Bölüm 15

2684 Words
Birbirleri arasında gerilim en yüksek seviyedeydi. Coşkun, Döndü'ye hayran bakışlarla bakıyordu. "Hadi gidip yemeğimizi yiyelim," dedi ve gülümseyerek uzanıp elini tuttu. Döndü, ani tepki olarak elini geri çekti ama sonra bunun ayıp olabileceğini düşündü ve kendini sakinleştirip rahat görünmeye çalıştı. Heyecanını ve çekingenliğini gizledi. Coşkun, en çekici ve baştan çıkarıcı gülümsemesiyle Döndü Gama'dan gelebilecek bir itirazı çoktan onun dudaklarına bir kilit vurup susturmuştu. Köşedeki bir masaya oturdular. Güzel bir masaydı. Coşkun tarafından özel olarak hazırlatılmış olmalıydı. Döndü güzelliği ile göz kamaştırıyor, cazibesiyle herkesi kendine hayran bırakıyordu. Ama nedense yeni yetme genç bir kız gibi utanıp sıkılıyor, Kemal'le gizli kapaklı yerler haricinde buluşmamış bir kadın olarak şimdi herkesin gözü önünde bir erkekle birlikte olmaktan tedirginlik duyuyordu. Garson çok geçmeden elinde iki menüyle masalarına geldi. Döndü Gama dikkat çeken zarif bir hareketle menünün sayfasını çevirmeye başladığında Coşkun, elindeki menünün üzerinden gözlerini ona dikmiş, saklamadığı bir ilgiyle izliyordu. Coşkun elini tutmak için uzandı ve, "Bir kadeh şampanya içip rahat bir nefes al," dedi. Bir kadeh şampanyayı Döndü Gama'ya doğru uzattı ve, "Bu kesinlikle sana yardımcı olacaktır," dedi. Döndü yanaklarını basan kırmızılığı saklamak için hafifçe başını önüne eğdi. Siyah saçlarını yüzüne doğru döktü ve, "Teşekkür ederim," diye fısıldadı. "Midemizi yatıştırmak için bir şeyler yememizi öneriyorum. Bunun için biftek ve salatayla başlangıca ne dersiniz?" dedi Coşkun, Döndü Gama'yı daha da rahatlatmak adına. "Evet lütfen!" "Şimdi çok daha rahat görünüyorsun," dedi Coşkun ve kadehine biraz daha şampanya döktü. Bifteğin tadını çıkaran Döndü Gama, şampanyanın getirdiği rahatlamaya daha fazla odaklanmıştı. Artık gergin hissetmiyor, Kemal'i ve onun müstakbel karısını pek düşünmüyordu. Şimdiki anı yaşayıp Coşkun'un yaptığı esprilere gülüyordu. "Halen daha bana neden burada olduğunuzu söylemediniz?" Döndü çiğnemekte olduğu bifteğini sorunun üzerindeki etkisini dağıtmak, biraz zaman kazanmak ihtiyacıyla yutmak istedi ama yutamadı. Bu soruyu hiç beklemiyordu. Yani unuttuğunu sandığı Kemal'i ve düğününü, balayını, niçin burada olduğu hepsi birdenbire zihninden içeriye adeta hava boşluğundan düşer gibi doluşmuşlardı. Sırası mıydı şimdi bu sorunun? Zaman durmuyordu. Duyguları susmadı ve yavaş yavaş gerçeklerin sert, soğuk tadı Döndü Gama'yı esir aldı. Sanki ihtiyacı olan güç şampanyadaymış gibi hemen kadehine uzandı. Yutamadığı bifteği bir yudum şampanya ile birlikte yutmaya çalıştı. "Neyiniz var, iyi misiniz? Yüzünüz bembeyaz oldu." Coşkun'un endişeli sesi Döndü Gama'nın kendine gelmesine vesile oldu. Zoraki de olsa gülümsedi ve "Bir şeyim yok, iyiyim. Herhalde hava değişikliği çarptı. Yolculuk da biraz sarstı sanırım, uyuyunca geçer. Kendimi yarın daha iyi hissedeceğimden eminim," dedi. "Size bir hediyem var! Belki bu biraz olsun keyfinizi yerine getirir," dedi ve yanındaki sandalyenin üzerine doğru eğildi. Oradan şık bir ambalaj kağıdına sarılmış dikdörtgen bir paket çıkarıp Döndü Gama'nın önüne bıraktı. Genç kadın şaşırdı. Bu beklemediği bir hareketti. Yani daha birkaç saat önce tanıştığı birisinden hediye alıyordu. Solgun yanaklarına tatlı bir kırmızılık hücum etti. Kemal de başlangıçta ona böyle hediyeler vererek girmişti hayatına. Şimdi bir başka erkeğin hediyesini kabul etmesi doğru muydu? Kibarca reddetse, "Neden kabul etmiyorsunuz?" dese ona söyleyecek geçerli bir mazereti nereden bulacaktı? Bunun yerine. "Teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz," diyerek cevapladı. Coşkun ona büyük, kocaman bir gülümsemeyle baktı. Onun mutlulukla parıldayan yüzündeki ela gözlerine gözlerini dikerek onu gerçekten buna ikna etmek istiyordu Döndü. "Açmayacak mısınız?" "Tabii ki açacağım. Sadece şaşırdım. Hiç beklemediğim bir şeydi. Tekrar teşekkür ederim." Heyecandan titreyen elleriyle paketin bağcıklarını çözmeye, bantlarını açmaya çalıştı. Coşkun, arkasına yaslanmış keyifli bir yüz ifadesinin arkasına gizlediği yoğun beğeniyle onu izliyordu. Gerçekten siyah saçlarının, biçimli ve güzel dudaklarının süslediği müthiş güzelliği ile gökyüzünden inmiş bir yıldız gibiydi. Hayatında hiç bu kadar güzel bir kadın görmediğinden emindi. Bir türlü yalnız başına niçin otelde bulunduğunu öğrenemediği Döndü'ye aynı soruyu soracakken genç kadının telefonu çaldı. Telefondaki görüntülü çağrı isteği Kemal'den geliyordu. Yüzündeki kırmızılık anında soldu. Titreyen ellerinin titremesi daha da arttı. Coşkun zaten onu izlediğinden bütün bunları fark etmişti. Gama, telefonun susmasını diledi içinden ancak Kemal onunla konuşmaya kararlı görünüyordu. Meşgule bastı ve reddetti. Akabinde normal çağrı geldi. Hediye paketinden ellerini uzaklaştırdı ve masanın üzerinde duran telefonuna uzandı. "Özür dilerim, buna cevap vermeliyim... " "Tabii, lütfen!" dedi Coşkun, eliyle bir reverans yaparak. Gama, telefon elinde masadan uzaklaştı. Restoranın tenha bir köşesine gitti. "Alo? Kemal?" "Sevgilim, merhaba. Nasılsın? Çok özledim seni bir tanem. Burnumda tütüyorsun. Odandan bir şikayetin var mı? Her konuda Mirza'ya güvenebiliriz. Bir sorunun olduğunda ona söyle..." "İyiyim canım, sen nasılsın? Ben de seni çok özledim... Odam da çok güzel. Denize bakıyor." "Biliyorsun işte devlet işi beklemiyor. Çalışıyorum. Şimdi bakanlıktan çıkmak üzereydim. Sesini duymak istedim canım. Güzel yüzünü görmek istediğim için seni görüntülü aramıştım. Niçin reddettin çağrımı?" Döndü Gama'nın eli ayağı birbirine dolaştı. Sanki Kemal, yanındaymış ve Coşkun'la birlikte olduğunu görüyormuş gibi korku dolu bir heyecana kapıldı. "Res- restorandaydım. Müsait değildim, o yüzden... Şimdi de herkes bana bakıyor. Ben odaya çıkınca arasam seni? Olur mu?" Sesi biraz ürkek ve korku doluydu. Kemal'in bunu fark etmemesini diledi içinden. "Kınam var bu gece biliyorsun, geç kaldım. Yarın düğünden önce ararım seni. Bu sefer reddetmek yok, şimdiden söylüyorum," dedi Kemal, sesi yarı tehdit doluydu. Vedalaşıp telefonu kapattıktan sonra genç kadın birkaç saniye bulunduğu yerden ayrılmadı. Korkusunun geçmesini ve kendini toplamayı bekledi. Coşkun'un yanına bu şekilde dönmek istemiyordu. Yaşadığı korku ve kendini baskı altında hissetmesi canının sıkılmasına neden olmuştu. Şimdiye kadar, "Seviyorum, seviyorsam da bu sıkıntılara katlanmalıyım," diye düşündüğü için bu baskıyı üzerinde şimdiki gibi hiç hissetmemişti. İlk defa dışarıdaki hayatın ve özgür hareket eden insanların varlığını fark etmiş gibiydi. Kendini devletin bir bakanıyla ilişkisi olduğu için şanslı görürken bu akşam onun için aslında sıradan biri ve ikinci kadın olduğunu anlamaya başlamıştı. Kemal'in dünyasında aslında ona yer yoktu. Kemal'le birlikteyken dört duvar arasında saklanmak zorundaydı. "Önemli bir telefon görüşmesi miydi? Sanki canınız biraz sıkılmış gibi?" dedi ilgili bir sesle Coşkun. Mahzun bir gülümsemeyle cevap verdi. "Bir arkadaşımdı. Kendisi evleniyor da... Düğününde olamayacağım için üzüldüm biraz..." "Anlıyorum... Niçin gidemiyorsunuz? Hani oteldesiniz diye... o yüzden yani..." "Çünkü," dedi sözcüğü uzatırken düşünmeye çalışarak. "Evleneceği kişi başka bir arkadaşımın eski sevgilisiydi. O yüzden gidersem diğer arkadaşımla aram bozulacaktı. Ben de burada tatilde olduğumu ve rezervasyonumu aylarca önceden yaptırdığımı söyleyerek düğüne katılmama mazeretimi sundum." "O halde yeni evlilerin şerefine içelim," dedi Coşkun. Gama'nın kalbine bir bıçak saplandı adeta. Evlenen sevgilisinin şerefine kadeh mi kaldıracaktı şimdi? Genç adam şampanya kadehini kaldırdı. Gama da kaldırdı ve havada tokuşturup birer yudum içtiler. "Hediyenizi açıyordunuz. Merak etmiyor musunuz içinde ne olduğunu?" diye hatırlatmada bulundu Coşkun. Gama, aceleci bir hareketle, suçluluk dolu bir gülümseyişle paketi kavradı ve yarım bıraktığı yerden devam etti. İçinden bir fotoğraf çerçevesi çıktı. "Aa, inanmıyorum," diye heyecanla bağırdı. "Bugünkü fotoğraf bu! Bana da mı yaptırdınız?" "Evet, size de bir tane yaptırdım. Beni unutmamanız için bir önlem aldım diyelim..." dedi çapkın bir şekilde gülümseyip göz kırparken. Gama'nın yanakları yeniden al al oldu. "Bana biraz kendinizden bahseder misiniz? Döndü Gama kimdir, neler yapar, nerede yaşar? Neleri sever?" Çok kolay bir soru olsaydı seve seve cevaplardı bunu Gama ama soru onun için o kadar zordu ki...Bir süre tabağıyla meşgul oluyor ayaklarına yattı. Sonra şampanyasından içti. Coşkun'un ela gözlerinin yüzüne sabitlendiğini hissediyordu ve bu his onun daha çok kızarmasına neden oluyordu. "Özür dilerim, lavaboya kadar gitsem iyi olacak," dedi ve Coşkun'un bir şey demesine fırsat vermeden ayaklandı. ***** Güzel ve kaliteli bir yemek, müthiş şampanya eşliğinde keyfini yerine geri getirmiş gibiydi. Kim olduğunu ve burada niçin bulunduğunu kısa bir süreliğine unutmuştu. Coşkun, heyecanlı ve eğlenceli bir adamdı. Döndü Gama'yı da önemsiyor gibiydi. Ki bu iyi bir şey değildi onun açısından. Yarın Kemal gelecekti ve onun gözünün önünde ona asılması hiç iyi olmazdı. Otel'in hatırlı müşterilerindendi ve buraya bir organizasyonun davetlisi olarak gelmişti. Medyayla ilgili bir sektörde çalışıyordu. Aynı zamanda bir oyuncu ajansı vardı. Dizi ve filmlere oyuncu temin ediyordu. Onun alabildiğince özgür hayatı Döndü Gama'nın dünyasının ne kadar küçük olduğunu bir kez daha ona hatırlatmıştı. O çalışmıyordu, erkek parası yiyordu ama bunun karşılığını ona özgürlüğünden vazgeçerek ödüyordu. Bugüne kadar hiç böyle düşünmemişti. Bütün bunlar ona çok doğal ve başka bir erkeğin parasını yemeye hakkı varmış gibi gelmişti. Oysa dünyanın, içine hapsedildiği lüks otel odalarından ve dayalı döşeli evlerden ibaret olmadığını şurada Coşkun'la iki medeni insan gibi rahat bir şekilde yemek yiyememesinden çıkarmaya başlamıştı. "Çalışıyorum demiştiniz. Ne iş yapıyorsunuz?" "Serbest meslek." Kısa ve belirsiz bir cevap verdi Gama. İşini söylemek istemeyenlerin serbest meslek deyip geçiştirdiklerini çok duymuştu. Neden kendisi de aynı şeyi yapmasın? Sonuçta erkelerin tekeli altında değildi serbest meslek yapmak! Coşkun, şöyle bir durdu. Şaşırmıştı. "Evden mi çalışıyorsunuz? Yazarlık gibi bir iş mi?" "Evet, evden çalışıyorum. Nereden bildiniz yazdığımı?" "Aslında bilmedim," dedi ve kahkahayla bu tesadüfe güldü Coşkun. "Kafadan atmıştım öylesine, tuttu..." ***** Nursel ve Aykut'un odasını öğrenmek için diğer kat temizlikçilerinin ağızlarını aramışlar, bir şey öğrenememişlerdi. Cemal'in temizlik malzemesi almak için depoya gittiği esnada, ama tesadüfün bu kadarı da olmaz dedirten şey, boş odayı temizlerken yan odadan gelen seslerdi. Nazire Allah'tan odayı tek başına temizliyordu da o fettan gelinin hazdan attığı çığlıkları Cemal duymamıştı. Allah'tan... Balayı odalarını temizlemek için bütün öğleden sonrayı çalışarak geçirdiler. Öyle ki yaptıkları iş beğenilmediğinde aynı yeri defalarca temizlemek zorunda kaldılar ve bu onları çılgına çevirdi. Ancak, hakimin sözlerini unutmamışlardı. "Şikayet alırsam hapishaneye gidersiniz!" Personel için ayrılan odalardan biri kendilerine verilmişti. Oda küçücüktü. Ufacık bir pencere ve daracık bir dört duvardan başka bir şey değildi. Duş bile almadan yatmışlardı. "Nazire sakın üzerime çıkma ha," diye yorgun bir sesle uyardı Cemal. "Ne çıkmasından söz ediyorsun Cemal? Pelte gibiyim..." Yataklarına uzanır uzanmaz karı koca yorgunluktan bayılmışlardı. Akıllarına ne sevişmek geldi, ne birbirlerinin orasını burasını mıncıklayıp avuçlamak... Yorgunluktan her hücreleri ayrı ayrı feryat edip bağırırken kimin aklına sevişmek, elleşmek gelirdi ki... Onların da ilk defa akıllarına gelmemişti. **** Güneş, büyük pencerelerinden parlak ışığının girdiği balayı süit odasını altın bir parıltıya boğmuştu. Elif, Levent süitlerine geri döndüğünde makyajına son rötuşları yapıyordu. Hacim artırıcı maskarasını uygulamak için bir gözünü kıstı. Birkaç kez göz kırptı ve sonra fırçayı tekrar kabın içine soktu. "Umarım giydiklerim iyi durur?" Levent aslında onu çıplak görmeyi tercih ederdi ama bunu kendine saklamaya karar verdi. Giydiği sıcak pembe elbise, Kızıl saçları ve beyaz teniyle çatışmıştı ama bir şekilde her şeyin onun üzerinde çarpıcı görünmesini sağlamıştı. "Harika görünüyorsun." Odanın içinde daha da ilerledi. Ona dokunma isteğine direndi. Parfümünün kokusunu alabiliyordu. Burun delikleri ile alay eden ve duygularını heyecanlandıran zengin, egzotik bir çiçek ve baharat karışımıydı. Saçları aynı anda hem rahat hem de zarif görünmeyi başaran derme çatma bir topuzla süslüydü. Dudak parlatıcısına uzandı ve uygulama için aynaya doğru yaklaştı. Dudaklarındaki parıldayan rengin üzerinden geçerken, gözlerini dolgun dudaklarından ayıramadı Levent. Elif, dudaklarını yumuşak bir şekilde birbirine bastırdı ve sonra aynada kendine baktı. Neşeli bir gülümseme vardı yüzünde. Mavi gözleri kulaklarından sarkan elmas damlacık küpeler ile parlıyordu. "Yürüyüş güzel miydi?" diye sordu. "Yeterince güzeldi." Yumuşak bir fırça aldı ve burnunun üzerindeki vurgulayıcı fazla pudrayı aşağıya doğru biraz temizledi. "Dışarısı hala sıcak mı?" "Evet." Ama buradaki kadar sıcak değil diye söylemek istedi Levent, fakat yapmadı. Kasıklarındaki zonklama artıyordu. Orman yangını gibi alevlenen ateşli bir ısıydı. Soğuk bir duş için zamanı vardı. Bunun için banyoya girdi ve kapıyı kapattı ama orada bile Elif'in çekici büyüleyici kokusu vardı. Askıların üzerinde gelişigüzel asılı ıslak havlular vardı ve alaycı bir gülümsemeyi bastırdı. Elif'in geçmişte sık sık yaptığı gibi onları yerde bırakmaması kesinlikle bir gelişme idi. Bu konuda onunla defalarca tartışmıştı ama onu asla bu konuda eğitmeyi başaramamıştı. Tabii ki bugünlerde Elif'in peşinden koşan bir ekibi vardı. Kişisel asistanları, makyaj ustaları ve saç stilistleri vardı ve her kaprisini onlar çekiyordu. Levent onlardan biri olmadığından emin olmak zorundaydı. Levent, yağsız kalçalarının etrafına sardığı bir havluyla duştan çıktı. Ona güvenebileceğinden emin değildi. Kısa bir süre sonra Levent ile Elif restorana indiler. Cildinin bronzluğunu ortaya çıkaran açık boyunlu beyaz bir gömlek ile rahat bir takım elbise giymişti Levent. Restorana girerken kolu Elif'in beline doğru kaydı. Çiçek ve şamdanlarla donatılmış masalarında karşılıklı oturuyorlardı. İki garson etraflarında pervane olmuş hizmette kusur etmemeye çalışıyorlardı. Levent'in dikkati sadece Elif'in üzerindeydi. Kulağında ışıltılar saçan ve ona çok yakışan Elmas küpelerden gözünü alamıyordu. "O küpelerini sevdim. Sana çok yakışmış. Onları nereden aldın?" Elif küpelerinden birine parmağıyla dokundu. "Onları ben almadım. Birkaç yıl önce bir iç çamaşırı tasarımcısı tarafından bana hediye edildi." Levent, "Heyecan verici bir hayat olmalı. Dünyayı dolaşmak ve birbirinden güzel şeylere modellik etmek," dedi. "Evet öyle." Elif o kadar çok ilhamla dolmuştu ki yemek esnasında önüne konulan lezzetli yemeklerden zar zor yiyebildi. Zihni uğulduyordu ve parlak renkli bir koleksiyon planlarken kafasında renkler ve kumaş tasarımları dönüyordu. Sonunda yemek sona erdi. Garsonlar masayı topladı ve onlardan uzaklaştılar. Levent, hâlâ yarı dolu şarap kadehini eline aldı ve Elif'e de aynısını yapması için işaret etti. "Bir süreliğine terasa çıkalım. Yatağa gitmek için biraz erken," dedi. Elif kaşlarını kaldırdı. Süiti paylaşmak için odalarına çıkmaları gereken süreyi mi uzatıyordu? Elbette gergin değildi değil mi? Dudaklarını alaycı bir gülümseme ile kıvırdı. "Ne zamandan beri yatağa gitmemiz için çok erken olduğunu söylemeye başladın? Geçmişte epeyce erken yatağa gittiğimizi hatırlıyor gibiyim?" Levent'in bakışlarında parıldayan bir ışık belirdi. "Aramızdaki sorun asla seks değildi değil mi?" Elif, onu duymazdan gelir gibi Levent'e döndü. "Teras kulağa iyi bir fikir gibi geliyor." Kendi bardağını da alarak Levent'i takip ederek dolunayın parladığı terasa çıktı. Bir süre sonra terasta rahat minderlerin yerleştirildiği bambudan yapılmış şezlonglarda, önlerinde lezzetli ve ferahlatıcı kokteyl bardaklarıyla oturuyorlardı. Elif gözlerini önündeki çarpıcı manzaradan alamadı. Dolunay ışığında koyu yeşil bir renge bürünmüş tepeler ve uzaktaki liman ile serpiştirilmiş küçük bir açık hava tiyatrosu da dahili olmak üzere antik kalıntılar bulunuyordu. Burada Levent ile birlikte olmak, özellikle de çok yakın oturup ellerinden birini tutarken sarhoş hissetmesi için yeterliydi. Seks dışında iletişim kurmamışlardı. Sevişmek etkili iletişim için iyi bir alternatif değildi. Yabancılar bile birbirleriyle mükemmel iyi seks yapabilirdi. Şüphelerini, korkularını ve güvensizliklerini onunla asla paylaşmamıştı ve o da kendininkini hiç paylaşmamıştı. "Aslında bence sorunun büyük bir parçasıydı." Levent elinde kadehiyle taş korkuluklara yaslandı. "Ne demek istiyorsun?" Ses tonunda bir ihtiyatlılık vardı. Elif, yarım metre uzakta durmak için terasta onun karşısına geçti ve şarap kadehini korkulukların arasına yerleştirdi. İhtiyacı olan son şey dilini çözecek daha fazla alkoldü. "Sanırım birlikte sahip olduğumuz kimyayı başka şeylere olan dikkatimizi dağıtmak için kullanıyorduk." "Ne gibi başka şeyler?" diye sordu Levent. Sesinde anlaşılamayan bir duygu yumağı vardı. Yaslandığı yerden yarı yarıya dönüp ona baktı ama Elif'in arkasından gelen ay ışığı onu duyguları okunamaz bir gölgeye dönüştürmüştü. "Bir şey üzerinde tartıştığımızda ilk etapta neden tartıştığımızdan oturup bir şeyler konuşmak yerine barışmak için seksi kullanırdık." Dudaklarını yaladı ve devam etti. "En başından beri içine sürüklendiğimiz bir kalıptı. Kavga ve seks yapmak. Altta yatan sorunu hiçbir zaman çözmedik." "O sorun neydi?" "Birbirimizi fiziksel olarak tanıyorduk ama duygusal olarak tanımıyorduk." Levent, ay ışığındaki manzaraya bakmak için biraz hareket etti. Alnı ve kaşlarını çatılmaktan dolayı kırışmıştı. "Ayrılığımızdan tamamen senin sorumlu olduğunu söylemiyorum," dedi. Şarap kadehini o kadar sıkı tutuyordu ki kırılabileceğinden endişeleniyordu. "Bana mutlu olmadığını söylemeliydin," diye ekledi. Elif yumuşak bir nefes aldı. "Bilmiyorum." Omuz silkti ve devam etti. "Belki de bir kariyere sahip olmanın benim için ne kadar önemli olduğunu anlayacağını düşünmediğim için seninle konuşmayı düşünememiş olabilirim." Aralarında bir sessizlik oldu. Levent, diğerlerinden kopmuş bir saç telini yüzünden uzaklaştırmak için uzandı. "Üzgünüm bunun senin için ne kadar zor olduğunu fark etmedim." "Demek istediğim birbirimizin görüşüne zar zor dayanabildiğimiz halde delicisine aşıkmışız gibi davranmak..." Levent çenesini çıtlattı ve bakışlarını ona dikti. İfadesi ciddiydi. "Benden bu kadar nefret mi ediyorsun?" Sorun şuydu ki ondan hiç nefret etmiyordu. Tam tersi ona delicesine, derinden çılgınca aşıktı. Onu inkar etmeye, saklamaya, gizlemeye çalışmıştı ama ondan gizlemek mümkün olsa da kendinden saklayamamıştı. Levent'in annesi de bunu fark etmişti. Yaşlı kadın Elif'in reddedilme korkusuyla kilit altında tuttuğu duyguları sezgisel olarak hissetmişti. Elif, gözlerinin ta içine baktı ve nabzının çırpınışını görmezden gelmeye çalıştı. Vücudunun şehvetli iç çekişini kalçaları onunkine karşı aynı hizaya gelene kadar onu daha da yakınlaştıran manyetik enerjiyi görmezden gelmeye çalıştı. "Hayır. Senden nefret etmiyorum..." Sesi bir fısıltı gibiydi. Şu anda saçlarının teliyle oynayan gece esintisi kadar yumuşaktı. Levent Elif'in yüzünü elleri arasına aldı. Bakışları hâlâ onun üzerindeydi. Eğildi. "Yapsaydın daha kolay olurdu biliyorsun." Sesi şarap kadehlerinin üzerinde durduğu taş korkuluklar kadar sertti "Neden?" "Çünkü o zaman bunu yapmayı o kadar cazip bulmazdım." Uzun ve tüm duyularını uyuşturan bir öpücükle dudaklarını onun dudakları üzerine yapıştırdı. Titremeler birer elektrot gibi omurgasından yukarı ve aşağı doğru koşturdu. Dili erotik bir niyetle ağzına girdi. Elif inleyen bir ses çıkardı ve kollarını etrafına sararak onu daha da yakınlaştırdı. Öpüşmesini derinleştirmek için başını çevirdi ve sıcak bir özlem telaşı onu yoğunluğunda neredeyse boğdu. Levent'i öpmek yeterli değildi. Onun kalın sert varlığını en çok ihtiyaç duyduğu yerde hissetmek istiyordu. Levent, ihtiyacını hissederek ona karşı hareket etti ve sert bir nefes aldı ve ona daha sıkı bir şekilde sarılıp öptü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD