Ağustos sıcağı camdan içeriye kavrulmuş gibi vuruyordu, ama Korkut Hanzade ’nin çalışma odasında hava her zamanki gibi buz gibiydi. Ne pencereler açılmıştı, ne kalın perdeler çekilmişti. İçerideki loşlukta yalnızca masasının üstündeki yeşil abajur yanıyordu. Odanın içini bir kadife gibi ağır ve karanlık bir sessizlik sarıyordu. Tanem, babasının karşısında dikiliyordu. Her zamanki gibi dimdik ama içinde kırık bir yığınla. Korkut masanın üzerindeki siyah zarflardan birini çekip yavaşça açtı. İçinden fotoğraflar çıktı. Her biri parlak kağıda basılmıştı, belli ki özenle seçilmişti. Erkek fotoğraflarıydı. On… belki de on iki tane. Tanem’ in önüne dizildiler. Tanem bir adım geri attı. Şaşkınlıkla yüzüne baktı babasının. “Bu da ne?” dedi sessiz ama titrek bir sesle. Korkut arkasına yaslandı.

