Karakolda herkesin bakışları arabanın içinde çıplak halde bulunan karı kocanın üzerindeydi. Bazı polisler aralarında onlara bakarak fısıltıyla konuşup gülüşüyordu. Nazire'nin yüzü yerden kalkmıyordu. Cemal ise elinden geleni yapıp erkekliğe leke sürdürmemeye çalışıyordu.
"Komiserim sizi istiyor," dedi civan gibi yakışıklı, boylu boslu bir polis memuru. Üniforması içinde o kadar havalı ve yakışıklı görünüyordu ki Nazire sese başını yerden kaldırır kaldırmaz karşısında dünya yakışıklısı civan gibi delikanlıyı görünce bir anda içinde bulunduğu durumu ve utanmayı unuttu. Hayranlık dolu bakışlarını polise dikmişti. Cemal ayağa kalktı. Birkaç adım öne doğru yürüyüp ardına baktı. Karısının oturduğu yerden kalkmadığını gördü. Şaşırdı.
"Nazire!" diye sesini yükseltti. Tombul kadın, kalçalarını sallayarak kalktı. Gözü yakışıklı polisteydi. Zoraki bakışlarını önüne çevirdi. Polis de onunla birlikte yürümeye başladı.
Komiser, içeri girer girmez hemen oturmalarını işaret etti. Çok acelesi var gibi görünüyordu.
"İfadenizi okuyup imzalayın," dedi ve önlerine birer kağıt sürdü. "Ayrıca savcı karşısına çıkarılacaksınız."
"Neden komiserim? Suçumuz ne?" diye sordu Cemal, merak içinde. Komiser ona aşağılayıcı ve alaycı bir bakışla gülümsüyor gibi baktı. Belli ki gülme isteğini zor bastırıyordu.
"Bir de soruyor musunuz? Kamuya açık alanda çıplak dolaşmak, ormanda cinsel ilişkide bulunmak ve çıplak araç kullanmak!"
"Tamam ama o benim karım, yani karımla seviştim diye suç mu işledik komiserim?"
"Arkadaş, halen pişkin pişkin itiraz edip işlediğiniz haltı bir de savunmuyor musunuz? Ben size ne diyeyim artık. Koskoca insanlarsınız, yaşınızı başınızı almışsınız..."
"Yaşımızda ne varmış? Daha genciz biz," diye itiraz etti Cemal. Karısına baktı. Karısı kocasına göz kırptı. Yakışıklı polis onların cilveleşmelerini fark etmiş, belli etmeden izliyordu. Tam o sırada Nazire ile bakışları kesişti. Polisin yüzünde Nazire'nin tanıdığı bir ifade vardı. İstek, arzu ve şehvet karışmış, çok şey imâ eden ve vaat eden bir gülümseme...
Hakim, savcının gerekçesini aynen kabul etmiş ve karı kocayı toplum ahlakına aykırı hal ve harekette bulunmaktan suçlu bulmuş ve üç gün hapis cezası vermişti.
"Ama hakim bey, biz Balayı Otelinde yer ayırtmıştık. Otele gidip gelsek, cezamızı sonra çeksek olmaz mı?"
"Cezaevi de balayı oteli gibidir. Hatta ayrı ayrı cezaevlerinde kalacağınız için birbirinizi daha çok özlersiniz ve çıkınca bolca hasret giderirsiniz. İlişkiniz daha da pekişir ve güzelleşir," diyerek dalga geçen hakim, karşısındaki karı kocaya öfkeyle baktı.
"Anlaşılan sizi cezaevi de ıslah etmeyecek. En iyisi sizi Balayı Otelinde beş gün boyunca kamu yararına çalışmaya mahkum etmek. Cezanızı çekmek için otele gideceksiniz ve orada beş gün boyunca yeni evlilere ücretsiz hizmet edeceksiniz. Müdürden hakkınızda bir şikayet duyarsam cezanızı çekmek için hapse girersiniz ona göre. Hem o zaman bu kadar insaflı da olmam!"
*****
Kor Alevler Balayı Oteli her zamanki yoğun günlerinden birini yaşıyordu yine. Emre, havaalanından Levent ve Elif çiftini alıp otele getirdikten sonra bir kahve içmek için arkadaşlarının dinlendiği küçük odaya gitti.
İçeri girer girmez onları aralarında hararetli bir konuşmaya dalmış buldu ve şaşırdı. Hiçbiri Emre'nin geldiğinin farkında olmamıştı. Kendine bir fincan kahve alıp yanlarına gitti. Bir sandalye çekip otururken, "Selam millet! Sizi bu kadar heyecanlandıran şey nedir? Çok merak ettim. Yoksa içinizden birisi evlenip balayı için buraya mı geliyor?"
Bu espriyi aralarında hep yaparlardı. Gençler, espriye gülüştüler.
"Yok be oğlum. Konu başka. İki mahkum gelmiş bugün otele. Onu konuşuyorduk..." Emre'nin kafası karıştı. Mahkum ve Balayı Oteli? Aralarındaki bağlantıyı kuramadı. Sordu.
"Hep Avrupalılaşmak isterdik. Sonunda olduk galiba. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, evlenen mahkumları balayı oteline yollamaya mı başlamış? Vay anasına arkadaş... Duy da inanma... Cidden mi?"
Gençler, Emre'nin saflığına kahkahalarla gözlerinden yaş gelene kadar güldüler. Emre, şaşırmıştı. Önce onların kendine gülmelerini izledi. Sonra susmadıklarını görünce dayanamadı, bağırdı.
"Kesin şu gülmeyi! Biriniz bana ne olduğunu söyleyecek mi?" Öfkeyle ayağa kalktı. Fincanı sehpaya bıraktı. Alınmıştı. Kapıya doğru ilerledi. Yakın arkadaşı Merve koşup yetişti. Kolundan yakaladı.
"Alınma be oğlum. Mesele senin anladığın gibi değil. Bu mahkumlar buraya cezalarını çekmeye gelmişler." Kolundan tutup Emre'yi geri çevirdi ve sandalyeye omuzlarından bastırarak oturttu.
"Niye buraya gelmişler? Türkiye'de cezaevi kıtlığı mı olmuş? Kim lan bunlar? Torpilli birileri mi?"
Arkadaşları Emre'nin sözlerine yine gülüşünce genç onlara ters ters baktı.
"Ben gidiyorum... Doğru dürüst bir şey anlatacağınız yok sizin. Durmadan gülüyorsunuz. Resepsiyondan öğrenirim doğrusunu." Ayaklandı. Merve'nin engelleme ihtimaline karşın kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdü.
"Hiç gitme boşuna. Resepsiyon bizim kadar bilmiyor. Gel otur da hikayenin geri kalanını anlatalım sana..." dedi Merve.
Şimdi hep birlikte gülüyorlardı. Katıla katıla hem de. Karın kaslarına gülmekten ağrılar girmiş, oturdukları yerden ayağa kalkmış, odanın içinde iki büklüm dolaşıyor, karınlarını tutuyorlardı.
"Yani çıplak mı yakalanmışlar? Arabanın içinde? Oha... Peki bunu anladım da anlamadığım buraya neden gönderildikleri?
"Burada beleşe çalışacaklarmış..."
*****
"Katta çalışırken gürültü yapmak, odalara çağrılmadan girmek yasak. Gördüğünüz herhangi bir şeyi başka birine anlatmak veya fotoğraf, video çekmek kesinlikle yasak. Çalışırken, ağzınız kapalı, gözünüz kör olacak. On iki saat mesai yapacaksınız. Hadi bakalım, şimdi kat sorumlusunun yanına çıkın ve size yapacağınız işleri göstersin." Otel müdürü iki mahkum odadan çıkarken yüzüne yayılan geniş gülümsemesini engelleyemedi.
"Otelde kalan balayı çiftlerine ilaveten bugün yeni bir balayı çiftimiz geldi. Şimdi istirahat ediyorlar odalarında. Daha gelecek olan çiftlerimiz var. Düğün sezonundayız ve tercih edilen bir otel olduğumuz için yoğunuz. Personel ihtiyacımız vardı. Tam zamanında geldiniz..."
"Yaa, ne demezsiniz," diye ağzının içinde geveledi Nazire.
"Bir şey mi dediniz?" diye kat sorumlusu Nazire'ye merakla sordu.
"Ne iyi etmişiz de gelmişiz diyordum..." Hoşnutsuz bir ses tonuyla.
"Pekâlâ. Şimdi şu anahtarı alın ve dipteki odayı temizleyin. İşiniz bitince haber verin."
Cemal ve Nazire'nin akıllarında bir soru vardı şimdi. Oğulları ve gelinlerine görünmeden acaba nasıl çalışabilirlerdi?