Ortamdaki oksijen yetmiyor gibi hissederken, göz yaşlarım durmuyordu sessiz sessiz, biri beni öldürmek istemişti hâlâ istiyordu kimdi belli değildi ama tek bir kişi kalbimi sıkıyordu.
"Tamam yeter kesin sesinizi! Bu işe kalkışacak sadece tek kişi var belkide geçmişteki hesabını kapatmaya çalışıyordur ha! Bilemeyiz, zamanında öldürmediniz ama eğer bu işte parmağı olduğunu anlarsam onu Mardin meydanında sallandırmazsam bende Boran Asparşah değilim!" Öfkeyle konuşması ile daha da gömdüm başımı abimin göğsüne. Kimseyle konuşmak istemiyor, görünmek bile istemiyordum.
Ayakta duracak dermanım yoktu, korkuyordum tekrar aynı anları yaşamaktan korkuyordum gerçektende amcam hesabını kapatmak için geri gelmiş olabilir miydi? Onca yıldan sonra tekrar peşime düşmüş olabilir miydi?
Agit Riva?
Abimin gömleğini sırtından daha da kavradığımda dizlerim hepten titremeye başlamıştı sesler kulağıma uğultulu bir şekilde geliyordu artık, "Güzelim." abimin sesi bir fısıltı gibi kulağımdan içeri sızdı, kendimdeydim hâlâ sadece fazla yorgun ve bitkin hissediyordum.
Daha doğrusu bitik.
Abim sırtımı sıvazlarken, "Tenin iyice beyazladı senin, bu böyle olmaz bir baktıralım sana." dediğinde daha da sıkı sarıldım gözümden yaşlar yine akmaya başlamıştı bu sefer daha yavaş bir şekilde. Sığınıcağım tek kişi yine oydu bana söylediklerini bir süre unutmayı tercih etmiştim çünkü ondan başka yaslanacağım kimsem yoktu bu kadar yakın.
"Bak sen suçlu falan değilsin anlıyon mu. Eğer dediğin gibiyse bunu yapanı bulup geberteceğiz bir daha buna cesaret bile edemez! Henüz hiç bir şey net değil, yemeğin zehirli miydi onu bile net olarak bilmiyoruz tamam mı?" Saçlarımı okşarken sarf ettiği kelimeler yalan yok biraz durultmuştu beni, "Bak Hevdem iyi sende topla kendini bende bu olayı çözeyim." başımı hafif geri çektiğimde yavaşça onayladım onu.
Abim bir şey diyecekken annem yanımızda belirdi ben ona ihtiyaçla bakarken en azından bir kızım dese bile yeterdi, teselli etse senin suçun değil dese yeterdi. "Anne," dedim içli içli ama o yüzüme bile bakmadan duymamazlıktan geldi beni, "Ferman bir oda ayarla orada kalsın Gece, bizde toparlanalım." Sesi sert çıkıyordu neden böyleydi anlamıyordum, abimde neler düşündüğümü hissetmişti tıpkı koridordaki diğerleri gibi büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım yine.
Burukça gülümsedim ve elimin tersi ile yanaklarımı sildim, abimin kolumu hafifçe tutmasıyla ona döndüm, 'hadi' der gibi kafasını sallamasıyla onunla birlikte ardımı döndüm ve koridordan yavaş ama dik adımlarla çıktım, elbet yaptıkları yüzünden pişman olduğu günler gelirdi.
🔗🔗🔗
Hışırtılı sesler duyuyordum ama gözlerimi açmak istemiyordum fazlasıyla uykuluydum, uyku ile uyanıklık arasında kısık tutmaya çalışsada sesini duyuyordum.
"Ne var lan! Tamam biliyorum. Gözünüzü dört açın en ufak bir problem istemiyorum. Buna sebep olan olmaya niyetlenen herkesi bir bir yok edeceğim!"
Ses kesildiğinde onun burada ne işinin olduğunu düşünüyordum, hareketlendiğini hissettim ama kıpırdamadım bile, oda yüksek ihtimalle karanlıktı çünkü uyumam için abim perdelere kadar kapatmıştı dışarda gün ağırsada kaldığım hastane odası karanlıktı.
Önüme geldiğini hissettim hareketlerinden, amacı neydi neden odamdaydı ve kimse görmemiş miydi anlamamıştım, dahası bu cesareti nereden buluyordu. Omuzumdan aşağı düşmüş örtüyü yavaşça yukarı çıkararak üstüme örttü, nefes dahi almamalıyım belki ama anlamaması için gayet düzgün alıp veriyordum ama kalbim heyecandan mı bilinmez fazlasıyla hızlı atıyor göğüs kafesimi zorluyordu bu kadar heyecan bana zararlıydı! Dahası ben niye uyanıp bu adama haddini bildirmiyordumki.
Parmakları omuzumun üstündeki örtüden ayrıldı ve şakaklarıma vardı yüzüme düşen saçlarımı yavaşça geriye doğru çekti heyecandan kirpiğimi bile kırpmamak için zor duruyorken nefesini yüzümde hissettim. Kalbim sıkışmaya başladı sanki örtünün altındaki elimin titrediğini hissediyordum ama tek bir tepki bile veremiyordum inme inmiş gibi hissetmem normal değildi, belkide tüm bunlar hayaldi rüyaydı gerçek değildi, ama burnuma dolan koku rüya tezimi çürütüyordu. Bu onun kokusuydu.
Nefesi dudaklarımın üstüne çarptığında saçımdaki eli yavaşça okşamaya başlamıştı... bu, bu fazlaydı.
"Senin saçının teline zarar gelse yakamayacağım hiç kimse yok. Bu ailemden olsa bile." kısık sert sesi kulaklarıma dolduğunda yüreğimde bir burukluk hissi peyda oldu.
Şakağımın biraz üstüne saçıma dudaklarını bastırdığında avucumdaki örtüyü daha da sıktım. Ben astım hastasıydım ve bunlar çok fazlaydı ama! Dudakları yavaşça ayrıldı ve o da benden yavaşça uzaklaştı.
Odadan çıktıktan sonra tuttuğum nefesimi bıraktım, Boran Asparşah bana nasıl bu kadar yaklaşabilirdi dahası bu ilgisinin nedeni tam olarak neydi, beni seviyor muydu? Seven insan sevdiğinin canının yanmasına izin verir miydi peki?
O kadar çok karmaşık bir durumdaydımki ölsem dahi kurtulamazdım, parmağımdaki soğuk metalin hissi daha da ağır basıyordu yüreğime, onlarca hayallerim arasında evli bir adamla evlenmek hiç bir şekilde yoktu beni sevip sevmemeside umurumda değildi, karısı varken bir başkasını sevilebilirmi ki ona karşı hiç mi bir şey hissetmiyordu dahası bu evlilik olursa iki kadın arasında ne yapacaktı. Terazi eşit olacak mıydı.
Gözüme bir daha uyku girmedi toplam 4 saat uymuştum ve saat öğleni geçiyordu, kapının açılmasıyla yengem içeri girdi elindeki poşeti bana uzatınca, "Konaktan getirttim üzerinide değiş sonra bir şeyler yeriz." Poşeti elime aldığımda yengem kendini koltuğa bıraktı geceden beri uyumamıştı ama uyandığımda odadaydı ona Boran Ağa'yı sorsam mı diye düşünmüştüm ama sonra vazgeçtim, yengem onun buraya girmesine izin vermezdi e abim odanın önüne adamlarını koymuştu o zaman bu adam buraya nasıl girmiştiki?!
"Gece!" yengemin sesi ile irkilerek kendime geldiğimde kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu, "Gidip giyinsene kızım neyi bekliyorsun." demesiyle sersemce kafamı sallamış tuhaf bakışları altında odadaki banyoya girmiştim.
Üzerime bebe mavisi üzerinde beyaz ufak çiçekler olan bir elbise giyinmiştim, belden oturtmalı dizlerime kadar gelen uçuş uçuş uzun kollu bir elbiseydi ve oldukça rahattı. Ayaklarımada çoraplarımı ve beyaz spor ayakkabılarımı giydim saçlarım salık dururken solmuş ve beyazlamış yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra odadan çıkmak için hazırlandım, bir an önce Hevdem'i görmeliydim.
Odaya girdiğimde yengem telefonla konuşuyordu, "Tamam Fisun zaten bir kaç saate gelirim." dedi, kızı Rona'yı gece buraya gelirken Nüvit yengemlere bırakmıştı. Telefonu kapattığında arkasını döndü, "Heh çıkmışsın, hadi kafeteryaya inelim." demesiyle kafamı olumsuzca salladım.
Elimdeki poşeti koltuğun üzerine bıraktım, "Yenge canım hiçbir şey istemiyor o yüzden sen git ye bir şeyler ben Hevdem'e bakacağım."
"Tamam da kimseye göstermiyorlar ki şu an, hem aç aç mı dolaşacan kızım yürü hadi."
"Yen-" lafımı kesen kapının tıklatılmasıydı , "Gece, müsaitmisiniz." Abimin sesini duymamla direkt cevap verdim, "Gelebilirsin abi."
İçeri girdi üçümüzde ayakta karşı karşıyaydık, Ferman abimin gözleri kıpkırmızıydı ve yüzü yorgunlak çökmüştü bu görüntüsüne içim sızlamıştı.
"Noldu bir gelişme falan mı var." Diye sordum.
"Hevdem'i yarım saate normal odaya alacaklar haber vereyim dedim." Duyduklarımla günler sonra ilk defa gülümsemiştim bu mükemmel bir haberdi, "Allah'ım sana şükürler olsun." Yengemin dediklerine kafamı sallamış tekrar abime bakmıştım bir şeyler daha vardı söylemediği belliydi, "Bir sorun mu var abi hayırdır."
Gergince ensesini kaşıdı, "Yani, ne diyeyim bilmiyorum ki." demesiyle kaşlarımı çattım, "Bu olayla ilgili gelişmemi var."
Sıkıntılı bir soluk verdi, "Ay çatlatma Ferman anlat işte." yengemin isyankar bir şekilde.
"Birazdan polisler ifadeni alacak babamların bizim ifademizi falan aldı ama asıl seninki önemli, e tabi bir de Hevdem'in ki. Her neyse onlar kolayda asıl sorun başka..." Dişlerini sıkmaya başlamasıyla sinirlerine hakim olmaya çalıştığını anlamıştım, "Galiba cidden senin yemeğine zehir koymuşlar ve en önemlisi bunu kimin yaptığını biliyoruz," demesiyle gözlerim şaşkınlıkla irileşti, "Yani galiba."
"Kimmiş Ferman! Kim böyle bir şey yapabilir." Yengemin öfkeli sesi kulaklarıma dolduğunda gözlerimi abimden ayırdım kısa bir an, "kimden şüpheleniyorsun ya da emin misin." diye sordum kısık sesle.
"Aysun yapmış." dedi tek çırpıda, bir kutu boyayı önüme pat diye devirmiş gibi.
"Ne!" İkimiz ağzından da aynı şey dökülmüştü yengemle.
"Ah, ah o karıda vardı, zaten bir boklar. Ben dediydim anana bu kız fena bir şeye benziyor diye. Pis kart karı. Kocası bunu bırakıp kurtulmuş bizde kapımızı açmışız doyurmuşuz onun yaptıklarına bak! Boşuna dememişler acıma yetime gelir koyar gö-"
"Yenge!" Yüksek sesimle ancak kendine gelip sustuğunda uyarıcı bakışlar attım taramalı tüfek gibi saydırmaya başlamış düşünmeme bile izin vermemişti.
Abime döndüm sabırla, "Tam olarak ne biliyoruz abi düzgün anlatır mısın şunu."
"Dün akşam yemekten sonra evine gitmiş eşyalarını toplamış ve sevgilisiyle kaçmış her yerde onu arıyoruz ama en önemlisi ona bunu kimin yaptırdığı, sana tek başına böyle bir şey yapamaz bir nedeni yok çünkü ki olsada yapamaz ama yinede arkasında kim var bulmamız lazım." Çakır gözleri deli gibi yanıyordu.
"Aysun böyle bir seyi nasıl yapar anlamıyorum." Sesim kısık çıkmıştı.
"Muhtemelen para karşılığı yaptı en önemlisi çocuğunu almadan kaçmış gitmiş."
"Nasıl ya, neden!"
"O kadar para yardımı yapıyorduk eve bir gittik çocuk pislikten görünmüyordu, çocuğuna bile bakmıyormuş ve biz bu kadını şimdiye kadar yanımızda barındırmışız! İnanabiliyor musun?" Bunu nasıl yapardı peki o çocuğun suçu neydi hiç mi önemsememişti yani onu.
"Çocuğu naptınız peki." Diye soran yengemdi.
"Aldık hastaneye getirdik sonrasına da Allah büyüktür. "
"Şimdi benim yüzümden mi annnesiz kaldı," ben olmasaydım kimse ona para teklif etmez o da çocuğunu bırakmazdı.
Abim ellerini omuzuma koyduğunda, "Yüzüme bak," dedi başımı hafifçe kaldırdım ona, "Hiç bir şeyden sorumlu değilsin, eğer evladına değer veren bir anne olsaydı bunları kabul etmezdi o çocuğun halini görmedin Riva sen, resmen biraz daha kalsa açlıktan bakımsızlıktan ölürmüş o çocuk. Aldığı paranın hepsini sevgilisiyle yiyormuş. O yüzden kendini asla suçlamaya kalkma." abimin dedikleri ile zorlukla kendime geldim bitik bir haldeydim geldimi üst üste geliyordu ve yetişemiyordum hiç birine, hem abim haklıydı ama aklı varsa yakalanmazdı yoksa onu elimden kimse alamazdı.
Şimdi ise aklımı sürekli karıştıran yine uykularıma kadar beni engelleyen o soruyu sordum tereddütle, "Peki Boran Ağa'nın dediği gibi Agit amcam olamaz mı?"
"Sanmam çünkü babam kesin konuşuyor o yapamaz diyor hem bunca yıl bekleyip şimdi böyle bir şeye kalkışması saçma olur." Kafamı salladım sadece.
"Başımızdan bela eksik olmuyor resmen en yakın zamanda bir kurşun döktürsek iyi olacak valla." Yengemin sıkıntılı sesi ile göz devirdim bunu daha yeni mi fark ediyordu asıl sorun yoksa sorun vardı bizde.
Abim derin bir nefes alırken yengeme, "Yengem Jiyan amcam seni bekliyor eve gidin artık siz, akşama doğru gelir görürsünüz Hevdem'i de merak etmeyin." Abim dediklerinde haklıydı yengemde onu onayladığında bizimle vedalaşmış gitmişti ve abimle odada tek kalmıştık hâlâ aramızda bir soğukluk ve duvarlar vardı ve kolay aşılacağınıda pek sanmıyordum dahası beni öldürmek isteyen biri varken.
Aysun böyle bir şeyi nasıl yapardı anlamıyordum bu kadar mı para düşkünü ucuz bir insandı.
"Konuşalım mı biraz." Abimin yumuşak sesiyle yorgunca baktım ona kolumdan nazikçe tuttuğunda yatağa oturduk ikimizde, "Sana neden o gün öyle davrandım anlatmamı ister misin?" çiftlikteki kavgamızdan bahsediyordu ve nedenini mi söyleyecekti en önemlisi mantıklı nasıl bir nedeni olabilirdi ki?
"Yaptıklarını ve söyliyeceklerini haklı çıkaracak nasıl bir açıklaman olabilir ki." dedim soğuk bir sesle burukça gülümsedi ellerimi avucuna aldı ve dizlerimin üstünde tuttu, "Haklısın dediklerimi savunmayacağım zaten sadece uzun süredir içimde tuttuğum bazı şeyleri anlatmak istiyorum." Kaşlarım merakla çatıldı.
Abim güçlükle yutkundu ne anlatacaktıda bu kadar zorlanıyordu, "Yıllar önce ilk defa aşık oldum Gece." Gözlerim şaşkınlıkla açıldı bir sevda problemi olduğunu biliyordum ama anlatmasını beklemiyordum.
Bakışlarını yere çevirdi hâlâ ellerimi tutuyordu, "Çok sevdim Gece, ilk defa o kadar mutluydum ki anlatamam bir sevgisi vardı içimdeki tüm acıyı boşluğu yo ediyordu . Bir bakışı yetiyordu içimi eritmeye. O da seviyordu beni, iki yıl yürüttük ilişkimizi onunla evlenmek istiyordum ama bu çok zordu." Kaşlarımı çattım, "Nas-"
"Lütfen soru sorma. Zaten zor topladım cesaretimi." Onu başımla onayladım.
"Sadece biraz mücadele etmemiz gerekiyordu sabretmemiz, en önemlisi biz birbirimize ne olursa olsun ayrılmayacağımıza karşımıza çıkan hiç bir engelde sevdamızdan vazgeçmeyeceğimize söz vermiştik." Sesi titriyordu resmen ben abimi hayatım boyunca ilk defa böyle görüyordum o kadar çok sevmiş ve hâlâ sevdiği sesinden bile anlaşılıyordu ama ne olmuştu onlara, ellerini çekti elimde ve yüzünü sıvazladı, kendine gelmek için.
"Sonra birgün bir haberi geldi, başkasıyla kaçmış dediler." histerik bir gülüş firladı dudaklarından en önemlisi bu kadar severlerken nasıl başkasıyla kaçabilmişti, "İnanmadım ne olursa olsun inamadım çünkü bana olan aşkını gözlerinden görürdüm, aşiretler toplandı öldürmek istediler, sonra bir şekilde ulaştım ona telefonla, ne olursa olsun kabulümsün dedim o ise artık bizden olmayacağını hayatını böyle bilinmezlikle geçiremeyeceğini en önemlisi benden vazgeçip o adamı sevdiğini söyledi uğruna ölecek kadar..." Gözümden bir damla yaş aktı abim için, "Berdel yaptılar o da kaçtığı adamla evlendi unuttu beni, ama ben unutamadım Gece bu çok ağır bir şey sevdiğinden böyle bir ihanete uğramak çok ağır, "elimi sırtına yasladım destek olmak istercesine ama pek bir yararı olamazdı.
"At çiftliğine gittiğimiz gün onu çarşıda gördüm kocasıyla el ele, unutmuş beni zaten niye unutmasın ki yıllar geçmiş aradan, o günde onun acısı ve siniri ile sana patladım kimseye anlatamıyordum iş stresi aşiret sorunları sonra lanet olası bu evlilik meselesi derken en suçsuz sana patladım." Dakikalar sonra tekrar gözlerini bana çevirdi yine ellerimi tuttu, "Fisun'u yanıma almam sadece biraz olsun kendine gelmesi ve bir şeylerin sorumluluğunu almasını istediğimden o da benim kardeşim sende, seni yanıma almadıysam sadece seni korumak istediğimdendi." dediklerinden ne çıkaracağımı saşırmıştım aşk acısana mı üzülsem Fisun'un sadece çalışıcağını zanneden abime kızsam mı bilemedim ama onu affedecektim kırgınlığımın geçmesi zaman alsada şimdilik affetmek istiyordum zaten ondan başka sığınıcağım kimsemde yoktu neredeyse.
"Söylediklerim için özür dilerim, niyetim asla seni kırmak üzmek değildi o an haksız yere sana patladım, babamların beni senin yanında durmam için konuştuğu falanda yok onlar sadece istemeden ağzımdan dökülenlerdi Kur'an çarpsın." Beklentiyle yüzüme bakarken hiçbir şey demeden sıkıca sarıldım boynuna çok geçmeden o da sarılmama karşılık verdi sıkıca, "Abimi affetmeyeceğimde kimi affedeceğim ama kırgınlığımın geçmesi zaman alır bil, he birde arada bir süründüredebilirim seni haberin olsun." dediğimde gülmeye başladı, geri çekildim. "Kızım sen süründürmüyon intihara kadar sürüklüyon." demesiyle kaşlarımı çattım, "Ohoo sen şimdiden bıktın bakıyorum." Ters bir şekilde konuşmamla kolunun altına çekip sarıldı aynı anda saçıma öpücükler koyarken, "Ulan varya senden bıkan ölsün lan." Kahkaha attım.
"Öyle deme ya Mardin'de insan kalmaz." dedim gülerek o sırada çalan kapıyla yerimde dikleştim abim gir dedikten sonra içeri giren polis memurları ile ifade vereceğimi anladım. Geçen süre zarfında ifademde tüm bildiklerimi ve sorulan soruları cevapladım polisler gittikten iki saat sonra abimle Hevdem'in odasına gelmiştik ve annemin çıkmasını bekliyorduk, Asparşah'lardan kimse yoktu demekki gitmişlerdi.
Hastaneye ziyarete gelmek isteyenlere izin vermiyordu babam amcamlarda bu işin arkasında kim varsa öğrenmek için gitmişlerdi yani şuan sadece babam annem abim ve ben vardık hastanede birde korumalar tabii.
Ayağımı stresle oynatırken, abim,"Korkmuyorsun demi." diye sormasıyla anlamazca baktım ona, "Diyorum ki bunu yapanlardan korkma tamam mı bir daha böyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceğiz," dediğinde anlamıştım, korkuyordum tabii ama benim için bu kadar uğraşırlarken ve yanlız kalmama izin vermeyeceklerini bildiğimden o kadar da korkmuyordum ya da şu an tek istediğim Hevdem olduğundan umursamıyordum sonuç olarak hepimiz ölücektik.
"Beni öldürmek isteyen kişide biraz cesaret olsaydı adam gibi karşımıa çıkardı abi ama yinede korkmuyorum merak etme." Verdiğim cevaptan tatmin olmuş gibi gülümsemişti.
Karşımızdaki kapının açılmasıyla annem ile babam çıktı ayağa kalktığımızda bakışlarım babamda geziniyordu, "Bir sorun yok değil mi." Diye sordum babama.
Sert yüz ifadesi bozulmazken, "Bir şeyi yoktur git gör sende, sonra da konağa dön." demesiyle kaşlarımı çattım, "Hevdem nolacak?!"
"Anan kalacak yanında merak etme sen ne diyorsam onu yap." Otoriter sesi sinirlerimi bozmaya başlarken üzerine doğru bir adım attım, önce ona attığım adıma sonra tekrar gözlerime baktı, "Ben Hevdem'e refakatçi olacağım siz çok yoruldunuz siz gidin konağa." dedim kararlılıkla.
Annem koluma dokunup ona dönmemi sağladığında ona baktım yorgun ama yinede sağlam duruyordu, "Benim kalmam daha doğrudur hem hâlâ daha bunu yapanlar yakalanmadı biliyorsun." Derin bir soluk çektim içime, "anne ben korkmuyorum, hem onca adam var etrafta bir şey olmaz merak etmeyin, hadi görüşürüz." Der demez konuşmasına izin vermeden yanından geçip arkasındaki odaya girdim.
Kapıyı ardımdan kapattığımda ise beyaz holü geçtim yavaşça, kalbim ağzımda atarken Hevdem'in solumda kalan yatağının ayak ucunu gördüm, duraksadım odayı dolduran makine sesleri sinir bozucu bir hava katmıştı ortama, "Abla hâlâ küsmüsün ya!" Hevdem'in çatallı kısık sesi kulaklarıma ulaştığında kendime gelmiş gibi irkilmiş ve yatağa doğru gitmiştim.
Hastane kıyafetleri içinde yatakta uzanan solgun yüzlü Hevdem'in yanına hızla oturdum maskeyi çenesine indirmişti onu geri ağzına taktığımda yorgun gözlerini benden ayırmıyordu, "Küs falan değilim akılsız. Sadece biraz süründürmek istemiştim o kadarcık." Yanağını oksadığımda gözünden bir damla yaş akmıştı serum takılı olan elini alıp tersine bir öpücük kondurdum. "Özür dilerim." dedim titreyen sesimle.
Maskesini çıkarmak istediğinde izin vermedim, cerrahi boneden fırlayan saçlarını okşadım, "Bir daha seninle küsmeyeceğim yani tabiki kızarım döverim ama küsmem yani." dudaklarım iki yana kırılırken onunda gülümsediğini gördüm. Yanımda olan hiçbir zaman benden sıkılmayan tek kız arkadaşım Hevdem'di, genetikte öz olmasada candan öte kardeşimdi.
O amcamın kızıydı.
Agit Riva'nın kızı Hevdem Riva. Annesi yani yengem o doğduktan 8 ay kadar sonra rahim kanserinden ölmüştü, babasıda yaptıkları yüzünden Mardin dahil Doğu'dan sürgün edilmişti.
"Nasıl sağlam beddua ettiysen artık bu haldeyim." Dedi boğukça gülerek. Tersçe baktım ona.
Henüz kimse gerçekleri anlatmamıştı basit bir yemek zehirlenmesi zannediyordu sadece, her ne kadar onun buna inanmadığını anlasamda.
"Ağrın var mı?" diye sordum şefkatle, dolu gözleri ile olumsuzca salladı başını, "Yakında çıkarız hastaneden merak etme eve gidelim ellerimle bakacağım sana. Değerimi bil bak kimseye nasip olmaz böyle şey, ne istersende yapacağım Vallahi, yeterki sen hemen iyileş tamam mı?" Güldü ama gülerken canı acımış olmalı ki yüzünü buruşturdu acıyla endişeyle dikleştim olduğum yerde, elimi o tuttu bu sefer güçsüz parmakları ile, "Abla beni seviyorsun demi." Zorlukla kurduğu cümleye güldüm, "seni sevmeyen ölsün be gülüm."
"Desene Mardin'de adam kalmaz." Kurduğu cümleye daha da güldüm bu kızla her yönden mi aynıydık ya biz.
Maskeyi çıkarmaya çalıştığında bu sefer durdurmadım onu, "Gelen giden oldumu buraya abla," diye sordu pürüzlü sesiyle, "Yani gece amcamlar geldi Leyla yengem falan geldi, babamlar izin vermedi zaten diğerlerinin gelmesine." Lakin Hevdem kafasını sallasada, "Başka kimse gelmedi mi?" diye sordu yine kaşlarım hafif çatıldı, "Başka kim gelsin istersin sen Hevdem?" Diye sordum gözlerimi kısarak, Hevdem korkudan mı bilinmez yutkundu.
"Ama gece Boran Ağa ile babası Bertan ağa'da gelmişti tabi onlardan başka kimsede yoktu." Kafasını salladığında onu zorlamadım bu haliyle, elbet söylerdi zamanı gelince gizli damadımızı.
Geçen sürede Hevdem yorgun düşüp tekrar uyuduğunda bende dışarı çıkmıştım kapıdaki adamlara kısa bir bakış attığımda Cahit'le göz göze geldim, yanına gittiğimde abimin nerede olduğunu sormuştum.
Cahit saygılı bir biçimde dururken, "Bir saate geri döneceğini söyledi Hanımağam sizede ben göz kulak olacakmışım." demesiyle kaşlarım havaya tırmandı yavaşça, "Hadi ya kim diyor bunu?" dedim alayla, Cahit yutkunurken, "Vallahi hanımım Ferman ağamın kesin emiri nereye giderseniz oradayım bende." demesiyle ya sabır çektim.
Saçımı geriye doğru attım, "Bak Cahit benim canımı sıkma ayrıca tamam, zaten bu durumda salak değilim herhalde tek başıma gezeyim." dediğimde, "Estağfurullah," deyişine göz devirdim.
"Cahit biliyormusun biz seninle iyi ortak oluruz ha!"
"Af buyur." Dediğinde güldüm. Yürümeye başladım aynı zamanda beni takip ediyordu, "Diyorum ki senden iyi işbirlikçi olur hem herkesin bir fedaisi var sende benim fedaim ol fenamı benim neyim eksik onlardan." keyfim yerine gelmişti biraz olsun hem Hevdem'imde iyiydi birde şu suikastçı yakalandımı tamamdır o zaman.
Cahit, "Hanımağam siz emredin ben gerçekleştireyim." Cahit gaza gelmiş gibi konuşurken alt dudağımı ısırdım, "Emir değil Cahit istek diyelim." Asansöre bindiğimizde kısa sürede giriş kata inmiştik, kafeteryaya gitmek için koridoru ilerliyorduk, bir diğer yöne sola dönmüştük ki öfkeyle Merih'i kolundan tutan Boran Ağa ile karşılaşmayı beklemiyordum.
"Salak salak hareket etmeyi kes lan bunun hesabını nasıl vereceksin ha!" Merih'e öfkeyle bağıran Boran Ağa ile gözlerim fal taşı gibi açılmıştı neler dönüyordu burada böyle.
Merih öfkeyle kolunu çekti abisinden bu duruma karşı daha da öfkelendi Boran Ağa ama Merih yine de geri adım atmamıştı ve dilinden dökülen kelimeler bana koca bir "Hassiktir." dedirtmişti.
"İsterse bütün Riva aşireti beni tek tek kurşundan geçirsin. Ölüm ise ölüm, ben cezam neyse çekerim umurumda bile değil Boran Ağa!"
🤍Bölüm Sonu🤍