bc

Sevda Masalı

book_age18+
13
FOLLOW
1K
READ
dark
HE
powerful
stepfather
mafia
drama
bxg
city
highschool
war
like
intro-logo
Blurb

Sevda değildi bizim hikayemiz sevda masalıydı.

Ardına bakmadan evi terk etti. Kara’nın dizlerinin bağı çözüldü, odasına koştu. Kapıyı kapatıp yere yığıldı, hıçkırıkları duvarlarda yankılandı.

Hızır Ali, kardeşini bulduğunda kalbi paramparça oldu. Sarıldı ona.

“Abim, kurban olduğum… Sakin ol, ne olur. Ağlama.”

Kara, nefes nefese döküldü:

“Abi… Yine bıraktı beni! Zaten hiç arkamda durmadı ki! Canım yanıyor, ölüyorum abi ben! Onsuz nefes alamıyorum. Bir şey yap… Ne olur bir şey yap!”

Hızır Ali, öfkesini bastıramadı.

“Söz abim… Geri getireceğim onu.”

________________________________________________

Azer karşısında duran Çakırbeylilere bakarken içinde koca bir yangın vardı. Sert konuşuyordu, ama gözlerindeki kırıklar saklanamıyordu.

“Hayır,” dedi bir kez daha. “Bu defa bitmiştir. Ben Kara’yı çok sevdim ama o… o kendini bile sevmedi. Benim gücüm kalmadı artık.”

Sözleri ağırdı. Hızır Ali öfkesinden ileri atıldı.

“Sen sevmek bu mu sanıyorsun? Sevdiğini yarı yolda bırakmak mı? Kara orada perişan halde ağlıyor. Senin için, senin yüzünden! Bırakıp gitmek bu mudur aşk?”

Azer’in boğazı düğümlendi. Ama gururu izin vermedi, dudaklarını sıktı.

“Ben onun iyiliğini istiyorum. Tedavi olmazsa… olmaz!”

İlyas araya girdi, sesi daha yumuşaktı.

“Bak evlat… Hepimiz hata yaptık, ama insan sevdiği için savaşır. Kara savaşacak gücü bulamıyor, o gücü sen olacaksın. Gitmezsen, bu kız yarın nefes almaz.”

Sözler, Azer’in kalbine saplanan hançer gibiydi. Gözleri istemsizce doldu. Onlara belli etmemek için başını yana çevirdi. Elini saçlarına götürdü, alnını sıktı. Kara’nın o odada, yalnız, hıçkırıklara boğulmuş halini hayal edince dizlerinin bağı çözüldü.

“Yapamıyorum,” diye fısıldadı kendi kendine. “Onsuz yapamıyorum…”

chap-preview
Free preview
1.Bölüm
.Tanrısal Bakış Açısıyla Kara, Çakırbeylilerin kapısının önünde derin bir nefes aldı. Yüreği, yılların yüküyle ağırdı. Kapıyı çaldığında karşısına Meryem Çakırbeyli çıktı. Kadının yüzünde her zamanki mesafeli bakış vardı. “Buyurun, kime bakmıştınız?” diye sordu Meryem, karşısındaki genç kıza dikkatle bakarak. Kara, gözlerini hiç kaçırmadan cevap verdi: “Hızır Çakırbeyli’ye.” Meryem davet etmese de Kara adımlarını geri çekmedi, evin içine girdi. Salonda oturan Hızır Çakırbeyli’nin karşısına dikildi. Yıllardır içinde büyüyen fırtınayı tek bir cümleyle kustu: “Sana emanetim var, Hızır Çakırbeyli. Al.” Hızır şaşkındı. “Ne bu?” diye sordu kaşlarını çatarak. Kara, elindeki dosyayı masaya bıraktı. “Kaçırdıkları kızının bilgileri.” O an evdeki sessizlik yankılandı. Herkes bir anda ayağa kalktı. Hızır’ın sesi titriyordu: “Ne diyorsun sen?” Kara kararlıydı, gözleri dolsa da sözleri sertti. “Diyorum ki kızını buldum. Aç dosyayı, bak! Resmini gör, DNA testini oku. Hadi, görün artık gerçeği.” Dosya açıldığında gözler bir bir fotoğrafa kaydı. Kayıp olan kızın yüzü oradaydı… ve o yüz karşılarında duran Kara’ya aitti. İlyas şaşkınlıkla fısıldadı: “Sen… sen şimdi benim kayıp yeğenim misin?” Kara, gözlerini dikerek karşılık verdi: “Ta kendisiyim, İlyas Çakırbeyli.” O an Meryem, dayanamadı. Gözyaşları içinde Kara’ya sarıldı. “Kızım…” Kara, içinden taşan özlemi saklamadan karşılık verdi. “Annem…” Sonra Hızır da sarıldı kızına, sesi boğuk ve titrek çıkıyordu: “Kara’m… Kızım…” Çakırbeyliler tek tek sarıldı Kara’ya, sadece Façalılar çekimserdi. Kara gülümseyerek seslendi: “Gelin bakalım siz de, babamın dünürleri…” Onlar da sırasıyla yanına geldi. Bir tek Behzat geride kalmıştı. Kara ona dönüp seslendi: “Psst, amcamın kankisi… Gel hadi, sen eksik kalma.” Behzat kahkahasını bastıramadı. “Bak ya, aynı sen bu kız kanka! Gel buraya kız.” O da sarıldı Kara’ya. O an, yılların boşluğu doldurulmuş gibiydi. Ama mutluluk kısa sürdü. Hızır, kızına dönüp sordu: “Anlat bakalım, neler yaşadın bu zamana kadar?” Kara, hapiste olduğunu söyledi. Hızır merakla sebebini sorduğunda dudaklarından tek kelime döküldü: “Uyuşturucudan.” Salonda buz gibi bir hava esti. İlyas endişeyle seslendi: “Yeğenim, sakın kullanıyorsun deme bize.” Kara’nın bakışları sertleşti. “Kullanıyordum… Hâlâ da kullanıyorum. Bilin ve sakın karışmayın.” Alparslan’ın gözlerindeki sorgulayıcı bakışı fark etti. “Ne o kuzen, niye öyle bakıyorsun?” Alparslan, sesini yükseltti. “Kuzen, senin Azer Kılıçhan’la ne işin vardı? Geçen gün onunla gördüm seni.” Kapıda bekleyen Azer o an içeri girdi. Kararlı adımlarla salona ilerledi. “Onun cevabını ben vereyim. Kara benim nişanlım.” Sözlerini kanıtlarcasına Kara’nın yanına oturdu. Fakat Kara’nın ağabeyi Hızır Ali hemen konuyu değiştirdi: “Peki, uyuşturucu ne olacak Kara?” Azer ayağa kalktı, öfkesi gözlerinden taşıyordu. “Ne uyuşturucusu? Hani bitmişti Kara, hani bırakmıştın?” Kara kaçamak bir sesle yanıtladı. “Sonra konuşalım Azer, şimdi sırası değil.” İlyas da kararlıydı. “Ne zaman yeğenim? Kendini öldürmeden mi?” Kara bağırarak çıkıştı: “Amca, yeter artık! Sonra dedim.” Ama Azer geri adım atmadı. “Hayır Kara, tam da şimdi sırası. Yarın gidiyoruz, tedavi olacaksın. Anladın mı?” Kara’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ölürüm de gitmem o akıl hastanesine. Deli değilim ben, Azer.” Azer’in sesi kırılmıştı, ama kararlılığını bozmadı. “Öyle mi Kara? Son sözün mü bu?” Kara çaresizlikle adını fısıldadı: “Azer…” Ama Azer, artık geri dönüşsüzdü. “Peki. Bundan sonra ben yokum. Yaşa ailenle. Kıyafetlerini göndertirim.” Ardına bakmadan evi terk etti. Kara’nın dizlerinin bağı çözüldü, odasına koştu. Kapıyı kapatıp yere yığıldı, hıçkırıkları duvarlarda yankılandı. Hızır Ali, kardeşini bulduğunda kalbi paramparça oldu. Sarıldı ona. “Abim, kurban olduğum… Sakin ol, ne olur. Ağlama.” Kara, nefes nefese döküldü: “Abi… Yine bıraktı beni! Zaten hiç arkamda durmadı ki! Canım yanıyor, ölüyorum abi ben! Onsuz nefes alamıyorum. Bir şey yap… Ne olur bir şey yap!” Hızır Ali, öfkesini bastıramadı. “Söz abim… Geri getireceğim onu.” Kardeşini yatağa yatırıp aşağı indi. “Baba… Kara iyi değil. Odaya çıktığımda perişandı.” Alparslan endişeyle sordu: “Amca, ne yapacağız?” Hızır sert bir sesle cevap verdi: “Azer Kılıçhan’ı buraya getireceğiz.” Behzat itiraz etti. “Gelmez, çok kararlıydı.” Ama Hızır Ali, masaya yumruğunu vurdu. “Ben getireceğim.” O gece Çakırbeyliler, Azer’in evinin kapısına dayandı. Kapıyı açan hizmetçi, şaşkınlıkla onları içeri aldı. Azer, karşısındaki kalabalığı görünce kaşlarını çattı. “Ne işiniz var burada, Çakırbeyliler?” İlyas adım attı. “Bize gelmen lazım, Azer.” Azer, başını iki yana salladı. “Hayır. Artık bu defter kapandı.” O an Hızır Ali öfkesini gizleyemedi, yumruğunu sıktı: “Kardeşim iyi değil! Kaçıncı kez bırakıyorsun onu, ha? Kaçıncı kez!” Azer karşısında duran Çakırbeylilere bakarken içinde koca bir yangın vardı. Sert konuşuyordu, ama gözlerindeki kırıklar saklanamıyordu. “Hayır,” dedi bir kez daha. “Bu defa bitmiştir. Ben Kara’yı çok sevdim ama o… o kendini bile sevmedi. Benim gücüm kalmadı artık.” Sözleri ağırdı. Hızır Ali öfkesinden ileri atıldı. “Sen sevmek bu mu sanıyorsun? Sevdiğini yarı yolda bırakmak mı? Kara orada perişan halde ağlıyor. Senin için, senin yüzünden! Bırakıp gitmek bu mudur aşk?” Azer’in boğazı düğümlendi. Ama gururu izin vermedi, dudaklarını sıktı. “Ben onun iyiliğini istiyorum. Tedavi olmazsa… olmaz!” İlyas araya girdi, sesi daha yumuşaktı. “Bak evlat… Hepimiz hata yaptık, ama insan sevdiği için savaşır. Kara savaşacak gücü bulamıyor, o gücü sen olacaksın. Gitmezsen, bu kız yarın nefes almaz.” Sözler, Azer’in kalbine saplanan hançer gibiydi. Gözleri istemsizce doldu. Onlara belli etmemek için başını yana çevirdi. Elini saçlarına götürdü, alnını sıktı. Kara’nın o odada, yalnız, hıçkırıklara boğulmuş halini hayal edince dizlerinin bağı çözüldü. “Yapamıyorum,” diye fısıldadı kendi kendine. “Onsuz yapamıyorum…” Çakırbeyliler birbirine baktı. İlk kez Azer’in duvarı çatlamıştı. Hızır Ali bir adım attı, sesini alçalttı: “Hadi, kalk. Benim kardeşim orada seni bekliyor. Sen gidince nefes alacak. Bırakma onu.” Azer uzun bir sessizlikten sonra derin bir nefes aldı. Kararlılığı yeniden yüzüne oturdu, ama bu sefer farklı bir kararlılıktı. “Peki… Onu bırakmayacağım. Ama söz verin, tedavi için de yanımda duracaksınız. Tek başıma savaşmam.” Hızır elini Azer’in omzuna koydu. “Biz Çakırbeylileriz evlat. Kızım için, torunum için… hep beraber savaşacağız.” Azer gözlerini kapadı, sanki içindeki yükün yarısı kalkmıştı. Birkaç saniye sonra kapıya yöneldi. “Götürün beni… Kara’nın yanına.” --- Çakırbeylilerle birlikte konağa döndüklerinde herkes merakla bekliyordu. Azer içeri girdiğinde gözleri hemen Kara’nın odasının kapısına kaydı. Yavaş adımlarla yukarı çıktı. Kapının önünde durduğunda, içeriden hıçkırık sesleri hâlâ geliyordu. Titreyen eliyle kapıyı araladı. Kara, yatağın kenarında dizlerini karnına çekmiş, yüzünü ellerine gömmüştü. Gözyaşları yastığı ıslatmıştı. Azer, o an yıkıldı. İçindeki bütün öfke, bütün inat bir anda eridi. Sessizce yanına oturdu. Kara, başını kaldırıp gözlerini ona çevirdiğinde ikisi de sustu. Sadece göz göze geldiler. Kara’nın sesi kısık, boğuk çıktı: “Git demiştin…” Azer, gözyaşlarını tutamayarak fısıldadı: “Gittim… ama kalbim senden hiç gitmedi.” Kara hıçkırarak boynuna sarıldı. “Azer… bir daha yapma. Ne olursun, bir daha bırakma beni. Onsuz yapamıyorum.” Azer kollarını sımsıkı sardı. “Bırakmayacağım Kara. Ölsem de bırakmayacağım. Ama sen de bana söz ver… savaşacağız. Bu illetle, bu acıyla, hepsiyle. Yan yana savaşacağız.” Kara gözyaşları arasında başını salladı. “Söz… ama tek başıma yapamam.” Azer alnını onun alnına yasladı. “Tek başına değilsin Kara. Bundan sonra hiç değilsin.”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
91.8K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
566.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
94.4K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
62.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
60.0K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook