Sevda MasalıUpdated at Sep 19, 2025, 13:38
Sevda değildi bizim hikayemiz sevda masalıydı.
Ardına bakmadan evi terk etti. Kara’nın dizlerinin bağı çözüldü, odasına koştu. Kapıyı kapatıp yere yığıldı, hıçkırıkları duvarlarda yankılandı.
Hızır Ali, kardeşini bulduğunda kalbi paramparça oldu. Sarıldı ona.
“Abim, kurban olduğum… Sakin ol, ne olur. Ağlama.”
Kara, nefes nefese döküldü:
“Abi… Yine bıraktı beni! Zaten hiç arkamda durmadı ki! Canım yanıyor, ölüyorum abi ben! Onsuz nefes alamıyorum. Bir şey yap… Ne olur bir şey yap!”
Hızır Ali, öfkesini bastıramadı.
“Söz abim… Geri getireceğim onu.”
________________________________________________
Azer karşısında duran Çakırbeylilere bakarken içinde koca bir yangın vardı. Sert konuşuyordu, ama gözlerindeki kırıklar saklanamıyordu.
“Hayır,” dedi bir kez daha. “Bu defa bitmiştir. Ben Kara’yı çok sevdim ama o… o kendini bile sevmedi. Benim gücüm kalmadı artık.”
Sözleri ağırdı. Hızır Ali öfkesinden ileri atıldı.
“Sen sevmek bu mu sanıyorsun? Sevdiğini yarı yolda bırakmak mı? Kara orada perişan halde ağlıyor. Senin için, senin yüzünden! Bırakıp gitmek bu mudur aşk?”
Azer’in boğazı düğümlendi. Ama gururu izin vermedi, dudaklarını sıktı.
“Ben onun iyiliğini istiyorum. Tedavi olmazsa… olmaz!”
İlyas araya girdi, sesi daha yumuşaktı.
“Bak evlat… Hepimiz hata yaptık, ama insan sevdiği için savaşır. Kara savaşacak gücü bulamıyor, o gücü sen olacaksın. Gitmezsen, bu kız yarın nefes almaz.”
Sözler, Azer’in kalbine saplanan hançer gibiydi. Gözleri istemsizce doldu. Onlara belli etmemek için başını yana çevirdi. Elini saçlarına götürdü, alnını sıktı. Kara’nın o odada, yalnız, hıçkırıklara boğulmuş halini hayal edince dizlerinin bağı çözüldü.
“Yapamıyorum,” diye fısıldadı kendi kendine. “Onsuz yapamıyorum…”