. Aramızda bir şey yok Çağrı. Olsa ilk sana söylerim biliyorsun." Öyleydi. İlk ona söylerdim. Arabanın yanına gelmiştik. Telefonu kapatmadığım için kimse binmemişti. Bende birkaç adım uzaklaşmıştım. "Abla sana bir şey soracağım ama dürüstçe cevap vereceksin." Ne soracağını hissettim. Nefesim kesildi. Ne diyecektim ki? "Sor kardeşim. Cevabını biliyorsam tabi ki." Derin bir nefes aldı. Duyabiliyordum. Bana böyle şeyleri sormaya hep çekinirdi. Onur'da da böyle olmuştu. Muhtemelen o zaman verdiğim cevabı verecektim ve Çağrı anlayacaktı. "Sen bu adamdan hoşlanıyor musun?" beş gündür tanıdığın birinden hoşlana bilir misin? Leman beş günde evlilik kararı alıyor ben neden hoşlanmayayım? "Ben bile bilmiyorum Çağrı. Ne düşüneceğimi ne hissedeceğimi bilmiyorum." Beş günde değil, ilk dakika hoşlanmıştım ben Dante'den. Kitapçıda gördüğüm o gün. Bana gözlerini diktiği o gün... "Tamam abla ben aldım cevabımı." Diyerek daha fazla üstelemedi. Vedalaşıp telefonu kapatınca Cansulara geçtik. Leman hariç herkesin neşesi yerindeydi. Onunla bilerek konuşmuyordum. Gerim gerim gerilsin. Aslında onun sayesinde Antuan apartmanına girmiş olmuştum ama olsun yaptığının cezasını çekmeliydi. Sorun erkek arkadaşıyla evde takılması değildi. Sorun her hafta bir erkek arkadaş bulmasıydı. Bir hafta sonra değişecek sıfattaki birini neden evimize soksundu? Cansu'lar gibi olsa başımın üstünde yeri vardı... Yemekleri yedikten sonra Leman'la Cansu'nun odasına geçip yaklaşık bir saat konuştuk. Gerçekten pişman duruyordu. Benim eve gelmeyeceğimi düşündüğü için Alper'in ısrarlarına hayır diyememişti. Hiçbir açıklama dün geceyi izah edemezdi ama onu affettiğimi söylemiştim. Konuşmamızdan sonra Leman'ın neşesi yerine gelmişti. Saat on birde Kerem bizi eve bıraktı. Eve girer girmez bilgisayarın başına geçip Antuan apartmanını yazmaya başladım. Bir saat olanları yazınca sanki dünü tekrar yaşamıştım... Dante ile bugün ayrıldıktan sonra hiç konuşmamıştık. Delmar'a mesaj atabilirdim. Saate bakınca geç olduğunu gördüm. Muhtemelen yatmıyordu ve yanlış anlaşılmak istemezdin. Bedenim artık uyku istiyordu. Hep düzenli bir hayatım olmuştu. Eğitimler haricinde böyle uykusuz kaldığım olmamıştı. Zaman zaman bilerek kendimi uykusuz bırakıyordum ama bu kadar uzun ve tempolu sürmemişti.  Uykuya dalmak üzereyken kapının sesiyle yataktan fırladım. Kapıya gittiğimde gelenin pizzacı olduğunu anladım da biz pizza sipariş etmemiştik.  "Buyurun." Dedim adam kendinden emin pizza kutusunu bana uzattı. "Bir yanlışlık olmalı. Biz sipariş vermemiştik." Adam elindeki kağıda baktı. "Hare Akıncı değil mi?" Benim ismindi ama bu işte bir terslik olmalıydı. "Evet benim ama böyle bir sipariş vermemiştim." Resmen adamın suratına aval aval bakıyordum. Elime paketi tutuşturup merdivenleri inmeye başladı. "Bir dakika nereye gidiyorsun. Ödemesini yapsaydım bari." Kurye arkasını bile dönemeden yanıtladı beni. "Ödemesi yapıldı Hare Hanım. İyi geceler." Elimde pizza paketiyle kala kalmıştım. Kapıyı kapatıp mutfağa doğru ilerledim. Pizzayı tezgaha koyup içini açtım. İtaliano pizzayla karşılaşmam bana Dante'yi hatırlatmıştı. Bu paketi onun yolladığına dair hiçbir iz yoktu. Sabah Leman'a sorup duruma göre çöpe atacaktım.  Kendimi yatağa bırakıp yorganı kafama kadar çektim. Ne ara uykuya daldım ne ara beş saat geçti bilmiyorum ama sabah zinde kalkmıştım. Sporcu taytımı ve kapüşonlu hırkamı giyinerek evden çıktım. Neredeyse Ekim'in sonuna gelmiştik. Hava hafif yağmurluydu. Yine koşmuştum bugün. Hiç durmadan. Dinlenmeden koşmuştum. Düşüncelerimden korkar hale gelmiştim. Evin önüne geldiğimde yukarı çıkmak istememiştim. Biraz durduktan sonra rotamı değiştirerek kiliseye doğru yürümeye başladım. Önceden sık sık sohbet ettiğim Peder'i özlemiştim. Senelerdir İstanbul'da kalan Peder, Türk halkını çok seviyordu. Çok iyi Türkçesi vardı. Buradan emekli olsa bile ayrılmayacağını söylemişti bir keresinde. "Günaydın Hare Hanım." Kilisenin kapısından içeri geçecekken Abay'ın sesiyle durdum. Onu görmemiştim. Avlunun sağındaki bölmedeydi. "Günaydın Abay Bey. Nasılsınız?" ona doğru yürümeye başladım. Kötü insanlar her yerdeydi ama kesinlikle burada değildiler. "Teşekkür ederim iyiyim siz nasılsınız? Kaç gündür uğramıyorsunuz?" Aslında uğruyordum ama onları görememiştim.  "Evet. Maalesef öyle oldu. Peder Gratian burada mı acaba?" Ayakta dikilmek içimin ürpermesine sebep olmuştu.  "Evet burada. Peder'de sizi soruyordu. Antonino'ya kızıyordu hatta. Sizi çok çalıştırdığını düşünüyor. İşinizden memnun musunuz Hare Hanım?" sorusunu yanıtlayamadan Peder'in sesiyle ona doğru döndüm. Abay'da müsaade isteyerek bizi yalnız bırakmıştı.  "Nasılsın Hare? Basında çıkanlar canını sıktı mı?" ailemin burada olmadığını bildiği için her zaman korumacı davranıyordu bana. Belki de hiç çocuğu olmadığı için merhamet gösteriyordu. "Teşekkür ederim Peder. İyiyim siz nasılsınız? Dante ile çalışmaya başladığımdan beri eskisi gibi görüşemez olduk. Sohbetlerimizi özlemedim desem yalan konuşmuş olurum." Dedim basın sorusunu bilerek atlayarak. "Bende özledim. Abay'a her gün sordum. Gerçi gizli gizli gelmelerini Abay bile kaçırmış." Dün geceye vurgu yapmıştı. Peder ile ayaküstü görüşmeleri pek görüşmeden saymıyorduk. Sohbeti ve bilgisi o kadar güzel ki... "Geldi seninki." Deyince baktığı noktaya döndüm. Dante apartmanın kapısında çıkmış bize doğru geliyordu. "Peder yapmayın. Benim ki olmadığını biliyorsunuz." Dante hızla yanımıza gelmişti. Peder sadece göz kırpmakla yetinmişti. Başka bir şey yaptıysa da bilmiyorum çünkü Dante'den gözlerimi alamamıştım. "Günaydın Peder, günaydın Hare. Seni görmek güzel." Bir şey olmuştu. Dante'de değişiklik vardı. İlk tanıdığım halinden eser yoktu. Sinirli halide değildi bu. Değişik bir şey. Canı sıkkın olduğu belliydi ama ne? "Günaydın Dante. Pekiyi gözükmüyorsun. İyi misin?" Birbirimizi kısa sürede tanımıştık. Dante ile de uzun yıllar beraber olsak onu da kitap gibi okuyabilirdim. Mesela Leman. Bana ne söyleyeceğini önce hareketlerinden anlardım. "Bazı sıkıntılar var ama çözüme ulaşamayacağımız şeyler değil. Sen niye bu halde burada dikiliyorsun?" tek kaşımı kaldırıp daha açık olmasını istedim. "Terlisin Hare. Havada sıcak değil farkındaysan." "Önemli değil. Pederle sohbet etmek istedim ama başka zamana kaldı sanırım." Peder'e gülümsedim. "Başka zaman uzun uzun konuşuruz kızım. Hadi sen hasta olmadan eve git." Pederle vedalaşınca Dante ile kapıya kadar çıktık. Onunla da vedalaşacağımı düşünürken, aracın kapısını açık tutan d**k'e döndü. "Önce Hare'yi evine bırakacağız Dick." İtiraz edemeyeceğim bir ses tonuyla söyleyince mecburen arabaya binmiştim. "Bu akşam belki bir işimiz olabilir. Müsait misin?" Şimdilik bir planım yoktu ama olsaydı da iptal edebilirdim. "Yok. Öğleden sonra şirkete gelmeyeyim mi o zaman." Gülümseyerek bana döndü. "İstiyorsan gelebilirsin." Bende gülümsedim. Gitmek isterdim ama iş için olacaksa... Bilemedim.  "Gelmek isterdim ama bana ihtiyacın yoksa gelmeyeyim. Bitirme projemiz üzerine çalışıyorum." Kafasını salladı sadece. Düşüncelerine netlik kazandıracaksa her gün yanında olabilirdim. Evin önüne gelince binanın önünde Alper'i gördüm.  "Mal ya bide kapıya gelmiş." Türkçe söylediğim cümleyi d**k anlayıp hemen baktığım noktaya baktı. "Bir problem mi var Hare Hanım." Dedi. "Kim o?" Dante'de bizim ses tonumuzdan bir sıkıntı olduğunu anlamıştı. "Leman'ın sevgilisi. Kısa sürede çok bağlandı çocuğa ama bu adama güvenmiyorum. Bir sıkıntı varda çözemiyorum. Gerçi çözecek vaktimde yok." Benimle beraber arabadan inince arkamızdaki ve önümüzdeki koruma arabalarındaki araçtakilerde inmişti. Dante'nin bir hareketiyle biri bize doğru yaklaştı. "Yanına iki kişi al. Şu adamı gece gündüz takip edeceksiniz. Her anından haberiniz olacak." İtalyanca konuşmuştu. İşte bu bizim için iyi olmuştu. Dante'nin Alper'e bakışlarından çekinerek, "Ben geçen geceden dolayı sinirliyim biraz ona. Belki de benim kuruntum. Boş ver." Deyip Dante ile vedalaşıp, Alper'e sadece baş selamı vererek Binaya girdim. Dante'nin benden gizli, arkadaşım için bu işe bulaşması çok güzel bir hareketti. Ümitlenme kotamı yeterince doldurduğum için artık bir şeylere adım adım yaklaştığımın farkındaydım.  Ben merdivenlerden çıkarken Leman aşağıya iniyordu. "Alper aşağıda."  "Biliyorum tatlım. Kahvaltı yapacağız. Sende bir şeyler yemeden çıkma. Sana tabak hazırladım. Okulda görüşürüz canım. Geç kaldım." Yanaklarımdan öperek kapıya doğru uçarcasına koştu. Terim zaten kuruduğu için önce kahvaltımı yapıp sonra duşumu almıştım. Çabucak hazırlanıp okula geçtim. Bizimkilerin sahilde oturduğunu öğrenince direk onların yanına geçtim. Kemal'de onlarla beraberdi. "Hoş geldin Hare. Bizde şimdi senden bahsediyorduk." Dedi Kemal. Kerem Kemal'den pek hoşlanmıyordu. Kerem benimle iyi geçinen tüm erkeklerden nefret ederdi. Oğuz hariç. "Hoş bulduk Kemal. Hayırdır?" Neyimden bahsediyorlardı acaba? Çantamdan sigaramı çıkartırken ondan gözlerimi ayırmadım. "Akşama Topuz ailesinin düzenlediği yardım gecesi var. Mustafa hoca ile görüşmüşler. Fotoğrafları sadece onun seçtiği öğrenciler çekecekmiş. Basını istemiyorlarmış. Bende beş kişiyi seçtim. Sende gelmek ister misin? Mustafa hoca özellikle senin ismini de verdi." Abdurrahman Topuz ailesini bilmeyen yoktu. Bu tür etkinliklerine basını almazdı. Kendi seçtiği fotoğraflardan başka fotoğraf yayımlatmalarına da özellikle izin vermezdi.  "Saat kaçta? Gelmek çok isterim ama önce Dante'ye sormalıyım." Telefonuma çıkartıp Dante'ye yazdım. Cevap gelmesi uzun sürmemişti. ** İşin varsa gelmeyebilirsin. Yarın görüşürüz. "Dante'den neden izin istiyorsun. Çıkan haberler doğru mu?" dedi Kemal. Herkes gibi o da şüpheleniyordu ama henüz ortada bir şey yokken ne diyebilirdim. "Akşama iş için çağırabilirim demişti. Tercümanlık yapıyorum ona. Sana söz vermeden önce emin olsam iyi olacaktı." Kemal gerçekten iyi bir asistandı. Boğaziçiliydi. Zekasına hayran olmamak elde değildi. Dante'den de izin çıktığı için Kemal'in teklifini kabul etmiştim. Önce gelen misafirleri çekecek sonra da içeride masalardan fotoğraflar alacaktık.  Saat bire kadar dersteydik. Öğleden sonraki ders sanat yönetimi olduğu için daha fazla oyalanmadan eve geçmeye karar verdim. Bu derse geçen dönem kaçak olarak girmiştim. Sanatçının ve sanat eserinin sanat piyasasıyla olan ilişkilerini daha birinci sınıftan itibaren bildiğim şeylerdi.  Eve geçince duş alıp üzerimi değiştirdim. Siyah streç pantolonum üzerine göbeğimi de açıkta bırakan siyah bistüyerimi giyindim. Siyah blazer ceketimi ve stilettolarımı dolaptan çıkartıp yatağın üzerine koydum. Sadece fotoğraf makinemin çantasını yanıma alacağım için gerekli malzemelerimi ekipmanımın içindeki bölmeye koydum.  Sıra saç ve makyaja gelmişti. Saçlarımın ucuna doğal gözükecek maşa yaptım. Makyajım ne sadeydi ne de çok iddialı. Gözlerimi daha da iri gösteren bir göz makyajıyla tamamlanmış oldum. Çağrının bana aldığı beyaz altın, baş harflerimizin olduğu madalyonu ve baget model yüzüğümü taktım. Bu yüzük annemindi. Ona da annesi vermiş beni kucağında görünce. Manevi değeri benim için yok yüksekti. Zor anlatımda hep bunu takmaya çalışırdım.  Saat dört buçukta evden çıkacaktım. Program altı buçukta başlayacaktı. Daha öncesinde orda olmamız tembihlenmişti. Bir saatlik dinlenme sürem vardı şimdi.  Yaptığım kahveyi yudumlarken telefonum çaldı. Arayanın her hafta evimizi temizleyeme gelen Naz abla olduğunu görüce hemen açtım. "Hare. Müsait misin kızım?" Çok kibar ve anlayışlıydı Naz abla. Annemin İstanbul'da oturan bir arkadaşı önermişti. Bizim için güvenilir olması en önemlisiydi. "Müsaidim abla. Bir sıkıntı mı var?" sesi endişeli geliyordu. Normal şartlarda cumadan cumaya gelirdi bize. Çok nadir günlerimiz değişirdi. "Kızım yarın gelemeyeceğim. Küçük kızım rahatsızlandı. Yarın onunla ilgilenecek birini bulamadım. Senin için problem olmazsa cumartesi geleyim. Olur mu?"  "Sorun değil abla. Geçmiş olsun. Yapabileceğim bir şey olursa lütfen haberdar et." Diyerek telefonu kapattım. Sosyal medyada Delmar'ın hesabına bakarken Dante ile hiç fotoğrafının olmadığını gördüm. Arkadaşının hesabında bile fotoğrafı olmayan bir adam... Delmar'ın hesabını ve arkadaşlarını incik cıncık ederken gitme vaktim gelmişti. Topuz otelde yapılacaktı program. En büyük şubesi Tarabya'daydı. Mecburen oraya kadar taksiyle gitmek zorundaydım. Artık araba almamın zamanı gelmişti ama İstanbul gibi bir yerde araba kullanmak istemiyordum. Gideceğim yere toplu taşımayla daha hızlı ulaşa biliyordum. Beşi yirmi geçe otelin kapısında Kemal ile buluşup içeri girdik. Sınıf arkadaşlarımdan iki kişi vardı. Diğerlerini tanımıyordum. Alt sınıflardan olmalılardı. Leman olsaydı kesin hepsini tanırdı. Kemal ve sınıf arkadaşlarımla içerideki bekleme yerinde beklerken diğerleri kapıda bekliyorlardı.  Yoğunluk başlayınca bizde kapıya çıkacaktık. Sadece Kemal iç bölmede kalacaktı. İçeride hummalı bir çalışma vardı. Otel çok güzeldi. Çok lüks otellere gitmiştim çalışmak için ama burada hiç bulunmamıştım. Saat yedi buçuğa kadar belki yüz kişi gelmişti. Çok ünlü yerli yabancı iş adamları, mafya babaları, sanatçılar, kanal sahipleri...  Önce akşam yemeği yenilecek saat on gibide yardımlar toplanacaktı. Programdan buraya geldiğimizde bize de bahsetmişleri. Sigara içmeye yanıma gelen Kemal ile konuşurken bir araç daha yaklaştı otelin kapısına. Aracın içini göremesem bile Dante'nin arabası olduğunu biliyordum. Dante'nin bahsettiği programın bu olduğunu şimdi anlamıştım. Dante ve Delmar araçtan indiği anda göz göze gelmiştik. İkisi de beni gördüğüne şaşırmışlardı. Ben istemsizce bir adım geriledim. Şimdi ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. Selam versem belki hoşlanmazdı. Diğer yandan vermesem yanlış anlayabilirdi.  Ben bu ikilemde can çekişirken Dante direkt bana doğru yürümeye başladı. Kimseye poz vermemişti. Gülümseyerek bana doğru yaklaştı. Nefesimi tutmuş onu bekliyordum. Aramızda bir adım bırakacak kadar yakınıma geldi. Üç belki de beş saniye sonra beni belimden tutarak sol yanağımı öptü. Tüy gibi hafif bu öpücük içimin gıcıklanmasına sebep olmuştu. Geri çekilmeden önce kulağıma, "Neden burada olacağından haberim yok?" dedi. Söylemem gerekiyor muydu? Ne işim olduğunu sorsaydı söylerdim. Gizlememiştim ki! "Hoş geldiniz Antonino Bey." Demekle yetindim. Etrafımda flaşlar patlarken ve herkes bizi dinlerken daha fazlasını demeye cesaret edememiştim. Dante Antonino dememe güldü.  "Peki. İçeride görüşürüz o zaman." yanımızdan uzaklaştığında tuttuğum nefesi sesli bir biçimde bıraktığımı bile fark edememiştim. Arkadaşlarımın çektiği fotoğraflar için de endişelenmiyordum çünkü bunların yayımlanmayacağını çok iyi biliyordum. Sekiz gibi kapıda bir kişiyi bırakarak içeri geçtik. İnsanları rahatsız etmeden fotoğraflarını çekiyorduk. Çok yorulmuştum. Bu tür fotoğraf çekimleri beni rahatsız ediyordu. Öğrendiklerime ihanet etmiş gibi hissediyordum ama bazen bu şekilde çalışmak zorundaydım. Kemal artık mola verebileceğimi söyleyince sevinçten ağlayacaktım. Garsonun elindeki kırmızı şarabı alıp teras bölümüne ilerledim. Manzara çok güzeldi ama bu manzaraya karşı içebileceğim tek dal sigaram yoktu. Eşyalarımız aşağıda kaldığı için inmeme olanakta yoktu. Şarabımı yudumlarken arkamdaki nefesin varlığıyla ürktüm. Dante yine en yakınıma gelmişti. Dante için sınırlar çok da önemli değildi. Belki de sınırları aşması sadece benim için geçerliydi. "Sigaran var mı?" dedim ona dönerek. Dönünce ne kadar yakın olduğumuzu daha iyi anlamıştım. Yüzüne bakmak için kafamı kaldırdım. O ise bana bakmıyordu. Parmağının ucuyla beni itse aşağıya düşebilirdim. O kadar savunmasızdım ona karşı.  "Yoruldun mu?" Bana sigara uzatmıştı. Bu kadar yakınken nasıl sigara içecektim. Nefesindeki alkol kokusu ciğerlerimi dolduruyordu. "Biraz. Buraya geleceğini tahmin edemedim." Sigaramı dudaklarıma götürünce Dupont marka olan çakmağıyla sigaramı yaktı. Çakmağı gerçekten çok güzel ve özeldi. Bir kere babama bu çakmaklardan almak istemiştim ama mini bir servet ettiğini mağazasına gittiğinde öğrenmiştim. "Bende." Sigaramın dumanını üfledim. Bana bakması nefesimi kesmiş, kalp atışlarımı hızlandırmıştı. Acaba ona da aynısı oluyor muydu?  "Antonino! Her yerde seni arıyordum. Bağışlar başladı." diyerek bize yaklaşan Delmar beni fark etmemişti. Dante kenara çekilince benim olduğumu gördü ve konuşmasına ara verdi. Adımları yavaşladı. Yazık o da bu garip elektriklenmenin ortasında kalıyordu.  "Konuştuğumuz teklifte ısrarcıyım Delmar. İçeride şov yapak istemiyorum." Miktar hakkında hiçbir fikrim yoktu ama onun gibi bir servetim olsaydı oldukça cömert davranırdım. "Tamam bir şey demedim. Bize sıra gelene kadar bir saat geçer zaten. Sen nasılsın Hare? Böyle işlere geldiğini bilmiyordum? Patronun sana az maaş mı veriyor yoksa?" göz kırpmıştı. Dante'yi kastettiği için kıkırdadım.  "Aksine. Patronum çok cömert. Hakkını yemeyeyim. Bu işi okuldaki hocam istedi. Bende çok hoşlanmıyorum bu tür ortamlardan ama hatır işi diyelim." Dante bana çok dikkatli bakıyordu. Kalan şarabımı da içince kokteyl masalarından birine ilerleyerek kadehimi bıraktım. "Patronunun cömertliğini bilmeyen yoktur ama bazen pintiliğinin tuttuğuna şahit oldum. Bir sıkıntın olursa geleceğin adresi biliyorsun değil mi?" Dante, Delmar'a iyice sinirlenmeye başlamıştı. Delmar'ın bu şekil konuşmaları onun hiç tarzı değildi.  "Delmar bence sus." Dedi Dante. Her şeye rağmen ikisin arkadaşlıkları ve birbirine duydukları güven imrenilecek şeydi. "Programdan sonra ne yapacaksın Hare? Bir şeyler içelim mi? Seninle sohbet etmek çok güzel. İlginç şeyler öğrenebiliyorum." Delmar bana göz kırptıkça Dante'nin de gözü seğirmeye başlıyordu. Bu çok tatlı bir tikti. Birine kızdığını buradan da anlayabilirdim. "Hadi ama Hare. Bir kadeh. Lütfen." Delmar'ın ısrarlarına daha çok sinirlenmeye başladığı için bu muhabbete son vermem gerekecekti ama Delmar ile sohbet etmeyi seviyordum. "Sadece bir içki" diyerek işimin başına döndüm. Bağışlar başlamıştı. Ortada dönen rakamlar dudak uçuklatan cinstendi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Dante'yi, zengin avcısı olarak tanınan manken Jale Soyca ile görmem algılarımı daha da açmama sebep olmuştu. Tüm gece boyunca onunla yakın hareketleri beni fena germişti. Herkesten önce ikisini otelden ayrılırken görünce onlara değil kendime küfretmeye başladım. Aptaldım. Bu kadar zengin ve yakışıklı birinden nasıl hoşlanabilirdim? Gecenin sonunda Kemal beni bırakmak için ısrar edince teklifini seve seve kabul ettim. Kazandığım üç kuruş parayı da takside heba etmek istemiyordum. Beni Galata'ya bırakınca Delmar'a girdiğim barın konumunu attım. Buranın en sessiz ve en nezih mekanlarından biriydi. Fiyatlar biraz uçuktu ama zaten hesabı ben ödemiyordum.  Delmar tahmin ettiğim gibi tek gelmişti. Bir tane diye söz verdiğim içkileri peşi sıra somurtarak yuvarlamaya başladım. Dante'nin bir işi olduğunu söylemişti. Ne işi olduğunu tahmin edebiliyordum. Alkol kanıma karıştıkça bende gevşemiştim. Sadece dokunsalar ağlayacak moduna girmiştim.  "Senin istediğin gibi bir gece veremedim. Çok yorgunum. Seninde enerjini düşürdüm değil mi?" dedim içkimin son yudumlarını alırken. "Saçmalama güzelim. Sen her halinle beni yükseltiyorsun da farkında değilsin. Yine de neden somurttuğunu tahmin edebiliyorum." Kafamı gömdüğüm bardağımdan kaldırarak ona bakmaya başladım. "Yapma Hare. Antonino acımasızdır. Üzülmeni istemem." Ne demek istediğin anlayamadım. "Nasıl acımasızdır?" omuz silkti sadece. Daha fazla konuşmayacağını anlamıştım. İçkilerimizi bitirince beni eve bıraktı. Çok fazla içmiştim. Başım dönmeye başlamıştı. Delmar araçtan inip dış kapıyı açmamda yardımcı olunca, "Gel sana kahve yapayım." Dedim. Benim böyle bir teklifte bulunduğumu duysalar kızlar çok şaşırırlardı. Peki neden Delmar'ı evime davet etmiştim? Dante'nin bu duruma sinir olacağını bildiğim için pis oynamaya karar verdiğimden olabilir miydi? Olabilirdi.  "Rahatsızlık vermeyeyim."  "Memnun olurum. Lütfen." Deyince ikimizde eve çıktık. Leman evde yoktu. Muhtemelen Alper ile beraberdi ama şu an onu düşünmek istemiyordum. Delmar koltuklara yayılırken bende karşındaki koltuğa kendimi attım. Başım fena dönüyordu. İkimizde sessiz kalmaya başlayınca kalkıp laptopumu getirdim. 'Model'in Mey' şarkısını açtım. Üzerimdeki ceketimi çıkartarak elime ilk geçen bibloyu aldım ve mikrofon yaptım. Delmar Türkçe bilmiyordu. Sesime haran kaldığını yüzünden anlamıştım. Bende hem dans edip hem şarkıya eşlik ediyordum. Şarkı bitince kendimi tekli koltuğa attım. "Şarkının adı ne?" gülmeye başladım. Telefonunu isteyerek Modelin şarkısının İngilizceye çevrilmiş metnini ona uzattım. Gülümseyerek şarkının sözlerini okudu. Kahve yapsam iyi olacaktı. Yoksa sabaha kadar şarkı söyleyip dans etme içgüdüsüyle doluydum. Tabi ki de duygusal şarkılar... "Sade Türk kahvesi içer misin?" dedim mutfağa geçerken. Yerinden kalkıp oda beni takip etti. "Olur. Kahvenin her çeşidini severim." Ben kahveleri yaparken Delmar'ın telefonu çaldı. "Antonino arıyor." Adını bile duymak beni serseme çevirmeye başlamıştı. Bende olduğunu söyleyince Delmar susmuştu. Kim bilir neler sayıyordu arkadan. Telefonu kapatınca, "Gelmesinde bir sakınca yok değil mi?" dedi. kafamı yok anlamında iki yana salladım. Biz kahvelerimizi içerken Dante zile bastı. İçtiğim kahve beni ayıltmamıştı çünkü sarhoş olmama sadece alkol sebep olmamıştı. Resmen öfke patlaması yaşıyordum. Dante'nin suratı sirke satıyordu. Çoğu anında olduğu gibi... Delmar'a İtalyanca, "Bizi biraz yalnız bırakır mısın?" dedi. Delmar hiç soru sormadan yerinden fırladı. Çoğu zaman itirazlarda bulunan Delmar nerede durması gerektiğini biliyordu demek ki.  "Davetin için teşekkür ederim Hare. Şimdi gitmem gerekiyor yarın görüşürüz." Delmar'ın gitmesiyle benim zaten olmayan neşem iyice yerlere gömüldü. Dante oturunca sert olan bakışlarını üzerime sabitledi. Etimi delen bakışları ondan utanmama sebep olmuştu. "Ne yapmaya çalışıyorsun Hare?" Kahvenin de etkisiyle biraz kendime gelmeye başlamıştım ama zihnim tam açık değildi. Ne demek ne yapmaya çalışıyordum? "Anlamadım?" dememle homurdanarak bana doğru eğilerek dirseklerini dizlerine koydu. "Sen gayet iyi anladın. Delmar ile neden bu kadar samimisin? Seni anlayamıyorum. Beni mi istiyorsun yoksa Delmar'ı mı?" önce dudaklarım hafiften kıvrıldı hemen arkasından eski haline geri döndü. İki üç kere bu tekrarlandı ve sinirsel bir kahkaha attım. Tek kahkahayla kalmayıp gülme krizine girdim. Şu an Dante'nin ne düşündüğü umurumda değildi. Bu tür ithamlar bana ağır gelirdi. Taşıyamazdım. Yerimden fırladım.  "Çık git evimden. Bir daha da beni arama Antonino. Senin ne paranı ne de arkadaşlığını isterim ben." Bu çıkışımı beklemiyordu herhalde.  "Hare." Deyince bu sefer daha sert ve ses tonumu yükselterek bağırdım. "Siktir git Antonino Pellegrini. Git. Beni yanındaki Jale gibi sandın herhalde. GİT!!!" o da ayağa kalktı. Yerimde duramıyordum. Nasıl hakaret edebilirdi? Beni tanımıyordu bile ya da tanıyordu. Bu sürede tanımış olmalıydı.  "Sen beni kıskandın mı?" gel de delirme.  "Ne kıskanacağım be? Sen kimsin de kıskanayım seni?" Çok yakınıma geldi. Geri adım atmayacaktım. Atmadım da.  "Ben kimim biliyor musun? O kitapçıda gözünü alamadığın, kilisede bilerek yanına oturduğun, teklif ettiği işi memnuniyetle kabul ettiğin adamım. Bana karşı hislerinin olduğunu anlamak için zamana ihtiyacım yok benim Hare." Akıllı insanları severdim ama benden daha akıllılarından nefret ederdim. Mevzu bahis bensem... "Yine de haklısın. Delmar'ın burada olduğunu duyunca sinirlendim. Öfkelendim. Kıskandım Hare... Kardeşlerimden öte olan adamı senden kıskandım." Ne demek kıskandım? Güvendiği adamdan mı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD