Pars Timur Gördüğüm kişiyle şoka girmiştim. Karşımda duran, yıllar önce Suriye’de görev yaptığım karargâhın korkusuz ve sert komutanı; Nizamettin Karakuş vardı. Ama şimdi bambaşka bir hâlde… Üniforması yoktu, saçlarına aklar düşmüş, yüzü yaşanmışlıkla çizgilenmişti. En çok da gözlerindeki ateş sönmüş gibiydi. Bir asker, tekerlekli sandalyesini itiyordu. Bir zamanlar tek bakışıyla taburları susturan Tuğgeneral, şimdi sessizce ilerliyordu. Omuzları çökmüş, yüzü yorgunlukla çizgilenmişti; ama bakışlarının derininde hâlâ o eski otoritenin gölgesi parlıyordu. Ama en çok da merak ettiğim yıllar sonra neden buraya gelmişti. Müslüm alçak sesle yanıma eğildi. “Komutanım… Sizce neden gelmiş olabilir ki?” Derin bir nefes aldım, bakışlarımı ondan ayırmadan cevapladım. “Bilmiyorum. Ama gidip öğ

