"Yanlış İnsanlar"
Koridorda kimsenin olmadığına mı sevinsem yoksa Boran Asparşah ve Merih'in kavgalarına mı şaşırsam anlamamıştım. Neden buradaydılar hâlâ dahası neyin hesabından bahsediyorlardı bunlar.
Aslında kendi üzerime alınmamda saçmaydı neticede burası bir hastaneydi ve pekâla kendileri içinde gelmiş olabilirlerdide ama yanlış bölümde olduklarını söylemeliydim, bildiğim kadarıyla ruh ve sinir hastalıkları bölümü bir üst kattaydı.
Düşününce bunlar aile boyu komple seanslara katılsalar hastane bir aya kalmaz milyoner bile olabilirdi bu ekonomik açıdanda iyi olabilirdi sonra da bana bol bol dua ederlerdi tabii, Allah'ım ne kadar akıllı kızım tek taşla kaç milyon kişinin hayatını kurtaracaktım belkide.
Koskoca koridorda bir onlar bir biz vardık ve Merih'in sözleri ciddi anlamda kafa karıştırıcıydı aklıma gelen ve deli gibi korktuğum bir ihtimal vardı ve bunun olması bir felaket olurdu.
"Abi anlamıyor musun görmem gerek onu, dünden beri kafayı yiyorum burada sen gelmiş ne diyorsun!" Merih'in sinirli sesi koridorda yankılandığında etrafını kolaçan etmek isteyen Boran Ağa'nın başını bize çevirmesiyle göz göze geldik. Anında gerildim.
Beni görmeyi beklemediği her halinden belliydi lakin sorun bu değildi sorun tam olarak Merih'ti!
Aklımda onlarca düşünce vardı hangisi mantıklıydı hiç bilmiyordum, dünden beri kim için bu kadar üzülmüştü bu adam?! Neye ölümse ölüm diyordu?!
Merih'te Boran Ağa'nın baktığı yöne baktığında o da beni görmeyi beklemiyordu ama asıl ben onu bu şekilde görmeyi hiç beklemiyordum. Fazlasıyla... Dağılmış gibiydi?
Boran Ağa bana adımlamaya başladı duruşumu dikleştirdiğimde bakışları bedenimi bir şahin gibi keskin dikkatli ve hızlı bir şekilde incelemiş kehribar rengi gözlerinin odağı sonunda tekrar buz mavisi gözlerim olmuştu. Karşımda durduğunda Cahit'inde yanıma yaklaştığını farkettim bakışlarım ona kaydığında çatık kaşlarla Boran Ağa'ya baktığını gördüm, "Cahit sen biraz geride dur lütfen." diye uyarmam ile bana bakmıştı, "Hanımağam," itiraz eder gibi çıkan sesiyle uyarı dolu bakışlar attım, yavaşça gerilediğinde tekrar önümdeki adama baktım, "Neyden bahsediyor Merih." diye sordum soğuk bir sesle.
Ama sorduğum soru yerine, "Senin ne işin var aşağıda tek başına!" diye birden yükselmesiyle şaşırmıştım. Bu adam manyaktı.
"Sanane Boran Ağa sana hesap mı vereceğim." diye çıkıştım sert bir şekilde kaşları dahada çatılırken bakışları delici bir hâl almıştı 'kormuyorsam Allah belamı versin' derdimde zaten verdi vereceğini.
Alayla güldü kehribarları kısıldı, "Parmağında benim yüzüğümü taşıyorsan bana hesap vermek zorundasın demektir Gece!" Dişleri arasında tıslayarak konuşması ile daha da gerildim ama aksine başımı daha da dikleştirip gözlerine daha da net baktım, "Değil bir yüzük bin tane yüzük de geçirsen parmaklarıma, ben istemediğim sürece kimseye hesap vermem, hele sana asla." Kaşları havalandı bir dediklerimle, karşımda Mardin Ağası Boran Ağa vardı ona kafa tutmak hiç kolay olmasada damarım tuttumu kimseyi tanımazdım. Üstelik ne yapabilirdi ki.
Bakışları baştan aşağı bedenimi süzdü bu tüm tüylerimi diken diken etti. Sonra birden üzerime doğru eğildi, "Karım olacaksın Gece, Karım! O zamanda bunları diyebilecek misin göreceğiz bakalım." Karım kelimesine bilerek baskı uyguluyordu, anlamıyordum ama beni bu kadar titretmesi hiç normal değildi dahası karısı olsamda değişecek hiçbir şey olamazdı.
Kehribar rengi gözlerine bakarken gözlerimi kıstım tıpkı onun gibi alaylı bir ifadeye büründüm dudaklarım iki yana kıvrıldı istemsizce. "Bak işte senin anlamadığın noktada tam olarak bu." Kaşlarını çattı, "Ben ki bu asla olmayacak ama ben olurda senin karın olursam eğer, hesap verecek tek kişi sen olacaksın Boran Ağa, sana beni ne karınla ne de başka kadınlarla karıştırma demiştim." Kehribar rengi gözleri hızla karardığında yutkunduğunu gördüm Ademelmasının hareketinden, bu hareketini gözlerimi oradan kaçırarak bakmayı kestim ve ben inatçı biriydim benden bir şey alınırsa ben daha fazlasını alırdım.
Merih'te karşıma geçtiğinde kızarmış gözleri morarmış göz altları ve yorgun duruşu ile yavaşça kaşlarımı çattım öfkeyle ve ellerimle kapattım yüzümü sıkıntı ile sıvazladığımda arkamı döndüm onlara, aklıma gelenler başıma gelirse ne bok yiyecektik biz!
Ellerim saçıma çıkarken hırsla geri ittim onları, "Gece bak-" Boran Ağa'nın lafını hızla dönerek kestim, "Ne var." diye bağırdım, Merih'e baktığımda daha da sinirlendim, "Sakin ol önce." Boran Asparşah'ın sert sesi bile Merih'teki bakışlarımı almadı.
"Bana hemen burada neler döndüğünü anlat." Baskın çıkan sesimle yutkundu Merih, umarım Hevdem'in sorduğu o, 'başka kim geldi' sorusu Merih için geçerli değildi.
Merih gözlerini kaçırmadı duruşunu kendinden emin bir şekilde dikleştirdiğinde konuşmaya başladı, "Ben buraya Hevdem için geldim." Dedi pat diye çekinmeden, kelimeleri beynime dank ettiğinde şokla baktım ona. Neler söylüyordu bu? Öyle mi der gibi baktım histerik bir kahkaha attığımda başımı olumsuzca salladım, "Bir bu eksikti yemin ederim," dedim ikisine hitaben, "Hayatımız on numara gidiyordu bir bu eksitti zaten." Bu sefer öfkeyle çıkıştım.
Cidden Hevdem ve Merih Asparşah'mı yani?!
Boran Ağa gayet rahat bir şekilde dururken Merih diken üstünde gibiydi, "İkinizde hemen gidin buradan," ikisininde kaşları çatıldı, "Ne bakıyorsunuz hemen gidin dedim, sizi burada böyle görürlerse nolur biliyor musunuz?!" Sinirden delirecektim dahası sesimide kontrol altında tutmaya çalışıyordum koridordan geçen tek tük insanlar bize pek bakmazken yinede rahat edemiyordum.
Boran Ağa sabırla derin bir nefes aldı, "Bak sakin ol önce, hallediceğim ben." dedi.
"Ne halletmesi ya, bu ikisinin farkın damısın sen he! Ya öğrenirlerse ne zannediyorsunuz çocuk oyuncağı falan mı, olan benim kardeşime olur!"
"Kimseye bir şey olmayacak!" Dedi öfkeyle, irkilsemde geri durmadım, "Evet olmayacak zaten çünkü bu ikisi bir daha bir araya gelmeyecek ayrılacaklar!" dediklerimle Merih'in sarsıldığını gördüğümde canım yansada duramazdım her şeyi başından bitirmeleri en iyisi olurdu çünkü adım gibi biliyordumki Kalender Riva bir kızını kurban etmişti ama ikinci hatayı üstelik tekrar Asparşah'lara vererek yapmazdı ve mahvolan bu ikisi olurdu.
Merih anında, "Asla!" Diye çıkıştı kesin bir dille, "Asla bunu yapmana izin vermem, bu ikimiz arasında." Bana sesini yükseltmesi ile Boran Ağa, "O sesine dikkat et." diye uyardı kısık ama bağırsa daha az etkili olacak şekilde. Merih sinirle dişlerini birbirine geçirdi, "Ben kardeşimin zarar görmesine asla izin vermem duyuyor musun hele de siz Asparşah'ların zarar vermesine asla," dedim yine bastıra bastıra.
Boran Ağa, "Ya sabır," çektiğinde, "Asıl bana sabır ya." dedim çıkışarak.
Saşkınlıkla bana döndüğünde inanamazca baktı, o sırada Merih, "Bunları sonra konuşsak olmaz mı şimdi sadece bir kaç dakika görsem onu." Sesi az öncekine nazaran daha yüksek değil dingin ve muhtaç çıkmıştı, "Saçmalama, o kadar adam var biri duyarsa ne diyeceğiz oğlum." Boran Ağa Merih'i uyarırken haklı olduğunun farkındaydım yukarıdaki adamlardan biri babama Merih Asparşah'ın kız kardeşimin odasına girdiğini söylese ya da biri görse verilecek cevap yoktu.
Ama Merih'in görüntüsü ve kardeşimin şu anki durumu aklıma gelincede biraz duruldum, şu an benim yüzümden bu haldeydi ve anladığım kadarıylada seviyordu Merih'i, şu ana kadar kim olduğunu bilmesemde fark ettiğim kadarıyla mutluydu bu hayatta mutluluğu fazlasıyla hakederken onları bu şekilde ayırmaya kalkmam aralarına girmem fazla acımasızcaydı.
Demek Hevdem hanımın gecelik provaları bu yüzdendi?
Ulan Hevdem yaktım çıranı!
Kuruyan alt dudağımı ıslattım stresle, dişlerim arasına kıstırdım bir kaç saniye, derin bir nefes aldığımda buz mavisi gözlerim hedefini buldu kehribar rengi gözlerde, bana bakıyordu dikkatlice.
Bakışlarım omuzları çökmüş Merih'e döndü, "Sadece 5 dakika, fazlası olmayacak!" Net bir şekilde söylediklerimle kalakaldı buna Boran Ağa keskin bir şekilde bakarken Merih hâlâ dediklerimi anlamaya çalışıyor gibi sersemlemişti.
Dudaklarında yavaşça bir gülümseme oluştu olayı yeni kavrarken bana sarılmaya yeltendiğinde şaşkınlıkla gözlerim irileşti ama istediği atağı yapamadı Boran Ağa'nın önünde bir set gibi beliren kolu sayesinde. Geriye doğru sarsaklasada hemen topladı kendini ona öfkeyle bakan abisini aldırmadı bile. Bu duruma sıkıntıyla göz devirdim.
Cahit arkada ilerde durduğunu gördüm etrafı kolaçan ediyor ve bize bakıyordu tekrar Boran Ağa ve Merih'e döndüm, "Biraz bekleyin." dedim, arkamı dönüp adımlayacakken kolumdan tutulmam ile duraksadım. Önce kolumdaki iri ele sonra yavaşça sahibine baktım, "Bunu yapmak zorunda değilsin başını belaya sokma bizim için." demesiyle kolumu çektim ondan o da sıkı tutmamıştı zaten, "Sizin için değil Hevdem için." dedim keskin bir sesle, "Sanmayın ki onay veriyorum sadece şimdilik rafa kaldırıyorum o kadar." sözlerim daha çok Merih içindi ki o da zaten anlamış ve gerilmişti.
Cahit'e ilerlediğimde saygıyla dikleşti yerinde, "Şimdi fedaim olarak ilk işimizi yapıyoruz hazırmısın Cahit." Kaşları çatıldı ve gerildi, "Valla Hanımağam böylede deyince bir değişik oldum valla." gülmek istesemde şu durumda absürttü o yüzden sadece gülümsedim. Cahit benim için Fedailikten fazlasıydı bu sadece işin şakasıydı o kadar.
"Korktuysan söyle Cahit başka fedai bakayım kendime " diye alayla takıldım.
"Olur mu öyle şey hanımağam." Diye hızla konuştu, "Ee ne yapacağız." Beklentiyle konuşması ile gergince ensemi kaşıdım biliyordum Cahit'ten laf çıkmazdı ama yinede riskliydi işte.
"Hiç bir şey sormayacaksın Cahit tamam mı?" Kafasını salladı onaylar bir şekilde, "Şimdi Hevdem'in kapısının önündeki adamları bir yarım saatlik geri çekeceksin." Kaşları çatılsada sustu dediğim gibi bir şey sormadı, "Sen şimdi çık yukarı adamları geldiğimiz asansör var ya onunla kafeteryaya gönder sonra bizi ara bizde buranın değil arkadaki asansörle çıkacağız yukarı çakışmamak için anladın mı?" gergince suratına baktığımda bakışları Boran Ağa'lara kaydı sonra tekrar bana baktı, "Siz nasıl isterseniz hanımım." Diyip gitmek için hareketlendiğinde, koluna dokunarak durdurdum onu, "Sağ ol Cahit ve kimse bilmez-" sözümü tamamlamadan, "Asla hanımım ben neler olacağını bilerek yanınızdayım unutmayın." Ona minnetle gülümsediğimde seri adımlarla uzaklaştı.
"Umarım yaptıklarım için pişman olmam." Söylendim ve of'larken gerisin geri tekrar arkadaki beylere yöneldim. Merih beklentiyle bakarken Boran Ağa ifadesiz ama çatık kaşları ile öylece bakıyordu, "Biraz bekleyeceğiz." Merih kafasını salladığında Boran Ağa tepkisiz kaldı.
Telefonumla abimi aramak istediğimden elbisemin cebindeki telefonumu çıkardım onlardan biraz uzaklaştım telefonu kulağıma yaslarken, ilk çalışta açıldı, "Abiciğim." dedim açar açmaz, tamam bunu yapmamam gerekiyordu, "Sorun mu var Gece." Abimin endişeli sesi ile gözlerimi sıkıca yumdum, "Yok abi bir sorun, sadece seni aramak istedim burada göremeyince."
Telefonun ahizesine rüzgarın çarpmasından dışarda olduğunu anlamıştım, "Yarım saate orada olurum güzelim merak etme yanında adamlar olmadan dolaşma etrafta."
"Yok yok merak etme acelede etme benim yüzümden ben iyiyim yani." Diye hızla cevap vermiştim.
"Sende bir tuhaflık var sanki." dedi şüpheyle.
Uzun süredir doğru dürüst beslenmediğimdenmidir bilinmez direkt düşünmeden, "Yoo kim demiş ben öyle bir şey kesinlikle demedim." dedim panikle. Kesinlikle formdan düşüyordum.
"Sen zaten bir şey demedin Gece! Ne karıştırıyorsun yine sen."
"Abi ayıp oluyor ama ne yapacağım ben, nereden çıkardın hem sen bunu Allah aşkına." Tamam fazla sıvamadan kurtarmam gerekiyordu durumu.
"Sen bir şeyler karıştırmadığın sürece hiç abiciğim demezsinde ondan kesin bir şeyler yaptın değil mi?" Yaptığım ufak bir hatadan bile çözmüştü beni ama yine de buraya gelmesini biraz olsun engellemem lazımdı en azından 1 saat kadar geç gelse yeterdi.
"Tamam itiraf ediyorum." dedim pes edercesine bir nefes bırakırken.
"Heh şöyle söyle bakalım şimdi." abimin dedikleriyle göz devirmek istesemde yapmadım, "Mustafa abinin düğünü için bir elbise seçtim görmen lazım abi harika." Saçmaydı bu durumda ama işe yararmı ona bakmak lazımdı.
"Olmaz!" Diye hemen kestirip attı. "Ne!" döküldü ağzımdan şaşkınlıkla kesin dille konuşmasına öfkelendim, "Daha konuşmadım bile ya, hem banane sipariş verdim bile on numara kıyafet kusura bakma hayatta izin vermem karışmana," Nefes alma sesini duydum canını sıkmıştım kesinlikle, "Gece bak kızım ben gavat değilim anladın mı! Hele bir yeri yırtık pırtık olsun yeminle gerisinide ben yırtarım haberin olsun." Sesi kulaklarımda çınlamaya neden olduğunda telefonu kulağımdan uzaklaştırdım kısa süreliğine, "Birincisi ben yırtık pırtık elbise giymiyorum hem ne o yoksa mücevher tasarımcılığını bırakıp moda tasarımcılığınamı soyundun, geri kalanını yırtmak falan."
Sövüyordu. Kendinemi banamı hayatamı bilmem resmen sövüyordu.
"Ben şimdi soyunacağım bir şeye göreceksin Gece." Diye kızgınca konuşmasını umursamadan, "Fesatmı anlamam lazım şimdi." dedim.
"La havle Yarabbi la havle!"
Uzatmamak için, "Şu an için bu konuyu kapayalım, sonra görüşürüz." Dedim.
"Görüşelim tabi görüşelim hem sen merak etme ben sana da Hevdem'e de on numara elbise alacağım, sizin boşa masraf yapmanıza gerekte kalmaz. Hayde eyvallah." dedikten sonra kapattı, olmayan elbisenin kavgasını yapmak hem güldürme hemde sinirlenmeme yol açmıştı, telefonu kapatışının üstüne Cahit'in araması düşünce cevapladım hemen adamların ayrıldığını söylemesi ile telefonu tekrar kapattım.
Arkamı döndüğümde Boran Ağa'nın bakışları ile çakışsamda hemen çektim üzerinden üstelik sabah odada gerçekten olup olmadığından bile emin değildim bütün delillerim ondan yana olsada bunu göz arda etmeyi tercih ettim çünkü bu kadar sorunumun içinde birde Boran Ağa'ya yer açmak istemiyor dediklerini anlamlandırmakta istemiyordum.
Merih beklenti dolu bakışlarla bakarken yanlarına adımladım üzerimde hissettiğim bakışlar gerilmeme neden olsada çaktırmadım.
Bakışlarımı Merih'ten ayırmadan, "Fazla vaktimiz yok en fazla 10 dakika dedim, hadi gidelim." Merih'in gözlerindeki ışıltılar yutkunmama sebep oldu çünkü ciddi bir şekilde birbirlerini seviyorlarsa hiç kolay şeylerin beklemediğini bilmeleri lazımdı, acıların, kavgaların, belkide ayrılıkların olacağı...
Yan yana adımlamaya başlamamızla Boran Ağa'nında hareketlendiğini onunda bizimle geldiğini hissettim, adımlarım duraksadığında ikiside durdu benimle birlikte, bakışlarımı bu sefer kaçırmadan yüzüne diktim kehribar rengi gözleri kaşlarının çatılması ile kısıldı, "Senin gelmene gerek yok zaten kısa sürecek." Soğuk sesim benim kulaklarıma dolduğunda fazla mesafeli ve nefret besliyordu bu nasıl farkedilirdi bilmiyordum ama bir ses tonundan bile onlarca kelime akıyordu aslında, keskin çene hatları çevrili yüzü sertleşti, "Ama ben gelmek istiyorum Hanımağam, izin vermiyor musun yoksa." Sesi alaylı çıkmıştı sinirlensemde belli etmedim aksine gülümsedim.
"Ben sizin için dedim Ağam, malûm hani işiniz falan vardır belkide gidersiniz diye dünden beri çok sağ olun yanımızda oldunuz ama," küçük bir es verdim ve kinayeli bir biçimde, "Artık bir gitsen mi! Hani iş konak aile aşiret falan yani bir git artık." Gözleri kısılmış damarları belirginleşmişti kirli sakalının sardığı çenesi gerilirken öfkeli bir tebessümle bakıyordu bana, "Anladın?!" dedim kaşlarımı havaya kaldırarak.
Zamanımız fazla yoktu ve daha fazla burada oyalanamazdık, zaten Boran Ağa'da öylece öfkeyle kitlenmiş gibi dururken konuşacak gibi görünmüyordu lakin Merih konuşarak, bakışmamızı kesen kişi oldu, "Abi zaten Güneş yengem seni arıyordu sen onu ara ben 10 dakikaya döne-" Boran Ağa'nın keskin bakışları Merih'i bulduğunda Merih susmuştu anında ve az önce söylediklerini yeni idrak ediyordu, yanımda Güneş hakkında konuşmasından neden rahatsız olmuştu ki Güneş'i ne kadar yok sayabilirdi, "Kes sesini Merih!" Bağırmasada fazlasıyla öfkeli sesi ile konuşmuştu, düz ve ifadesiz bir şekilde, "Merih doğru söylüyor karınla ilgilen Boran Ağa." dedim hızla ardından ikisinede bakmadan seri adımlarla koridoru ilerlemeye başladım, "Bu iti bile yanına yaklaştırıyor bi bize tahammül edemiyor vebalıyız sanki!" arkamdan homurdandığını duysamda anlamamıştım dediklerini.
Merih durumdan anca sıyrılmış gibi seri adımlarla bana yetiştiğinde suspus bir çocuk gibiydi ve sanki ne desem onu yapacakmış gibi. Şüphesiz abim şu an yaptıklarımı öğrense zerre acımaz anamızdan emdiğimiz sütü taksit taksit değil tek seferde burnumuzdan getirirdi.
Dediğim gibi yapıp hastanenin arka tarafından asansöre binmiş kata çıkmıştık.
Merih diken üstünde gibi dururken ilerlediğimiz koridorda ona yandan bir bakış attım, üzerinde lacivert bir kot pantolon ve siyah bir tişört vardı koyu kahveye kaçan saçları karışmış yüzüne alnına düşmüştü ama her şeye rağmen dik duruşluydu ve eğer bir Asparşah olmasaydı Hevdem adına sevinir turnayı gözünden vurmuş derdim.
Cahit'in beklediği odanın kapısının önüne gelene kadar konuşmamıştık ama bence daha çok söyleyeceğim ters şeylerden korktuğu ya da çekindiği için konuşmamış bakmaktan bile çekinmişti ama ben kesinlikle ikisininde iyiliğini istiyordum.
Cahit kenara çekildiğinde, "Fazla oyalanmayın," dedim bakışlarını kapıdan ayırmadan bilinçsizce kafasını salladı, yutkunuşunu gördüğümde onun için ne kadar zor olabileceğini anlamıştım ve saniyeler sonra içeri girmişti.
🔗🔗🔗
"Delireceğimm artık, bu kadar da olamaz." diye kendi kendine sinirle söylenen Güneş mutfağa girecekken ona seslenen Gurbet hanımla durdu, sedirlerde oturan kadına döndü, eliyle yanını işaret eden kadın ile hiç istemese de onun yanına gitmişti, "Buyur hala bir şey mi isteyecektin." diye sordu kadına.
Gurbet Güneşi şöyle bir süzdü daha sonra ise burun kıvırdı, "Otur hele şöyle." Dedi sert bir şekilde yanındaki minderi göstererek, Güneş yanına oturdu istemeyerekte olsa.
Gurbet hanım önündeki çaydanlık ile bardağını tazeledi oldukça demli olan çayından bir yudum aldı, "De hele bakalım derdin nedirde sersem tavuklar gibi etrafta dolanıp durursun." dedi.
Güneş sakin kalmaya çalışıyordu lakin olmuyordu, "Derdimin ne olduğunu benden iyi biliyorsun bence hala." Güneş'in ters bir şekilde cevap vermesine alınmadı aksine bu haline karşı histerik bir kahkaha attı. Güneş biliyorduki bu kadın bu konağın en güçlü kadınıydı Bertan Ağa'nın kardeşi olduğu için değil bir Asparşah olduğu içinde değil Zekasındandı gücü, biliyorduki isterse yapmayacağı şey yoktu o yüzden onunla ters düşmek gibi aptallık asla yapmazdı bu yüzden bu tavrınada sadece görmezden gelerek sessiz kaldı.
Gurbet bir yudum daha aldı ince belli bardaktan, "demek Riva sana, iyi anlaşalım ne de olsa yakında aynı adamı paylaşacağız dedi, öyle mi?" Güneş ağzı açık bir şekilde şaşkınlıkla bakakalmıştı. Nereden öğrenmiştiki bu kadın bunu, Güneş'in kafasının karıştığını anladığında kibirlice kıvrıldı dudakları Gurbet'in, "Mara ile konuşurken duydum sizi." onları dinlediklerini açıkça söylemiş ama zerre utanmamıştı bundan.
"Evet yüzsüce bunu söyledi. Bende tek kelime edemedim tabi. Boran'a o kadının beni nasıl aşaladığını anlattım ama o ne yaptı," öfkeyle küçük bir es verdi, "Kalktı 2 gün içinde nişanlandı şimdide düğününe hazırlık yapıyoruz. Ben resmen kocamın o kadın için hazırlanıp gittiğini gördüm." Kıskançlık öfke derinden bulandırırken beynini kendini zor zaptediyordu birde ben istemiyorum bu evliliği havaları vermiyorlar mıydı. Tam bir fiyasko.
Gurbet, "Emin ol düğünün olmamasını en az senin kadar o da istemiyor." Dedi.
"Öyle mi hiçte öyle durmuyor ama. Resmen bana meydan okudu, kendini ne zannediyorki bu." Dedi delirmiş gibi Güneş.
"Zavallı kız senin ona yardım edebileceğini zannettiği için şansını denedi ama baya ters tepti belliki," Güneş kadının dediklerinden hiçbir şey anlamıyordu, "Zeki kız kime oynaması gerektiğini bilememiş, zannettiki sen onu kıskanırsan Boran'ı vazgeçirebilirsin ama nereden bilsin 3 yılda rahmine 2 damla döl bile akıttıramadığını, bir çocuk bile vermeyi becerememiş olmanı." Kadının her sözü Güneş'in kalbine derinden biri bıçak yarası atmıştı. Gözleri dolmuş birkaç damla yanaklarından çenesine düşmüştü bile ama Gurbet bunu umursamamıştı bile, "Bu benim suçum değil Boran'ı kendime aşık etmek için her şeyi yaptım ben, güzelim, onun için canımı bile verebilirim bunu biliyor ama zerre kadar bile takmıyor beni." Son sözleri umutsuzca dökülmüştü dudaklarından. "Yinede benim üç yılda yapamadığımı o kadın da yapamaz! Güzellikse ben ondan daha güzelim. Bir kere o daha bir çocuk kadın olan benim ve Boran'ın ona bakmayacağını biliyorum o sadece birkaç günlük bir hevesten ibaret." Gurbet Güneş'in hırs dolu sözlerine karşı kafasını olumsuzca salladı.
"Söylenmeyi bırak! Boran en başından uyarmıştı seni. Şu an yaşadığın her şey senin kendi isteğinle oldu bu sebeple Boran beni takmıyor Boran beni sevmiyor diyemezsin! Gece en başından beri vardı!" Güneş, Gurbet hanımın dediklerini dinlememişti bile çünkü ne olursa olsun Boran onundu ve bırakmayacaktı.
"Beni sakın yanlış anlama ama o asi, dik başlı ve cesur bir kadın." derken dudağının kenarı kıvrıldı, "Bunların hepsini bir kenara at şimdi en önemli olan ne biliyormusun, o bir kadın! Kendinin farkında olan bir kadın." Güneş duydukları ile sanki olamazmış gibi daha da nefret ve kinle doldu Gece'ye.
"Ama işin aslına gelecek olursak kim olduğu beni zerre ilgilendirmez o kanlımın kızı ve bu konakta hiç bir yeri yok asla da olmayacak bunun için yapabileceklerimin hiçbir sınırı asla olmayacak! Gece Riva asla bir Asparşah olmayacak." Dedi kesin bir hüküm verir gibi.
Gurbet sonrasında derin bir nefes aldı, "Boran seni sevmiyor olabilir ama saygı duyuyor sınırları dışına çıkmadıkça da istediğini yapıyor ve sende bunu kullanacaksın," Güneş'in kaşları çatıldı, "Nasıl yani?" dökülmüştü dudaklarından.
"Duygusallık yap işte, Boran sert ve vurdumduymaz görünsede aslında kalbi yumuşaktır vicdanlıdır yani. Sürekli ağla işte ve çocuk istediğini söyle eğer kucağına bir bebek verecek olursan işte o zaman daha da yumuşar ve sana daha da çekilir." Güneş bunun üzerine düşündü Boran onun hiçbir şeyini eksik etmezdi ona şimdiye kadar en ufak bir hakareti bile olmamıştı sorun çıkarmadığı sürece. Bu konağa ilk adım attığında bile ona kötü davranmamış ama yaklaşmamıştıda şüphesiz uzun aylar boyunca ona dokunmaması karısı olarak yaklaşmamasıda bundandı Güneş'e göre.
"İyide ben bunu Boran Ağa'ma defalarca kez söyledim ama o istemiyor hem çok sık birlikte olmu-" gerisini getiremedi ama Gurbet anlamıştı, Boran ile arasında öyle sık bir birliktelikleri yoktu fazla.
"Aklını kullan azıcık Güneş!" diye azarladı biraz, "Sen üzerine kuma gelecek bir kadınsın biraz kullan bunu." dedikleri Güneş'i daha da umutlandırmıştı ve belkide çocukları olursa Güneş onu kendine birazda olsa bağlayacaktı, Boran Asparşah'a delicesine aşıkken onun için yapabiliceklerinin gerçekten sınırı yoktu ve bunların hiçbiri laftada kalmazdı, belkide en başından beri kalmamıştı.
🔗🔗🔗