Efsun'un Anlatımından Devam
Kapım tıklatıldığında panikle ayağa kalkıp etrafa bakındım. Köşedeki vazo gözüme iliştiğinde o tarafa doğru adımladım. "Efsun?"
Savaş'ın sesini duyduğumda duraksadım. "Gel." derken vazoyu sıkıca tuttum.
Kapı açıldığında göz göze geldik. Bir adım atıp içeri girdi ama daha fazla yaklaşmadı. Gözleri bir anlığına tuttuğum vazoya kaydığında elimi çektim. "Bir şey mi oldu?"
"Ablam gelecek. Eşi ve çocuğuyla beraber. Onları benimle beraber karşılar mısın? Sorun olmayacaksa tabi."
Ellerimi arkada birleştirip parmaklarımla oynadım. "Sorun etmemeye çalışsam bile sorun olacak Savaş. Benimle tanışmak için ellerini uzattıklarında ellerini bile sıkamayacağım ki." dokunamazdım. Kimseye dokunamazdım.
"Endişelenme. Herkes sınırlarına saygı duyacak."
"Kimse inanmaz." deyip başımı kaldırdım. "Kimse birbirimizi dokunmadan sevdiğimize inanmaz. Bu evliliğe ailen asla inanmaz."
Bir adım daha attı. Yaklaştığında korktum ama daha öteye gitmedi. "İnsanlar birbirini dokunmadan sevebilir. Biz bu akşam onlara bunu gösterebiliriz bence."
"Ne yapacağız ki?"
"Ne istiyorsan onu. Seni çok zorlamayacağım. Yarınki nikah hakkında konuşuruz zaten muhtemelen. Nasıl tanıştığımızı sorabilirler." kaşlarını kaldırıp nefesini bıraktı. "Nasıl tanıştık?"
Bunu düşünürken aklıma hiçbir şey gelmedi. Romantik anlamda bir adamla nasıl tanışabilirdim ki? Acaba yedi yılım o pisliğin yanında geçmese biriyle tanışır mıydım?
Ama şu an erkeklerden bile nefret ediyordum. Bu yüzden aklıma da hiçbir şey gelmiyordu.
"Bir iş gezisinde tanıştık diyelim. Olur mu?"
Başımı salladım. Şu an ne dese tamam derdim. "Evet, olur."
"Birbirimize ilk görüşte aşık olduğumuzu, sana açıldığımı ve evlenme kararı aldığımızı söyleriz."
"Dokunma olayına ne diyeceğiz peki?"
"Küçüklükten kalma bir travma deriz. Olmaz mı?"
Buna da başımı salladım. "Olur. Benim için sorun olmaz."
Gülümsedi. "O zaman hadi gel, aşağı inelim."
"Tamam." dediğimde önden geçmesi için bekledim. Anlamış olacak ki ilk o çıktı. Ben de onun peşinden odadan çıkıp merdivenleri indim. Biz merdivenleri inerken kapı zili de çalmıştı.
"Geldiler." diye mırıldandı Savaş ve hızlandı.
Hizmetçi kadın kapıyı açtığında merdivenlerin başındaydım. Ve içeri küçük bir kız çocuğu girdi. Koşarak Savaş'a yaklaştığında Savaş eğilip kollarını açtı. "Dayıcım!"
Savaş kollarını ona sıkıca dolarken saçlarını öptü. "Dayısının güzeli."
Sarışın, çok tatlı bir kız çocuğuydu. Dört beş yaşlarında duruyordu.
Hemen arkasından anne ve babası da girdi içeri. Savaş'ın ablası onun kadın versiyonu gibi görünüyordu. Çok güzel bir kadındı kesinlikle. Tek farkı ela gözleri olabilirdi. "Kaç gündür dayım da dayım diye tutturdu. Aramasan da biz gelecektik zaten." derken gözleri beni buldu. Tatlı bir şekilde gülümsediğinde merdivenlerde dikilmeyi bırakıp adımladım.
"Sen Efsun olmalısın." dediğinde başımı salladım.
"Siz?" diyebildim tüm cesaretimi toplayıp.
"Nil ben. Nil Karataş." deyip elini uzattığında korktuğum oldu.
Eline öylece bakarken Savaş kucağındaki kız ile doğrulup ablasının elini sıktı. "Herkes tanıştığına memnun oldu bence." deyip ablasının eşine döndü. "Bu da ablamın eşi Adem." dediğinde başımı salladım.
"Memnun oldum."
Ablası yanlış bir şey varmış gibi bana bakarken Savaş'ın kucağındaki kız konuştu. "Bende Gökçe." dedi tatlı tatlı.
"Memnun oldum Gökçe."
"Dayı, sen bu ablayla mı evleneceksin?"
Savaş başını salladı. "Evet güzelim."
"Ama hani benim büyümemi bekleyecektin dayı? Hani benimle evlenecektin?" dediğinde gülümsedim.
Annesi de küçük bir kahkaha atmıştı. "Gökçe, kızım dayın o senin."
"Banane. Ben mi istedim dayım olmasını. Ben dayımla evleneceğim." deyip kollarını dayısının boynuna doladı.
"O zaman biraz daha büyümen gerekiyor fıstık. Gelecekte bunu düşünebiliriz." deyip kısa bir anlığına bana döndü. "Hadi ayakta durmayalım. Masaya geçelim."
Ablasına döndü. "Açsınız değil mi?"
"Ben kurt gibi acıktım." dedi Adem bey.
"O zaman hadi geçelim."
Ablası ve Adem bey içeri geçerken Savaş bana döndü. "Önden buyur."
"Saçların çok güzelmiş." dedi Gökçe.
"Teşekkür ederim."
"Upuzun. Benim saçım çok kısa."
"Seninki de bir gün uzar, zamanla saçların uzar."
Elini kaldırdı. "Dokunabilir miyim saçlarına?"
"Bücür sen yemekten önce ellerini yıkamak gerektiğini bilmiyor musun? Banyoya uçma zamanı!"
Savaş onu sıkıca tutup koşarak banyoya götürdüğünde Gökçe'nin gülüşleri etrafı doldururken ben de içeri geçtim. Adem bey ve Nil hanım masada oturmuşken ben de onun karşısına geçtim.
"Savaş pat diye evleniyorum dediğinde ilk başta anlamamıştım ama şimdi sana bakınca neden olduğunu anlayabiliyorum." kaşlarımı kaldırdığımda konuşmasına devam etti. "Çok güzelsin."
"Teşekkür ederim efendim."
"Abla diyebilirsin. Rahat ol." dedi sıcakkanlı bir gülümsemeyle.
"Peki." diyiverdim mırıldanarak. Ve kendimce bir açıklama yapmak zorunda kaldım. "Az önceki durum için özür dilerim." ellerimi birbirine bastırdım. "Ben kimseye dokunamıyorum. O yüzden elinizi sıkamadım."
Kaşlarını çattı. Şaşırmıştı. "Nasıl yani? Dokunamıyorum demekten kastın ne? Hasta mısın?"
Başımı olumsuzca salladım ama bunun bir hastalık olduğunu biliyordum içten içe. "Küçükken birtakım tatsız şeyler yaşandı. Travma kaldı diyelim."
"Hadi ya, çok üzüldüm bunun için." anlayışla gülümsedi. "Ama sorun değil. Biz de bu duruma dikkat ederiz artık." eşine döndü. "Değil mi hayatım?"
"Tabiki canım. Sınırlarına dikkat ederiz."
"Teşekkür ederim." mutlu olmuştum bir kez daha.
"Eller yıkandı." Savaş kucağında Gökçe ile geri döndü. "Şimdi yemek zamanı." sandalyesini çekip oturduğunda ablası ayağa kalktı.
"Yemekleri servis edeyim ben."
"Abla otur, Selma halleder şimdi."
"Elime mi yapışacak sanki canım." dediğinde tabakları uzattım. Ona yardım etmek istemiştim ama Savaş tabakları elimden aldı.
"Sen bırak." deyip ablasına yardım etti.
Tabağımı önüme bıraktığında önümdeki et yemeğine baktım. Ne zaman et görsem yine aklıma o gün geliyordu. Bir şeyler yapmak için uğraştığım o akşam, Harun'un yaptığı tüm pislikler...
"Ben onu evcilleştirmesinin bir yolunu bulurum."
Annesinin dediği sözler, yaptıkları... Bir hayvanmışım gibi davranıp üzerimdeki kıyafetleri indirdiği o akşam.
Et yemek istemiyordum. Onu hatırlatan hiçbir şeyi yapmak istemiyordum.
"Efsun?"
Başımı kaldırıp Savaş'a döndüm. "İyi misin?"
Başımı sallayıp zoraki gülümsedim. "İyiyim. Bir elimi yüzümü yıkayıp geleceğim ben."
Ayağa kalkıp hızla uzaklaştım. Alt kattaki banyoya koşup içeri girdim. Suyu açıp elime yüzüme su çarptım.
"Sıkıntı yok Efsun. Basit bir yemek." suyu kapatıp aynada kendime bakındım. "Sıkıntı yok."
Kapı tıklatıldığında arkamı dönüp lavaboya yaslandım. "Gel."
Kapı açılınca Savaş içeri girdi. "Efsun? İyi misin sen?" kapıyı kapatıp yanıma yaklaştığında başımı salladım.
"İyiyim." uzanıp havluyu aldı ve bana uzattı.
"Al bakalım."
Başımı sallayıp havluyu aldım. "Teşekkür ederim."
"Çok teşekkür ediyorsun Efsun. Etme."
Yüzümü kurularken düşündüm bunu. Teşekkür ediyordum çünkü bunlar bile bana minnet duymam için yeterliymiş gibi geliyordu.
"Neye üzüldün bu kadar?" diye mırıldandı.
Havluyla yüzümü kapattım. Gözlerimin dolduğunu saklamak istedim ama hıçkırdığımda başarılı olamadım. "Onu hatırlamaktan nefret ediyorum. Her şey bana onu hatırlatıyor."
"Efsun. Onu gerçekten unutmak istiyorsan hiçbir şey yokmuş, olmamış gibi yaşamaya devam etmelisin. Sana onu hatırlatan her şeyden kurtulmak istiyorsan korkularının üzerine git."
Havluyu yüzümden çektim. Gözlerimi silip ona döndüm. "Yapabilir miyim ki?"
"Yaparsın Efsun. Yapmaman için hiçbir sebebin yok." Bir adım atıp yaklaştığında geri çekilmek istedim ama lavaboya yaslanıyordum. Kaçacak bir yerim yoktu. "Bunca sene dayandın, neden?"
Bilmiyordum. Başımı olumsuzca salladım. "Çünkü Efsun sen güçlü bir kadınsın. Bunca sene savaştın şimdi buradasın. Pes etmedin. Şimdi de pes etme. Gelecekte her şey çok daha güzel olacak. Güven bana."
Güven. Basit bir kelime gibi söylemişti ama geleceğime hiç güvenmiyordum ben.
Gözleri saçlarımı buldu. Elini kaldırdığında başımı geri çektim. Yine de durmadı. Saçıma dokunduğunda vücudum titredi. Islanan bir tutamı alıp arkaya attıktan sonra saçlarımı okşadı. "Hayatın çok güzel olacak Efsun."
Lavaboyu sıkıca tuttum. Saçlarımı okşamaya devam ederken bakışları beni buldu. "Garip hissediyor musun?"
Ne açıdan? Bilmiyordum ama ilk defa birinin bana dokunması tuhaf hissettirmiyordu.
"Kimse benim saçımı okşamadı ki." diye mırıldandım. Babam desen, Harun desen... Saçlarımı sadece çekip durdular. Kesmek istiyordum bazen. Ellerine alacakları bir saç olmasın istiyordum.
Savaş elini çekene kadar öylece onu izledim. "Bundan sonra kimse senin canını yakamayacak Efsun. Ben her zaman arkanda olacağım."
"Kocalık yapmak yok." diye mırıldandığımda güldü.
"Kocalık yok. Arkadaş diyelim biz ona. Artık arkadaşız. Olamaz mıyız?"
Savaş gibi birinden arkadaş olur muydu? Zaman gösterirdi ama şimdi ona bakarken başımı salladım. "Olur. Arkadaş olalım."
"Anlaştık o zaman." nefesini bıraktı. "Bizimkiler merak eder. Gidelim mi?"
"Gidelim." adımlayıp kapıyı açtığında geçmem için bekledi. Banyodan çıkıp tekrar salona girdik.
"Kusura bakmayın." dedim sandalyemi çekerken.
"Sorun değil canım." Savaş da yerine otururken Gökçe'yi bir kez daha kucağına aldı.
"Ne yiyelim tatlım?"
"Salata." dedi Gökçe. "Ama sadece domatesinden."
"Domates geliyor, aç bakalım ağzını." Savaş Gökçe'ye bir şeyler yedirirken önüme döndüm.
Evet o zaman ilk olarak bu eti yemekle başlayacaktım işe. Bu kez zorla değil. Kendi isteğimle yiyecektim.
Hayatımın her anını onu hatırlayarak boşa harcayamazdım.
Eti çatalla parçalayıp ağzıma attım. Ağzımın içinde büyüdükçe büyüdü. Gözlerimin önünde o günü yaşasam bile onu yutmak için büyük çaba harcadım.
Basit bir et parçası.
Zulüm gibiydi ama yutmayı başardığımda bir yudum su içtim. Gözlerim yanmıştı acıdan.
Başımı çevirip Savaş'ın bana baktığını fark ettiğimde gülümseyip önüne döndü.
Ben başarmıştım ya, o da mutluydu.
Savaş gerçekten böyle bir adamsa bana çok iyi gelecekti. Bundan emindim.
~ ~ ~ ~ ~
Salonda otururken Nil abla lafa girdi. "Bu acele evlilik nereden çıktı? Merak ettim doğrusu."
"Yıldırım nikahı diyelim abla. Aşık olduğum kadınla bir an önce evlenmek istiyorum sadece."
"Nasıl tanıştınız peki?"
"İş seyahatinde." dedi Savaş konuştuğumuz gibi. Çok fazla detay vermeden kucağındaki Gökçe ile oynuyor, sohbetten kaçınıyordu.
"Annem de gelecekti ama gelemedi. Biliyorsun son durumları." Kız kardeşinin durumundan bahsediyordu belki de. "Böyle bir durumda ne nikahı deyip çıldırdı."
Savaş nefesini bırakıp ablasına döndü. "Öyle olması gerekiyor. Yarın bu evde nikahımız olacak. Saat ikide. Annemleri de alıp gelin."
"Benim için sorun yok. Annem için de sorun olmaz muhtemelen ama." bıkkınlıkla nefesini bıraktır. "Olanları biliyorsun."
"Abla, boşverelim şimdi bunu. Bizim nikahımızın olup olmaması hiçbir şeyi değiştirmeyecek."
"Dayıcım, sen yine de evlenmesen olmaz mı?"
Gökçe yine tatlılığıyla tüm dikkati üzerine çekti. "Olmaz güzelim."
"Onu çok mu seviyorsun yoksa? Babam da annemi çok seviyormuş diye evlenmişler. Ama ben onların evlendiğini görmedim dayı."
Savaş güldü. "Görmedin çünkü henüz ortalarda yoktun prenses."
"Ama sizinkinde olacağım değil mi?"
Başını salladı. "Olacaksın güzelim."
"Gökçe de bembeyaz bir gelinlik giyecek dayısı."
"Ooo, gelin hanımdan daha güzel olmak gibi bir niyetin var herhalde?"
"Olamam ki, onun saçları daha güzel. Benimkiler kısa." ayaklandı. Koltuğun üzerinde yürüyerek yanıma geldi. Elini kaldırıp saçlarıma dokundu. "Çok güzeller..." dedi büyük bir hayranlıkla.
"Teşekkür ederim." deyip gülümsedim. Küçük bir çocuğun ilgisi çok hoşuma gitmişti.
"Bu kadar saçı nasıl taşıyorsun sen?"
"Güzelim, Efsun ablayı çok yorma. Dayıya gel bakalım." Savaş hareketlendiğinde Gökçe daha çok yaklaştı.
"Gelmem, ısırırsın beni!" deyip üzerime atılıp sıkıca sarıldı. Vücudum sertleşti sanki, o an hareket edemedim. "Efsun abla, kurtar beni!" diye bağırdığında Savaş onu tek hamlede üzerimden aldı.
"Gel buraya canavar." derin bir nefes alıp yutkundum. Boğazım acıdı. "Abla Gökçe'yi al."
"Bir şey mi oldu?"
Savaş yanıma gelip önüme eğildi. "Efsun iyi misin?"
Başımı salladım. "İyiyim." diye mırıldandım.
Sorun küçük bir çocuk değildi. Sorun biri bana dokunduğunda onu hatırlıyor olmamdı. Kendimi tutamıyordum. Kendimi bu durumdan kurtaramıyordum ben.
Bu yıllarca sürsün istemiyordum. Bundan kurtulmak istiyordum.
"Biz de gidelim artık."
Nil abla ayağa kalktığında kendimi kalkmaya zorladım. Bacaklarım titriyordu.
"Abla siz gidin, Selma sizi geçirsin."
"Tamam canım. Biz yarın geliriz."
"Görüşürüz dayıcım." Savaş eğilip Gökçe'yi öptü. "Seni çok seviyorum."
"Ben de seni milyonlar kez çok seviyorum dayıcım."
"Hadi bakalım prenses. Gidiyoruz." babası Gökçe'yi kucağına aldığında salondan çıktılar. Selma da onlara eşlik ederken Savaş bana döndü.
"Kusura bakma, ben sana sarılacağını hesaba katamadım."
"Sorun değil. Küçük bir çocuk sonuçta."
"Yine de kötü görünüyorsun. Ben sana su getireyim."
Başımı iki yana salladım. "Yok, gerek yok. Odama gitsem iyi olur."
"Sen önce bir su iç. Biraz otur. Hadi."
Tekrar yerime oturduğumda Savaş adımladı. Salondan çıkarken derin bir nefes aldım. Elimi kalbime götürdüm. O kadar hızlı atıyordu ki...
Kimse bana dokunmasın ya, en azından normal bir insan gibi yaşayana kadar kimse dokunmasın.
"Al bakalım."
Savaş su bardağını uzattığında aldım. "Teşekkür ederim." yanıma oturduğunda sudan bir yudum alıp içtim.
Bakışlarının üzerimde olduğunu fark edebiliyordum. "Hâlâ merak ediyorsun değil mi?"
Su bardağını biraz ilerideki sehpaya bıraktım. "Etmiyorum. Sadece iyi olmanı istiyorum."
Derin bir nefes aldım. Neden böyle yaptığımı bilse belki daha iyi olurdu. "Yedi yıl önce, o eve ilk gittiğim gün..." Ellerimle oynadım. Yere bakındım çünkü bunları anlatırken kimsenin yüzüne bakamazdım. "O gün onu iki kere öldürmeyi denedim. İlkinde makas sapladım ama omzuna denk geldi. Ölmedi. Beni evinin altındaki mahzene kapattı." gözlerim doldu. İlk günden böyle bir şey yapmasını beklemediğim için etkisi büyük olmuştu. Sonrasında yine denedi ama alışmıştım. Ona karşı koyabiliyordum ama alışmıştım işte.
"Efsun, anlatmak zorunda değilsin."
"Dün merak ediyordun. Sabah soruyordun. Şimdi niye duymak istemiyorsun?" deyip ona döndüm.
"Neler çektiğini anlayabiliyorum çünkü."
Başımı olumsuzca salladım. "Anlayamazsın. Sen anlayamazsın. Kimse anlayamaz. Bizi bizden başka kimse anlayamaz." tekrar başımı yere eğdim. Gözlerimden yanaklarıma yaşlar süzüldü. "Ben o gece bir kez daha onu öldürmeyi istedim. Beceremedim. Çatalı saplamaya çalıştım. Ama o kadar güçlüydü ki bunu başaramadım." nefesim boğazıma kaçtı, bir an küçük bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan.
Küçük bir kahkaha attım. "Bu yüzden yemek yerken çatal bıçak koymazdı hiç. Korkuyordu. Onu defalarca öldürmeyi denedim çünkü."
Kendimi toplayıp derin bir nefes aldım. "Beceremedim." dedim mırıldanarak. "Bu sefer cezası daha ağırdı ama. Mahzene kapatsa razıydım ama bu kez dahasını yapmayı denedi."
Gözlerimi kapattım. Harun'un bedenime yaptığı tüm zorbalıkları bir kez daha hissettim. "Efsun, anlatma."
"Ama izin vermedim. Ne kadar denerse denesin ona izin vermedim. Hiçbir zaman." Beni baştan aşağı soysa bile ona izin vermedim. Dokunup dursa bile izin vermedim. Vurdum. Zayıf, çelimsiz yumruklardı ama ona hep vurdum.
"O gece bir kez daha öldürmeyi denedim ama kendimi." gözlerimi tekrar açtım. Bulanık görüyordum. "Onu da beceremedim." dedim sessizce. "Bileğimi kestim ama ölmedim. Ölsem kurtulurdum."
"Ölmeyeceksin." dedi fısıltıyla.
Güldüm. "O da böyle dedi. Ölmeyeceksin Efsun dedi. Senin ölmene müsaade etmeyeceğim dedi." tekrar hıçkırdım. "Keşke ölseydim."
"Efsun, senin ölmene izin vermeyeceğim. Artık gerçekten yaşayacaksın. Gerçek bir hayat sürmen için elimden geleni yapacağım."
Başımı kaldırıp göz yaşlarımı sildim. "Mümkün mü bu saatten sonra?"
"Her zaman mümkün. Sen sadece temiz bir sayfa açmak iste."
"Bu kadar kirliyken temiz bir sayfa açamam."
"Efsun, sen kirli değilsin." elini kaldırıp uzattığında geri çekildim. Yüzüme bakıp elini geri çekti. "Ben senin yanında olacağım ve bugünden sonra çok güzel bir hayatın olacak. Çektiğin tüm acıları bile unutturacak kadar güzel bir hayat. Söz veriyorum."
Hiç inandırıcı değildi ama başımı salladım. "Teşekkür ederim Savaş. Sen gerçekten iyi birisin sanırım."
"Kimse tamamen iyi değildir. Ama çıkarsız bir adamım. Senden hiçbir şey istemeyeceğim. Sadece iyi ol."
Çıkarsız bir adam... Belki de her şeye iyi gelebilecek tek adam odur.
"Ben odama gitsem iyi olur." ayağa kalktım.
"İyi misin peki şimdi?"
Başımı salladım. "İyiyim. Gerçekten iyiyim. Hatta belki Gökçe sayesinde alışabilirim buna." belki bir çocuk saflığı, temizliği iyileştirebilir beni.
"İyi geceler Efsun."
"Sana da iyi geceler Savaş. Bu gece için teşekkür ederim."
"Ben teşekkür ederim Efsun. Ablam seni çok sevdi."
Başımı salladım. Birini sevmek için çok erkendi. O yüzden bir şey demedim. "İyi geceler." deyip hızlıca çıktım salondan.
Bana bu gece de uykular haramdı.