Savaş'ın Anlatımından Devam
Onu yatağımın üzerine bıraktıktan sonra doktor geldi. Avuç içini önce uyuşturdu sonra da dikmeye başladığında göz kapakları oynadı. "Uyanıyor." diye mırıldandığımda başında bekliyordum.
Gözlerini yavaşça araladı. Bakışları odanın içinde gezinirken doktoru fark edip elini çekti. "Dokunma!" Doktor ne yapacağını bilemezken doğruldu.
"Sakin ol. Yaralısın."
Sesimi duyduğunda başını kaldırıp gözlerimin içine bakıp paniğe kapıldı. "Yaklaşma bana!" doktorun makasını alıp yatağın üzerinde ayağa kalktı. Makası doğrulttu. "Kimse yaklaşmasın bana!"
Elimi kaldırdım. "Tamam, tamam kimse yaklaşmayacak sana." elimi uzattım. "Ver o makası bana."
Başını olumsuzca salladı. "Vermem! Bana dokundun! Yine yaparsın! Kimse bana dokunamayacak!"
Doktor geriye çekildi. "Ne yapalım Savaş bey?"
"Siz çıkın. Ben ilgilenirim."
Yatağın üzerinde delirmiş gibi davranan kadına döndüm tekrar. Doktor odadan çıkarken tek eliyle gelinliğinin eteğini tutup diğer taraftan aşağı indi. Yatağın etrafını dönerken karşısına geçtim.
"Çekil önümden. Hiç acımam, saplarım şunu sana. "
"Sana dokunmayacağım. Ama gitmene izin veremem."
"Neden ya neden?! Senin derdin Harun'la. Beni bırak."
"Harun'u öldürmemi ister miydin?"
"Ne?"
"Seni bırakırsam onu öldürmek zorunda kalırım. Müstakbel kocanın ölmesini ister miydin?"
Aniden bağırdı yine. "Kocam falan değil o benim! Olmayacak!" eğildi. "Kocam falan değil!" gelinliğinin eteklerini tutup kesmeye başladı. "Kocam değil. Olmayacak."
"Efsun tamam." ona dokunmadan onu nasıl sakinleştireceğimi bilmiyordum. "Efsun?"
"Kocam değil." diye mırıldandı ve eteklerini kesmeye devam etti.
Ne yaşamıştı bu kadar da bu denli delirmişti? Bu denli nefret etmesinin sebebi neydi?
"Efsun tamam. Dur artık." elimi kaldırdım ama dokunamadım. Ne yapacaktım ben onunla?
Eğilip gelinliğini tuttuğumda doğruldu. "Dokunma!" diye bağırıp makası tutan elini havaya kaldırıp tekrar indirdi. Saplamak üzereyken makası sıkıca tuttum.
"Efsun dur artık!"
"Sen de onun gibisin! Hepinizden tiksiniyorum, hepinizden nefret ediyorum!"
"Ben onun gibi değilim!"
Harun Karatepe'nin kız kardeşime yaptıklarından sonra onun gibi biri olduğumun söylenilmesine katlanamazdım.
"Beni öptün! İznim olmadan, zorla!" çenesi titreyince ağlamaya başladı. "Hepiniz aynısınız. Sınırlarınızı bilmeden ileri gidip duruyorsunuz!" başını eğip ağlamaya devam ederken makası hâlâ sıkı sıkı tutuyordu. O an Harun'u sinirlendirmek için öpmüştüm onu. Ama bu kadar kötü etkileneceğini tahmin edemedim. Bir kadına rızası dışında dokunmak ilk kez yaptığım bir şeydi. Ve şimdi karşımda ağlarken pişman olmuştum.
"Özür dilerim." dedim sessizce.
Duyduğunda ağlamaları azaldı. İçini çekip başını kaldırıp yüzüme baktı. "Ne?"
"Özür dilerim." dedim tekrar. "Seni rızan olmadan öptüğüm için özür dilerim Efsun. Bir daha olmayacak."
Nefeslendi. "Olmayacak, çünkü buradan gideceğim."
"Olmaz o Efsun. O olmaz."
"Sen de mi esir tutacaksın beni burada? Harun bitti, sen mi başlayacaksın?"
"Ben Harun gibi değilim. O sana ne yaptı bilmiyorum ama ben sana zorla hiçbir şey yapmayacağım. Ama bu evden gitmene izin veremem." Harun bana yaşattıklarının bin mislini yaşayacaktı. Bunun için Efsun'u kullanacak olsam bile umrumda değildi. "Efsun, doktor yarana baksın. Sonra oturup konuşalım."
"Ben konuşmak falan istemiyorum. Gitmek istiyorum."
"Nereye gideceksin ki?"
Gözlerini kaçırdı. Başını eğip düşündü. "Gidecek bir yerin yok değil mi?" cevap vermediğinde her şeyi anlamıştım.
Makası tutmayı bıraktım ama o da saplamadı. "Doktor yarana baksın. Sonra oturup konuşalım. Birbirimizi dinleyelim ve bir çıkar yol bulalım. Şimdi sadece sakin ol. Söz veriyorum istemediğin hiçbir şey olmayacak."
Derin bir nefes aldı. "Sana neden güveneyim ki?" deyip başını kaldırdı. "Sen de erkeksin."
"Bana güven diyemem. Ama beni tanı. Beni tanıdıktan sonra ne yapman gerektiğine karar verirsin. Sadece iyi olmanı istiyorum şu an. Yarana baksın doktor, inat etme artık."
Anlık bir kararın başıma bu kadar iş açacağını düşünmezdim. Şimdi ise geri dönemezdim. Orada o itin kafasına sıkmak vardı ama bu onun için mükemmel bir son olurdu. Acı çekmezdi. Ben Efsun'u ne kadar çok sevdiğini, onun zaafı olduğunu kısacık bir bakışla anlamıştım ama Efsun beni zorlayacaktı belli ki.
"Dokunmasın ama." dedi sessizce.
"Ne?"
"Dokunmadan diksin. Dikkat etsin."
"Tamam. Tamam, nasıl istiyorsan öyle olacak." Geri çekildim. "Yatağa uzanabilirsin. Ben şimdi doktoru çağıracağım."
Yatağa oturdu direkt. "Böyle iyi." derken makası hâlâ sıkı sıkı tutuyordu.
Odadan çıkıp kapıyı kapattım. Doktor dışarıda bekliyordu. "Doktor." yanına yaklaştım. "Dokunmadan yapsın diyor. Hassasiyeti falan mı var? Zaten ben dokunduğumda da bayılmıştı. Bir sorunu mu var?"
"Üstün körü bir şey söyleyemem Savaş bey. Belki de travması vardır. Bir psikolojik muayene daha mantıklı."
Başımı salladım. Asla kabul etmezdi. Onu daha sonra hallederdim gerekirse. Tabi teklifimi kabul ederse. "Siz kalan dikişleri halledin. Ona dokunmadan. Uzak oturun. Ne diyorsa yapın. Eliniz tenine temas bile etmesin." dediğimde başını salladı.
"Peki Savaş bey. Böyle bir durumda elimden geleni yaparım." deyip odaya girerken nefesimi bıraktım.
Başına büyük bela açtın Savaş. Şimdi uğraş dur...
~ ~ ~ ~ ~
Efsun'un Anlatımından Devam
Titrememi durdurmaya çalışırken kapı tekrar açıldı. Az önceki doktor içeri girdiğinde makasımı sıkı sıkı tuttum. Yavaşça yanıma yaklaştı. Önce yataktaki malzemeleri aldı. Sonra da biraz uzağıma oturdu. "Efsun hanım, bana elinizi uzatır mısınız?"
O anda kapı açıldı ve Savaş da içeri girdi. Beni öptüğü için ondan nefret ediyordum ama yapacak bir şey yoktu.
Harun'dan kurtulmuştum ama bu kez de Savaş çıkmıştı başıma.
Doktora dönüp elimi uzattığımda başımızda dikilip izlemeye başladı. Doktor dikkatli bir şekilde dikiş atmaya devam etti. Elim uyuştuğu için hiçbir şey hissetmiyorken yarayı bir kez daha sildi ve gazlı bez bıraktı üzerine. Sonra da sargı bezini aldı. "Efsun hanım, elinizi kaldırır mısınız?" dediğinde elimi kaldırdım. Sargı bezini sarması gerekiyordu. Önce avuç içime ucunu bıraktı. "Buraya bastırın lütfen." dedi.
O dokunmasın diye dediğini yaptım. Sargı bezini bir tam tur döndürdüğünde elimi çektim. Bir kaç tur daha döndürdükten sonra sargı bezini kesti ve bantladı. İşi bittiğinde çantasını toplamaya başladı. Gözleri bir an elimdeki makasa döndüğünde onu kendime çektim.
"Makas kalsın doktor." dedi Savaş anlamış gibi. Makası bırakamazdım şu an.
"Peki Savaş bey."
Doktor ayağa kalktı. "Geçmiş olsun Efsun hanım. Sık sık pansuman yapın elinize."
Başımı salladığımda Savaş'a döndü. "Ben sizi yolcu edeyim." derken ikisi de beraber odadan çıktı.
Ayağa kalktım. Bulunduğum odaya bakındım. Bir makyaj masasının önünde erkek parfümleri vardı. Çekmecesini açtım. Kravatlar ve saatler varken kapattım çekmeceyi.
Etrafı inceledim. Siyah saten takımlı yatak, yanında aynı koyulukta iki komodin. Lambalar, iki kişilik bir koltuk ve dolap.
Hızlıca dolaba yaklaşıp açtım. Kıyafetleri vardı burada. İşe yaramaz.
Kapatıp yatağın yanındaki komodinlerden birini açtım. Gözlük ve ilaç vardı. Ağrı kesici ilaçlar. Uyku hapları...
Bunların hiçbiri işime yaramazdı.
Çekmeceye bakarken kapı açıldığında panikle ayağa kalktım. Savaş kapının önünde duruyordu. "Tam olarak aradığın şey ne? Sana yardımcı olayım?"
"Hiçbir şey." deyip panikle çekmeceyi kapattım.
"Aşağı inelim, salonda konuşuruz."
"Burası senin odan mı?"
Başını salladı. "Evet, benim odam."
Onun odasında konuşmaktansa salonda konuşmak çok daha mantıklıydı. Zaten ne konuşacaksak... Kim bilir o benden ne isteyecekti?
"O zaman aşağı inelim." dediğimde adımlayıp yanıma geldiğinde panikle yatağa yapıştım. Beni es geçip eğildi ve az önce açtığım komodinin ikinci çekmecesini açtı. Silahı gördüğümde yana kaydım. Makası her an saplayacak şekilde tutarken silahı alıp ayağa kalktı. Namluyu sürüp bana döndü.
"Al bunu."
Tabancanın kabzasını bana döndürdü. Namlusu da ona dönüktü. "Ne?"
"Al Efsun. Sıkıca tut. Yanlış bir şey yaparsam tetiğe bas."
Kendini öldürmemi mi söylüyordu? Hayır. Bu asla yanlış bir şey yapmayacağım demek oluyordu.
Makası bırakmadan önce uzattığı tabancayı aldım hiç çekinmeden. Bu elimdeyken kendimi daha güvende hissediyordum.
" Önden gideceğim. Rahat ol ve beni takip et." başımı sallayıp makası bırakırken silahı iki elimle sıkı sıkı tuttum. Savaş önden adımladığında ben de onu takip ettim. Odadan çıktığımızda üst katta beş oda olduğunu fark ettim. Savaş merdivenlere yöneldiğinde her bir adımını dikkatle inceledim. Kendinden emindi ama benden tam olarak ne istiyordu anlamış değildim.
Bir intikam uğruna yine benim başım yanmıştı.
Ama görmem gerekiyordu. Harun'un mu çok daha kötü olduğunu yoksa Savaş'ın mı kötü olduğunu görmem gerekiyordu.
Merdivenleri indikten sonra köşeyi döndü. Aniden kocaman bir salondaydık. Öyle gösterişli bir salondu ki avizeye bakmaktan neredeyse düşecektim.
Önüme döndüğümde Savaş beyaz koltuklara oturdu. Tereddütle onu izlerken gözlerini bir an olsun ayırmadı üstümden. "Otursana."
Koltuğun diğer ucuna geçip oturdum. Silahımı kucağımın hizasında hâlâ ona doğru çevirmiş tutuyordum.
"Ne istiyorsun benden?"
Derin bir nefes aldı. "Her şeyi anlatmanı. Neden böyle davranıyorsun?"
"Beni zorla öpen birine nasıl davranmamı bekliyordun?"
"Hatamı kabul ediyorum. Seni öpmemem gerekirdi. Ama..."
Tek kaşımı kaldırdım. "Aması ne?"
"Harun acı çeksin istedim. Belli ki seni seviyor."
Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Gülmemek için kendimi zor tutarken şaşkın bir şekilde beni izliyordu. Ama kendimi daha fazla tutamadım ve dudaklarımdan histerik bir kahkaha yükseldi. "Seviyor mu?"
Söylediğim şeye kendim güldüm. Tekrar tekrar kahkaha atarken gözlerim doldu. Seviyor ha...
"Efsun?" dedi kibarca. Ona dönüp derin bir nefes aldım.
"Harun beni sevmiyor. Beni boşuna kaçırdın."
"Onunla evlenmek üzereydin."
"Onunla asla evlenmeyecektim. Elimdeki kesik neden var sanıyorsun? Çatışma olmasaydı kendimi öldürecektim." dedim. Haddinden fazla dürüst olmuştum şu an karşımdaki adama ama o kadar doluydum ki. Biri beni insan gibi dinliyorken belki şu an her şeyi anlatabilirdim.
" Kaç yaşındasın? "
"Yirmi dört ama..." diyiverdim. "Ben hep on yedide kaldım."
"Yedi yıldır o adamla mı berabersin?"
Başımı salladım. "Öyleyim."
"Neden? Onu istemiyorsan neden onun yanındasın?"
Başımı eğdim ve silaha baktım. "Babam sattı. Paraya ihtiyacı vardı ve sattı işte."
Bir süre sessiz kalırken tekrar o günü hatırladım. Gözlerim anında dolarken yanaklarıma iki damla yaş döküldü. Hızlıca elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim.
"Efsun?" başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Artık bu evden çıkamazsın. Biliyorsun değil mi?"
Maalesef biliyordum. Bu evden çıkarsam Harun beni bulurdu. Ama bu evde ne yapacaktım? Onu bilmek istiyordum. "Ne istiyorsun benden?"
"İkimizin yararına olacak bir şey."
"Ne?" diye merakla bakındım ona.
Dudaklarını ıslattı ve Harun'un benden istediği şeyi o da istedi. "Evlen benimle."
Kaşlarımı çattım. "Ne? Sen ne dediğinin farkında mısın?"
"Hemen sinirlenme. Anlaşmalı bir evlilik olacak ve sana asla dokunmayacağım. Bence ikimizin de tek bir isteği var. Harun'dan intikam almak istemiyor musun?"
Her bir kelimesinde ona hak veriyordum ama daha bugün tanıdığım bir adamla evlenemezdim. "Harun ölsün istiyorum." amacım intikam falan değildi. Onun ölmesini istiyordum ben. Keşke o eve geldiğinde direkt kafasına sıksaydı. "Neden onu öldürmeyip beni kaçırdın? Benimle evlenince ne olacak sanıyorsun?"
"Onu delirteceğim. Öldürmeyip delirteceğim çünkü."
Başımı salladım. "Yani bana olan takıntısını kullanacaksın. Yine olan bana olacak."
"Sen acı çekmeyeceksin Efsun. O çekecek. İnan bana sana dokunmasına bir daha izin vermeyeceğim."
Nefesimi bırakıp önüme döndüm. Kız kardeşinin hayatına karşılık... "Kız kardeşin? Ne oldu ona?" deyip tekrar ona döndüm. O an ilk kez bakışlarını kaçırdı. Onun da benim gibi anlatamadığı şeyler vardı demek ki.
"Bunu daha sonra konuşuruz belki."
"Sana dürüst olmamı istiyorsan sen de bana karşı dürüst ol Savaş."
Dudaklarını birbirine bastırdı. "Senden küçük." diye mırıldandı. "Senden çok küçük Efsun." dedi. Sesinde anlamlandıramadığım bir üzüntü vardı. Güçlü bir adam gibi duruyordu ama o da yıkılabilirdi. Bu ses tonu onun işaretiydi işte.
"Öldü mü?" diye sordum pat diye. Harun onu öldürmüş müydü?
Ama sorumu cevaplamadı. Başka bir soru sordu sanki sıra ondaymış gibi. "Sadece erkeklerin mi sana dokunmasından hoşlanmıyorsun? Yoksa herkes mi?"
Önüme dönüp mırıldandım. "Herkes. Kadınlar da dahil."
"Kadınlar neden?"
"Çünkü tanıdığım hiçbir kadın yardım eli uzatmadı bana. Onlardan da tiksiniyorum."
"Sana ne yaptı o adam?"
Cevap vermedim. Sıra bendeydi. Ama soru sormak için çok yorgundum. "Anlaşmalı evlilik dedin. Evlenirsek ne olacak?"
"Harun bir daha asla sana yaklaşamayacak. Soyadın Göktaş olduğu sürece kimse sana dil bile uzatamayacak Efsun."
Soyadım Göktaş olursa... Harun'dan kaçacağım diye bu adamla evlenmem aptallık olurdu.
"Ben evlenmek istemiyorum. Ben tüm bu olanlardan, Harun'dan kurtulmak istiyorum."
"Biz bir kere bu işe karıştık. Yanımda olmazsan Harun seni bulur. Ve benim de tek istediğim seninle evlenmek."
"Yabancı bir kadınla evlenmek için fazla heveslisin Savaş Göktaş."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Benim yerimde olsan sen de aynısını yapardın."
Kız kardeşi için... Kız kardeşine ne olmuştu ki önce Harun'u delirtmek istiyordu? Harun ona ne yaptı? Çok merak ediyordum ama kendime bakınca o kıza neler yapmış olabileceğini az çok tahmin ediyordum.
Harun'dan intikam almayı çok seviyordum ama başka bir adamla evlenerek ondan intikam alamazdım.
"Anlaşma dedin. Anlaşma yapmak istiyorum o zaman seninle."
Şu saatten sonra kimseye güvenemezdim. "Ne istiyorsan öyle olsun Efsun. Seninle beraber bir anlaşma yaparız. Ama şimdi odana geçip dinlen. İstiyorsan banyo et. Dolapta kız kardeşimin kıyafetleri var ama sana da olurlar. Giyebilirsin."
"Neden bana iyi davranıyorsun?"
"Kötü mü davranmam gerekiyor?"
Alışık değildim bir insanın bana iyi davranmasına. Savaş yalan gibi geliyordu. "Her neyse." nefesimi bırakıp silaha baktım.
Onu bırakmayacaktım.
"Kendimi öldüreceğim dedin ya, ciddi miydin?"
Başımı eğip gülümsedim. "Ciddiydim. Yıllarca neler yaşadım, ölüm beni korkutmuyor artık."
"Ne yaptı sana? Anlat bana. Anlat ki sana yardım edeyim."
Başımı olumsuzca salladım. Ona anlatacak değildim. "Beş yıl boyunca mahzende kaldım. Evinin alt katında bir mahzen var." başımı eğdim. "Ben bugün başımı pencereden uzatmaya bile çekindim. Yıllar sonra rüzgarı hissedersem ölmekten korkarım diye. Yaşamayı hissetmek istemedim." gözlerim doldu tekrar. En çok yaşamayı ben istiyordum ama yaşamayı hak eden biri bile değildim. Şu saatten sonra yaşamayı hak eden biri değildim ben.
Savaş aniden ayağa kalkınca panikleyip silahı ona doğrulttum. "Hadi kalk, gidiyoruz." dediğinde şaşırmıştım.
"Nereye?"
"Silah sende kalsın, yanlış bir şey yaparsam vur beni. Gidiyoruz şimdi."
"Nereye gideceğimizi söyle önce." deyip ayağa kalktım.
"Bana güven ve benimle gel."
"Sana güvenmiyorum."
Nefesini bıraktı. "Güvenmeyi dene o zaman. Güvenmezsen vurursun." deyip adımladı.
Güvenmezsem vurur muyum?
Çıkışa doğru ilerlerken dediğini yapıp onu takip ettim ama temkinliydim. Her bir adımını tek tek izledim. Tek ani hareketinde çeker vururdum onu.
Kapıya ulaştığımızda askıdan takım elbisesinin ceketini uzattı. "Üşürsen bunu giy."
"Üşümem. İstemiyorum."
"Cekete güven bari. Cansız bir varlık."
"İstemiyorum dedim."
Pes edip ceketi bıraktıktan sonra kapıyı açtı. Dışarı çıktığında onu takip ettim. Bahçede bir sürü koruma varken Harun'un evinden bile daha büyük bir evde olduğumuzu fark ettim.
Daha çok korunaklıydı. Ben de diyorum Harun neden bu saat olmuş gelmiyor diye. Buraya gelmesi biraz zordu. Ama yine de gelecekti. Buna emindim.
Arka tarafa geçtik. Garaja.
Burada bir sürü araba vardı. Ve hepsi de görmemiş olsam bile son model görünüyordu.
Son yedi yıldır hayat o kadar değişmişti ki şu an gördüğüm arabalar beni hayrete düşürüyordu.
Savaş siyah olan bir tanesinin yolcu kapısını açtı. "Bin hadi."
"Bana yanlış yaparsan vururum seni."
"Yanlış yok Efsun. Bin."
Silahımı doğrulttum. Uzaklaştığında arabaya bindim.
Kapımı kapattıktan sonra o da arabaya bindi. "Kemerini taksana."
Kemer? Gelinliğimde kemer yoktu ki. "Yok ki." dedim masumca.
Güldüğünde neye güldüğünü anlamamıştım. "Sağ tarafında." başımı çevirip bakındım. Buralarda kemer falan yoktu. "Sen hiç arabaya binmedin mi?"
Tekrar Savaş'a döndüm. "Yedi yıldır o evden çıkmadım ben." başımı eğdim. "Ondan önce babamın arabası da yoktu. Okula da yürüyerek gidip gelirdim."
"Liseyi bitirdin mi sen?"
"Yok. İki ay kalmıştı. Babam beni satmadan önce iki ayım kalmıştı."
Nefesini bıraktı. "Bak şimdi." kendi soluna dönüp bir şey çekti kendine doğru. Oradan bir şey uzadı ve ucunu tutup sağ tarafında bir deliğe soktu. "Bu kemer. Olur da kaza geçirirsek bizi koruyacak. Bir nebze tabi."
"Kaza mı geçireceğiz?"
"Yok. Geçirmeyeceğiz. Olursa diye yani..."
Başımı salladım. Silahımı bırakmadan az önceki gibi sağıma dönüp onun çektiği yeri bulup tuttum. Çekmeye çalıştım. "Şimdi silah patlayacak. Bırak onu."
"Bırakmam." silahı sıkıca tutarken kemeri çekememiştim.
"Bana bırak." kemerini açıp üzerime doğru eğildiğinde silahı ona doğrulttum.
"Yaklaşma!"
Elini kaldırdı. "Sadece kemerini takacağım." deyip yaklaştığında silahı göğsüne dayadım. Umursamadan kemerin ucunu tutup çekti.
Kemerimi bağladıktan sonra kendi kemerini de bağladı. Silahımı hiç bırakmazken arabayı çalıştırdı ve garajdan çıktık.
"Nereye gidiyoruz?"
"Rüzgarı hissetmeye."
Başımı çevirip yüzüne baktım. "Ne?"
Evden çıkarken arkamıza iki araba daha takıldı. Dert etmedim ama aklım söylediği şeydeydi. "Rüzgarı hissetmek istemiyor musun?"
"İstemiyorum." önüme döndüm. "Artık istemiyorum. Ben yaşamayı hissetmek istemiyorum."
"Bir hisset. Sonra yaşayıp yaşamamak istediğine karar verirsin."
Ana yola çıktık. Arabanın hızını azalttı. Bir tuşa bastığında duyduğum sesle irkildim. "Ne oluyor?"
"Korkma." arabanın üstü açılıyordu.
"Arabana bir şey oluyor."
"Ben yapıyorum Efsun. Arabanın modeli bu."
Panikle arkamı döndüm. Üstü tamamen açılmıştı. Ve saçlarım yavaş yavaş uçuşuyordu. Rüzgarı hissetmiştim.
"İyi mi böyle?"
Cevap vermedim. Kemerimi açmak için uğraştım. "Ne yapıyorsun?"
"Şunu açar mısın?" dediğimde hızlıca bir şekilde açtı. Kemerimi açar açmaz ayağa kalktım.
"Efsun dikkat et." O an sıkı sıkı tuttuğum silahı bıraktım. Ölümü bırakıp rüzgara sıkı sıkı sarılmak için kollarımı açtım.
Gözlerimi kapattım. Araba giderek yavaşladı. Rüzgarda saçlarım dalgalanıyor, tenime çarpıp soğukluğuyla beni baş başa bırakıyordu.
Yaşamak güzel bir histi ve ben yıllar sonra yaşadığımı hissediyordum.
"Efsun, düşmeden yerine otur hadi."
"Düşmem." gözlerimi açıp yolu izledim. İstanbul'u izledim. O kadar değişmişti ki... Yedi yılda çok şey değişmişti. "Çok güzel." diye mırıldandım. "Her şey çok güzel."
Derin bir nefes aldım ve tekrar yerime oturdum. "Kemerini tak hadi."
"Takmama gerek var mı? Yavaş sürüyorsun zaten."
"Olsun Efsun. Ne olacağı belli değil. Sen taksan iyi olur."
Omuz silktim. "İstemiyorum. Kendimi bağlı gibi hissediyorum. Böyle bir şey nasıl insanı korur ki hem zaten?"
"Anlaşıldı. Tamam takma. Eve geçelim o halde."
Bir yerden döndü. "Evlenelim." dedim. Tamam, belki evlenmek de büyük bir hataydı ama Harun kadar büyük bir hata değildi en azından. "Anlaşma yapıp evlenelim biz."
"Emin misin Efsun?"
Başımı salladım. "Harun acı çeksin istiyorum. Benden esirgediği hayat için acı çeksin istiyorum. Ben yedi yıl esirdim. O öyle bir acı çeksin ki yedi yılı kapatsın istiyorum." hoş, benim yaşadığım hiçbir şeyi yaşamazdı ama Savaş haklıydı.
Harun, bir başkasıyla evlendiğimi gördüğünde delirecekti. Ve tıpkı benim gibi onun da delirdiğini görmek az da olsa beni rahatlatacaktı.
"Evlenelim o zaman Efsun."
Dediğinde başımı salladım. Evlenelim...
~ ~ ~ ~ ~