Tehlikeli Öpücük

2509 Words
İlahi Bakış Açısından Devam Günler, haftalar, aylar... Her gün bir önceki günden daha beter geçmeye devam ediyordu Efsun için. Kaç gün o şekilde çıplak kaldı hatırlamıyordu. Mahzene girip çıkan adamlardan kendini saklamaya çalışsa bile bir süre sonra hali kalmamıştı. Üşüyordu, açtı, bitap düşmüştü resmen. Harun Karatepe gidip gelip onu ziyaret ediyor ama ona tiksintiyle bakıyordu. Hizmetçi kadın ona yardım etmek için yanıp tutuşuyor ama Harun beyin kesin emri varken ona sadece yemeğini taşıyordu. Kimse bir şey yapamadı. Günler öyle geçip gitti... Efsun hastalanmasa belki öyle kalmaya devam ederdi. Ağır bir hastalık geçirdi, ateşi çıktı ve öylece baygın yerde yattığı için Harun bu saçma oyunu sonlandırdı. Önce onu giydirdi sonra da doktora gösterdi. Tedavisi böyle sürdü. Kendine geldiğinde ise tekrar mahzene götürüldü, orada oturup saatlerce ağladı ölemediği için. Ölmek ona yasaklanmış gibiydi sanki. Harun'a karşı yine de ilgisizdi. Sorularına cevap vermiyor, ona karşı çıkmıyordu. Ama sessizliği Harun'un canını daha çok sıkıyor daha çok sinirleniyordu. Asi oluşunu bile seviyordu ama bu sessizlik onu deli ediyordu. İtip kakıyor, hakaret ediyordu ama Efsun artık hiçbirine cevap vermiyordu. Harun'un zayıf noktasını bulmuştu ya ağzını bile açmıyordu. Günden güne eriyor, zayıflıyor, güçsüzleşiyordu. Ama başarmıştı. Harun artık ona dokunmuyor. Belki de onu arzulamıyordu. Tabi bu da bir yere kadar sürdü. Harun eski kilosuna sahip olsun diye her gün gözünün önünde yemek yemesini bekliyordu. Efsun zorla yemeği yiyor, onun dediklerini yapıyordu. Ama o mahzenden çıkar çıkmaz bir köşede kendini kusturmak için her şeyi yapıyordu. Kusuyor tekrar yiyor ve sonra yine kusuyor. Bir şekilde bütün bunları saklayabiliyordu. Ama Harun onun yemesine rağmen neden kilo almadığını anlamıyordu. "Sikeyim! Seni böyle nasıl yatağıma alacağım ben!" diye bağırmıştı bir kere. Efsun'un işine geliyordu, hastaymış gibi davranıyor. Elinden geleni yaptığını söyleyip duruyordu. Yıllar geçti. Her gün bir önceki günden daha kötü geçiyordu ve Efsun bütün gün o karanlık mahzende oturuyordu. Arada bir banyo etmek için yukarı çıkıyor, küçük bir tartışmayla cezalandırılıp tekrar aşağı inmek zorunda kalıyordu. Harun zaten ondan artık tiksiniyordu. O güzel yeşil gözlerine bile bakmak istemiyordu. Gözleri her zaman kıpkırmızıydı. Sürekli ağlıyordu Efsun. Onun bu ağlayan halinden bile nefret ediyordu. Artık onu arzulamıyordu ama onu satın almıştı ya ona sahip olmak zorundaydı. Ona sahip olacaktı. "Efsun'u yukarı çıkarın. Odasına çıksın. Düzenli yemek yiyip eski kilosuna ulaşsın. Her gün banyo etsin. Onu bu halde daha fazla kabul edemem." emretti çalışanlarına. Efsun yukarı çıkarıldı. Odaya girdi. Efsun için o an her şey daha zor bir hale gelmişti. Yedi yirmi dört Keriman yanında kalıyordu. Yemek yiyor, banyoya giderken bile Keriman onunla geliyordu. Kendini ara ara kusturmayı deniyordu ama günden güne kilo alıyordu. Yine de yıllarca o adamın kendisine dokunmasını engellediği için mutluydu. Ama çok daha fazlası gerekiyordu. Günler, haftalar yine bu şekilde geçti. Harun'la konuşmamaya çalışsa da bazen ona dokunuyor ve Efsun kriz geçiriyordu. Kavga edip duruyorlardı. Harun artık onunla baş edemiyordu. Kim olursa olsun biri Efsun'a dokundu mu kriz geçiriyordu. Artık dokunmaya karşı bile hassasiyeti vardı. Aklına o iğrenç günler geliyor, deli gibi ağlıyordu. Aklını yitirecekti neredeyse ama güçlü kalıp savaşmak zorundaydı. Günün birinde ya ölerek kazanacaktı bu savaşı. Ya da Harun onu serbest bırakacaktı. Ama diğer bir ihtimal yoktu. Harun'un kadını olmayacaktı. Yine de Harun dediğim dedikti. Yıllar da sürecek olsa Efsun eskisinden çok daha iyi bir vücuda sahip olacaktı ve o gün ona hiç acımayacaktı. Onu karısı yapacaktı ve o gün onun bedenine de sahip olacaktı. Yıllar geçti. Efsun ne yaparsa yapsın kilo alıyordu. Sürekli yemek yediriliyor, spor yaptırılıyordu. Doktor bile tutulmuştu onun için. Efsun eski sağlıklı görünümüne ulaşırken Harun ona baktıkça deli oluyordu. Vücut hatları iyiden iyiye belli olmuşken Harun ona her baktığında onu arzuluyordu. Sabırla bekledi ama. O gece Efsun'un odasına çıktı. "Yarın gece, bu evde nikahımız olacak Efsun. Ve sen benim karım olacaksın. Yatağıma gireceksin. Kadınım olacaksın." Efsun duyduğu sözlerle makyaj masasına sıkı sıkı tutundu düşmemek için. Hayır diyemedi. İtiraz edemeden öylece kaldı. Efsun Karatepe. Kendini bir an onun karısı olarak düşündü. Nefret etti bu düşünceden. Harun odasından çıktığında kendini yatağa bırakıp yine ağladı. Savaşacak gücü kalmamıştı artık. "Yalvarırım, bitsin artık bu eziyet!" elleriyle yüzünü kapattı. "Bitsin..." ama karar vermişti. Madem artık bu evden kurtuluşunun hiçbir yolu yoktu, o zaman kendini öldürecekti. Bu savaşı kaybetmektense, ölerek kazanacaktı. ~ ~ ~ ~ ~ ~ Yedi Yıl Sonra Efsun'un Anlatımından Devam Banyodan çıktıktan sonra bornozuma sıkıca sarılıp oturdum yatağın üzerine. Saçlarımdan akan sular ensemden kayıp tüylerimi ürpeterek en aşağıya kadar indi. Gözlerimi yerdeki halının deseninden alamadım. Gözlerimden bir damla yaş akarken elimin tersiyle göz yaşımı sildim. "Bugün ağlamayacaksın Efsun. Bugün en mutlu olduğun gün. Ağlamayacaksın." Bugün Harun'un kazanmasına izin vermeyecektim. Kapım çaldığında kendime gelip ayağa kalktım. "Gel." İçeri Keriman girdi elinde gelinlikle. "Harun bey bu gelinliği giysin dedi Efsun hanım." Başımı salladım. "Tamam, bırak şuraya." Keriman gelinliği yatağa bıraktıktan sonra bana döndü. "Giyinmenize yardım edeyim mi?" "İstemez. Sen çık." Keriman'ın bakışları gölgelendi. "Özür dilerim Efsun hanım. Size hiç yardımım dokunmadı. Ama beni de anlayın. Çoluğum çocuğum var. Size yardım edemem." Başımı eğip derin bir nefes aldım. "Ben bir yolunu bulurdum. Sen benim yerimde olsan ben bir yolunu bulurdum." Ben bir kadını zor durumda bırakamazdım. Elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırdım. Ama kimse bana bir yardım eli uzatmamıştı. Ne Keriman ne o aşağılık annesi... Hiç kimse. "Kusura bakmayın Efsun hanım." dediğinde elimi kaldırdım. "Şimdi çıkar mısın? Giyineceğim." "Tabi Efsun hanım." Keriman çıktığında yatağın üzerindeki gelinliğe baktım. Ben kendimi hiç gelinlikle hayal etmemiştim. Hayallerim vardı. Önce okulum biterdi, sonra bir işim olurdu. Belki mesleğimi icra ederken biri girerdi hayatıma da öyle evlenirdim. Ama şimdi... Bu gelinlik o kadar kötü görünüyordu ki gözüme. Beyaz gelinlik. Saflığın, masumiyetin rengi beyaz ama kendimi simsiyah hissediyordum. Bu gelinlik bana yakışmazdı. Bu gelinlik ancak benim kefenim olurdu. Saçlarımı kuruladım. Üzerimdeki bornozu çıkardım. Gelinliği giyip zorla arkasındaki fermuarı çektikten sonra makyaj masasının önüne geçip oturdum. Benim için aldığı ürünlere baktım. Güzel olmam gerekiyordu değil mi? Beni son kez güzel görmeliydi. Son kez mutlu olmalıydı, yüzü gülmeli ama çok sürmeden ölümümle onu şaşırtmalıydım. Bu da benim Harun Karatepe'den intikamım olacaktı. Saçlarımı taradım. Fön çektim. Kabarmasın diye ördüm yanlarını ve arka kısmını açık bıraktım. Son bir kez güzel görünmek için örgülerime çiçekler yerleştirdim. Gözlerimi seviyordum. Son bir kaç yıldır sadece ağlamış olsam da onlar hâlâ güzel görünüyordu. Aynada kendime uzun uzun bakıp makyajıma başladım. Gözlerimi ortaya çıkarmak için siyah kalem çektim. Biraz da maskara. Annem ölmeden önce bana kara kaplanım derdi. Siyah kaplanlara benzetirdi. Yemyeşil gözleri olan o kaplanlar... Ve şimdi gözlerime bakınca ben de kendimi onlar gibi hissediyordum. Evet, bugün o kaplan olacaktım. Dudaklarıma gül pembesi parlak bir ruj sürdüm. Harun gibi bir adam için bunlar çok bileydi. Ama hazırdım. Ölmek için hazırdım. Aynaya kaç dakika baktım hatırlamıyorum. En son kapı açıldığında kim olduğuna bakmama gerek bile yoktu. Kapıyı bu şekilde çalmadan içeri giren yalnız Harun olabilirdi. "Vay, kendi rızanla hazırlandın demek." Bir şey demedim. Aynadaki bakışlarımı kaçırdım kendimden. "Sonunda bugünün geleceğini iyi biliyordum." diye mırıldandığında başımı çevirip yüzüne baktım. Ellerini cebine koymuş duvara yaslanmıştı. "Sana asla evet demeyeceğim." "Bir saat içinde karım olacaksın. Bana yalnızca evet demeyeceksin, yatağıma da gireceksin Efsun." yaklaştı. Elini kaldırdığında hızla ayağa kalktım. "Dokunma bana." Gülümsedi. "Nasıl olsa bu gece benden kurtulamayacaksın Efsun? Kaç bakalım. Biraz daha kaç." "Asla. Asla bana dokunamayacaksın." Nefeslendi. "Onu göreceğiz Efsun. Bugün bana itiraz edip durduğun yedi yılın hesabını soracağım sana. Göreceksin Efsun." deyip odadan çıktı. Öyle mi Harun Karatepe? Beni almak için odaya girdiğinde cesedimi bulduğunda bakalım ne yapacaksın? Nefeslendim. Burada kesici delici ne varsa almıştı. Banyoda dahi öyle. Ama atladığı bir şey vardı. Pencereye yaklaşıp açtım. Dışarıyı izledim. Yeni yeni kararan hava serin serin esiyordu. Yedi yıldır bu evden dışarıya adım atamadığım için iyice seyrettim. Ağaçları, gökyüzünü... Rüzgarı tenimde hissetmek için elimi çıkardım. Ancak elim rüzgarı hissedebilirdi zaten. Saçlarım rüzgarda salınsın o kadar çok istiyordum ki. Ölmeden önce bunu o kadar istiyordum ki. Ama hissedersem yapamazdım. Yaşadığımı hissedersem yapamazdım. Geri çekildim. Makyaj masamdan parfüm şişesini alıp pencereye yaklaştım. Pencerenin önünde adamlar vardı. Dikkatli olmam gerekiyordu. Cam altı küçük parçaya ayrılmıştı. En alttakini kırmak için en köşesine yavaşça bir kez vurdum. Kırılmadı. Daha sert vurmam gerekiyordu. Ses yapmadan. Dolabıma yaklaşıp bir tişört aldım. Parfüm şişesini tişörte iyice sarıp pencereye yaklaştım. Bir kez daha köşesine sertçe vurdum. Ses çıkmadı ama çatladı cam. Çatladığı için üçüncü vuruşu yavaşça yaptım. Cam parçası dağılırken parçalardan birini elime alıp yatağımın önüne oturdum. Elimdeki cam parçasına bakındım. Buraya kadar işte Efsun. On yedi yaşında girdiğim bu evden yirmi dört yaşında ölerek çıkmak için artık hazırdım. Yıllar önce yaptığım hatayı yapmayacaktım. Bu kez ölmek için her şeyi yapacaktım. Dayanabilirdim. Birinci kesikten sonra ikinci kesik için dayanabilirdim ben. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Başımı eğdiğimde gözümden bir damla yaş geldi. O an bir kez daha fark ettim. "Ölmek istemiyorum." Ben yaşamak istiyordum. Babama inat hep yaşamak istemiştim ama şimdi her şey çok daha farklıydı. Benim artık yaşayacak gücüm kalmamıştı, ama yine de ölmek istemiyordum işte. Başka çaren yok kızım. Başka çaren yok Efsun. Gözlerimi açıp elimin tersiyle akan tek damla göz yaşını sildim. Cam parçasını kaldırdım. Bileğime tuttuğum sırada derin bir nefes daha aldım. Belki son kez nefes aldım. Aynı anda bir gürültü koptu. Silah sesleri duyduğumda panikle etrafıma bakındım. "Ne oluyor?" oturduğum yerde öylece silah seslerini dinledim bir süre. Sonra panikle ayağa kalktım. Cam parçasını sıkıca tutup kapıyı açarken silah sesleri devam ediyordu. Yukarı ateş eden olmadığı için kendimi sıkmadım. Hoş o kurşunlardan biri isabet etse çok daha mutlu olurdum ama etraf bu kadar karışıkken belki kaçabilirdim. Ama çok sürmedi. Silah sesleri aniden kesildi. Merdivenin başında durup aşağıyı dinlemeye çalıştım. Tek bir ses bile yoktu ilk başta. Sonra Harun'un sesini duydum. "Ne işin var burada?" Merdiven korkuluklarını sıkıca tutup bir adım attım. "Ecelin olmaya geldim." dedi sert bir ses. Duyduğumda merakıma yenik düştüm. Merdivenleri yavaşça inerken kapının önünde o adamı gördüm. Arkasında dört tane adam vardı ve silahlarını Harun'a çevirmişlerdi. Harun'un arkasında ise kimse yoktu. Kapıda duran adama döndüm tekrar. Uzun boylu, kara yağız, siyah saçlı, belirgin ve erkeksi yüz hatları olan bir adam vardı karşımda. Gözlerindeki cehennem ateşini fark ettim bir adım daha attığımda. Harun'a öyle büyük bir öfkeyle bakıyordu ki birazdan bu ev içindekilerle beraber alev alacak gibiydi. Ve o yangın beni buldu. Başını çevirip göz göze geldiğimizde nefesimi tuttum. Elimdeki cam parçasını sıkıca tuttum. O bakışlarda eridiğimi hissederken Harun bağırdı. "Bakma ona Efsun! Senin gözlerin benden başkasına bakamaz Efsun!" diye bağırdığında korkumdan başımı eğdim. Fakat üzerime gelen sıcaklığı hissedebiliyordum. "Yaklaşma ona Savaş Göktaş! O benim!" olduğu yerde kükrüyordu ama bir adım bile atamıyordu korkudan. Bense onun bu korkusuna şaşırmıştım. Harun birinden korkar mıydı? Ama şimdi yavaş adımlarla yanıma yaklaşan Savaş Göktaş'tan korkuyordu. Bakışlarımı kaldırdım. Her bir adımında içim titriyordu. Sert adımlarla bastı her bir basamağı. Yüzüne ise bakamıyordum. Kahretsin ki hâlâ Harun'dan korkuyordum. Savaş Göktaş tam karşımda durduğunda bir basamak yukarıda olduğum için yüzlerimiz eşitlenmişti. Ama hâlâ ona bakamıyordum. "Yüzüme bak." diye sessizce mırıldandı. Ses tonu bile öyle tehditkardı ki... Ama bir o kadar da merak uyandırıcı. Belki de bu merak yüzünden bir kez daha gözlerine bakma gafletine düştüm. Kapkara gözleri ateş saçıyordu ama sakindi de. Gergin yüz hatları gevşemişti. " Bakma ona! Efsun bakma ona! " bir kez daha bağırdı Harun. Sinirinden deliriyordu ya bu oldukça hoşuma gidiyordu. Sırf onun inadına karşımda duran adama bakmaya devam edebilirdim. Ama o bakmadı. Başını çevirip Harun'a baktı. "Kız kardeşimin hayatına karşılık senden en çok sevdiğin şeyi alacağım Harun Karatepe." Harun'un en sevdiği şey kesinlikle kendisiydi. Ama bunu Savaş Göktaş görmemişti tabi. Çünkü şu an deliler gibi benim için bağırıp duruyordu. "Onun hayatına karşılık senin müstakbel eşini senden alıyorum." dediğinde kaşlarım havalandı. Bu iyi bir şey miydi yoksa kötü bir şey mi karar veremedim bir an. Harun'dan kurtulacaktım da bu adam kimdi? Hangisi daha iyi bir karardı? Yoksa üçüncü seçenek olan ölüm daha iyi bir karar mıydı? İşte şimdi tam bir ikilemdeyken Savaş Göktaş bir kez daha bana döndü. Elini kaldırıp nazikçe belimi kavradığında vücudum titredi. Avucumun içindeki cam parçasını sıkıca kavradım. Ellerim kilitlenmişken Harun bir kez daha bağırdı. "Dokunma lan ona! O benim!" Her bir kelimesini bastıra bastıra konuşurken kendimi kaybetmiş gibiydim. Elinden kurtulmak istiyordum ama hiç beklemediğim bu hamle yüzünden hareket bile edemezken titredim. Uzandı ve ilk öpücüğümü de alırken gözlerim kapandı. Sıcak dudaklarını dudaklarıma bastırdığında vücudum kendini saldı. Ayakta duramazken elimdeki cam parçası yere düştü. Ardından da ben... Son duyduğum ise Harun'un bağırışı olmuştu. Ve o yabancı adam beni göğsüne bastırıp kucağına almıştı. ~ ~ ~ ~ ~ Savaş Göktaş'ın Anlatımından Devam Buraya kız kardeşime yapılanların hesabını sormak için gelmiştim ama şimdi gördüğüm bir çift yeşil göz... Beni başka bir karara sürüklemişti. Harun'dan intikam almanın en iyi yolu bu akşam evleneceği o kadına sahip olmaktı kuşkusuz. Ama ona dokunduğum anda titreyen kuş misali vücudu bu fikrimin yanlış olup olmadığını düşündürmüştü bir anlığına. Fakat Harun her şeyin bedelini ödeyecekti. O kız kardeşimi aylarca esir tutup ona yapmadığını bırakmamıştı. Şimdi aynısını sevdiği kadına yapacaktım. Ve madem bu kadar çok kuduruyor... Dudaklarımı ıslattım. Karşımda titreyen kadını öptüğümde vücudu gevşedi. Gözleri kapandığı gibi kendini saldığında düşmesin diye onu kendime çektim. Başını göğsüme dayarken eğilip diz kapaklarının altından tuttum ve onu kucağıma aldım. "Bırak lan onu! Bırak onu!" Gözlerimi yüzünden alamadım. Öptüm diye bayılmış mıydı? Belki de onu rahatsız hissettirdim. Kim olsa rahatsız hissederdi zaten ama bayılacağını hesaba katmamıştım. "Seni öldüreceğim Savaş Göktaş! Efsun'umu bana geri ver!" Efsun... Büyü demek ve ben daha şimdiden bir çift yeşil göz tarafından büyülenmiş gibi hissediyordum. Kendime lanet okuyup buraya neden geldiğimi hatırladım. "Müstakbel karını senden alıyorum Harun Karatepe. O artık benim." arkamı dönüp merdivenleri yavaş yavaş indim. Bana karşı hiç şansı yoktu ve bunu bildiği için kıpırdayamıyordu bile. Kapıya ulaştım. "O kadını bu evden çıkarmayı deneme bile. O bensiz yaşayamaz." "Görelim bakalım, yaşayabiliyor mu?" Arkama dönmeden çıktım evden. Deli gibi bağırıp çağırırken adamlarımdan biri arka kapıyı açtı. Efsun'u arabaya yerleştirirken elindeki kanamayı fark ettim. Ona yanlışlıkla zarar verdim mi diye düşündüm ama avuç içinde derin bir kesik vardı. Bunu ben yapmış olamazdım. Kemerini bağlayıp kapısını kapattım ve diğer taraftan dolanıp arabaya bindim. Şoför arabayı çalıştırmadan önce ona döndüm. "Torpidodan ilk yardım çantasını ver." Hızlıca torpidoyu açtı ve küçük boy ilk yardım çantasını uzattı. "Buyrun Savaş bey." Arabayı çalıştırdığı sırada çantayı açtım. Gazlı bez ve batikonu çıkardım. Batikonu gazlı beze döktükten sonra elini tutup avucumun içine bıraktım. Yarayı temizlemek için gazlı bezi dokundurduğum gibi inleyip yüzünü buruşturdu. Elini çekmesine fırsat vermeden yarasını sildim. Sağ gözünden bir damla yaş aktığında her şeyi hissettiğini fark ettim ama yapacak bir şey yoktu. "Doktoru ara, eve gelsin. Dikiş atılmalı." dedim şoföre. Şimdilik sadece elini sardıktan sonra başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kimsin sen Efsun? Neden acı çeker gibi bir halin var? Ama o adam öyle pislikti ki bu kıza bile çok kötü şeyler yapmış olabilirdi. Eğer öyleyse onu yaşatmayacaktım. Hem kız kardeşime hem de tanımadığım bu kadına yaptığı her şeyin cezasını çekecekti. Gözlerimi üzerinden ayıramadım. Bana ne oluyordu bilmiyorum ama ilk defa bir kadının bakışlarından bu denli etkilenmiştim. Ve şu an belki de tek istediğim bu kadının Harun gibi bir adamı sevmemesiydi. Ama üzerindeki gelinlik beni korkutuyordu. Önüme dönüp nefesimi bıraktım. Aferin sana Savaş Göktaş. İntikam için geldiğin evde düşmanının müstakbel karısından etkilendin ya sana aferin! Çünkü böyle bir aptallığı da ancak sen yapabilirdin. Kendime lanet okuya okuya geçti araba yolculuğu da. Kafam çok karışıktı ama tek bir şey biliyordum. Harun durmayacaktı. Bu kadını almak için geri dönecekti. Ama ben de kaybedecek bir insan değildim. Hiçbir zaman kaybetmemiştim. Yine kaybetmeyecektim. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD