Oyunlar

2514 Words
Efsun'un Anlatımından Devam Savaş'ı zorla ikna edip akşam altı gibi eve gelmiştik. Kapıyı açıp geçmem için yer verdi. "Bana tutunabilirsin istersen." Başımı olumsuzca salladım. "Merak etme, başım dönmüyor." "Pekala." Kapıyı arkamızdan kapattığında salona geçtim. Koltuğa oturup nefesimi bıraktım. Çok yorgun hissediyordum kendimi. Banyo edip direkt uyuyabilirdim hatta. "Aç mısın? Bir şeyler yemek ister misin?" "Yok, hiç aç değilim." Yanıma oturup başını eğdi ve yüzüme baktı. "Bir yerin acıyor mu?" "Acımıyor." "Emin misin Efsun? Söyle bana, benden çekinme." Çok iyiydi. Gereğinden fazla iyi ve bu beni sık sık paniğe düşürüyordu. Dünya üzerinde bu kadar iyi bir insan olabilir miydi? Saçmalama Efsun, sadece iyi olup olmadığını soruyor. Normal bir durum. İç sesime hak verdim. O normaldi ama ben anormal olana alıştığım için yadırgayıp duruyordum. "Eminim. Çok iyiyim. İnan bana, çok iyiyim." hayatımda hiç olmadığım kadar iyiyim. Tanımadığım bir adamla evlendim ama iyi hissediyordum. "Uyumak istiyorum. Sorun olur mu?" Başını olumsuzca salladı. "Gidebilirsin ama önce..." elini cebine attı. Dikdörtgen bir kutu çıkardı. "Bunu sana verebilir miyim?" "Ne ki o?" Kutuyu açtı. İçinde tamtur pırlanta yüzük vardı. Zarif görünüyordu. "Parmağına olur umarım. Olmazsa değişiriz." "Bana mı aldın?" dedim kaşlarımı kaldırıp. Beklemiyordum böyle bir yüzük. "Tabiki sana. Sonuçta artık evlendik. Parmağında bir yüzük olmalı." yanlış anlarım diye başka bir açıklama daha yaptı. "Rol icabı. Biliyorsun. Bizimkiler anlamasın." Başımı salladım. "Doğru." Yüzüğü bana uzattı. "O zaman, tak bunu." Yüzüğü kutusundan çıkarıp elime aldım. O kadar değerliydi ki bunu asla kaybetmemeliydim. "Teşekkür ederim." deyip yüzüğü parmağıma taktım. Işıl ışıl görünüyordu. Çok güzeldi. "Tam oldu değil mi?" dediğinde başımı salladım. Nefesini bıraktı. "Alyansını da ona göre alayım o zaman." "Gerçekten çok güzel bu Savaş. Çok teşekkür ederim." "Bir daha teşekkür edersen kafayı yiyeceğim. İki günde kaç kez teşekkür ettin saymadım." Güldüm. "Peki tamam. Bir daha teşekkür etmeyeceğim." "Umarım." diye mırıldanıp ayağa kalktı. "Sana odana kadar eşlik edeyim." "Tamam." ayağa kalktım. Gerçekten artık başım dönmüyordu. İyiydim. Zehirlenmiştim ama iyiydim. Harun amacına ulaşamamıştı ya bugün ne olursa olsun iyiydim. Gelinliğimin eteklerini tutup adımladım. Merdivenleri yavaşça çıkıp odamın önüne geldiğimde durdum. Arkamı dönüp Savaş'a baktım. "Savaş?" "Efendim?" tebessüm etmişti konuşurken. "Sedef'e ne oldu?" yüzündeki ifade anında kayboldu. Gerildi. "Önemli mi?" "Onu tanımak istiyorum. Bir yerde benim gibi bir kadın var, onu görmek istiyorum." Başını eğip nefesini bıraktı. "Pekala. Seni onunla tanıştıracağım. Ama onu gördüğünde iyi hissetmeyebilirsin." O kadar mı kötüydü ki? Ama hayır, ne olursa olsun onunla tanışacaktım. "Sorun değil. Ben onu tanımak istiyorum." "Yarın akşam ailemin evine gideriz o halde. Uygun mu?" Başımı salladım. "Uygun." "İyi geceler o halde Efsun. İyi geceler." Gülümsedim. "İyi geceler Savaş." Önüme dönüp kapıyı açtım. Odaya girdikten sonra kapıya yaslanıp yere çöktüm. Bir süre böyle oturdum. Yorgun, bıkmış ama artık umutlu bir şekilde... Öylece oturdum. Efsun Göktaş olarak... ~ ~ ~ ~ ~ Mahir'in Anlatımından Devam Hastaneden sonra ofisime uğramıştım dosyaları bırakmak için. Ve hazır gelmişken bakmam gereken bir dosyaya da bakmıştım. İşimi hızlıca bitirdiğimde saat yediye geliyordu. Açtım. Bir şeyler yemek için ceketimi de alıp odadan çıktığımda Zeynep savcıyı gördüm. Odasından çıkmış bu tarafa doğru ilerlerken gülümsedi. "Nikah bitmiş herhalde?" Başımı salladım. Bitmişti. Hem de nasıl bitmişti... "Bitti. Ben de evet deyip küçük bir prova yapmış oldum." Güldü. "Evlenmek gibi bir niyetiniz mi var?" Asla. O kadar da delirmedim. "Kimin olmaz ki? Ama gelin görün ki ortada bir aday yok." "Kısmetiniz bol olsun o halde Mahir bey. Belli olmaz bu işler." Başımı salladım. Ortaya kendini atmamıştı. Tanıdığım diğer kadınlar gibi değildi. Çok zorlayacaktı beni belli ki. "Şu bizim kahve sözünü bu akşam mı yapsak acaba?" dedim. "Kahve?" kaşlarını çattı. "Yemek yiyeceğim. Belki daha sonra size bir kahve ısmarlayabilirim." Başımı salladım. "Şöyle yapalım. Siz yemeğinizi yiyin ve sonra bana kahve ısmarlayın." telefonumu çıkardım. "Bana evinin konumunu atman için numaranı vermelisin." Telefonu uzattığımda güldü. "Evimin konumu?" "Dışarıda kahve içmekten nefret ederim. Bir kahve yaparsın herhalde değil mi?" Bahane bulmakta bir numarasın oğlum cidden. Ama koskoca savcı bu numaraları yer miydi? Uzanıp telefonumu aldığında şok oldum. "Pekala. Sana numaramı vereceğim ve evimin konumunu atacağım. Bir saat sonra evimde ol." deyip kendi numarasını çaldırdı. Belki de abarttığım kadar yoktur. Belki de iki günde kendini kollarıma atabilirdi. Hayır demezdim. Tekrar telefonumu uzattığında onu Zeynep Savcım olarak kaydettim. "Bir saat sonra. Bir dakika bile gecikmeden orada olacağım." dedikten sonra gülümsedi. "Görüşürüz Mahir bey." "Sadece Mahir'e ne dersin?" "Mahir..." ismimi mırıldandı. "Mahir bey iyi. İyi akşamlar." deyip yanımdan ayrıldığında telefon ekranıma baktım. "Bu kadar kolaydı demek ha." Bu gece yemeği az yesem iyi olurdu, gece başka bir lezzetin tadına varacaktım çünkü. ~ Kemerimi açtıktan sonra nefesimi bırakıp doğru yere geldim mi diye kontrol ettim. Çiçek apartman, kat üç. Daire beş. Arabadan inip adımladım. Basamakları çıkıp kapı zilini çaldım. Biraz sonra kapı açıldı. Hiç sormamıştı bile. Apartmanın içine girdim. Asansör olmadığı için merdivenlere yöneldim. Hızlıca merdivenleri çıktıktan sonra daire beşin önünde durdum. Gömleğimin yakalarını düzeltip kravatıma çeki düzen verdim. Elimle saçlarımı da düzelttikten sonra kapı zilini çaldım. "Geliyorum!" diye bağırdı bir kaç saniye sonra. Kapı açıldığında bir anlığına nutkum tutuldu. Hassiktir... Gecelikle mi açmıştı o kapıyı? Yani tamam, sabahlığı da üzerindeydi ama göğüs kısmındaki dantel detayı, göğsünün üzerindeki beni öyle belliydi ki... Tuhaf, savcı benden hızlı çıkmıştı. Dünden hazırdı sanki. Kocaman gülümsedi. "Hoşgeldin." dedi neşeyle. "Girsene." Kenara çekilip yer verdi. "Ayakkabıyla mı?" "İndirsen güzel olur." dediğinde ayakkabılarımı indirdim. "Sana terlik vereyim." deyip yan taraftan bir terlik alıp önüme bıraktı. Pembe, tüylü terlikler. Üstelik küçük. Bu bana olmazdı ki... "Başka yok mu?" dedim utana sıkıla. "Yok. Evime pek erkek gelmediği için erkek terliğim olmuyor genelde." Nefesimi bıraktım. "Giymesem de olur." "Olmaz öyle şey. Giy lütfen. Hadi." gülümsedi. Eee nasıl kıralım bu savcıyı, zaten bir kaç dakika sonra üzerimizde hiçbir şey olmayacağından emindim. Mecbur terliği giydiğimde kapıyı kapattı. "Ceketini alayım." Hızlıca ceketimi indirip ona uzattım. Alıp askıya astıktan sonra tekrar bana döndü. "Kravatın sıkmıyor mu? Çıkarsana." Kravatım? Yaklaştı. "Bence çıkaralım şunu." deyip kravatıma uzandığında başımı eğip yüzüne baktım. Dikkatli bir şekilde kravatımı açarken yutkundum. Kahveye gelmiştik, kahveye gelmiştim ben. Bu kadının derdi kahve değildi ama belli ki. "Zeynep savcım?" "Hımm?" kravatımı çıkardıktan gömleğimin ilk düğmesini açtı. Rahatladım. Derin bir nefes aldım. "Rahat ol." deyip ikinciyi de açtı. Şu yaptığı bile beni deli ederken üzerine doğru eğildim. Geri durmadım, öpmek istediğimde aniden arkasını döndü. "Hadi gel." deyip adımladı. Koridoru geçtikten sonra ışık yanan odaya girdik. Salona. Kendimden geçmiş bir şekilde salona girdiğimde duraksadım. Ama hay anasını şimdi ya! Salonda izbandut gibi iki adam oturuyordu. İkisi de benim iki katımdı resmen. "Gel Mahir, bak seni abilerimle tanıştırayım." Abileri? Çok yanlış kadına bulaştın Mahir. Kaç Mahir. "Bak bu abim." kel olanı gösterdi. Yüzünde tek bir mimik oynamıyordu. "Haydar abim. Canım Haydar abim." Gülümseyip diğer abisini gösterdi. Pala bıyıkları vardı lan adamın. "Bu da Abdulrezzak abim." Abdul ne? Rezzak mı? Yok ebesinin amı ama artık ya! Belli belirsiz gülümsedim. "Memnun oldum." dediğinde Zeynep ayağa kalktı. "Gel otur hadi. Ben de sana söz verdiğim gibi kahve yapıp geleyim." Başımı sallayıp koltuğa geçtim. Abileri hiç konuşmadan gözlerini üstümden ayırmıyorlardı. Rezzak isimli abisinin gözleri terliklerime kaydığında büyük bir kahkaha patlattı. "Top musun lan sen!" İkisi iki yandan gülerken Zeynep de onlara katıldı. "Ya abi, demeyin öyle." Morardım resmen. Terlikleri çıkarıp ittirdim. Top mu dedi lan onlar bana? Kafalarına mı sıksam acaba? Yok Mahir yok. Sen defol git, bu kızı da bırak gitsin. Çok da önemli değil zaten. Bir gecelik bir şey için uğraşmaya değmez. "Türk kahvesi mi içersin yoksa filtre kahve mi?" "Filtre kahve." dediğimde bir kez daha kahkaha attılar. "Filtre kahve içen top!" dediler bir kez daha. Eee anasını satayım, acı kahve içiyorum diyorum niye top oldum ben şimdi amına koyayım! "Bakma canım sen onlara. Ben iki filtre kahve yapıp hemen dönüyorum. Zeynep mutfağa giderken sıkıntıyla nefesimi bıraktım. Abileri de delinin tekiydi. Zeynep dışarıdan zeki gibi duruyordu ama o da abileri gibiyse uzak durmak en iyisiydi. "Ne iş yapıyorsun sen Maho?" Maho? Allahım kafayı yiyeceğim. Kro bunlar. "Avukatım." "Avukat mı? Ne avukatısın?" "Cinayet." dedim sohbetten sıkılarak. Dayanamıyordum. Buraya heyecanla gelmiştim birde. Oturup abileriyle top muhabbetine dahil oldum resmen. "Kahveler geldi." Zeynep elinde tepsiyle gelip eğildi. Kahvemi uzatırken küçük bir tabağa da pembe çikolatalar koymuştu. Pembe çikolata. Sabır çekip kahveyi aldığımda sabahlığı omzundan kaydı. Geceliğini gördüğümde önüme döndüm. Bakma Mahir. Olmaz bu kızdan. "Teşekkür ederim." Abilerine de Türk kahvesi yapıp getirmişti. "Sağol bacım." Zeynep gelip yanıma oturdu. Gülümsedi. "Hadi içsene." Başımı salladım. Bir an önce içip gitmek istiyordum. Karadenizde gemileri batmış gibi hissediyordum. "İçine biraz süt ister misin?" diye sordu tatlı tatlı. "Koy koy, süt koy kahvesine. Bu bebeyi anca o keser." Eh, yeter artık ama. Kahveyi sehpaya bıraktım. "Benim müvekkilimle görüşmem gerekiyordu. Unutmuşum." deyip ayağa kalktım. Zeynep de benimle beraber ayağa kalktı. Yüzü düştü. "Ama daha yeni geldin. Gitmeseydin keşke." "Gitsem iyi olur." "Peki o zaman. Başka zamana içeriz kahveyi." Başımı salladım. "Olur, olur." deyip geçiştirdim. Tövbe daha gelirsem bu eve. "Ben seni geçireyim." Hızlıca adımlayıp çıktım salondan. Abilerine giderken bir şey söyleme gereği bile duymadım. Umrumda bile değildi. Kapının önüne geldiğimde ceketime uzandım ama elimi tuttu. "Dur bakalım." dediğinde ona döndüm. Gülümsedi. "Hiç hayal ettiğin gibi olmadı değil mi?" Kaşlarımı çatıp elimi çektim. "Ne?" Sabahlığının omzunu biraz daha açtı. Bilerek yapıyordu. "Abilerim evde olmasın isterdin değil mi?" derken kravatıma uzandı. İki ucundan tutup parmak uçlarında yükseldi ve boynumdan geçirdi. İki ucunu tutarken bağlamadan önce konuştu. "Bence istemezdin." diye mırıldandı. Ses tonu bile öyle ateşli geliyordu ki kulağıma içeride oturan abilerini unuttum. Kravatı tutup çekiştirdi. Yüzümü yüzüne yaklaştırdığında kokusunu içime çektim. Dudaklarına bir o kadar yakın ama bir o kadar uzaktım. "Peki sence ben senin niyetini anlamayacak kadar salak mıyım, avukat bey?" Ellerini kravatımdan çekip uzaklaştı. Omzunu kapatıp kollarını bağladı. "Ne?" Gülümsedi. "Senin nasıl biri olduğun belli Mahir. Kim olduğunu, kadınlarla ne kadar içli dışlı olduğunu biliyorum. Kahveye eve gelmek mi? Bu kadar hızlı olmamalıydın." Güldüm. "Abilerin evde diye kabul ettin teklifimi demek." "Onlar abilerim değil. Figüran." Kaşlarımı çattım. "Ne?" "Haydar ve Abdulrezzak. Sadece seninle eğlenmek için tuttuğum iki figüran. Nasıl ama? Eğlendin mi?" Yok artık. Savcıya bak. Kurnaz tilki. "Çok eğlendim. Sandığından çok." diye mırıldanıp ona yaklaştım. Yüzüne yaklaşabilmek için eğildim. "Yakında sen de eğleneceksin." Ama ben bunun rövanşını almasını çok iyi bilirdim. "Öyle mi Mahir Toprak?" "Öyle Zeynep Savcım. Öyle. Bugün bu küçük oyunu kurdun ama çok yakında koynuma girmek için sen çalacaksın kapımı." Kaşlarını çattı. "Defol evimden gerizekalı." Gülümsedim. "Kahve için teşekkürler." "Zıkkım olsun. Hayvan!" Ceketimi alıp üstüme fırlattı. "Defol hadi." kapıyı açıp kolumdan tuttu ve resmen yaka paça dışarı attı beni. "Görüşürüz Zeynep savcım." "Mümkünse görüşmeyelim." deyip kapıyı yüzüme kapattı. Yüzümdeki alaycı gülüş anında silindi. "Kadına bak, oyuna getirdi resmen beni. Ama ben sana bunun hesabını sorarım." Ayakkabılarımı giyip merdivenleri indim. Bir gün hesaplaşırız... ~ ~ ~ ~ ~ Efsun'un Anlatımından Devam Kahvaltı etmek için aşağı indim. Savaş koltukta oturup telefonuna bakıyordu. "Günaydın." diye mırıldandığımda başını çevirip yüzüme baktı. "Günaydın." dedi gülümseyip. Ayağa kalktı. "Masaya geçelim hadi." dediğinde başımı salladım. "Savaş bey?" Selma salona girdi. "Ali geldi, Harun Karatepe kapıdaymış." "Ne yüzle geliyor bu orosbu çocuğu!" celallendiğinde önüne geçtim. Durdu. "Savaş dur. İstediği bu. Yapma. Bilmiyormuş gibi davranalım. Evlenmediğimizi sanıyor. Evlendiğimizi öğrendiğinde delirecek zaten. Bu ona yeter." Nefesini bıraktı. "Pekala tamam. Öyle yapalım." Selma'ya döndü. "Alsın içeri." Savaş'ın arkasına geçtim. Bir dakika kadar sonra Harun içeri girmişti. Arkasında da Savaş'ın adamları vardı. Gülümseyip ellerini cebine yerleştirip bize yaklaştı. Fazla yaklaştığında Savaş'ın bedeninin arkasına iyice sindim. Hâlâ ondan korktuğum için kendimden nefret ediyordum. "Orada kal." dedi Savaş. Daha fazla yaklaşamadı Harun. "Evliliğiniz için tebrik etmeye geldim ben. Nasıl geçti dün nikahınız?" Gülümsüyordu. Hastanedeki nikahtan haberi yoktu. Belliydi. "Kötü bitti. Efsun rahatsızlandı, nikah iptal oldu." Harun'un gülümsemesi büyüdü. "Tüh çok üzüldüm doğrusu." "Üzülme, üzülme. İptal oldu dediğime bakma. Sadece erteledik biraz." "Ondan sana yar olmaz Savaş. Efsun benim. Efsun'un senin olmasına asla izin vermeyeceğim." "Artık çok geç." deyip Savaş'ın arkasından çıkıp yanına geçtim. "Ben hiçbir zaman senin olmadım. Olmayacağım da." Derin bir nefes aldım. Birazdan yapacağım şey için çok daha gergindim ama onu zaten öpmemiş miydim? Biraz daha dayanabilirdim bu temasa. Başımı eğip Savaş'ın eline baktım ve uzanıp elini tuttum. Tüylerim diken diken oldu. Gerginlikten titrerken parmaklarımızı kenetleyip başımı kaldırdım. Harun ellerimize kilitlenmişti. Titrediğimi belli etmemeye çalışıp diğer elimi kaldırdım. Yüzüğümü gösterdim. "Biz evlendik zaten. Ben ve Savaş evlendik." "Efsun!" diye bağırdığında Savaş'ın adamları ona yanaştı. "Lan sen..!" "Sakın!" Savaş bir adım öne çıktı. "Sakın bir daha bağırma Harun! Senin o ses tellerini bir yerine sokturma bana." baş işareti verdi. Adamları Harun'un kolunu tuttu. "Çıkarın onu buradan." "Bırakın lan! Savaş bu kez seni kimse elimden alamaz! Seni öldüreceğim! Seni gerçekten öldüreceğim!" "Siktir git, orosbu çocuğu!" Adamları Harun'u zorla çıkarırken Savaş'ın elini bıraktım. Elime bakınırken nefeslendim. Bir şey yok Efsun. Bir şey yok... "İyi misin Efsun?" Elime bakarken başımı kaldırdım. Tekrar elimi uzatıp koluna dokundum. Gerçek değil gibiydi. "Canım yanmıyor." "Ne?" gözlerim doldu. "Efsun iyi misin?" "Savaş..." elimi çektim. "Elimde, elimde onun hissi yok sanki." Kaşlarını çattı. "Ne?" Anlamıyordum. Ben de anlamıyordum ama onun elini tuttuğumda garip hissetmedim. Harun'un pisliğini hissetmedim. Sadece Savaş'ı hissettim. Temiz. Güvenli. "Savaş sen çok iyi birisin. Sen gerçekten iyi birisin." Derin bir nefes aldım. "Efsun, hadi gel bir elini yüzünü yıkayalım." Başımı salladım. "Ben bir elimi yüzümü yıkayıp geleyim." "Geleyim mi seninle?" "Yok. Gelmene gerek yok." adımlayıp alt kattaki banyoya doğru hızlıca yürüdüm. İçeri girip kapıyı kapattıktan sonra lavaboya yaklaşıp suyu açtım. Elime baktım bir kez daha. Titriyordu hâlâ. "Geçecek, hepsi geçecek. Hepsi geçecek artık. İyi olacaksın." Ellerimi suyun altına götürdüm. Harun'un bıraktığı izler silinsin diye öfkeyle yıkadım. Derimi soymak istedim. Hâlâ birine dokunurken onu hissetmek istemedim. Ne hissedeceğimi bilmiyordum artık. Ama bu saatten sonra tek derdim iyileşmek olacaktı. ~ ~ ~ ~ ~ Harun'un Anlatımından Devam "Orosbu çocuğu!" direksiyona vurdum. "Benim olana göz dikmek ha? Bittin sen Savaş Göktaş." Bittin... Sen bittin. Ama ben de hataydı. Efsun'u zehirlemek yerine direkt Savaş'ı öldürmeliydim. Savaş'ın ölmesi gerekiyordu. Ama önce son kozumu oynayacaktım. Arabayı durdurdum. Elimdeki videoyla Efsun'u geri alacaktım. Arabadan inip hızlıca adımladım. İçeri girdim. Asansöre bindim. Binerken de inerken de öfkem hâlâ tazeydi. Bu işi hızlıca halledecektim. Koridorda adımlarken bir odanın önünde durdum. Avukat Mahir Toprak. İsmini görünce nefeslendim. Sıra sana da gelecek avukat bozuntusu. İlerledim. İşimi görmesi gereken bir savcıydı. Odanın kapısının önünde durup kapıyı tıklattım. "Gel." İçeri girdim. "Buyrun?" "Bir şikayette bulunacaktım." dedim hızlıca. "Savcı hanım şu an müsait değil. Sizi biraz bekleteceğim. Ben o sırada şikayetinizi öğreneyim." "Gerek yok." deyip odasının kapısını açtım. "Beyefendi!" diye bağırırken kapıyı yüzüne kapattım ve karşımdaki kadına baktım. Savcı Zeynep Bige Ekinci. "Beyefendi dingonun ahırı mı burası!" dedi öfkeyle. Ayağa kalktı. "Derhal çıkın odamdan!" Adımladım. Sandalyeyi çekip oturdum ve usb belleği ona uzattım. "Müstakbel karım kaçırıldı ve bir adam ona zorla nikah kıydı." Sandalyesine oturdu. "Polise gitmelisiniz." "Polis bir vakit kaybı. Savcılık emri gerekmiyor mu? Gidip onu oradan almalıyız. Hemen şimdi." "Önce şu videoya bir bakayım." deyip belleği aldı ve bilgisayara taktı. "Müstakbel eşinizin adı ne?" "Efsun Yı..." sustum. Hayvan herif. O artık Efsun Yılmaz değildi. "Efsun Göktaş." diye düzelttim. Maalesef Efsun Göktaş. Dikkatli bir şekilde videoyu izledi. Aptal değildim. Çatışılan kısımları eklemedim. Videoda Savaş ve adamları silahlarla içeri giriyordu. Ve benim kadınımı, üzerinde gelinliği ile alıp gitmişti. Bu videodan sonra ceza almamasının mümkünatı yoktu. "Polislere haber vereceğim. Gidip onu alacağız. Endişeniz olmasın." dedi. Ayağa kalkıp askıdan ceketini aldı. "Sağ olun savcı hanım." dedim kibar olmaya çalışarak. "Bir daha odama bu şekilde dalarsanız siz de bedelini ödersiniz." Gülümsedim. "Tabi ki." dedim. Tabi... Ama buna gerek kalmayacaktı. Bugün Savaş hapise girecekti. Efsun da benim yanımda kalacaktı. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD