Küçük Mutluluklar

1807 Words
Efsun'un Anlatımından Devam Aşağı inmeden önce aynada bir kez daha kendimi görünce parmaklarımı dudaklarıma götürdüm. Hâlâ dudaklarının baskısını hissediyordum ve bu çok garipti. Beni ilk öptüğünde rahatsız hissetmiştim ama aynısını tekrar yaptığımda hiç rahatsız olmamıştım. Savaş'tan yana bir rahatsızlığım yoktu da... Aklıma o günler geliyordu. İlk günden bana tacizi, sonraki günlerde beni soyması, çırılçıplak bir şekilde o mahzende kapalı kaldığım günler... Gözlerini üzerimden ayıramaması ve bazen de dokunup durması... Çıkmıyordu aklımdan. Her şey geçip gider diyorlardı da bu izler de silinir miydi ki? Tek istediğim bazen büyük bir kaza geçirmek ve hafızamı kaybetmek. Hayatımın son yedi yılını silmek... Parmaklarımı dudaklarımdan çekip odadan çıktım. Biraz daha düşünürsem kafayı yerdim yoksa. Merdivenleri yavaş yavaş inerken sesleri dinlemeye çalıştım ama hepsi sadece tabak kaşık sesiydi. Merdivenleri indiğimde salona geçtim. "Buraya gel Efsun." diye seslendiğinde başımı çevirdim. Savaş biraz ötemdeydi. "Gel hadi." dediğinde masaya yaklaştım. Sandalyelerden birini çektiğinde şüpheyle yaklaştım bu davranışına. Fazla kibardı. Bu da beni bazen korkutuyordu. Yine de yerime oturup önüme döndüm. Boş tabağa ve yanımda çatala bıçağa bakarken Savaş da yerine oturdu. Elimi kaldırıp bıçağa dokundum. Önüme yıllar sonra ilk defa biri bıçak koymuştu. Doğru düzgün orada da masaya oturmazdım. Belki nadiren ama onda da sadece kaşık olurdu. "Neye daldın?" "Bıçak koymuşsunuz." dedim sessizce. "Gerekli bir şey ya sonuçta." dediğinde başımı salladım. Bu bile yıllar sonra o kadar tuhaf geliyordu ki... Ama ona bıçak çekmeyecektim. Bana iyi davrandığı sürece buna gerek yoktu. Kendimi ilk defa insanmışım gibi hissediyordum. "Teşekkür ederim." dediğimde gözlerimin dolmasına engel olamayıp diğer tarafa döndüm. Burada olduğum sürece belki de her şeye ağlayıp gezecektim. "Efsun?" Gözlerimi kırpıştırıp önüme döndüm. "Efendim?" "Hadi bir şeyler ye, çekinme." Çekinmiyorum ama, tuhaftı işte. Bir şeyler yemek istemiyordum. "Anlaşıldı." deyip tabağına kahvaltılık şeyler koymaya başladı. Domates, salatalık, yumurta, peynir, zeytin... Her şeyden eklediğinde önündeki tabağı nasıl bitireceğini düşündüm. Sonra çatalını alıp sırayla hepsinden birer tane yedi ve yutarken başını salladı. "Hepsi iyi." diye mırıldandıktan sonra tabaklarımızın yerini değiştirdi. "Afiyetle ye Efsun." dediğinde önümdeki tabağa baktım. "Bana neden bu kadar iyi davranıyorsun?" Aldığı boş tabağa kahvaltılık koyarken üstün körü cevapladı. "Bunlar iyilik değil Efsun. Bunlar normal şeyler. Normal bir insanın yapması gereken şeyler. Bu yüzden rahatla." Nefesini bırakıp gülümsedi. Ona güvenmem için belki de yapıyordu. Ben de aptal gibi ona güveniyordum. İyilik değil dediği şeyleri yıllar sonra ilk defa biri bana yapıyordu. Şaşkındım ve minnet duygusuyla dolup taşmıştım. "Bana kendinden bahsetsene biraz." Beni teşvik etmek için uğraştığını anlamıştım da kendimin nesinden bahsedecektim sanki? "Efsun'um işte." dedim dümdüz bir şekilde. Efsun Yılmaz. Kendime Yılmaz soy ismiyle seslenmek bile istemiyordum. Babamı hatırlamak istemiyordum. "Başka? Mesela doğum günün ne zaman? Akrabaların var mı hiç?" Doğum günüm? On iki yaşına kadar kutlamıştım sadece. Kuzenim kutlardı onu da sadece. Ondan sonra da babam yüzünden mutlu olduğum tek gün de yok olup gitmişti. Sahi benim doğum günüm ne zamandı? "Hatırlamıyor musun?" Başımı olumsuzca salladım. "Hatırlamıyorum çok. Yaz ayıydı." kaşlarımı çattım. "Haziran olduğundan eminim ama hangi gün olduğu aklıma gelmiyor." En son işte on iki yaşında kuzenimle beraber kutlamıştık. "Akrabam, teyzem vardı. Aynı mahalledeydik, evlerimiz yakındı. Annem öldükten sonra bana o sahip çıktı ama bir süre sonra babam yüzünden kavga çıktı aile arasında. Taşındılar. Beni de alıp gideceklerdi ama babam izin vermedi." teyzem beni almak için çok uğraştı ama olmadı. Kızını düşündü o da. Babam gibi bir ayyaşın onun sağında solunda dolanmasına izin vermediler. Taşınıp gittiler. O günler yine de çok güzeldi. En azından yalnız değildim. Şimdi kim bilir neler yapıyorlardı? "Teyzenin adı ne? İstersen senin için onu bulabilirim." Başımı iki yana salladım. "Gerek yok. İstemiyorum." teyzemin yanımda olmaması daha iyiydi. Hem beni bu halde görmesin hem de Harun onu da rahatsız etmesin. "Görüşmek istemiyor musun onunla?" "İstemiyorum Savaş." deyip çatala uzandım. Açtım şu an, karnımı doyurmak istiyordum. "Pekala. Teklif var ısrar yok." dediğinde bir şeyler yedim. İlk defa kendi rızamla bir şeyler yemenin tuhaflığıyla gözlerim tekrar doldu. Kendime sinirlendim ama iliklerime kadar mutlu olduğumu hissettim şu an. Basit bir kahvaltıydı ama mutluydum. ~ ~ ~ ~ ~ ~ Mahir Toprak'tan Devam Anlaşma metnine bakarken güldüm. "Kadına bak ya, dokunmak yok deyip şak diye öptü Savaş'ı." Metni dosyaya yerleştirdim. "Anlaşmalı evlilik de moda oldu." Bıkkınlıkla dosyayı kapattım. "Ulan koskoca cinayet avukatını getirdikleri duruma bak. Aile avukatıyım sanki ben?" Kapı çaldığında daha gel demeden içeri biri girince kaşlarımı çattım. "Dingonun ahırına mı giriyorsun kardeşim!" diye bağırdım. Zaten gergindim bir de it uğursuzla uğraşacaktım. Tipinden belliyken kapıdaki sekreter kadın içeri girdi. "Kusura bakmayın Mahir bey. Beyefendiyi tutamadım." "Mahir Toprak sensin demek?" dediğinde masamın önündeki sandalyelere yayıldı. Terliydi. İyi ki şu sandalyeler deriydi. Gittikten sonra sildirecektim. Elini uzattı. "Yusuf Dündar ben." İsmini hatırladım. Davasına baktım müvekkillerimden biri olduğu için mecburen uzanıp elini sıktım. Terliydi. Elimi çekip bir peçeteyle silerken bana tuhaf tuhaf bakıyordu ama umursayacak değildim. "Ne için geldin?" "Sana bir ton para döktük. Bu davadan haber yok mu daha?" "Kanıt bekliyorum." "Kanıt mı? Yahu ne kanıtı avukat?" "Kızı öldürdün. Bana tüm kanıtları getir. Ben de yok edeyim, senin de ismin temize çıksın." "Kanıtlar zaten ortada yok. Ne yapacaksın yok edince?" "Kanıtlar şu an ortada yok. Bir gün çıkabilir. İşte bu yüzden hepsini bana getir. Ben de senin paçanı kurtarayım." tiksinerek elimdeki peçeteyi attım çöpe. "Ben böyle çalışıyorum. İşine gelirse..." Arkamı yaslanıp yüz ifadesini izledim. Çatık kaşlar, suçlu psikolojisi. Gergin yüz ifadesi. Şu an kanıtları bana verirse ne olacağını düşünüyordu. Haklıydı tabi. "Sen bu kanıtları yok edip beni bu işten kurtaracaksın yani?" Başımı salladım. "Tabi canım. Alt tarafı bir kadına tecavüz edip öldürmüşsün sonra da. Bu ne ki? Bu suç bile sayılmaz. Ama benim seni bu durumdan kurtarmak için kanıtlara ihtiyacım var. Paradan çok daha önemli o kanıtlar." Nefesini bıraktı ayı. Yanaklarını şişirip üfledikten sonra cebinden bir usb bellek çıkarıp masama bıraktı. "Al avukat. Bir an önce bitir şu işi. Kıza yaptığım her şey bu bellekte." Belleği elime alıp bakındım. "Güzel. Ben bunu senin için yok edeceğim. Artık kimse seni suçlayamayacak. Yarın ki davada bu pislikten tamamen kurtulacaksın." Gülümseyip ayağa kalktı. "Seni önerdiklerinde şaşırmıştım ama delikanlı adam çıktın. Ne de olsa paranın satın alamayacağı hiçbir şey yok." deyip kahkaha attığında gülerek ayağa kalktım. "Elbette. Para için yapamayacağım hiçbir şey yok." Güldü. "O zaman yarın davada görüşürüz avukat." "Görüşürüz Yusuf bey." dediğimde keyifle çıktı odadan. Aldığım usb belleği tekrar masaya fırlattım. "Kokuyor resmen adam." deyip peçeteyi alıp usb belleği cebime koyup odamdan çıktım. "Melisa?" sekreterime yaklaştım. "Bir bak bakalım Yusuf Dündar davasındaki savcı kimmiş?" "Hemen bakıyorum Mahir bey." derken masaya yaslandım. Bugün saçlarını düzleştirmişti. Hoş görünüyorken elimi saçlarına götürdüm. "Saçların çok güzel olmuş." dediğimde gülümsedi. "Teşekkür ederim Mahir bey." "Bugün de çok güzel görünüyorsun. Söylemeden edemeyeceğim." Gevşedi anında. "Ay Mahir bey, çok kibarsınız. Çok teşekkür ederim." "Bu gece ne yapıyorsun?" "Eve gideceğim. Bir planım yok aslında." "Bana gel." diye mırıldanıp doğrudan lafa girdiğimde gülümsemesi büyüdü. "Size mi geleyim?" Dudaklarımı ıslattım. "Bana gel." dedim tekrar. "Harika vakit geçiririz bence." Başını eğip derin bir nefes aldı. "Olur. O halde akşam sizdeyim." dediğinde işimizi hatırladım. "Adı neymiş şu savcının?" "Yeni göreve başlamış bir savcı Mahir bey." Hayda. İşin yoksa bir de acemi savcıyla uğraş dur. Neyse, daha kolay olur benim için. "Zeynep Bige Ekinci." Başımı sallayıp doğruldum. "Odası nerede bunun?" "Bu katta Mahir bey. Koridorun sonundaki oda." Başımı sallayıp yanağından bir makas aldım. "Sağol güzellik." diye mırıldandığımda gülümsedi. Yanından ayrılıp savcının odasına doğru adımlayıp kapıyı tıklatıp açtım. İçeri girince savcının sekreterini görmüştüm direkt. Ve yüzü acayip tanıdıktı. "Mahir?" deyip ayaklandığında gülümsedi. "Hangi rüzgar attı seni buraya?" Hassiktir... Bu kadınla da mı yattım ben? "Savcı burada mı?" diye direkt lafa girdim kapıyı kapatırken. "Yok. Tam zamanında geldin." deyip ceketimin yakalarını tutup üzerime geldi. "Bir dakika bir dakika. Prensip olarak iş yerinde öpüşmüyorum." deyip kendimi geri çektim. "Odanda seviştiğimizi ne çabuk unuttun?" dediğinde kaşlarımı çattım. Odamdaysa... Yok arkadaş ismi gelmiyordu aklıma. "Savcı yok. Biraz eğlenemez miyiz yine?" Elini vücudumda gezdirdiğinde yutkundum. Yattığım bir kadınla tekrar yatmam, bu da prensipti işte. Eli erkekliğimi bulduğunda soluklandım. "Canım adın neydi senin?" dediğimde kaşlarını çatıp uzaklaştı. "Adım mı neydi? Üç gün önce beraber olduk ve şimdi adımı mı unuttun?" "İnan hatırlamıyorum. Genelde kızlarla sadece yatarım. Ben o kadarım." "Aşağılık! Adi!" "Kızım zorla mı oldu sanki? Geldin dakika bir gol bir attın kendini kollarıma." "Bak bir de hâlâ konuşuyor!" deyip kalem kutusunu alıp fırlattığında başımı eğdim. Kalem kutusu kapıya çarptığında kapı açıldı. İçeri kumral, kahverengi gözlü, uzun saçlı güzel bir kadın girdi. Bakışları anında yerdeki kalem kutusunu bulurken yüzündeki ciddi ifadeye bakındım. Dudakları kıvrıldı. Üzerinde gri kumaş bir takım vardı. Cepken ve pantolon... Elinde tuttuğu kahveye, dosyalara rağmen eğilip yerdeki kalem kutusunu alıp başını kaldırdı. Önce sekreterine sonra bana döndü. Gözleri beni bulduğunda kaşlarını kaldırdı. "Kimsiniz?" Elimi uzattım. "Avukat Mahir Toprak." dedim ama elimi sıkmadı. Zaten elleri doluyken elimi geri indirdim. "Bu kalem kutusunun burada işi ne?" derken masaya yaklaşıp bıraktı. "Özür dilerim Zeynep hanım, elimden düştü." diye bir yalan söyledi hemen. "Bir daha olmasın." deyip odasına girdiğinde onu takip ettim. "Savcı hanım?" deyip odaya girdiğimde dosyalarını ve kahvesini masaya bırakıp arkasını döndü. "Ne vardı Mahir bey?" "Oturalım." deyip direkt sandalyeye geçtim. Çok sinir olmuştum bu tavrına. "Oturalım." deyip karşımdaki sandalyeye geçip bacak bacak üstüne attı. "Avukat Mahir Toprak." nefeslendi. "Şu genç kıza tecavüz edip öldüren adamın avukatısınız." iğrenerek baktı yüzüme. "Ben de öyle bir kansızı savunacak midesizin kim olduğunu bilmek istiyordum." "Ne yapalım? Bizim de işimiz bu savcı hanım. Suçlu ya da suçsuz... Biz sadece savunmak zorundayız." "Tabi, kim daha çok para verirse onun tasmanızı tutmanıza izin veriyorsunuz." dediğinde başımı eğip küçük bir kahkaha attım. "Daha yeni göreve başlayan bir savcı için fazla cesursunuz." "Teşekkür ederim." dediğinde başımı eğip yüzüne baktım. Şu anki bulunduğumuz durumdan nefret ediyor gibi bir hali vardı. Haksız da sayılmazdı hani. "Şimdiye kadar hiçbir davayı kaybetmedim." "Bu kez kaybedeceksiniz. Karşı tarafın avukatıyla görüştüm. Yarın ki davada kesinlikle kaybedeceksiniz." dediğinde başımı salladım. "O halde tamam. Bir kez olsun kaybederim ben de." deyip cebimdeki usb belleği çıkarıp aramızdaki sehpaya bıraktım. "Bu nedir?" "İzlemeyi kaldırabilirseniz bakarsınız. Yarınki davada elinizi güçlendirecek bir delil. Yusuf Dündar'ı tutuklu yargılayabileceğiniz bir delil." deyip arkamı yaslandım. Şaşırmıştı ve insanların bozguna uğramış yüz ifadelerini görmeye bayılıyordum. "Neden veriyorsun bunu bana?" "Davanın savcısına küçük bir jest diyelim." ayağa kalktığımda başını kaldırıp yüzüne baktım. "Savunmamız gereken kişileri biz seçemiyoruz bazen ama kötü biri değilim savcı hanım. O kızın geride kalmış ailesine bir darbe de ben vuracak değilim. Bu kanıt da işinizi görür. Ben yarın ilk kez bir davamı kaybedeceğim." gülümsedim. "Pişman da olmayacağım. Hoşçakalın." deyip odasından çıktım. Çıkar çıkmaz sekreteriyle göz göze geldim. "Merve miydi?" "Ayça, gerizekalı. Ayça!" Yüzümü buruşturdum. "Kusura bakma ya, hafızam biraz kötüdür." deyip odadan çıktım. Bir işi daha halletmiştik. Herkes parayla mutluluk satın alınamayacağını da öğrenmiş olacaktı. Silah tutuyor olabilirdim, birilerini öldürmüş de olabilirdim ama o kadar da kötü, gaddar biri değildim. O genç kız hayatının baharında solup gitmiş olabilirdi ama arkasında bıraktığı ailesine daha büyük bir acı yaşatmayacaktım. Parası pulu batsın. Adalet sağlanacaktı. Ne olursa olsun, adalet sağlanacaktı. Melisa'ya göz kırpıp odama geçtim. Yerime oturduktan sonra nefesimi bıraktım. "Şu yeni savcıyla da işimiz iş." Ama hoş kadındı. Gerçi nasıl olsa bir kaç güne o da cazibeme kapılırdı... ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD