Orman Kaçkını

2116 Words
Zeynep'in Anlatımından Devam Polis ekiplerine haber verdikten sonra ceketimi alıp hızlıca giymiştim. Harun denilen dağ ayısı ile odamdan çıkarken koridorun başında Mahir'i gördüm. Sinir bozucu pis herif telefonuyla konuşuyorken aklıma dün gece gelince istemsizce gerildim. Pis herif, utanmadan bir de benim evimde benimle olabileceğini düşünmüştü. Erkekler hiç de dışarıdan göründüğü gibi değildi ya. Harun ile beraber yürümeye devam ederken Mahir'in gözleri bizi buldu. Anında kaşları çatıldığında bir de ona sinirlenmiştim. Hayır bir de bana trip mi atacaktı bu herif? "Senin ne işin var lan burada?" dediğinde hedefinin ben olmadığını o zaman anladım. Harun'u tanıyor muydu? "Görüyorsunuz değil mi savcım? Bu herif de Savaş'ın pis işlerini yapan bir adam." dedi ağzının içinden. Mahir iyice gerildi. Mahir ve Harun birbirini nereden tanıyordu? Hayır daha doğrusu Savaş ve Mahir birbirini nereden tanıyordu? Adam eli silahlı mafya. Muhtemelen ikisi de eli silahlı mafya. Bu adamlarla beraber iş mi çeviriyor şimdi bu? "Lan ne saçmalıyorsun sen?" deyip üzerine yürürken önüne geçtim. "Siz ne saçmalıyorsunuz Mahir bey? Benim yanımda özellikle." gözlerini Harun'dan ayırıp bana döndü. "Çekilin savcım." "Çekilmiyorum. Geri çekil. Gidiyoruz." "Siz şu an ne yaptığınızı biliyor musunuz acaba? Bu herifin kim olduğunu, neler yaptığını biliyor musunuz?" "Bilmiyorum. Öğreneceğim." diyerek çıkıştım. Sanki kendisini çok iyi tanıyordum da bana hesap soruyordu. "Şimdi çekil önümden. Gidiyoruz." "Nereye?" diye sordu nefesini bırakıp. "Sizi ilgilendirmez." dedim. Hâlâ dün ki olaya sinirliyken ona hesap vermeyecektim. Harun'a döndüm. "Gidelim." Şu an bir kadının hayatı söz konusuydu. O daha önemliydi benim için. Eğer bir zorla alıkonulma varsa herkes bedelini ödeyecekti. Mahir'in yanından geçip giderken öfkeyle nefesimi bıraktım. "O adamın avukat olduğuna bakmayın." "Ne?" kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Mahir Toprak, Savaş'ın sağ kolu oluyor. Tekinsiz işler yaptılar beraber." Önüme dönüp başımı iki yana salladım. "Devletin avukatına bu şekilde ithamlarda bulunmanız hiç doğru değil." "Bana inanmıyorsunuz ama göreceksiniz. Siz de bunların ne halt olduğunu göreceksiniz." Sabrımı sınıyordu bu adam. Bakalım sen nasıl bir haltmışsın. Bunu da öğrenecektim. ~ ~ ~ ~ ~ Savaş Göktaş'ın evine polislerle giriş yaptığımızda zorluk çıkarmamıştı. Evin kapısı açıldığında şimdilik sadece ben, Harun ve iki polis memuru girmişti. Savaş Göktaş ve Efsun Göktaş kapıdaydı. Savaş'ın ciddi bir duruşu vardı. Kendinden emindi. Öte yandan Efsun korkmuş görünüyordu. Savaş'ın arkasında ürkek bir ceylan gibi duruyordu. "Savaş bey?" diye lafa girdiğimde kapıda bir hareketlilik oldu. Mahir içeri girdiğinde gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Sizin burada ne işiniz var acaba Mahir bey?" "Arkadaşımı ziyarete gelemez miyim savcım?" Tabi ya, kesin haber de vermişti. Kesin kızı korkuttular. Tekrar Savaş'a döndüm. "Hakkınızda şikayet var. Savcılık emriyle burada bulunuyorum." Kaşlarını çattı. "Ne şikayeti?" "Efsun Göktaş'ı evleneceği gün kaçırıp ona nikah kıydığınız hakkında bir şikayet." "Arkanızdaki adam mı şikayet etti? Bu yüzden mi geldiniz?" bakışları Harun'u bulduğunda ona öldürecek gibi bakıyordu. Başımı çevirip Harun'a baktım. Gülümsüyordu. Pis herif. Ona da hiç güvenmiyordum. Bu kadını bu iki adamın elinden de kurtarmam gerekiyordu belli ki. Tekrar önüme döndüm. Başımı eğip Savaş'ın arkasındaki kadına baktım. "Efsun?" Efsun... Çok güzel bir isimdi ve yıllar sonra bana eski güzel anılarımdan birini hatırlattığı için bu kadına yardım edecektim. Bakışlarını kaldırıp yüzüne baktım. "Burada zorla mı tutuluyorsun? Zorla mı evlendin?" Başını iki yana salladı. "Zorla evlenmedim. Savaş'a kendi rızamla evet dedim." "Efsun, yalan söylemek zorunda değilsin." diye araya girdi Harun. Başımı çevirip Harun'a baktım. "Harun bey sizinle konuşmuyorum. Araya girmeyin." Rahatsız olduğunda tekrar önüme döndüm. Efsun gözlerini Harun'a dikmişken gözlerinin dolduğunu fark ettim. "Yalan söylemeden her şeyi anlatmamı mı istiyorsun Harun?" Savaş Efsun'a döndü. "Efsun." dedi sakince. Efsun o an Savaş'ın arkasından çıkıp yanına geçti. Tam karşımda durdu. "Polisleri çıkarabilir misiniz? Çok fazla erkek var. Rahat hissedemiyorum." dedi.. Yapmamı ister gibi bakıyordu. Yapmam lazımdı... Başımı sallayıp polis ekibine döndüm. "Siz çıkın." "Ama savcım, ya bir sorun olursa?" "Olmayacak. Siz çıkın." Başlarını sallayıp çıktıklarında kapıyı da kapattılar. İçeride Mahir, ben, Harun, Savaş ve Efsun kalmıştık sadece. Tekrar Efsun'a döndüm. Gözleri iyiden iyiye yaşarmaya başlamışken bana döndü. "Ben burada zorla kalmıyorum. Savaş'la zoraki evlenmedim. Beni en başından beri alıkoyan tek kişi Harun Karatepe'dir." "Efsun." Harun bir adım attığında arkamı döndüm. "Bir daha tek kelime edersen seni yaka paça dışarı attırırım." Kapıda o kadar polis varken bir şey diyemedi. Efsun tekrar lafa girdi. "Tam yedi yıl boyunca..." derken sesi titredi. "Bu adam yedi yıl boyunca bana yapmadığını bırakmadı." diye itiraf ettiğinde nefesimi bıraktım. Bu kız ne yaşamıştı ki böyle? "Bana her şeyi anlat Efsun. Sana yardım edebilirim." Bir savcı olarak da değil yalnızca, bir kız kardeş olarak. Çünkü kadın kadının yurdudur. Başını eğdi. "Evinin altında mahzen var, beni oraya kapatıyordu." diye fısıldadı. "Kanıtı yok." diye bir kez daha araya girdi Harun. Kanıtı yok diye bir kadının bu sözlerini duymazdan gelecek değildim. Çünkü hiçbir kadın bu konu hakkında yalan söylemezdi. "Şiddet uyguladı. Defalarca kez." parmaklarıyla oynadığında gözlerinden yaşlar aktı. Tutamadı kendini. Başımı eğip yüzüne bakmaya çalıştım. Çenesi titredi. "Tecavüz etmeye çalıştı." dedi. Vay it. Arkamı dönüp Harun'a öfkeyle baktım. "Yalan söylüyor. Korktuğu için yalan söylüyor. Siz de videoyu izlediniz. O adam evime silahlı adamlarıyla girip müstakbel eşimi kaçırdı." Evet doğru. Ortada öyle bir video da vardı. Ama bu kızı ikisine de bırakacak değildim. Önüme dönüp Efsun'a baktım. "Ben senin hiçbir zaman karın olmayacaktım. O gün Savaş gelip beni almasa kendimi öldürecektim. Sen aşağılık bir adamsın Harun. Bu kurduğun oyunda başarılı olamayacaksın." Kafam hepten karışmıştı. Şimdi Efsun bunları Savaş'tan korkmadan mı söylüyordu? "Efsun?" Efsun elini kaldırdı. "Babam beni bir malmışım gibi sattı. Kapına attığı günden bu yana tam yedi yıl geçti ve ben yedi yıldır her gün azap çekiyorum." "Saçmalama Efsun. Zeki amca benim aile dostumdur. Böyle bir şey hiç yaşanmadı." Kaşlarımı çattım. Kim? Ay yok artık. Bu kadar tesadüf fazlaydı. Babasının adı Zeki miydi? "Harun sus artık. Harun yeter. Senin yüzünden ben kimseye dokunamıyorum bile! Yeter artık!" dedi çaresizce. Benim kafamsa hâlâ Harun'un söylediği o kelimedeydi. "Bir dakika." deyip elimi kaldırdım. Efsun'a yaklaştığımda bir adım geri çekildi. Ne demişti? Kimseye dokunamıyorum demişti. Belki de bu yüzden geri çekildi. "Efsun?" dediğimde bana dönüp göz yaşlarını sildi elinin tersiyle. "Senin annenin adı Fatma mı?" Başını salladı. "Öyle." Bütün bunlar şaka olmalıydı. Ya da hepsi birer tesadüftü. "Balat'ta oturuyordun çocukken değil mi?" Kaşlarını çattı. "Evet." dedi sesi titrerken. "Teyzenin adı Pervin?" diye sordum bir kez daha. Yüzüme anlamsızca bakıyordu. "Evet ama siz nasıl biliyorsunuz ki?" "Bir şey daha biliyorum." dedim. Gözlerim heyecanla parıldadı. "Kuzenin vardı. Senden iki yaş büyük. Zeynep'ti değil mi adı?" Başını salladı. "Zeynep'ti. Zeynep Bige Ekinci." dedi hafif tebessümle. "Anasını satayım." diye mırıldandı Mahir. Bense yıllar sonra kuzenimi karşımda gördüğüm için çok şaşkındım. Ona sıkıca sarılmak istiyordum ama sarılamadım. Korkuyordu. Benim kuzenim insanlardan korkuyordu. Ve ben ona güveniyordum. Onun söylediği her bir kelimeye güveniyordum. Ona sarılmak için erkendi. Önce ona bunu yapandan hesap sormalıydım çünkü. Arkamı döndüm. Kapının önünde hepimiz beklerken neler olduğunu anlayan şimdilik yalnızca Mahir ve Harun'du. Efsun benim kuzenimdi. Ve Harun bu gerçekle kızarmıştı. Çantamı yere bıraktım. Zeminde sert bir ses bırakarak yere düştüğünde hızlıca adımladım. "Orosbu çocuğu seni!" der demez tokadımdan nasibini aldı. Başı sağa düştüğünde gömleğinin yakalarına yapıştım. "Ulan pezevenk senin belanı sikmez miyim ben şimdi!" "Zeynep dur!" Mahir belimden yakalayıp uzaklaştırmaya çalışırken gömleğini bırakamıyordum. "Bırak öldüreyim şunu!" "Zeynep bir dur kızım!" dedi zorla ayırmaya çalışırken. Harun savcı olduğum için hiçbir şey yapamıyordu. "Orosbu çocuğu!" "Zeynep!" Aniden ayaklarım yerden kesildi. Mahir omzuna attığında ellerim Harun'dan ayrıldı. "Ya bırak!" diye carladım. "Bırak belasını sikeceğim onun!" Saçlarım yüzümü kapattığında elimle çektim. "Bittin lan sen! Bittin süründereceğim seni!" Mahir adımladı. Hayır bıraksa ağzına sıçsaydım şu herifin. "Bırak lan sende beni!" Salonun bahçeye bakan kapısını açtı. "Beynimi siktin beynimi! Bağırma." "Bırak öldüreyim!" dedim nefes nefese. "Kuzenime neler yapmış orosbu çocuğu!" "Senin ağzın bu kadar bozuk muydu ya!" "Mahir indir beni, seni de öldüreceğim!" "İndireyim de git adamın üzerine atla." "Hak ediyor. Bırak beni, hemen bırak!" "Bekle." dedi. Sırtına yumruk attım. "İndir lan!" "Kızım bir dur!" dediğinde ayağı takıldı. Düşmedi ama yalpaladığında ellerini belime götürüp beni aşağı indirdi. "Dur." dedi sakince. "Ya o adam benim kuzenime neler yapmış, duymadın mı?" ama yok beni hapislerde sürüm sürüm süründüreceğim. "Zeynep, bir dur. Ya adam delinin teki. Bulaşma ona. Biz hallederiz." "Siz kimsiniz tam olarak? Sen de mi mafyasın?" Tam olarak bir şey demedi. "Harun'a bulaşma. Göründüğünden daha tehlikeli o adam." "Tehlike olsa kaç yazar?" salonun kapısına baktım. "Orosbu pezevenk!" diye bağırdığımda bir elini belimden çekip ağzımı kapattı. "Orman kaçkını, bir sus artık!" Mahir'e döndüm ama o kadar sinirliydim ki elinin içini ısırıp elinden kurtuldum. "Hepinize göstereceğim." "Göster, göster ama şimdi geç şuraya otur ve sakin ol. Deli savcı da hiç çekilmiyormuş." dediğinde elimi yumruk yapıp omzuna vurdum. Yüzünü buruşturup omzunu tuttu. "Kızım, dikişlerim vardı orada." diye mırıldandı. Acı çeker gibiyken kaşlarımı çattım. "Ne dikişi? Yaralı mısın?" dedim panikle. Başını kaldırıp yüzüme baktığında yüzündeki ifade eskisi gibi oldu. Tekrar elini belime yerleştirip kendisine çektiğinde parmak uçlarımda yükseldim. "Kandırdım." diye mırıldandığında yakınlığımızdan rahatsız olup kıpırdandım ama kollarını çok sıkı sarmıştı. "Bırak." "Sakinleştiğinde bırakacağım." "Senin gibi bir sapığın kollarındayken hiç sakin olamıyorum." Yarım ağız güldü. "Ben sapık değilim." "Ya, belli." diye mırıldandım. "Bırak artık beni." "Birazdan." dedi. "Böyle kalalım." "Ben böyle kalmak istemiyorum." "Ama ben çok istiyorum. Onu ne yapacağız savcım?" Nefesi yüzüme çarptığında bakışlarımı kaçırdım. "Bırak beni." dedim bir kez daha. "Bırak yoksa sen de tokadımdan nasipleneceksin." "Zevkle. Ama şimdi değil." deyip biraz daha sıkı sarıldı. Sabır çektim. "Göstereceğim sana Mahir." Tek kaşı havalandı. "Neyi?" diye mırıldandığında başımı çevirip bıkkınca nefesimi bıraktım. "Sapık herif." dediğimde güldü. Havuzu izlerken bir süre böyle kalmakta sakınca bulmadım. Belki de gerçekten sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Yanlış adamın kollarında olsam bile. ~ ~ ~ ~ ~ Efsun'un Anlatımından Devam Mahir Zeynep savcıyı çıkarırken zemine bakıyordum. Zeynep? Sorduğu sorular, kuzenimi tanıması tesadüf müydü? Sonuçta savcı, belki de bu yüzden biliyordu diye düşünürken başımı olumsuzca salladım. "Zeynep..." diye mırıldandım. O kadın benim kuzenim miydi gerçekten? On iki sene önce yollarımız ayrılmıştı ve şimdi karşıma savcı olarak çıkmıştı. Öyle güzel bir kadın olarak çıkmıştı. Bakışlarım bulanıklaştığında düşmemek için Savaş'ın tişörtünü sıkıca tuttum. Zeynep hâlâ küfürler savururken Harun kendine çeki düzen verdi. "Bu iş burada bitmedi." deyip evden çıkarken Savaş bana döndü. "Efsun? İyi misin?" "Savcı..." diyebildim. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "O benim kuzenim olabilir." Başını salladı. "Muhtemelen." dediğinde gülümsedim. Buruk bir gülümseme. Yıllar sonra kuzenimi görmüştüm. Hiç hoş bir karşılaşma değildi. Ona yaşadığım her şeyden bahsetmiştim. Bunları bilsin istemezdim ama olmuştu işte. "Mutlu musun?" Savaş'ın sorusuyla başımı salladım. Ağlıyor olsam bile inanılmaz mutluydum. Ailemden birini bulmuştum. Benden mutlusu olamazdı şu an. "Çok mutluyum." dediğimde o da gülümsedi. "Hep böyle mutlu ol Efsun. Sana gülümsemek çok yakışıyor." "Teşe..." "Sakın." dedi fısıltıyla. "Artık teşekkür etmek yok." deyip eğildi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında ona güvenip gözlerimi kapatmak istediğimde Zeynep'in sesini duydum. "Nerede o?" Başımı çevirip onlara baktım. Mahir yanağını tutarak arkasından geliyordu. "Kaçtı mı?" "Ya kızım bir dur!" diye bağırdı Mahir. Zeynep öfkeyle arkasını döndü. "Bir daha bana dur dersen ikinciyi de yersin. Ayrıca senin kızın değilim, savcım diyeceksin." dedi sinirle. "Zeynep?" seslendiğimde bana döndü. Bakışları anında yumuşadı. Alev saçan gözleri yerini okyanusa bıraktı. Dinginleşti. "Efsun?" Onun da gözlerinin dolduğunu fark ettiğimde Savaş'ın tişörtünü bırakıp bir adım attım. "Sen gerçekten o musun?" Zeynep Bige Ekinci misin? Benim kuzenim misin? On iki yaşıma kadar benimle oyunlar oynayan, saçlarımı ören, ablam olmasa bile ablam gibi hissettiren, bazen babamdan beni kaçıran o kız mısın? "Evet." dedi. Biraz daha yaklaşıp kollarını açtı. "Seni çok özledim." Kendimi tutamayıp tekrar ağlamaya başladım. Aramızda iki yaş vardı ama o benim her zaman ablamdı. Bana her zaman ablalık yapmıştı. Şimdi bile. Önce o Harun'u benzetmişti. Şimdi de bana sarılmak istiyordu. "Sonra sarılsak olur mu?" dedim sesim titreyerek. Hâlâ alışmaya çalışıyordum. Başını salladı. Kollarını indirdi. "Ne zaman istersen." deyip adımladı. "Ama şimdi gidelim buradan." Başımı iki yana salladım. "Olmaz. Savaş'ın karısıyım ben. Onunla kalacağım." "Efsun bu zoraki bir evlilikse eğer.." Sözünü kestim. "İnan bana verdiğim en doğru karar buydu. Pişman değilim." "Seviyor musun onu?" diye sordu. Anlaşmalı evlilik olduğunu anlatsam ne düşünürdü acaba? Belki de bilmesine gerek yoktu. Başımı salladım. "Seviyorum." dedim. İçim titredi. Yalandı ama aynı zamanda yalan da değildi. Savaş gibi bir adam sevilebilirdi. Ben onu dost olarak seviyordum. Nefesini bıraktı. "Seni sıkboğaz etmek istemiyorum. O yüzden yavaş yavaş her şeyi konuşacağız. Tamam mı?" Başımı sallayıp gülümsedim. "Olur. Hep gel." O da gülümsedi. "Geleceğim canım Efsun'um. Artık ayrılık yok. Ama şu kapıdaki polisleri göndermem gerekiyor. Bu meseleyi de sonra konuşacağız." "Tamam. Her zaman." Eğilip yerden çantasını aldı. Arkasını döndü. Mahir bakışlarını kaçırdı. "Sen benimle geliyorsun." dedi sertçe. Mahir'in çekeceği vardı. Zeynep'i şu kadarcık tanıyorsam bu işin peşini bırakmazdı. "Emriniz olur savcım." dedi bastıra bastıra. Zeynep uzaktan selam verip uzaklaştı. Kuzenime sarılmıyordum bile ama o anlayış göstermişti. "Görüşürüz Savaş. Görüşürüz Efsun." Mahir'e baş selamı verdiğimde o da Zeynep'in arkasından çıktı. "Efsun?" Savaş'a döndüm. "Efendim?" "Artık bana aileni anlatacak mısın? Anlatmak ister misin?" Sanırım babam hakkındaki her şeyi artık ona anlatmalıydım. Başımı salladım. "İçeri geçelim. Anlatacağım." "Peki." dediğinde tişörtüne baktım. Yine onu çekiştirmiştim. Sündürmüştüm resmen. "Tişörtün için kusura bakma." Güldü. "Sorun değil. Dolabımda çekiştirebileceğin bir sürü tişörtüm var." dediğinde güldüm. Öyleyse... Tamam. Ona tutunmaya devam edebilirdim. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD