Koparılan Çiçekler

2729 Words
Efsun'un Anlatımından Devam Savaş kapıyı açtığında elimdeki silaha bakıp içeri girdim. Hâlâ onu elimde sıkıca tutuyordum ve bırakmaya da niyetim yoktu. Hiçbir zaman bırakmayacaktım. "Bu benimle kalabilir mi?" Silaha baktı. Sonra başını kaldırıp yüzümü inceledi. "Odana girdiğinde onu bana versen iyi olur." "Neden? Kendimi öldürür müyüm sanıyorsun?" Cevap vermedi. Belki de öyle düşünüyordu. Ama ölmeye niyetim yoktu. Artık değil. "Kendimi öldürmeyeceğim korkma." "Ama bana güvenmiyorsun." "Kimseye güvenemem." elimde böyle bir fırsat varken silahı bırakamazdım. "Efsun, sana odanı göstereyim. Yıkan ve uyu. Sabah da anlaşma şartlarını konuşuruz." Başımı salladım. "Tamam." Önümden adımladı. Merdivenleri çıkarken yine pür dikkat onu izliyordum. Ani bir hareket yapacak diye ödüm kopuyordu ama denemedi neyse ki. İkinci katta odasının tam karşısındaki kapıda durdu. "Burada kalabilirsin. Bazen kız kardeşim kalıyordu. Bir kaç kıyafeti var ama merak etme. Sana yenilerini de alırız." "Gerek yok." dedim. Ben bir yolunu bulurdum nasıl olsa. "Eşyaların hepsi temiz. Banyodaki eşyalar da öyle. Kullanırken çekinme." Başımı salladım anlayışla. "Tamam. Teşekkür ederim." Elini uzattı. "Sen yine de silahı bana ver. Odadan çıktığında sana geri veririm." "Bende kalsa olmaz mı?" "Silah bu Efsun. Patlar. Bende kalsın." Haklıydı. Zaten bu pis ölüm makinesini yeterince taşımıştım. Silahı uzatıp eline bıraktım. Alıp beline yerleştirdi. "İyi geceler Efsun." Bir kaç saniye yüzüne baktım. Gerçekten iyi bir adam mıydı yoksa rol mü yapıyordu? Emin değildim. Bu yüzden bir şey demeden odaya girdim. Yakında onun da kim olduğunu öğrenirdim. Ama önce... O kadar yorgundum ki odaya girer girmez olduğum yere çöküp kaldım. Yorgunluk, halsizlik... Belki de bugün Harun'dan kurtulduğum için o kadar doluydum ki yalnız kalınca göz yaşlarımı tutamadım. Ama ilk defa mutlu olduğum için ağladım. Ben ilk defa mutluluktan ağladım. "Kurtuldun Efsun. Kurtuldun." Duvara tutunarak ayağa kalktım. Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. "Kurtuldum." Ve yanımda kim olursa olsun Harun'dan daha beter olamaz. ~ ~ ~ ~ ~ Savaş'ın Anlatımından Devam Kapının önünde beklerken duyduğum seslerle kapıya yaklaştım. Efsun'un ağladığını anladığımda elimi kapı kulpuna götürdüm ama açamadım. "Kurtuldun Efsun." dedi göz yaşlarının arasında. "Kurtuldun." Elimi kapı kulpundan çektim. Harun ona ne yapmıştı ki? Kardeşime nispeten Efsun çok daha iyi duruyordu. Evde onu gördüğümde asla aklıma gelmezdi onun zorla orada tutulduğu. Üzerinde güzel bir gelinlik vardı. Saçı makyajı yerindeydi. Teninde hiç iz yoktu. Gülümsemiyordu ama ağlamıyordu da. O an onun zorla tutulduğunu hiç düşünmedim. Hızlıca arkamı dönüp merdivenleri inerken belimdeki tabancayı çıkardım. Salona geçip sehpanın üzerine bırakıp öfkeyle oturdum koltuğa. "Siktiğimin çocuğu." elimi dizime götürdüm. Parmaklarımı dizimde hareket ettirirken düşündüm. Yeterli değildi. Bu kadar bildiğim şey yeterli değildi. Telefonuma uzandım. Efsun hakkında daha çok şey öğrenmeliydim. Mahir'i arayıp telefonu kulağıma götürdüm. Biraz sonra açıldı. "Söyle." diye mırıldandı. "Uyuyor musun lan?" "Uyku demeyelim de başka şeyler diyelim." dedi boğuk bir sesle. "Sevişirken açma şu telefonu." "Açmasam ağzıma sıçarsın." "Lan oğlum ben Harun'u indirmeye gidiyorum, sen ne yaptı ne etti bu adam diyeceğine gidip sevişiyor musun bir de?" "Eee, evet. Ben zaten Harun işi tamamdır diye düşünüp kendimi ödüllendirmek için sevişiyorum kardeşim. Sana da tavsiye ediyorum." dedi keyifle. "Harun ölmedi." "Ebesinin amı! Ölmediyse ne oldu?" "Öldürmedim onu. Müstakbel karısını kaçırdım." "Ne! Sen ne olsun istiyorsun? Savaş mı çıksın istiyorsun?" "Ateş olsa ne olur orosbu çocuğu." "Karısını kaçırdığın için bir şeyler olabilir tabi ben bilemedim, bir sen düşün." "Karısı değil." dediğimde inledi pezevenk. Daha fazla onun sesini duymak istemiyordum. "Adı Efsun. Soyadını bilmiyorum. Harun'un yedi yıldır yanındaymış. Bana Efsun'u bul." "Çok yardımcı oldun kardeşim bak şimdi şak diye buluyorum." "Zevzekleşme. Sabaha kadar her şeyi öğren." "Bok bulurum. Lan oğlum sevişiyorum, üstümde karı var lan!" "İnan hiç umrumda değil. Kaldır s****i bir işe yara." "Savaş ben senin emir elin değilim oğlum. Sıkma canımı." "Sen herhalde benim tekrar etmemi istiyorsun. Bana Efsun'u bul. Onun kim olduğunu öğren." Nefesini bıraktı. "Hay sikeyim. Tamam, bulurum." "Sabah görüşürüz." dedikten sonra telefonu kapatıp sehpaya bıraktım. Sıkıntıyla başımı arkaya atıp tavanı izledim. Şimdi kurtarmam gereken iki kadın vardı. İkisini de kurtarmam gerekiyordu. Harun ikisini de derin yaralar açmıştı. ~ ~ ~ ~ ~ Biri omzuma dokunduğunda irkilerek uyandım. "Kalk lan!" diye bağırdı Mahir. Ayağımı kaldırıp dizine vurdum. "Hayvanlaşma lan." Koltuğa yanıma oturduğunda doğrulup elimi enseme götürdüm. Boynum tutulmuştu. Ne diye koltukta uyuduysam? Üzerime bir dosya attı. "İki posta daha attıktan sonra kalkıp bir de kızı buldum. Valla süper hızlıyım ha ben." Sırıtırken dosyayı açtım. Tek bir sayfa vardı. "Bu kadar mı lan?" "Alelade bir kız, Savaş. Ne bekliyordun?" Nefeslenip dosyaya baktım. Efsun Yılmaz. 26 Haziran 2000 doğumlu. Baba adı Zeki, anne adı Fatma. Eğitim durumu lise terk. Hepsi bu kadardı. "Kardeşleri yok muymuş?" "Yok. Tek çocuk. Annesi zaten 2002'de ölüyor. Babası da ayyaşın teki. Tekrar evlenmiyor ama orada burada sürtüyor. Kumar borçları boğazına kadar. Evinde satmadığı eşya kalmamış. Hatta buraya gelmeden önce bir mahallesine uğradım. Hiç iyi şeyler söyleyen yok o adam hakkında. " "Şimdi ne yapıyor? " "Bilmem. Bir kaç haftadır eve uğramıyormuş. Mahalleli inşallah bir köşede ölüp kalmıştır bile diyor." Başımı salladım. "Babasını bulmak lazım." Bu hikayedeki tek suçlu Harun değildi çünkü. O da cezasını çekecekti. Gerekirse kızının ayaklarına kapanıp ondan af dileyecekti. Gerisini de Efsun'a bırakacaktım. Babasını affederse ne alâ... Ama affetmezse onun da sonu belliydi. "Bulunca ne yapacaksın?" "Orasına sonra bakarız. Senin gözün kulağın olsun, adamları görevlendir gerekirse. Mahalleyi izlesinler. Babası gelince alıp buraya getirsinler." "Tamamdır." Merdivenlerden ses geldiğinde dosyayı ters bir şekilde sehpaya bıraktım. Biraz sonra Efsun'u gördüğümde üzerinde kız kardeşimin kıyafetlerini görünce gözümü ondan alamadım. Ona baktığımı fark ettiğinde panikle ellerini kot pantolonuna sildi. Basit bir tişört ve pantolon. Ama ona bakınca Sedef'i görüyordum. Hızlıca adımlarken bakışlarımı kaçırdım. Sehpanın üzerindeki silahı aldı hızlıca. "Hop!" Mahir ayağa kalktığında silahı ona doğrulttu. "Ne yapıyorsun kızım sen?" "Yaklaşma vururum." "Savaş?" Mahir bana döndüğünde elimi kaldırdım. "Otur." "Lan oğlum kız silah çekti." "Bir şey olmaz, otur." Tereddütle yerine oturduğunda Efsun'a döndüm. "Günaydın. Bugün nasılsın?" "Nasıl olduğumu ne yapacaksın ki?" "Merak ettim sadece. Söylemeyeceksen sıkıntı yok." tekli koltuğu gösterdim. "Otur da anlaşma şartlarını konuşalım." Geri geri giderken gözünü ayırmadı ikimizden de. Koltuğa oturduğunda elimle Mahir'i gösterdim. "Mahir Toprak. Avukat kendisi. Hazır buradayken anlaşmayı hazırlayalım." "Ne anlaşması?" diye araya girdi Mahir. "Evlilik anlaşması." dediğimde bağırdı. "Ne? Siktir lan! Onunla evlenecek misin?" Efsun korkup silahı ona çevirdi ama Mahir onu görmüyordu şu an. Bakışları üzerimdeydi. "Evet evleneceğim. Anlaşmalı evlilik. Sen de avukat değil misin? Yaz anlaşmayı. İkimiz de imzalayacağız." "Kardeşim sen gerçekten delirmişsin. Harun'un müstakbel eşini kaçırdın ve evlenecek misin? Savaş çıkacak." Nefesimi bıraktım. "Harun ne yapabilir gerizekalı? Sus da anlaşma şartlarını not et." "Sen gerçekten delirmişsin." dedi bıkkınlıkla. Ama onu önemsemedim. Efsun'a döndüm. "Bana şartlarını söyle." Silahıyla beraber bana döndü. "Birinci kural. Dokunmak yok. Evliliğimiz süresince bana hiçbir şekilde dokunmayacaksın." Mahir araya girdi. "Bu sevişmek yok mu demek yoksa cidden hiçbir şekilde dokunamaz mı demek?" Efsun'un kaşları çatıldı. "Hiçbir şekilde dokunamaz." "Bayıldın diyelim?" "Dokunamaz." "Ölüyorsun, kalp masajı yapması gerekiyor?" Efsun yine başını salladı. "Bıraksın öleyim." İnatçıydı. Ama haklıydı da. Sedef'in halini görünce Efsun onun yanında çok iyiydi. "Pekala. Sırada Savaş var. Senin ilk şartın ne?" "Şartım yok. Ne diyorsa imza atacağım. Harun meselesi kapandığında boşanırız, sen de nafakanı alırsın." "Donuna kadar alırım." diye dalga geçti Mahir. "Nafaka istemem. İşimiz bitsin, Harun'dan kurtulayım yeter bana." Başımı salladım. Şimdilik tamamdı ama boşandığımızda onu bırakmayacaktım. Ne istiyorsa sahip olmasını sağlayacaktım. "İkinci şartın nedir Efsun?" "Evlendik diye bana her istediğini yaptıramaz. Emir almam. Kocalık yapmayacak." "Eee herhalde. Zaten sen onun tipi de değilsin." dedi Mahir. Efsun anlamamıştı ama ben sabır çektim. "İkinci şartımı söylemek istiyorum." "Yok dedin." "Vazgeçtim." Efsun'a döndüm. Hayatını daha iyi bir hale getirecektim evliliğimiz boyunca. En azından işimiz bittiğinde güzel bir hayatı olurdu. "Efsun açıktan lisesini bitirip üniversiteye gidecek." "Beslenme çantası da yap istersen." telefonuna maddeleri not ederken her söylediğimizle taşşak geçiyordu pezevenk. Ama Efsun'un yanında ona bir şey demedim. Sonra görüşürdük zaten. "Evet Efsun. Üçüncü şartın?" Efsun cevap vermediğinde ona döndüm. Gözleri dolmuştu. "Okula mı gideceğim ben?" Kaşlarımı kaldırdım. "İstemiyor musun?" Başını eğip elindeki silaha baktı. "İstiyorum." "O zaman güzel. İkinci şartım kesinlikle bu." Başını sallayıp derin bir nefes aldı. Mahir uzatmadan tekrar araya girdi. "Üçüncü şartın ne?" "Yalan yok. Yalan istemiyorum. Evliliğimiz süresince Savaş Göktaş bana karşı dürüst olacak." Başımı salladım. Bu olabilirdi işte. Dikkat ederdim. Hem yalan söylemek ayrı bir şeyler gizlemek ayrı şeylerdi. "Tamam." dedim direkt. "Senin var mı üçüncü bir şartın?" "Var." "Piçsin oğlum sen. En başta yok demiştin." "Yaz Mahir. Canımı sıkma." "Emrin olur patron." Derin bir nefes alıp Efsun'a döndüm. "Gerçekleri bilmek istiyorum. Evlenmeden önce tüm gerçekleri bilmek istiyorum." "Anlatmam." dedi direkt. "Anlatmak istemiyorum." "Anlatmazsan sana yardımcı olamam." "Sen bana yardımcı olma. Benim davam ayrı, senin davan ayrı. Birbirimizin işine karışmayalım." "Karım olduğunda senin davan benim de davam olacak Efsun." "Kocalık yapmak yok dedim." "Bu kocalığa girmez." "Giriyor. Ben kendi işimle ilgilenirim. Karışma sen." Nefesimi bıraktım. "Başka şartım yok. İki tane yeter." dedim pes edip. "Efsun senin var mı?" "Yok. Bu kadarı yeterli." "Şu silah ne olacak?" Efsun elindeki silaha baktı bir süre. Sonra ayağa kalkıp silahı sehpaya bıraktı. "Sizde kalsın." Demek ki artık bana güveniyordu. Ya da güvenmek istiyordu ve ben onun güvenini kırmayacaktım. "Tamamdır." Mahir ayağa kalktı. "Anlaşmayı hazırlar size yollarım. Anlaşmayı bozan taraf ne yapacak?" "Bilmem. Ne istiyorsun Efsun?" Başını olumsuzca sallayıp eğdi. "Bilmiyorum ama." başını kaldırıp yüzüme baktı. "Şartlarımı görmezden gelirsen seni öldürürüm." Öldürürdü. Belki de gerçekten öldürürdü. Ne kadar canına tak etmişse... "Efsun senin şartlarına uymazsa sen ne istiyorsun Savaş?" "Hiçbir şey." ayağa kalktım. "Benim şartlarım gerçekleşmezse bundan bir tek o zarar görür. Bir de kurallara uymadı diye onu cezalandıracak değilim." "İyi çok yorulmam o zaman." dediğinde kapı çaldı. Hizmetçi hızlıca kapıyı açtığında kimin geldiğini görebiliyordum. Adamlarımdan biri salona giriş yaptı. " Savaş bey, Harun Karatepe geldi. Sizinle görüşmek istiyor. " Ağzımı açamadan Efsun panikleyip silahı tekrar aldı. Gözlerindeki korkuyu gördüğümde önüne geçtim. "Efsun sakin ol." "Niye geldi? Sen mi çağırdın yoksa? Beni almaya mı geldi?" "Efsun?" geri çekilip silahı doğrulttu. "İkinizi de öldürürüm. Bana yaklaşırsanız ikinizi de öldürürüm!" Ellerimi kaldırdım. "Sakin ol. Ben çağırmadım. Konuşmaya geleceği belliydi. Seni ona vermeyeceğim. Asla vermeyeceğim. Odana çık, tamam mı?" "Burada kalacağım. Ne konuşuyorsanız duyacağım." Başımı salladım. "Tamam. Nasıl istiyorsan öyle olacak. Ama onun mutlu olmasına izin verme. Silahı bana ver." elimi uzattım. "Hadi." Tereddütle bir silaha bir bana baktı. Harun bizim bu hallerimizi görmemeliydi. "Bana yaklaşmasın." dediğinde başımı salladım. "Söz veriyorum. Rüzgarı bile sana değmeyecek." Silahı avucuma bıraktığında belime yerleştirip arkamı döndüm. "Çağır gelsin." "Anlaşıldı Savaş bey." Mahir lafa girdi. "Ne yüzle geliyor bu?" "Öğreniriz şimdi." Bir kaç dakika sonra Harun içeri girdi. Elbette üzeri aranmıştı. Silahı yoktu. Zaten buraya elini kolunu sallayarak giremezdi. Gözleri Efsun'u bulduğunda kendimi belli etmek için Efsun'un önüne geçtim. "Ne yüzle geliyorsun buraya?" Ona o kadar öfkeliydim ki şuracıkta canını almak istiyordum. Ama herkes yaşattığını yaşayacaktı. Harun'a kolay ölüm yoktu. "Sen de bana ait bir şey var." "Öyle mi?" belimdeki tabancayı çıkarıp şarjörü boşalttım. Kurşunlardan birini elime aldım. "Bu olabilir mi? Biraz daha burada durursan kafana yiyeceğin mermi? Bunun için mi geldin?" "İkimiz de neden burada olduğumu gayet biliyoruz." başını eğip gülümsedi. "Efsun? Beni özledin mi?" "Lan!" bir adım atacağım sırada durdum. Efsun tişörtümün arkasını sıkıca tuttu. Başımı çevirip yüzüne baktım. Başını eğmişti. "Korkma." dedim sessizce. Duyduğunda hızlıca başını salladı. "Ver onu bana Savaş. Yoksa sonun çok kötü olacak." Tekrar Harun'a döndüm. "Sıkıyorsa gel al lan. Alabiliyorsan al." "Ben senden her şeyini aldım zaten Savaş. Ruhun bile duymadı." dedi pis pis sırıtıp. Ne kast ettiğini anladığımda Efsun'un elinden kurtuldum. "Lan orosbu çocuğu!" yakalarına yapıştığım gibi yüzüne kafa attım. Burnunu tutup geri çekilirken Mahir kolumu tuttu. "Bırak Savaş." "Ecelin mi geldi lan! Ecelin geldi Harun!" başımı olumsuzca salladım. "Ama yok lan! Sana kolay ölüm yok." Sedef'e yaşattığı her şeyin bin mislini yaşayacaktı. "Sen bana hiçbir şey yapamazsın." "Öyle mi?" başımı salladım. "Görelim bakalım." Bu siktiğimin oyunu bittiğinde neler oluyor göreceğiz. "Efsun hadi gel. Gidiyoruz." dedi büyük bir cesaretle. "Gelmiyorum." diye sessizce mırıldandı Efsun. Başını kaldırıp Harun'a bakarken titrediğini fark edebiliyordum. "Yarın nikahım var. Seninle gelemem." Yarın mı? Efsun'a döndüm. Oldukça ciddi görünüyordu. "Ne nikahı lan!" diye atıldı Harun. Mahir onu tutarken Efsun'a yaklaştım. "Efsun?" Başını eğdi. "Lütfen bir şey deme." dedi sessizce. Başımı sallayıp tekrar önüne geçtim. "Seni de nikahımıza davet etmek isterdim ama kusura bakma." Mahir Harun'u ittirip bıraktı ve ellerini çırptı. "Olmaz lan! O benim! Ona dokunursan..." cümlesini yarıda kesti. Dudakları alaycı bir tavırla yukarı kıvrılıp başını eğdi. "Gerçi sana kimse dokunamaz değil mi Efsun?" "Kes lan sesini!" kıza yaptıklarından sonra hâlâ dalga geçebiliyordu. "Beni öptü. Görmedin mi? Onu ittirmedim bile." "Seni zorla öptü! Benim yapmadığımı o yaptı!" Onun yapmadığı? Kafam karışmıştı. Efsun ondan neden korkuyordu o halde? "Harun çık bu evden. Hemen. Senin bana yaptıklarından sonra karşıma geçip hâlâ nasıl böyle konuşabiliyorsun ya?" Başımı çevirip ona baktım. Titriyordu ama korkudan değildi. Onu görmek istemiyordu. Bu durumda artık olaya bir el atmalıydım. "Seni dokunulamaz hale getirdim Efsun. Kimse sana dokunamaz benden başka. Kimseye dokunamazsın." "Senin ben ecdadını sikeyim lan!" Üzerine yürürken Efsun bir kez daha tişörtümü tuttu. "Savaş dur." "Ne o lan!" keyifle kahkaha attı. "Asla senin olmayacak o! Evlenseniz bile asla senin olmayacak!" "Lan piç!" "Savaş dur!" diye bağırdı Efsun. Arkamı döndüğümde tişörtümü bıraktı. Harun hâlâ biraz uzağımızdayken önüme geçti. "İlla görmek mi istiyorsun?" Kaşlarımı çattım. Neyi? "Efsun, sen kimseye dokunamazsın." dedi. "İzle de gör o zaman." Efsun bana dönüp elini kaldırdı. Eli titriyordu. Başımı eğdim. "Efsun yapma." diye sessizce fısıldadım. Gözlerini kapatıp elini yaklaştırdı. Sikerim lan böyle işi. Sadece koluma dokunacaktı ama bunu bile yapamıyordu. "Efsun?" "Gördün mü Efsun? Sen sadece bana aitsin. Sadece benim olabilirsin. Kimseye dokunamazsın. Seni öyle bir hale getirdim ki asla kimseye dokunamazsın." Efsun gözlerini açıp elini indirdi. Gözleri doldu. "Harun siktir git evimden." Mahir'e döndüm. "Mahir çıkar şunu evimden." "Şimdi gidiyorum ama geri döneceğim Savaş. Bu burada bitmedi. Benim olanı almaya geri döneceğim." "Belanı sikerim lan senin! Orosbu çocu..." Efsun parmaklarının üzerinde uzandı. Dudaklarını dudaklarıma bastırdığında sözüm yarıda kaldı. Dudaklarımdaki baskıyla bakışlarımı aşağı indirdim. Gözlerini kapatıp beni öpüyordu. "Lan! Efsun!" Efsun hızla uzaklaştı. Parmaklarını dudaklarına götürdüğünde onu arkama aldım. "Çık şimdi. Mahir çıkar onu buradan." "Hay sikeyim, bütün pis işler bende." "Seni öldüreceğim Savaş Göktaş! Seni öldüreceğim!" Mahir Harun'u zorla dışarı çıkarırken hâlâ tehditlerini savuruyordu. Tamamen çıktığında ise Efsun yanımdan geçip koştu. Merdivenlere yöneldiğinde peşinden koştum. "Efsun!" Aceleyle merdivenleri çıkıp odasının kapısını açtığında kapıyı kapatmadan önce ona yetiştim. "Efsun dur!" "Ya bırak!" duvara yaslandı. "Ben yine..." dudaklarını kapattı göz yaşları içinde. "Efsun, beni öpmek zorunda değildin." "Zaten beni ilk sen öptün! Ben bu yüzden yaptım, yoksa yapmazdım." Yere çöktü. Bacaklarını kendine çekti. "Pislik her yerde. Her yer çok pis. Kirli. Ben çok kirliyim artık." Eğildim. "Efsun, sen kirli falan değilsin." "Kirliyim. Çok kirlendim." Elimi kaldırdım ama dokunamadım. "Efsun, ne yaptı sana? Anlat bana artık." Ona da mı t3cavüz etmişti yoksa bu pislik? Bu yüzden mi ağlıyordu? "Efsun, tamam. Bak ne istiyorsan yaparım ama ağlama artık." ona baktıkça kız kardeşim geliyordu aklıma. Dayanamıyordum. Ortada iki kadın vardı, ikisinin de hayatı perişan olmuştu ve ben hiçbir şey yapamıyordum. Ona sözüm olmasa çoktan... Göz yaşlarını sildi. "Özür dilerim. " diye mırıldandı. " Neden? " "Yarın nikah var dedim. Senin için sorun olur mu?" "Olmaz. Hiçbir sorun olmaz. Hallederiz ama..." ama deyince kaşları çatıldı. Sorun olmasından korkuyordu. "Aileme haber vermem gerekiyor. Ablam, annem illa ki gelir. Onların yanında bizi idare edemez misin?" "İdare etmekten kastın ne?" "Hiçbir şey yapmanı beklemiyorum senden. Sadece bu evliliğin anlaşmalı bir evlilik olduğunu belli etme yeter. Harun'un arada olduğunu annem bilmesin, kız kardeşime yeterince üzüldü. Kötü etkilensin istemiyorum." "Kız kardeşine ne oldu? Anlatmayacak mısın bana?" Başımı eğip nefesimi bıraktım. "Anlatmanın ne kadar zor olduğunu sen de biliyorsun sanırım." "Çok zor." dedi. Artık ağlamıyordu ama gözleri boşluğa dalmıştı. "Konuşmayalım o zaman. Her şey geride kaldı." "Kardeşine bunca kötülük yapan adamı neden öldürmüyorsun?" "İstemedi." "Kim?" "Sedef. Kız kardeşim. Onunla yüzleşmek istiyor. Ama onu bu halde çıkaramam karşısına. İt gibi pişman olana kadar onu karşısına çıkarmayacağım." "Ben onunla yüzleşmek istemezdim. Artık onun yüzünü bile görmek istemiyorum ama öyle acılar çeksin ki Sedef'in de benim de hatta hayatını kararttığı başka kadınlar varsa onların da içi soğusun." "Hepiniz o pis geçmişi unutacaksınız. Size sözüm olsun bu da." Bakışları beni buldu. Dolu gözlerle baktı yüzüme. "Bana neden bu kadar iyi davranıyorsun? Kardeşim için deme." "Bir daha ağlamaman için. Ağlama Efsun. Artık ağlamanı gerektirecek hiçbir şey olmayacak." Önüne döndü. "Bir şey olmaz. Alıştım." "Ağlamaya alışılmaz. Sen de alışma." Gülümsedi. "Teşekkür ederim." "Kahvaltı edelim hadi. Elini yüzünü yıka gel bir şeyler ye." Başını salladı. "Tamam, geliyorum." Ayağa kalktım. O da ayağa kalktığında odadan çıkıp merdivenleri hızlıca indim. Sanırım Mahir de gitmişti. "Suna, kahvaltı masasını hazırlar mısın hemen?" "Tabi Savaş bey. Hemen hazırlıyorum." Salona geçtim. Koltuğa oturup nefesimi bıraktım. Kirlendim... Beni öptükten sonra böyle söylemesine üzülmedim desem yalan olurdu. Ama yaşadığı onca şeyden sonra ona kızamıyordum da. Ama beni öptüğünde dün akşam gibi... Heyecanlanmıştım. Bir kadının öpücüğü beni ilk defa böyle çok heyecanlandırıyordu. ~ ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD