8. Bölüm

3943 Words
Telefonun acı acı çalmasıyla gözlerimi araladım. Hava hâlâ karanlıktı. Telefonuma uzanırken saate gözüme ilişti. Daha beş bile olmamıştı. Yerimden fırlayarak arayana baktım. Çağrı bu saatte arıyorsa ciddi bir sıkıntı var demekti. "Çağrı?" sesim nasıl çıkmıştı bilmiyorum ama yüreğim yerinden çıkmak üzereydi. "Abla. Sana ihtiyacım var." Sarhoştu. Sarhoş olması biraz rahatlamamı sağladı çünkü çok büyük bir problem olmayacağını düşünmüştüm. "Çağrı ne oldu? Ödüm patladı anlat artık." Onun anlatmasını beklerken bir sürü felaket senaryosu düşündüm. Annemi, babamı, bizi... "Abla Zeynep ile ayrıldık." Bu kadar korkmamı gerektirecek bir sebep değildi bu ama kardeşim çok üzgündü. Çağrı'ya kızamayacak durumdaydım. Benim akıllı dediğim kardeşim aşk acısı çekiyordu. Ne diyebilirdim ki? "Ne oldu? Baştan anlatmak ister misin?" Odamın camını açıp çantamdan bir sigara çıkardım. Ciğerlerimi sigaranın dumanıyla doldururken Çağrı anlatmaya başladı. "İki saat önce beni aradı. Bittiğini söyledi sadece abla. Durup dururken. Evine gittim. Yok. Arkadaşı da artık onu arama dedi. Abla ben ne yaptım?" bazen bir şey yapmana gerek yoktur. Bitti mi bitmiştir. Zeynep bunun farkına daha erken varmış. Çağrı'da birkaç güne kadar anlayacaktır ama şu anda ona ne desem boştu. "Neredesin Çağrı?" sarhoş olmasını göz önünde bulundurduğum için öncelik onun güvenliğiydi.  "Havalimanına geçiyorum. Bugün evde olduğunu söyle lütfen. Seni görmem lazım." Muhtemelen Dante bugün beni görmek istemeyecekti. Salak saçma bir durumun içine girmiştim. "Müsaidim. Binerken haber ver. Almaya geleceğim." Dediğimde. Çağrı bir taksiye binmişti. Taksiye havalimanını tarif ediyordu.  "Hayır gelme. Ben geleceğim. Sen evden çıkma yeter." Telefonu kapatınca yüzümü yıkayarak spor kıyafetlerimi giyindim ve kendimi dışarı attım. Bugün de koşacağım günlerden biri olacaktı. Düşünceler aklımdan uçup gitsin diye adımlarımı hızlandırdım.  Kaygılanmak istemiyordum. Dante'nin mantıklı düşüneceğini biliyordum ama belki birkaç gün sürebilirdi. Ya bana inanmazsa? Diğer yandan Çağrı vardı. Buraya geldiğinde biraz daha iyi olur muydu? Duygusal olmayan kardeşim demek ki Zeynep'e tahminimden de çok bağlanmıştı. Eve geldiğimde spor odasına geçerek burada da devam ettim. Kum torbasına peşi sıra indirdiğim yumruklar bile içimi soğutmadı. Endişelerim halen benimleydi. Duşumu alıp mutfağa geçtim. Saati yedi buçuk etmiştim. Leman'ın kapalı olan kapısını açarak yatağının boşta olan kısmına oturdum. "Leman hadi kalk." Dedim ruhsuz biçimde. Hayatımın en tuhaf dönemini yaşıyordum sanırım. En yakın arkadaşlarımın partisine katılmak istemediğim bir gün zorla çıkarılmıştım dışarıya. Dante'yi görmüştüm. O bakışları, gizemi, tanıdık hissiyatı... Ben o günden beri kendimde değildim. Dik durmaya çalışsam bile bu iş sürecinde Dante'yi çok büyütmüştüm kafamda. Şimdi ne bok yiyeceğimi bilmiyordum. "Leman hadi. Çağrı gelecek." Leman'da benim gibi şaşırarak ve korkarak yataktan doğruldu. Çağrı'yla Leman'ın arası iyiydi.  "Bir şey mi olmuş?" boşta kalan yastığa kafamı koyunca ağlama ihtiyacı hissettim ama hemen bu isteğimi geri gönderdim. "Zeynep bundan ayılmış." Deyince Leman yatakta oturur pozisyona geldi. "Bak sen tipsiz Zeyno'ya. Aman zaten hiç yakışmıyordu. Haksız mıyım ama? Çirkindi o kız." Şu an Leman abartıyordu.  "Leman kız Çağrı'yı terk etti diye bok atmanın alemi yok." Dedim gözlerimi kapatarak. Kız güzeldi.  "Kız güzel olsa bile Çağrı'ya yakışmıyordu. Yakışıyor muydu? Büyümemişti bir kere. Her şeye kıh kıh iğrenç gülüyordu." O kızın gülüşü aklıma gelince bende gülmeye başladım. Gerçekten çirkin gülüşü vardı. "Tamam pes. Bir insanın kötü tarafını bulmak istersen bulursun ama böyle yapmanın bir faydası olmayacak Leman. Çağrı bu durumu böyle atlatamaz." Onun tarafına dönerek başımın altına elimi koydum. Leman'la düşüncelerimiz çok farklıydı. Bir insanı kötüleyerek sadece düşüncelerimizi örselemiş olacaktık ama onu sevmekten vazgeçmek daha akılcı bir çözüm olacaktı. Leman'a bunu anlatmam çok zordu. Kalkıp kahvaltımızı yaptık. Sofrada dün geceyi konuşmadan edemedi Leman. Ayağına fırsat gelmiş kaçırır mıydı? Onur'u görünce şoka girmişti. Dante'nin beni çok kıskandığını söyleyip duruyordu. Ben o kadar da emin olamıyordum. Daha ilk dakikadan neden beni kıskansın ki? Gerçi Delmar'dan kıskandığını itiraf etmişti ama o kıskanma bununla kıyaslanamazdı. Çaylarımızı alıp salona geçtiğimizde kapı çaldı. İkimizde uçarcasına kapıya koştuk. Çağrı içtiği kahvelerle kendine gelmişti gelmesine de suratı sirke satıyordu. Aralarında hiçbir şey geçmemesine rağmen kız bunu terk etmişti. Sevgi işte... Bitince daha fazla uzatamıyordun. Çağrı'nın melankolik havadan kurtulması için onu dışarı çıkarmayı teklif ettim. Zorda olsa ikna olunca, üzerime siyah bedenimi saran, diz altında biten, omuzları açık uzun kollu elbisemi giyindim. Saçlarımı ensemde güzelce topladım. Allık ve rimelle sade bir makyaj yaptım. Hava bugün mevsim normallerinin üzerindeydi. Bu yüzden siyah deri ceketimi giyindim. Sırt çantam zaten dünden hazırdı.  Ben tamamen hazır olunca, içeride Leman'la sohbet eden Çağrı'ya seslenerek dışarı çıktık. İstiklal'e çıkana kadar ikimizde sessizdik. Çağrı'nın koluna girdiğimde dün gece Dante ile olan yürüyüşümüz geldi aklıma. "Dante ile nasıl gidiyor." İşte yine aklımı okumuştu. Bendeki bu hallerin sebebini biliyordu Çağrı. "Hiç sorma. Dün gece Onur vukuatından sonra hiç konuşmadık. Onur'u onun elinden almam kolay olmadı. Bu sürede de beni yanlış anladı."  "Sen doğru olanı yaptın abla. Onur'un şirazesi kaymış. Ona ne anlatacağını bilemezdik." Haklı. Onur her şeyi hiçe sayıp bunca şey yapabiliyorsa Dante'ye neler anlatmazdı. Başlamadan bitiveren bir duyguyla kala kalırdım.  "Kiliseye girelim mi? Peder'i görürsün. Ayin yeni bitmiştir." Bana iyi gelen Peder Çağrı'ya da iyi geliyordu. Bazen sıkıntısı olduğunda Peder'in öğütleri benimkilerden daha etkili oluyordu. "Olur. Dante'yi görürüz belki." Belki... Benimle konuşur muydu acaba? Kilisenin avlusuna girdiğimizde Peder'in içeriden çıktığını gördük. O da bizi fark etmişti. Güler yüzle birbirimize ilerledik. "Çağrı. Hoş geldin." Pederi görünce tebessüm etti Çağrı, "Hoş bulduk Peder. Nasılsınız?" onlar konuşmaya başladıklarında benim gözüm etraftaydı. İki tane koruma vardı ama muhtemelen Dante bilerek onları bırakmıştı. Dante evinde değildi. Olsaydı diğer korumalarda etrafta olurdu. İstemsizce kafamı kaldırdım. Evinin olduğu pencereyi biliyordum. Sabah erken mi çıkmıştı?  "Dün gece gelmemiş." Pederin sesiyle ona döndüm. Resmen onun dairesini dikizlediğimi anlamıştı. Ne cevap verebilirdim ki? Sadece kafamı salladım. Çağrı'ya moral olmam gerekirken benim enerjim düşmüştü. Pederle vedalaştıktan sonra tekrar Çağrı'nın koluna girdim. Kafam önde adımlarıma bakıyordum. Bir an önce kendimi toparlamalıyım diye düşünürken Çağrı beni kenara sert bir biçimde çekince kafamı kaldırdım. Karşımızdaki kalabalık grup karşısında mecbur kalmıştı. Dante karşımdaydı. Saçı başı normal özeninde değildi. Dağınık bir hali vardı. Karşımdaki Dante o kadar çekiciydi ki... Birbirimize bakakaldık. Dante'nin bakışları Çağrı'daydı. Yine bir yanış anlaşılmaya mahal vermemek için kardeşimi tanıştıracaktım. Tam ağzımı açmıştım ki, "İyi günler Hare Hanım." Dedi ve ilerlemeye başladı. Ağzım beş karış açık arkasından bakakaldım.  "Dante mi?" dedi Çağrı. Gözlerim dolmuştu. Resmen battıkça batmıştım.  "Evet. Sanırım seni de yanlış anladı. Bu adamın derdi ne anlamıyorum." Dış kapıdan çıkmıştık.  "Bu adamı araştıralım mı Hare." Çağrı'nın teklifinin kime gideceğini biliyordum. Babamın istihbarattan arkadaşlarından birine soracaktı. Sorduğu gibide babama uçacaktı haber. Aralarındaki haber alma sistemi inanılmazdı.  "Babamın duyacağını bile bile mi? Yapma Çağrı. Babamızı tanımıyormuş gibi konuşma." Çağrı'nın Dante'nin tavırlarından hoşlanmadığı belliydi. Yoksa onu araştırmayı teklif etmezdi. "Haklısın." Bizim evin yokuşundan aşağıya doğru inip Beşiktaş'a kadar yürüdük. Yürümek iyi geliyordu. Bir de aklımdan Dante'yi atabilseydim... Vapura binip Üsküdar'a geçtik. "Her zamanki yerimize mi gidelim?" İkimizde suskunduk. Sadece yan yana olmamız bile bize güç veriyordu. "Öyle yapalım." Vapurdan inince Kuzguncuğa doğru sahilden yürümeye başladık. Bir kilometre yürüdükten sonra sahilde ufacık bir çay ocağı ve üç beş taburesi olan yere geldik.  Salaş mekanlarda en güzel yerdi burası. Düşünmek için, tartışmak için, ağlamak için, dertleşmek için... Her duygumuza ev sahipliği yapmıştı. Özellikle benim. Çaylarımız gelince, "Önce sen mi, yoksa ben mi?" dedi. Burak gülümsememle karşılık verdim. "Sen. Hadi dökül bakalım. Zeynep ile ne oldu?" Sıcak çayımı avuçlarımda tutmaya başladım. Derin bir nefes alarak girdi konuya. "Uzun zamandır değişim vardı. Soğuk gibiydi ama bir problemimiz, kavgamız, anlaşmazlığımız yoktu. Ben böyle olacağını bilemedim. Hissetmedim bile." Bana değil denize bakıyordu. Uzaklara dalmışken sanki kendi iç sesiyle konuşuyor gibiydi. "Sen eskisi gibi miydin peki?" dediğimde bana döndü. "Bilmiyorum abla. Kaç senelik beraberliğimiz var. Biz her şeyi beraber öğrendik. Biliyorsun. Benden böyle gitmesi boşluğa düşürdü beni. Nasıl yokluğuna alışacağım?" haklıydı. Uzun süreli beraberlikler alıştırıyordu insanı. Her şeyini biriyle yapıyorsun sonra o gidiyor. Tek başına olması Çağrı'yı zorlayacaktı. "Unutacaksın Çağrı. Zamanla alışacak ve unutacaksın. Onsuz olmanın verdiği boşluğu dolduracaksın. Bu doldurma dediğim hemen başkasını bulacaksın değil. Sakın. Önce kendi içinde bitireceksin daha sonra yeni ilişkilere açılacaksın. Şimdi ona karşı öfkelenince yanlış şeyler yapma." Bana bakmıyordu. Düşünüyordu belli. "Öyle. Haklısın. Sanırım babamın bize öğrettiği duygusuzluğu ön plana çıkarmam gereken anlardan birini yaşıyorum." Güldüm. İstersek çok katı olabilirdik. İçimizi de dışımızı da dondurabilirdik. Ne kadar doğru olurdu bilmiyorum ama belki işe yarardı. "Olabilir. Denemen lazım. Üzerine gitme kızın. Bir süre sonra gelip seninle konuşacaktır. Kesip atması daha iyi oldu yoksa ikinizde daha çok yıpranacaktınız." Kafasını salladı sadece. Bir şey demedi. Bende sustum. O kendiyle iç savaş verirken bende kendime döndüm. Düşündükçe Dante'ye daha gıcık olmaya başladım. Beni hiç dinlemiyordu. Sadece gördüklerine yorum yapıyordu. Telefonumu çıkartıp Delmar'a mesaj atmaya karar verdim. **Selam. Ne yapıyorsun? Müsait misin? Cevap hemen gelmedi. Biz iki çay daha içtik bu sürede. ++Selam Hare. Müsaidim bir şey mi oldu? Bir şeyler oldu olmasına ama ona anlatamazdım. Yetişkin insanlar problemlerini çözebilirdi değil mi? **Yok her şey yolunda. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum. Gelmek ister misin? Çağrı'nın Delmar ile tanışması demek Dante ile tanışması demekti. Haber hemen ona gidecekti.   ++Konum atar mısın? **Beşiktaş'a gel. Bizde oraya geçiyoruz. Sahildeki büyük çay bahçesinde buluşalım mı? ++Olur. Yarım saate oradayım. Çağrı ile tekrardan vapura binip Beşiktaş'a geçtik. İçim içime sığmıyordu. Acaba Delmar, Dante'ye söyler miydi? Ya bir daha benimle konuşmazsa? "Delmar kimdi?" Çağrı'nın sorusu üzerine gerçek dünyaya geri döndüm. "Anlattım ya Çağrı. Dante'nin yakın arkadaşı. Sağ kolu gibi bir şey." Uzaktan Delmar'ı gördüm. "Hah geliyor." Yerimden kalkınca Çağrı'da kalktı. Önce beni öptü Delmar. "Kardeşim Çağrı. Ankara'dan geldi bu sabah." Dedim önce Delmar'a. Sonra Çağrı'ya dönüp Delmar'ı göstererek, "Delmar'da kısa süre önce tanıştığım arkadaşım." Gülümsüyordum çünkü çok nadir olurdu bu. Birini arkadaşım olarak görmek... Hem de kısa sürede. İki erkek tokalaştı. Çağrı'nın da mükemmel bir İngilizcesi vardı. Delmar Çağrı'ya çok sıcak yaklaşmıştı. Konuşma sırasında sürekli Delmar'a mesaj geliyordu. Dante olabilir miydi? Arada gülümsüyordu. Beklide sevgilisidir. Keşke Dante olsaydı. "İzninizle ben lavaboya gideyim." Diyerek masadan kalktı Çağrı. Çağrı gidince Delmar hemen öne eğilerek, "Ne bu ya! Akşamdan beri beyin meyin kalmadı bende. Probleminiz ne sizin?" Delmar biliyordu. Ne kadarını? "Çağrı'yı görünce suratıma bile bakmadı. Beni ne sanıyor? Düşündükçe daha çok sinirleniyorum Delmar." İçten biçimde Dante hakkında konuşabileceğim kimsem yoktu. "Adam kıskanç Hare. Onu ilk defa böyle görüyorum. Yakışıklı boylu poslu kardeşin var. Ben olsam bende kıskanırdım. Ne bilsin." Saçma! İnsan önce kim olduğunu öğrenir. Sonra kıskanacaksan kıskan. "Kardeşim o benim Delmar. Tanışmaya bile tenezzül etmedi. Ne yapayım ben." Resmen beni yoksaydı. Küçük duruma düştüm. "Akşamki olayın üzerine gelince böyle oldu. Şimdi meraktan kuduruyor. Geldiğimden beri rapor veriyorum." Çağrı gelince arkasına yaslandı. Dante hakkında olan sohbetimiz burada sona ermişti.  Onlar sohbet ediyordu bense ne yapacağımı düşünüyordum. Acaba mesaj atsam cevap verir miydi? Mesaj atmak beni çok meraklı konumuna sokar mıydı? Ne yazacaktım? Aslında aramızda bir şey olmamıştı ama bu gerginliği nasıl atlatacaktık? "Abla? Yine daldın ya!" Çağrı'nın dürtmesiyle onlara döndüm. Resmen mala bağlamıştım. Aptal aşık konumuna düşmek hiç eğlenceli değildi. "Arasan gelmez mi?" dedi Çağrı. "Kim?" Dante'den mi bahsediyordu? "Dante işte. Onu merak etmiyor musun?" Dante'nin yanında yapmaması gerek şeyleri ona önceden anlatmalıydım. "Dante deme. Antonino." "Sen hep Dante diye bahsedince... Tamam Antonino derim." Göz kırptı. Bilerek yapıyordu. Delmar ile kahkahalara boğuldular. Neyse ki bu halim birimizi güldürmüştü. Çağrı'nın biraz kafası dağılmıştı. İkisi de çok eğleniyorlardı. "Sen yazarsan kesin gelir. Zaten Çağrı'yı öğrenince çok pişman oldu bence. İçi gidiyor şimdi. Hadi yaz." Doğru mu söylüyordu acaba? Önceden beni Dante hakkında uyaran Delmar şimdi aramızı yapmaya çalışıyordu. "Rahat bırakın beni." Deyince ikisi de omuz silkip tekrar kendi aralarında muhabbete daldılar. Ne yazmalıydım? Direk gelir misin demekte istemiyordum. Yazmazsam onun yazacağı da yoktu. Off! Cesaretimi toplayıp telefonumu elime aldım. Yazıp yazıp siliyordum. Göz ucuyla bana bakan beyler sinirimi bozmaya başlamıştı. **Canım sıkıldı. Çağrı'da Delmar'la bir oldu. İyice sinirlerimi bozuyorlar. Mesajı yolladıktan sonra kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Oda yazıp yazıp siliyordu. Cevap vermesini beklerken kalpten gidebilirdim. ++Bak sen! Ne istersiniz? Emrinize amadeyim. Gelen mesajı okurken gülümsememi engelleyemedim. Masadaki iki erkek hemen anlamışlardı Dante ile konuşmaya başladığımı. "Ne yazmış? Barıştınız mı?" dedi Delmar. Kaşlarımı çatıp başımı dikleştirdim. "Sinirlerimi bozduğunuzu söylemiştim. O da emret ne istersen yapayım demiş. Ayrıca küsmemiştik ki!" gözlerimi kısarak onları korkutmaya çalıştım. Aslında içimden kahkahalarla gülüyordum.  "Vayy. Bir anda harcadın bizi! Morte'nin hoşlandığı kadın da asi çıktı desene." Yine aynısını yapmıştı. Dante'ye ölüm demişti. Neden ona böyle bir lakap takmıştı? Mafyamatik işlerden dolayı mı? Dante ne kadar derinlerdeydi?  "Morte?" dedi Çağrı. Delmar'ın yüzü değişti. Çağrı'nın İtalyanca bildiğini herkes biliyordu. Sadece ben saklamıştım özel sebeplerden dolayı. "Ölüm." Gözlerimi bile kırpmadan Delmar'a bakıyordum.  "Geyiğine söylenmiş bir lakap sadece." Bunu demesine rağmen neşesi kaçmıştı Delmar'ın. Dante'ye cevap atmak için bir şey demedim. Bu konuyu uygun dille Dante ile konuşmalıydım. **Aman bırak. İntikam soğuk yenen yemektir. Elbet bizim de elimize bir koz geçer. Acıktım ben. Delmar şirketteki işlerden bahsediyordu. Ankara'ya gideceklermiş yakında. Çağrı orada onları gezdirmeyi teklif etti. Bıdı bıdı konuşup duruyorlardı. ++Ne yemek istersin? Ayrıca intikam soğuk falan yenmez. Anında cevap vermelisin ki karşındakiler senin gücünü görebilsin. **İtalyan mutfağı? ++Da Adolfo'ya gidelim o zaman. **Olur. Orada mı buluşalım? Onun cevap vermesini beklerken internetten Da Adolfo'nun yerine baktım. Etilerdeydi.  ++Ben yanınıza geliyorum. Birlikte geçeriz. **Bekliyorum... Muhtemelen Delmar'ın yanında olan korumalardan yerimizi öğrenmişti. On beş dakika sonra Dante'yi gördüm. Gülümsemeli miydim? Asık suratlı mı durmalıydım? Ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. Ayağa kalkınca diğerleri de arkasını döndüler. Dante'nin geldiğini görünce ikisi de ayaklandı. Elim ayağım titriyordu. Bana kızmıştı. Kızınca kırıcı olmuştu. Sözle bir şey dememişti aslında ama hareketleri ve tavırları beni yıpratmıştı... Diğerlerine bakmadan direkt yanıma gelip beni kendisine çekti. Belimden kavradığı için benim de ellerim omuzlarına gitmişti. Kalp çarpıntısını bu yakınlıktan hissedebiliyordum. Sol yanağımı öperken derin bir nefes aldı. Parmak uçlarımda yükselerek bende onu öptüm. Bu esnada Delmar ve Çağrı hiç konuşmuyorlardı.  "Konuşacağız. Telafi edeceğim." Sanırım Dante'nin özür dileme şekliydi. Ondan çok uzaklaşmamıştım ama yan yanaydık. "Kardeşim Çağrı." Dedikten sonra Dante'ye döndüm. Onu hangi sıfatla tanıtacaktım? Arkadaş değildik. Sevgili değildik. Artık sadece patronum sıfatında da değildi. Neydik biz?  "Antonino Pellegrini. Merhaba." Beni yanına ekleyeceğim ekten kurtarmıştı. "Merhaba. Memnun oldum. Hare'den sizi çok duydum." Yerimize oturduk. Dante yanıma oturmuştu. Çağrı'nın sözünden sonra bana dönerek göz kırptı. "Sabah için kusura bakmayın. Dün gece pek uyuyamamıştım. Bazı yanlış anlaşılmalar oldu." Gelen garsona sade Türk kahvesi söyledik. Kahvelerimizi içip kalkacaktık. Dante Çağrı'ya karşı çok rahattı. Benim yanımda başka bir adama dönüşüyordu bu adam. "Sorun değil. İşin içinde Hare varsa yanlış anlaşılmalar olabiliyor." Aşağıdan tam karşımda olan Çağrı'ya tekme attım ya da attığımı sandım. Çünkü Delmar, "Ayy." Diye hafiften feryat etti. Dante ve Çağrı gülmeye başlayınca, "Ya yeter. Hare, şöyle dedi, Hare böyle dedi. Konuşmayacağım bundan sonra hiçbirinizle göreceksiniz." Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek.  "Benim ne suçum var ya. Tekmende sağlammış. Neyle beslediler seni" Delmar abartıyordu. "Gıcık." Diyerek dil çıkardım. Dante kulağıma eğilerek, "Bu hallerin çok hoşuma gidiyor. Kilisede ilk karşılaştığımızda da deliye dönmüştün." Evet beni deli etmişti. Dante'den çok Çağrı'ya sinirlenmiştim gerçi şimdi. Hiç yapmadığı şeyleri yapıyordu. Onur'a bile hiç böyle davranmamıştı. "Neler yapıyorsun Çağrı?" Dante'nin sorusuyla herkes susmuştu. Kahvelerimizi servis eden garson giderken, "Ankara'dayım. ODTÜ'de okuyorum. İkinci sınıf Mimarlık." Dedi Çağrı. Kardeşimle gurur duyuyordum. Mimarlık bölümünü bende seçebilirdim ama fotoğraf aşkından, başka bölümü seçemedim. İki kardeş güzel bir ofis açabilirdik. "Dün gece Hare ile beraberdik. Geleceğinden bahsetmedi." Aslında bu cümlenin sonunda hayali soru işaret vardı ve muhatabı bendim. "Bazı sıkıntılı durumlar oluştu. Ablam bana her zaman iyi gelir. Onun da haberi yoktu. Sabah ani bir kararla geldim." Ben cevap verecekken Çağrı konuşmaya başlamıştı. Dante ne sıkıntısı diye sormadı. Sorsa da Çağrı anlatır mıydı? Bilmiyordum... "Ablan her zaman böyle inatçı mıdır?" Dante'nin sorduğu soruya Çağrı gülmeye başladı. Benim burada olduğumu unutuyorlardı galiba. Gözlerimi devirince Delmar'da kahkaha atmaya başladı. Karışmayacaktım bundan sonra. Ne istiyorlarsa konuşsunlardı. "Hem de nasıl. Babama bile kafa tutmuşluğu vardır ki babamı tanısan ne demek istediğimi anlarsın." Dante bana baktı uzun uzun.  "Hani herkes senden korkuyor ya. El pençe önünde duruyor. Peder bile... İşte babamı görsen sende karşısında öyle durursun." Dedim. Küçümser bir gülüş attı. "İşin içinde sen varsan, belki." Yüreğimi yine ağzıma getirmişti bu adam. Acaba o da benim gibi oluyor muydu? Bakışlarıyla içimi okuyordu. Böyle bakması yüreğimi sıkıyordu. Sanki bir el boynumu sıkıyor, nefes almamı engelliyordu.  "Belki..." bakışmalarımızı bölen Çağrı oldu. "Ablam çok katıdır. Babama en çok benzeyen odur. Bakma şimdi güldüğüne. Çoğu zaman bakışlarıyla boğar insanı. İnandığı doğrularına öyle sıkı sarılır ki... Kimse onu ikna edemez." Ben burada olmasaydım Çağrı kim bilir neler anlatacaktı? "İkna edebilecek insanla karşılaşmamış olmasından dolayı olabilir." Dedi. "Olabilir." Çağrı kendini unutmuştu. Birden ilişki uzmanı kesilmişti. Kahvelerimiz bitince Delmar ile Çağrı hesap kavgası yapmış kazanan Delmar olmuştu. Araçlara doğru üç dakika yürüdük. Yemeğe daha önce hiç gitmediğim İtalyan restoranına gidecektik.  Çağrı, Delmar'ın arabasına, bende Dante'nin arabasına binmiştim. İlk zamanlardaki gibi birbirimizden uzak köşelere çekilmemiştik. Oda, bende hafiften yana kaymıştık. Böylelikle kolum onun koluna değiyordu. d**k dikiz aynasından bizi görünce gülümsedi.  "Kardeşini sevdim." Dante'ye dönerek kafamı yukarı kaldırdım. "Bence o da seni sevdi." Aramızda başka konuşma geçmedi. Etilerde iki katlı bir villanın önüne geldik. Ana caddenin arkasındaki sokaktaydık. Küçük bir tabelada, Da Adolfo yazıyordu. İçerisi aydınlıktı. Yarım ay şeklinde localı masalar vardı. Mavi koltuklar beyaz masa örtüleriyle çok uyumluydu. Duvarlarda irili ufaklı çerçeveler vardı. Restoran doluydu. Ben etrafıma bakınırken yanımıza Dante'den büyük duran bir adam yaklaştı.  "Hoş geldiniz Antonino. Geleceğini duyunca çok sevindim." Delmar ve Dante adamla tokalaştılar. Dante yine soğuk nevale hallerine dönmüştü. "İşler nasıl gidiyor İtalya'da. Bir şeyler duydum ama..." Adam devam etmeden Delmar onu susturdu. "Arkadaşımız İtalyanca biliyor." Daha fazla konuşmamasını istemişti bu hareketiyle. Dante bana dönerek, "Çağrı İtalyanca biliyor mu?" dedi. Sadece kafamı salladım. Ayaküstü yaşanan gerginliği masamıza oturunca üzerimizden attık.  "Yardımcı olmamı ister misin?" Dante sol omzumun üzerinden elimdeki menüye bakıyordu. "Olur." Diyerek elimdeki menüyü ortamıza doğru çekerek ona baktım. "Buranın ev yapımı makarnaları meşhurdur. İtalya'daki lezzetin aynısını bulabilirsin. Mekanın sahibi işi babasından öğrendi. Babası bizim evin aşçısı Adolfo." Hayretle kaşlarımı yukarı kaldırdım. "Vay be! İyi o zaman makarna yiyelim." Buranın kendine özel olan sosundan koyacaklardı. İçecek olarak şarap istediler. Bende onlara uydum. Yemeğimizi Delmar ve Çağrı'nın gülüşleri eşliğinde yedik. Bir ara Dante'nin dizi dizime değince donup kaldım. Anlık oldu ama beni yine titremeyi başarmıştı. Dante'ye yaklaşarak, "Kes şunu." Dedim.  "Neyi." Sırıtıyordu. Ne yapmaya çalışıyordu? Ona karşı olan hislerimin farkındaydı. Kendi söylemişti. Kendimi çocuk gibi hissediyordum karşısında. "Sana öyle bir şey yaparım ki... Daha fazlası için kapımda yatarsın." Dedim ondan uzaklaşırken. Dante bana bakıyordu hâlâ.  "Antonino. Bir şey mi oldu?" Delmar bizdeki garip elektriklenmeyi farklı yormuş olmalıydı. Dante cevap vermedi. Delmar bana dönüp kaş göz işareti yapınca, "Düzelir birazdan." Dedim sadece. Burada baya oyalanmıştık. Akşam olmuştu. Yemeğimizi yedikten sonra canlı müzik yapan bir yere gitmeye karar verdiler. Verdiler diyorum çünkü kimse bana bir şey sormuyordu. Gideceğimiz yer yakınmış ama yine de araçlara bindik. Delmar'ın daha önceden gittiği bir yermiş. Araçlara geçince. Cam kenarına yapıştım. Gelirkenki gibi ortaya doğru kaymadım. Dante oturur oturmaz hemen yanıma kaydı. "Ne demek istedin?"  "Anlamadım." Ona bakamıyordum.  "Sana öyle bir şey yaparım ki. Daha fazlası için kapımda yatarsın. Dedin ya. Ne demek istedin?" gözlerimi açarak ona döndüm. Dediklerinin hepsini d**k duyuyordu ve feci şekilde oyuna gelmiştim. "d**k'in yanında konuşmak zorunda mıyız?" dedim sessizce. Ne kadar sessiz desem bile o bizi duyuyordu. Kulağıma eğilerek, "Ne alakası var. O pek çok şeye şahit olur ama hiçbir şey bilmez. Değil mi d**k?" Eliyle dudağına fermuar hayali çekiyormuş gibi yaptı. Neden özelimi bir başkasının yanında konuşmalıydım!  "İnanamıyorum sana." Dışarı döndüm. Dante'de pes etti sandım ama yanıldığımı araba durduğunda anladım. d**k araçtan inmişti ve kapılarımızı açmadı. Dante'ye dönmek zorunda kaldım. "İnmeyecek miyiz?" Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Konuşmadan gitmeyeceğiz." Gözlerimi kapatıp zamanın ileri akmasını diledim. Keşke özel güçlerim olsaydı... "Beni sinir ettiğin için öyle dedim. Bir amacım yoktu. Düşünmeden konuştum. Oldu mu?" dedim. Pes etmem hoşuna gitmişti. "Oldu." Dedi memnundu. Devam etti, "Öyle bir şey olursa kapında yatarım." Üzerime eğilip boynuma değdirdi dudaklarını ve aynı anda cama tıkladı. Delmar ve Çağrı kapıda bizi bekliyorlardı. Dante ile yan yana mekana girdik. Loş ortam, geniş bir alan, standart koltuklar, orta boy bir sahne... Geldiğimiz yer klasik canlı müzik yapan barlardandı. Özel locaları yoktu. Bu durum Dante'nin pek hoşuna gitmemişti. Göz önünde olmak istemediğini biliyordum. Sırtımızı duvara verip en karanlık noktaya oturduk. Delmar, Çağrı ile etraftaki kızların karakter analizini yapıyordu. Saat daha erken olduğu için etraf çok kalabalık değildi. Canlı müzikte bir saat sonra başlayacaktı.   Dante ve diğerleri viski söyledi. Bense bu gece votka içecektim. Şarap çok içmemiştim. Votkayı seviyordum. Acılığı damak tadıma uyuyordu. "Onur aradı mı?" Aramadı, aramayacak, arayamaz... "Hayır. Bir daha yanıma gelmeyecek." Bu muhabbet beni gerecekti. "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" yalan söylemek zorundaydım. Belki de bu son yalanım olmayacaktı. Eğer ortada biz diye bir şey varsa bunu yapmak zorundaydım. "Sabah arkadaşı arayarak özür diledi. Almanya'ya geri dönmüş. Onur hakkında bir daha konuşmak istemiyorum." İçeceğimi hızla bitirdim. "Neden?" Kuşkucuydu. Güvenmiyordu. Hiçbir zamanda güvenmeyecekti. "Şu an beni kırıyorsun Dante." Dışarıdan bakıldığında iki sevgili dip dibe vermiş keyifle sohbet ediyor sanılıyordur. "Peki. Sen eminsen." Tek kaşını kaldırmış sanki beni tehdit ediyordu. Gülümseyerek sol elimle sol yanağına dokundum. "Hatların çok güzel." İkimizde aynı anda Delmar'a döndük çünkü gülüyordu. "Olmuşsunuz siz." Dedi. Dante ona kızmadı. İtirazda etmedi. "Delmar bir gün baş başa Dante hakkında konuşalım mı?" Delmar daha cevap vermeden, "Seni gebertirim." Dedi Dante. Ben gülmeye başladım ama Delmar gülmüyordu. İkisi tekrardan sohbete başlayınca Dante bana döndü. "Neden sana Morte diyor." Dante'nin tüm bedeni kasıldı. Sol elini yumruk yaptı. Sinirlenmişti. Beden dili bana o kadar çok şey söylüyordu ki... "Tamam sormadım say." Diyerek yeni gelen içkimi içmeye başladım. Kanıma karışan alkolle artık gevşemeye başlamıştım. Ben gevşeyince Dante'nin yanında dilimde gevşiyordu. Muhtemelen bir saat Dante'ye sürekli konuştum. Okuldaki arkadaşlarımdan, Leman'dan, annemden, babamdan, herkesten bahsettim. Sıkılmadan beni dinliyordu. "Hadi abla bir şarkıda sen söyle." Çağrı'nın sesiyle ikimizde ona döndük. "Yok ya. Olmaz." Dante'nin hoşuna gider miydi acaba? "Hadi ama Hare. İçinden gelen şarkıyı armağan et." Göz kırptı kimi kastettiğini anlamıştım. Dante ağzını bile açmadı. İkisinin ısrarı üzerine sahneye yaklaştım. Solistten izin isteyip gitar çalan çocuğa Sezen Aksu'nun 'Belalım' şarkısını söyleyeceğim dedim.  Bu şarkıyı çok seviyordum. Neden şimdi bunu seçmiştim bilmiyordum. Dante'den gözlerimi bile ayırmadan nakarat bölümüne gelmiştim. 'Yanarım, yanarım tutuşur yanarım kavurur ateşim seni de beni de belalım'...  Dante, Çağrı'nın kulağına eğilip kısa bir şey söyledi. Çağrı telefonunu çıkartıp bir dakika sonra Dante'ye uzattı. Muhtemelen şarkının İngilizce tercümesi olup olmadığını sormuştu. Şarkı bitince tüm masalardan alkış tufanı koptu. Neredeyse tüm masalar dolmuştu. Hızlı adımlarla yerime geçtim. "Senin çok güzel. Gerçi o gece de anlamıştım." Dedi Delmar. Dante bir şey sormamıştı ama bana bakıyordu dik dik. "Senin gelip sinirlerimi bozduğun geceden bahsediyor." Delmar kahkahalarını tutamadı ama Dante'nin tek bakışıyla put kesildi. "Niye korkutuyorsun çocuğu."  "Çocuk?" kaşlarını çatınca kırışıklıkları, yaşanmışlıkları ortaya çıkıyordu. İnanılmaz karizmatik bir hava katmıştı ama yine de olmasaydı... "Kalkalım." Sesini çıkartmadı. Arabada hiç konuşmadık. Başımı koyacak bir yer arıyordum ama ölsem onun omzuna gitmezdim. Cama dayandım. Ufacık bir kasiste ya da çukurda sürekli cama vurdum başımı. En sonunda pes ederek dik durmaya çalıştım. Ben kendimle durum savaşı verirken araç İstiklaldeki lisenin önünde durdu. d**k kapıları açtı.  "Neden burada iniyoruz? Delmar'lar nerede?" dedim etrafıma bakınarak. "Onlar eve geçmişlerdir. Biz biraz yürüyelim istedim."  "Peki." Yan yana bizim eve doğru yürümeye başladık. İlk konuşan Dante oldu. "Benim çizdiğim yoldan gidilmemesi sinirlerimi bozuyor." Bu nasıl olabilirdi? Kanun gibi onun koyduğu kurallar mı geçerli olacaktı? "Her zaman istediğin olmaz Dante." Deyince burnundan bir hırıltı çıktı. Nefesini oradan vermişti. Resmen dediğimle alay ediyordu. "Senin belki olmaz ama benim olur Hare. Sen bunun farkında değilsin. Baş kaldırmaların belki de bu yüzden hoşuma gidiyor." Egosu gerçekten çok yüksekti Dante'nin. Bu zamana kadar her istediği olan bir adam vardı karşımda. Ne diyebilirdim ki? Sessizdim. Eve yaklaşmıştık. Sağ elim Dante'nin eline değmişti. Bilerek kendimi çekmemiştim ya da elimi cebime sokmamıştım. Bu durum hoşuma gitmişti. Elim Dante'ye çarptıkça küçük titreşimler vücudumu sarıyordu. "Yarın Polonezköyde toplantı var. Toplantıdan önce öğlen yemeği yenilecek. Toplantıdan sonra ise birkaç aktivite olacakmış. Benimle gelir misin?" Çağrı'yı yalnız bırakmak istemiyordum ama Dante ile gitmekte çok istiyordum. "Çağrı'ya sorup sana geri dönüş yapsam olur mu?" evin önüne gelmiştik. Kafasını salladı. "Gelirsen sevinirim." Gidecektim. İnşallah Çağrı buna kızmazdı. "İyi geceler o zaman." Parmak uçlarımda yükselerek yanağından öptüm. Geri çekilirken belimden tutarak beni kendisine çekti.  "Bana kızma. Zaman geçtikte daha iyi anlayacaksın." Dudağıma çok yakın bir yeri öptü. Ben bile neresi olduğunu idrak edemedim. Yere düşmememin sebebi sadece Dante'nin beni tutuyor oluşuydu. Derin bir nefes alarak. Kollarından kurtuldum. Kapıyı açarak merdivenleri ağır adımlarla çıktım. Kimseyle konuşmadan doğruca yatağıma giderek üzerimle yorganın altına girdim... Ben ben olmaktan çıkıyordum. Artık değişiyordum. Güzel bir değişim olsa bile kendimden korkuyordum...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD