Bölüm 11

1056 Words
"Evet bu saydıklarının hepsi var, ama bunlar diğer şehzadelerimizde de var. Niye sadece şehzade Tuğrul için bu kadar heyecanlanıyoruz sence?" Bu kez Reyhan'ın sesini duyduğumda ondan böyle bir çıkış beklemediğimi fark ettim. "Bilmem neden heyecanlanıyormuşsunuz?" alayım hala devam ediyordu. "Çünkü en yakışıklıları o," dediğinde kendimi tutamadan kıkırdadım. Sakinleşip gözlerimi devirerek Reyhan'ın yüzüne baktım. "Ayrıca inanılmaz yardımsever, nazik, düşünceli, yetenekli... Daha sayabileceğim bir sürü meziyeti var. Yani ona hayran olmak, düşündüğün gibi küçülten değil yücelten bir davranış. Hele bir de onun sevgisine mazhar olabilme ihtimali... Bunu düşünmek bile mideme yumruk yemiş gibi hissettiriyor." En azından kelebekle uçuyor falan dememişti. Buna da şükürdü. Hayır yani adamı öyle bir anlatmıştı ki, istemsizce merak ettiğimi fark ettim ve fark ettiğim an söz konusu merakımın suratına en afilisinden bir tokat yapıştırıp, geri yolladım. Dün akşam ağzından kerpetenle laf aldığımız Reyhan gitmiş yerine yılların savunma avukatı gelmişti sanki. Boşuna dememişler sessizden korkacaksın diye. Ayrıca sanki yaklaşık yirmi dakika önce içimden geçirdiklerimi duymuş gibi cevap vermesi, hafiften bir taraflarımı tutuşturmadı desem yalan olurdu. "Boşuna konuşuyorsunuz kızlar, nasıl olsa şehzademiz yine hiçbirimizi umursamayacaklar." diye iç geçiren Gülcan'la bakışlarım da ona dönmüştü. Bir yandan da topladığım yatağı onların koyduğu yere sığdırmaya çalışıyordum. Çabamı gören Reyhan hemen yardıma gelmişti. "Hani çok nazikti, düşünceliydi şehzadeniz(!) Niye umursamıyormuş sizi?" bu konu üzerinde yapacağım hiçbir konuşmada alayım beni terk etmeyecekti sanırım. Bu kez de Reyhan gözlerini devirmiş ama susmayı tercih etmişti. Bu konuda düşüncelerimi değiştiremeyeceğini anlamıştı muhtemelen. Ama Gülcan şehzadeyi savunmayı kendine bir görev saydığından, sağlam bir görev bilinciyle savunma yapmaya devam etti. "Şehzademiz kendisiyle konuşma cüretinde bulunan kim olursa olsun nezaketini koruyarak cevap verirler lakin, harem, kadın işlerine asla bulaşmazlar. Varsa yoksa devlet işleriyle meşgul olurlar. Diğer şehzadelerimizin en az iki tane gözdesi olurken, onun yanında hanedan üyesi sultanlarımızdan başka hatun görmedik." işte şimdi gidip adamı alnından öpesim gelmişti. Osmanlı yıkıldıysa bunda en büyük etki hiç şüphesiz heva heveslere aldanıp işini savsaklayan devlet adamlarına aitti. "Kaç şehzade var?" dediğimde aslında muhtemel sonlarını düşünüyordum. İçlerinden biri tahta geçer ve diğerlerinin sonu olurdu. "Üç tane sancağa çıkmış şehzademiz var, bir tane de henüz 6 yaşlarında olan küçük şehzademiz var." Gülcan'ın açıklamasıyla birlikte günlük kıyafetlerimizi almış ve bir duvar boyunca uzatılan paravanlara doğru taşlığın ortasında birlikte yürümeye başlamıştık. "Anladım." mırıltımı duyup duymadıklarından emin değildim. Aslında buraya planlı gelmiş olsaydım muhtemelen herkesle tanışmak isterdim, çünkü her biri tarihi birer hazineydi benim için. Ama maalesef ben buraya paldır küldür gelmiştim ve yapmam gereken ilk şey merakımı gidermek değil de can güvenliğimi sağlamak olmalıydı. ****** Güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra bütün kızlar iş bölümü ile bir yerlere dağılmıştı. Bazıları sultanların odalarına temizliğe, bazıları mutfağa giderken benim de içinde bulunduğum bir grup da taşlığı ve yukarıda bulunan gözdeler katını temizliyorduk. Tahmini saat 10.00 civarlarında bütün işleri bitirmiş, yıkanmak için sıra bekliyorduk. Her ne kadar dünden sonraki ilk duşumun kendi banyomda olmasını hayal etsem de işler yüzünden inanılmaz terlemiştim ve yıkanma teklifi bırakın hamamı derede bile olsa cazip gelirdi şuan bana. Dünkü gibi sorularla karşılaşmamak için en son yıkanmayı bekliyordum. Hamamın kapasitesi yüksek olsa da bir oda dolusu kızı aynı anda yıkayabilecek kadar da geniş değildi. Aynı anda en fazla 10 - 12 kişi yıkanabilirdi tahminimce. Ben son girmek istediğimi söylediğimde Reyhan ve Gülcan da sağ olsunlar beni yalnız bırakmayıp benimle birlikte sıra bekler olmuşlardı. Üstümdeki günlük kıyafet terden mahvolmuş durumda olduğu için onu çıkarıp kendi eskilerimi giyinmek istemiştim ama Gülcan izin vermeyip kendi kıyafetlerinden cicili bicili bir tanesini bana ödünç vermişti. Elbiseyi açıp detaylıca incelememiştim ama üzerindeki parıltılar şimdiden başımı döndürmüştü. Ben yakın akrabam ve yakın arkadaşlarımın düğünlerinden başka bir düğünlere katılmadığım gibi onlarda da en spor ve sade elbiseleri giyinmiştim. Şimdi böyle pullu payetli kıyafetler gerçek manada içimi daraltıyordu. Ama birkaç saat sonra kendi evimde ve pijamalarımın içinde olmanın hayalini kurarak bu daralmaya göz yumacaktım. Banyo sırası bize geldiğinde geçen seferki odaya girip kesemi yine dikkatle sakladıktan sonra üzerimi soyundum ve havluyu vücuduma dolayıp dışarıya çıktım. Bizimle birlikte üç kız daha girmişti hamama. Onlardan en uzak köşeyi seçip yıkanmaya başlarken üzerimdeki gözlerini umursamıyordum. Zaten bir süre sonra Gülcan ve Reyhan da yanıma geldiğinde üzerimdeki gözler de usulca köşelerine çekilmişti. Muhtemelen merak ediyor ama konuşmaya da yeltenmiyorlardı. Zaten geldiğimden beri Gülcan, Reyhan ve Mihriban kalfa dışında kimseyle herhangi bir muhabbetim olmamıştı. Açıkçası eksikliğini de çekmiyordum. Hızlıca yıkanıp üzerimi giyinmek için odaya ilerlerken, Reyhan'ın sesini duydum. "Helen?" sesindeki yaramaz tını beni gıcık edeceğini hissettiriyordu. "Efendim." merakla başımı ona çevirmiştim. "Elbiseyi giymek için yardım lazım olursa karşı odadayım." deyip güldüğünde gözlerimi kısarak yüzüne baktım. "Gül gül. Elbet düşersin sen benim elime." deyip onun kıkırtılarını duymamaya çalışarak odaya girip kapıyı suratsız ifadem eşliğinde kapıyı yüzüne kapattım. Salak değilse anlardı herhalde. Kulağıma gelen desibeli yükselmiş kahkahayla gözlerimi devirdim. Salakmış. Kurulandıktan sonra yine önce keseyi sardım daha sonra elimdeki mürdüm rengindeki iki parçadan oluşan elbiseye baktım. Nefesimi seslice dışarı vererek sade olan kadife parçayı üzerime geçirdim. Aslında kollarındaki dirsekten açılan tül detayları ve dikkat çekici rengi olmasaydı elbisenin bu parçası oldukça hoştu. Üstelik çıkarmamakta inat ettiğim iç çamaşırım sayesinde göğüslerim daha şekilli, göğüs dekoltem de fazla açık olmamasına rağmen daha güzel görünüyordu. Net fikrim, elbise güzeldi ve bana da güzel olmuştu. Beni asıl tedirgin eden bu elbisenin üzerine giyilecek olan parıltılı, elbiseyle aynı boyda olan yelekti. Kaçınılmaz sonu kabullenerek onu da üzerime geçirdiğimde karşımdaki aynadan kendimi süzdüm. Elbise soluk tenimle inanılmaz bir uyum yakalamıştı ve çok yakışmıştı yakışmasına ama benim içimi kaplayan huzursuzluk had safhadaydı. Her zaman böyle olurdu; giymek istemediğim bir şey giydiğimde - ki bu durum lisede son bulmuştu, çünkü annem benim içimde bir prenses yatmadığına zor da olsa ikna olmuştu - ya da yapmak istemediğim bir şey yaptığımda içimde inanılmaz bir sıkıntı olurdu. Bu huzursuzluğu yok saymaya çalışıp aynada son kez kendimi kontrol ettim. Allah'tan elbise belden aşağıya doğru genişliyordu da bacağımdaki kese fark edilmiyordu. Son bir kez daha aynadan kendimi kontrol ettiğimde, bir yandan da sıradan bir cariyenin elbisesi bile bu kadar cafcaflı ise sultanların ki kim bilir nasıldır diye düşünmeden edemiyordum. Kapıyı aralayıp dışarıya çıktığımda henüz diğerlerinin çıkmadığını görüp kapıda beklemeye başladım. Bir süre sonra kapılardan biri açıldı ve dışarıya üzerinde benimle aynı model - ki elbiseler nerdeyse hep aynı model farlı renk ve işlemelerden oluşuyordu - krem rengi saten kumaştan yapılmış elbise olan Reyhan çıktı. Giydiği elbise esmer tenine çok yakışmıştı. "Ne kadar yakışmış Helen." diyen hayret dolu sesine gözlerime ulaşmayan bir tebessümle karşılık verdim, çünkü gerçekten rahatsızdım. Üstelik saçlarımdaki nemi havlularla alsam da hala ıslaktılar ve bu da ekstra bir rahatsızlık sağlıyordu bana.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD