Kırılan Umutlar
Azer’in o derin, kehribar gözlerine bakarken söyleyeceğim kelimelerin her biri dilime birer cam kırığı gibi batıyordu. Nasıl yapacaktım? Onu sevmediğime, ondan gitmek istediğime onu nasıl ikna edecektim? Tehlikeliydi; dünyası, hayatı, sevdası... Ama en çok da annesinin bıraktığı o zehirli izler canımı yakıyordu.
"Güzelim... İyi misin sen?"
Azer’in şefkat dolu sesi sessizliği böldüğünde, kalbimin göğüs kafesimi parçalarcasına çarptığını hissettim.
"İyiyim Azer," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Sana bir şey demem lazım."
"Söyle güzelim, anlat."
Derin bir nefes aldım, bu son nefesimdi sanki. "Ben... Ben ayrılmak istiyorum."
Zaman o an dondu. Azer’in yüzündeki o yumuşak ifade saniyeler içinde silindi; yerini buz gibi bir sessizliğe bıraktı. Bedeni kaskatı kesildi, alnındaki ve boynundaki damarlar birer birer belirginleşmeye başladı. Öfkesi, odadaki oksijeni tüketiyordu.
"Ne dedin sen?" diye fısıldadı. Sesi, fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
"Ben—"
"Ne dedin dedim Gazel!" diye kükredi bir anda.
"Ayrılalım Azer! Bitsin!"
Gözlerim dolmuştu, korkuyla harmanlanmış bir çaresizlikle bakıyordum ona. Azer, ellerini saçlarının arasından geçirip sertçe geriye doğru itti.
"Ayrılalım öyle mi? Bu kadar kolay mı senin için?"
"Azer, yapamıyorum artık. Zorlaştırma lütfen, bitsin bu iş."
Daha fazla orada kalamazdım. Yoksa o bakışlara yenik düşecektim. Hızla koltuktaki çantamı ve montumu kapıp kapıya yöneldim. Tam kapı koluna uzanmıştım ki, demir pençeyi andıran eliyle kolumdan tutup beni sertçe durdurdu.
"Gidemezsin!" diye bağırdı. "Bu saçmalığın açıklamasını yapmadan bir adım bile atamazsın! Ne ayrılması? Hani seviyordun beni? Ne değişti bir gecede, ne?"
Yüzüne bakamıyordum. Bakarsam her şeyi itiraf ederdim. "Sevmiyorum artık Azer, anladın mı? Sevmiyorum!"
"Gözlerimin içine bak!" diye gürledi, çenemi tutup yüzümü kendine çevirdi. "Gözlerimin içine baka baka söyle sevmediğini, ancak o zaman inanırım. Ama bakmıyorsun... Bakamıyorsun! Çünkü yalan söylüyorsun Gazel, yalan!"
"Azer bırak ne olur, bırak gideyim!"
"Bırakmam lan, bırakmam! Seviyorsun beni, biliyorum. Şimdi bana gerçeği söyle, bitirme bizi. Neler oluyor?"
Hıçkırıklarım artık kontrolümden çıkmıştı. Göğsüme oturan o ağır taşı daha fazla taşıyamadım. "Dün annen geldi!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Ailemin evine geldi Azer! Senin nişanlı olduğunu, beni sadece bir 'metres' olarak gördüğünü, benim aslında o..."
Lafın devamını getiremedim, hıçkırıklarım boğazıma dizildi. Azer’in bakışları dondu. Elimi kolumdan çekmedi ama parmaklarındaki o sert baskı azaldı.
"Şşşt, tamam... Tamam güzelim," dedi, sesi bir anda yumuşadı.
"Dinle!" dedim hırsla. "Madem gerçeği bilmek istiyorsun; ailem annenin o iğrenç sözlerine inandı. Bana sırtlarını döndüler. Ben dün gece... Ben ilk defa babamdan tokat yedim Azer. Senin yüzünden!"
O an, Azer’in gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir acı ve pişmanlık gördüm. Hiç beklemediğim bir hızla beni göğsüne çekti, kollarını belime dolayarak beni kendi dünyasına hapsetti.
"Azer bırak ne olur, canım yanıyor..."
"Bırakmam," diye fısıldadı saçlarımın arasına. Sesi titriyordu. "Bırakmam... Söz veriyorum her şeyi düzelteceğim. Herkesten, her şeyden hesap soracağım. Yeter ki sen beni bırakma. Yalvarırım gitme..."
Azer’in göğsünde hıçkıra hıçkıra ağlarken, kalbinin atışlarını kulağımda hissediyordum. Öyle hızlı, öyle öfkeli çarpıyordu ki, sanki göğüs kafesini delip geçecekti. Beni kollarının arasına o kadar sıkı hapsetmişti ki, bir an için dünyadaki tüm kötülüklerin o kolların dışında kaldığını sandım. Ama gerçekler, babamın yüzümde bıraktığı o sızlayan iz kadar yakıcıydı.
"Bırak Azer..." dedim halsizce. "Daha fazla yıkılacak gücüm kalmadı."
Azer geri çekilip ellerini yanaklarıma koydu. Başparmaklarıyla yaşlarımı silerken gözlerindeki o koyu kehribar rengi, saf bir öfkeye bürünmüştü. "Babam dediğin o adam..." Sesi buz gibiydi, "Sana nasıl el kaldırır Gazel? Nasıl?"
"Annene inanmış Azer! Herkesin gözünde o 'öteki kadın' oldum ben bir gecede! Senin bir nişanlın varmış, senin hayatında başka bir kadın varmış... Ben sadece bir hevesmişim!"
Azer’in çenesi kasıldı, dişlerini birbirine bastırdığını duyabiliyordum. "Annem... O kadının oyunlarını ben bitireceğim. Ama önce sen." Beni tekrar kendine çekip alnımdan uzunca öptü. "Seni bu halde o eve gönderemem. Artık o kapıdan içeri girmeyeceksin."
"Nereye gideceğim Azer? Kimsem kalmadı diyorum sana!"
"Ben varım!" diye gürledi. "Ben varken kimse sana 'kimsesiz' muamelesi yapamaz. Benimle geliyorsun."
İtiraz etmeme fırsat vermeden elimi sıkıca kavradı ve beni arabasına doğru sürükledi. Kapıyı açıp beni bindirdiğinde, gözlerindeki o karanlık ifade beni ürkütmüştü. O nazik, aşık adam gitmiş; yerine her şeyi yakıp yıkmaya hazır bir Azer gelmişti.
Yol boyunca tek kelime etmedi. Direksiyonu tutan parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Şehrin gürültüsünden uzak, yüksek duvarlarla çevrili, korumaların beklediği o büyük malikaneye geldiğimizde kalbim ağzımda atıyordu. Burası onun kalesiydi.
Arabadan indik, kapıdaki adamlar Azer’i görünce ceketlerini ilikleyip başlarını eğdiler. Azer beni doğrudan içeri soktu. Salona girdiğimizde bizi karşılayan kişi, tüm bu felaketin mimarıydı.
Gülten Hanım.
Azer’in annesi, elinde kahve fincanıyla şöminenin önünde mağrur bir tavırla oturuyordu. Bizi gördüğünde yüzünde sahte, buz gibi bir gülümseme belirdi.
"Aaa, misafirimiz mi var Azer?" dedi, gözlerini küçümserce üzerimde gezdirerek. "Ben de babasının yanına, ait olduğu yere döndü sanıyordum."
Azer, elimi daha sıkı tuttu ve annesine doğru bir adım attı. Ses tonu, evin içinde bir kırbaç gibi şakladı:
"Anne, dua et ki kadınsın ve benim annemsin. Yoksa şu an yaptıklarının bedelini nefesinle ödetirdim sana."
Gülten Hanım istifini bozmadan fincanını masaya bıraktı. "Oğlum, ben seni bir bataklıktan kurtardım. Bu kız sana uygun değil, nişanlın Leyla haftaya geliyor-"
"Leyla da, senin o sahte dünyan da yerin dibine batsın!" diye bağırdı Azer. Evin camları titredi. "Gazel bu evin yeni hanımı. Ve sen..." İşaret parmağını annesine doğrulttu, "Eğer ona bir kez daha 'metres' iması yaparsan, bu kapıdan dışarı atılan sen olursun. Anladın mı beni?"
Gülten Hanım’ın yüzü bembeyaz kesildi. Ben ise olduğum yerde titriyordum. Azer bana döndü, bakışları anında yumuşadı.
"Yukarı çık güzelim, dinlen. Kimse sana dokunamaz, kimse sana kötü bir söz söyleyemez. Ben bir yere kadar gidip geleceğim."
"Nereye?" dedim korkuyla.
Azer kapıya yönelirken arkasına bakmadan konuştu:
"Babandan, o tokatın hesabını sormaya..."
"Azer hayır!" diye bağırdım arkasından ama nafileydi.
Ceketini hışımla üzerine geçirip kapıyı çarparak çıktı. O kapının sesi sanki ruhumda patladı. Dışarıda gürleyen motor sesi, Azer’in içindeki fırtınanın bir yansıması gibi uzaklaştı. Dizlerimin bağı çözüldü, koridorun ortasına öylece çöküverdim.
"Bak hele bak..."
Gülten Hanım’ın o tiz ve iğneleyici sesi salonun boşluğunda yankılandı. Yavaş adımlarla yanıma yaklaştı. Topuklu ayakkabılarının parkede çıkardığı her tık sesi, kalbime saplanan bir iğne gibiydi. Başımda durdu, tepeden tırnağa beni süzdü.
"Bir tokat yedin diye oğlumu babasına düşman etmeye utanmıyor musun? Ne sanıyorsun sen kendini? Bu evin hanımı mı?"
Başımı kaldırıp yaşlı gözlerle ona baktım. "Ben hiçbir şey sanmıyorum Gülten Hanım. Ben sadece sevdim. Sizin hiç tatmadığınız o duyguyu yaşadım sadece."
Yüzü öfkeden gerildi. Eğilip çenemi sertçe kavradı; tırnakları etime batıyordu. "Sevdaymış... Senin sevda dediğin, bir Kozcuoğlu’nun hayatını mahvetmekten başka bir işe yaramaz. Azer seni bugün korur, yarın unutur. Ama o tokat... O tokatın acısı geçse de lekesi senin alnında kalacak. Ailen bile seni sildi, sen artık koca bir hiçsin!"
Elimle elini ittim. "Benim ailem beni silmedi, siz sildirdiniz! O yalanları siz söylediniz!"
"Gerçek acıdır kızım," dedi doğrulurken. "Azer’in çocukluktan beri sözlü olduğu Leyla haftaya buraya geliyor. O zaman göreceğim ben senin o gururunu. Şimdi defol git o yukarıdaki odaya. Azer gelene kadar gözüme gözükme."
Aynı Anlarda - Gazel’in Babasının Evi
Azer, arabayı babamın evinin önünde lastikleri yakarak durdurdu. Gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Arabadan indiği gibi bahçe kapısını tekmeleyerek açtı.
"Reşat Efendi!" diye kükredi. Sesi mahalleyi ayağa kaldırmıştı. "Çık dışarı!"
Babam, şaşkınlık ve öfkeyle kapıya çıktı. Arkasında annem, korkuyla Azer’e bakıyordu. "Ne oluyor lan? Ne hakla benim kapıma dayanıyorsun sen?"
Azer, babamın üzerine bir aslan gibi atıldı. Yakasından yapıştığı gibi onu duvara yasladı. Korumalar araya girmek istedi ama Azer’in tek bir işaretiyle durdular.
"O eli..." dedi Azer, sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir o kadar da ölümcüldü. "Gazel’e kalkan o eli, kökünden koparmadığım için dua et yaşlılığına. Sen nasıl kıydın ona? Nasıl vurdun benim canımdan çok sevdiğime?"
Babam yutkunmaya çalıştı ama Azer’in öfkesi boğazını sıkıyordu. "O benim kızım! Namusuna söz getireni-"
"Onun namusu da, canı da, nefesi de benim!" diye bağırdı Azer. "Senin o kızım dediğin melek, senin yüzünden ağlayarak bana geldi. Bir daha... Bir daha onun saçının teline zarar gelirse, yemin ederim bu evi başınıza yıkarım. Gazel artık benim korumam altında. O kapıdan içeri girmeyecek, sizin de yüzünüzü görmeyecek!"
Azer, babamı sertçe kenara itti. Cebinden bir zarf çıkarıp babamın ayaklarının dibine fırlattı.
"Bu, kızının senden vazgeçtiği bedel olsun. Bir daha sakın yolumuza çıkma."
Malikane - Gece Yarısı
Odanın penceresinden dışarıyı izlerken Azer’in arabasının farlarını gördüm. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Kapı açıldı, ağır adımlarla yukarı çıktı. Odaya girdiğinde üstü başı dağılmış, elinin boğumları hafifçe kan içindeydi.
Hızla yanına koştum. "Azer! Elin... Ne yaptın sen?"
Beni belimden kavrayıp kendine çekti. Alnını alnıma yasladı, derin bir nefes aldı. "Bitti güzelim. Bir daha kimse sana el kaldıramayacak. Kimse seni ağlatamayacak."
"Annene inanıyor musun Azer?" diye sordum fısıltıyla. "O nişan meselesi..."
Azer gözlerimin içine baktı. "Benim senden başka kimsem yok Gazel. Ne Leyla, ne başkası... Sen benim nefesimsin. Ama bilmen gereken bir şey var."
"Ne?"
"Savaş şimdi başlıyor. Hem ailemle, hem de o Leyla'nın ailesiyle. Yanımda mısın?"
Azer’in o kararlı "Yanımda mısın?" sorusu odada asılı kaldı. Gözlerindeki o yorgun ama bir o kadar da sahiplenici bakışa sığındım. Başımı yavaşça göğsüne yasladım. "Seninleyim Azer. Gidecek başka hiçbir yerim yok artık."
Azer beni daha sıkı sardı. "Güzelim, her şeyi halledeceğim. Sadece bana güven."
Gece, malikanenin sessizliğinde ağır ağır ilerlerken ikimiz de fırtınanın kapıda olduğunu biliyorduk. Azer uykuya daldığında ben hala tavanı izliyordum. Babamın o tokatı ruhumda hala sızlıyordu.
Ertesi Sabah - Kahvaltı Masası
Sabah güneşinin pencerelerden süzüldüğü o görkemli yemek odasında, hava buz gibiydi. Gülten Hanım masanın başında, elinde gümüş çatalıyla bir kraliçe edasıyla oturuyordu. Azer elini elimin üzerine koyup bana güç vermeye çalışırken, kapı aniden açıldı.
Hizmetlilerden biri heyecanla içeri girdi. "Gülten Hanım, Leyla Hanım geldiler!"
Elimdeki çatal gürültüyle tabağa düştü. Azer’in elinin altındaki kaslarının gerildiğini hissettim. Kapıdan içeri; üzerinde son moda bir elbise, yüzünde ise "buranın asıl sahibi benim" der gibi bir ifadeyle sarışın, oldukça alımlı bir kadın girdi.
"Azer!" dedi Leyla, neşeyle ona doğru yürüyerek. Azer yerinden bile kalkmadı, sadece buz gibi bir bakış attı. "Hoş geldin Leyla. Erken gelmişsin."
Leyla duraksadı, bakışları masada titreyen bana döndü. Yüzündeki gülümseme yavaşça soldu ama yerini kurnaz bir ifade aldı. "Gülten teyzeciğim, evde misafir olduğunu söylememiştin? Kim bu... Hanımefendi?"
Gülten Hanım kahvesinden bir yudum aldı ve zehrini akıttı: "Azer’in geçici bir hevesi diyelim Leylacığım. Biliyorsun, gençler bazen hata yapar. Ama senin gelmenle her şey yoluna girecektir."
Azer masaya yumruğunu vurduğunda tabaklar zıpladı. "Yeter!" diye kükredi. "Leyla, sen misafirsin. Birkaç gün kalıp gideceksin. Gazel ise bu evin hanımıdır. Ona karşı ağzından çıkan her kelimeye dikkat edeceksin!"
Leyla’nın gözleri doldu, sarsılmış gibi yaptı. "Azer, biz çocukluktan beri sözlüyüz! Ailelerimiz ne der? Bu kız kim ki beni onunla bir tutuyorsun?"
"O kız, benim sevdiğim kadın!" Azer ayağa kalkıp kolumdan tuttu ve beni de kaldırdı. "Biz yukarı çıkıyoruz. Kimse bizi rahatsız etmesin."
Akşam - Karanlık Planlar
Azer, bir iş toplantısı için çalışma odasına geçtiğinde ben odamızda tek başıma oturuyordum. Kapı çalmadan açıldı; içeri giren Leyla’ydı. Elinde bir zarf vardı.
"Bak tatlım," dedi Leyla, yatağın ucuna küstahça oturarak. "Azer seni seviyor olabilir. Ama bu dünya sevgiyle dönmüyor. Bu zarfın içinde ne var biliyor musun? Azer’in babasının vasiyeti."
Kaşlarımı çattım. "Ne demek istiyorsun?"
"Vasiyette açıkça yazıyor: Azer, benimle evlenmediği takdirde tüm şirket hisselerini ve mal varlığını kaybedecek. Her şey Gülten Hanım’ın kontrolüne geçecek. Sen onu seviyorsun, öyle mi? Peki onu bir hiç uğruna sokaklarda sürünürken izlemeye hazır mısın? Onu bitireceksin Gazel. Eğer yanında kalmaya devam edersen, Azer Kozcuoğlu diye bir adam kalmayacak."
Zarfı kucağıma fırlattı ve kapıya yöneldi. Çıkmadan önce arkasına bakıp ekledi:
"Karar senin. Ya aşkın için onu mahvedersin ya da onu sevdiğin için ondan vazgeçersin."
Oda üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Nefes alamıyordum. Leyla’nın yalan söyleyip söylemediğini bilmiyordum ama Gülten Hanım’ın bunu yapabilecek kadar acımasız olduğunu biliyordum.
Leyla’nın bıraktığı o zarf, kucağımda sanki bin ton ağırlığındaydı. Ellerim titreyerek zarfın kenarını yırttım. İçinden çıkan belgeler, soğuk hukuk diliyle yazılmış olsa da gerçeği suratıma bir tokat gibi çarpıyordu. Gülten Hanım her şeyi sağlama almıştı; Azer ya bu köhne düzene boyun eğip Leyla ile evlenecek ya da sahip olduğu her şeyi, soyadının gücünü bile kaybedecekti.
"Onu bir hiçliğe mi sürükleyeceğim?" diye fısıldadım kendi kendime.
O sırada kapı açıldı. Azer, yorgun adımlarla içeri girdi. Kravatını gevşetmiş, ceketini koluna atmıştı. Beni yatağın ucunda, elimde belgelerle öylece görünce bakışları keskinleşti.
"O ne Gazel?"
Sesindeki o otoriter ton beni irkiltti. Belgeleri saklamaya çalıştım ama o çoktan yanıma gelmiş, elimden çekip almıştı. Sayfalara göz gezdirdikçe yüzü kaskatı kesildi. Gözlerindeki o saf sevginin yerini, dipsiz bir nefret kuyusu aldı.
"Bunu sana kim verdi?" dedi, sesi bir fırtına öncesi sessizliği kadar tehlikeliydi. "Leyla mı, yoksa annem mi?"
"Azer... Doğru mu bunlar? Eğer benimle olursan her şeyi kaybedecek misin?"
Azer belgeleri buruşturup odanın bir köşesine fırlattı. Dizlerinin üzerine çöküp ellerimi tuttu. "Bak bana Gazel. Gözlerimin içine bak! Ben o şirketleri, o paraları senin bir tek gülüşün için yakarım, anladın mı? Benim umurumda değil!"
"Ama senin hayatın bu Azer! Sen busun! Ben seni bu hayattan koparırsam kendimi asla affedemem."
"Benim hayatım sensin!" diye kükredi. "Anlamıyor musun? Onlar beni bu şekilde dize getirebileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar. Ben Azer Kozcuoğlu’yum. Kendi krallığımı kendim kurarım, gerekirse sıfırdan!"
Tam o sırada aşağıdan büyük bir gürültü yükseldi. Cam kırılma sesleri ve bağırışlar... Azer hızla ayağa kalktı. Belindeki silahın varlığını o an fark ettim; ceketinin altından parlıyordu.
"Burada kal. Kapıyı kilitle ve sakın açma," dedi ve odadan fırladı.
Merdivenlere yöneldiğimde gördüğüm manzara kanımı dondurdu. Salonun ortasında, ellerinde ağır silahlar olan maskeli adamlar vardı. Gülten Hanım ve Leyla bir köşeye büzülmüş, korkuyla çığlık atıyorlardı. Ama en kötüsü; en öndeki adam maskesini çıkardığında karşımda duran kişiydi.
Babam.
Yanında ise mahalleden tanıdığım, karanlık işlerle uğraşan o adamlar vardı. Babamın gözleri nefretle doluydu. Azer merdivenlerin başında durdu, silahını doğrulttu.
"Reşat! Haddini aşıyorsun. Buradan sağ çıkamazsın!"
Babam, elindeki silahı Azer’e doğrultarak bağırdı: "Kızımı o kirli hayatına alet ettin! Onu bu evden almadan gitmeyeceğim. Ya Gazel’i verirsin ya da bu evi başınıza yıkarım!"
Azer, merdivenlerden bir basamak indi. "Gazel hiçbir yere gitmiyor. O artık benim."
O an silahlar ateşlendi. Ortalık bir anda savaş alanına döndü. Ben merdiven korkuluklarına tutunmuş, sevdiğim adamın ve babamın birbirini öldürmesini izlemek zorundaydım.
"Durun!" diye bağırdım tüm gücümle merdivenlerden aşağı koşarak. "Yeter! Durun!"
Tam o sırada Azer’in arkasından sinsi bir gölge yaklaştı. Gülten Hanım’ın korumalarından biri değil, Leyla’nın yanındaki o yabancı adamdı. Namlusunu Azer’in sırtına doğrultmuştu.
"Azer! Arkanda!" diye çığlık attım.
Odanın içinde yankılanan silah sesleri ve çığlıklar arasında zaman yavaşladı. Leyla’nın o sinsi vasiyet oyunu, babamın kapıya dayanması... Hepsi beni Azer’den koparmak içindi. Ama o an anladım; Azer her şeyini kaybetmeyi göze almışken, ben onu bu kurtlar sofrasında yalnız bırakamazdım.
Mektubu avcumun içinde sıktım ve merdivenlerden aşağı, o cehennemin ortasına atıldım.
"DURUN!" diye bağırdım, sesim silahtan çıkan barut kokulu dumanı yarıp geçti. "Yeter! Kimse kimseyi öldürmeyecek!"
Azer, arkasındaki gölgeyi fark edip çevik bir hareketle namluyu o adama çevirdi ama ateş etmedi. Gözleri beni bulduğunda içindeki o saf dehşeti gördüm. "Gazel, yukarı çık dedim sana! Vurulacaksın!"
"Vurulursam senin kollarında vurulurum Azer!" diyerek yanına koştum. Babamın karşısında, Azer’in önünde durdum. "Baba, buraya namus için gelmediğini biliyorum. Annemle ne çevirdiğinizi, o paraları kimden aldığınızı biliyorum! Git buradan. Ben senin kızın değilim artık, ben bu adamın nefesiyim!"
Babamın elindeki silah titredi. Azer’in korumaları evi sarmıştı bile. Kaçacak yeri kalmadığını anlayınca nefretle yere tükürüp adamlarına işaret verdi. "Bu iş burada bitmedi Kozcuoğlu. O kızı sana yar etmeyeceğim!"
Fırtına Sonrası Sessizlik
Babam ve adamları evden çekildiğinde, salon harabeye dönmüştü. Gülten Hanım bir köşede nefes nefese oturuyor, Leyla ise sahte gözyaşlarıyla Azer’e yamanmaya çalışıyordu.
"Azer canım, çok korktum! İyi misin? Bak bu kız senin başına ne belalar açıyor görüyorsun değil mi?" diyerek elini Azer’in koluna koydu Leyla.
Azer, Leyla’nın elini sanki zehirli bir sarmaşığı söküp atar gibi sertçe itti. Ama ben ondan önce davrandım. Leyla’nın karşısına dikildim. Kucağımda buruşturduğum o mektubu ve vasiyet belgelerini tam göğsüne fırlattım.
"Al bunları Leyla," dedim, sesimdeki buz gibi kararlılık onu susturdu. "Senin o küçük oyunların, imzalattığın kağıtlar bizim aramıza giremez. Azer her şeyini kaybetse de benim yanımda kalacak. Ama sen..."
Parmağımla dış kapıyı gösterdim. "Sen bu evden şimdi gidiyorsun. Kendi rızanla çıkmazsan, seni bu kapıdan ben atarım."
Gülten Hanım araya girmeye çalıştı. "Gazel, haddini bil! O misafirimiz-"
"Anne!" Azer’in sesi evi titretti. "Gazel ne diyorsa o. Leyla, eşyalarını topla. Beş dakika içinde kapının önünde bir araba olacak. Seni havaalanına kadar bırakacaklar. Bir daha da bu şehrin sınırlarına girme."
Leyla morarmış bir yüzle, nefret dolu bakışlarını üzerime dikerek yukarı çıktı. O sinsi planı, kalbimizdeki o sarsılmaz bağa çarpmış ve paramparça olmuştu.
Gece Yarısı: Tek Bir Gerçek
Ev durulduğunda, Azer beni teras katına çıkardı. Şehir ayaklarımızın altındaydı. Azer arkamdan gelip kollarını belime doladı, başını boynuma gömdü.
"Vazgeçmedin," diye fısıldadı. "O mektuba, o tehditlere rağmen gitmedin."
"Gidemedim Azer," dedim ellerini tutarak. "Sen benim için aileni, servetini, her şeyini elinin tersiyle itmişken; ben seni bu yılanların arasında nasıl bırakırdım? Biz artık biriz. İster bir sarayda, ister bir kulübede..."
Azer beni kendine çevirdi. Gözlerinde ilk defa korkudan arınmış, sadece derin bir sevda olan o bakış vardı. "Sana söz veriyorum Gazel... Bize dokunan her eli kıracağım. Ve o mektubu yazan eller, gün gelip önümüzde diz çökecek."
Ay ışığı altındaki o ilk gerçek huzur anımızda, savaşın bitmediğini sadece yeni başladığını biliyorduk. Ama artık korkmuyordum. Çünkü yanımda, uğruna dünyayı yakacak bir Azer vardı