13. Bölüm Part:2

4163 Words
"Hay ben böyle işin!" Elimin sıcak tepsiye değmesi ile acıyla inledim, neyseki fazla sıcak değildide o kadarda yanmadı canım. Mutfağa büyük ihtimalle sesimden dolayı Cansu abla girdi, "Hayırdır kızım iyi misin." diye telaşlı sorusuyla tepsiyi masanın üzerine bıraktım, "Yok yok elimi yakıyordum neredeyse ya." dedim elimin serçe parmağının alt tarafını ufakta olsa emdim, "Yoğurt falan sürelim mi peki," elimi dudaklarımdan çektim ve omuz silktim, "Yok ya geçti bile." Cansu abla tepsinin içindeki et yemeğine baktı ben ise çatalla altını yoklamaya başladım pişmişmi diye, "Olmuş olmuş ellerine sağlık." Gerçektende pişmişti, sırf Hevdem istedi diye onun için ben yapmıştım hastaneden çıkalı 2 gün oluyordu hastanede de 3 gün kaldık yani olayın üzerinden 5 gün geçmişti ama izleri hala silinmemişti ki silineceğede benzemiyordu. Aysun'u hâlâ arıyorlardı ve ne yazıkkı hiçbir iz bulunamamıştı hâlâ, oğlu ise hastanedeki ufak tedavisinden sonra konağa getirilmişti çalışanlar ilgileniyordu onunla, tabi bende hep yanında oluyordum insan nasıl kendi canından bir parçaya böyle hor bakabilir dahası ardına bile bakmadan giderdi aklım almıyordu. Abimler ise hiç durmadan her koldan arıyorlardı ve onları yakalamaya yakın olduklarını söylemişti, bu süre boyuncada hiç dışarı çıkmamıştım ki çıksamda tek çıkamayacağımı biliyordum. Ellerimi bir sudan geçirdikten sonra Cansu ablaya döndüm, "E, salatada senden artık o zaman, benden bu kadar." Ellerimi iki yanadan pes edercesine açtım bu halime güldü, "Yaparım tabii kuzum de hadi git sen." dedi Aysun'dan sonra Semra ablayı da sorgulamışlardı her şeyden habersiz olduğunu bu işte hiçbir parmağının olmadığını söyleyip durdu ancak onunla o kadar yakın arkadaş olup yıllarca beraber çalıştıklarında babam ona tam olarak inanmamış ve konaktan göndermişti. Elbette elimizde delil olmadan onu öylece suçlayacak değildik bu yüzdende onu Kubar amcamın konağına göndermişti, Cansu ablayıda babaannem göndermişti Şanlıurfa'dan. Mutfaktan çıktığımda merdivenlere yöneldim ve salonun kapısını yavaşça açarak kafamı içeri uzattım. Salonun koltuğuna yapıştırılmış yerdeki mindere baktım, kapıyı yavaşça aralarken Leyla yengemin yere yaptığı ufak yatağa ilerledim yüzüstü yatmış dudakları yastık yüzünden buruşmuş ve dışa bükülmüş olan Rona'nın hâlâ uyuduğunu fark ettim üzerini kontrol ettim uyku pozisyonuda iyi olduğundan yavaşça tekrar çıktım salondan. Leyla yengem ve annem neredeyse bir saat önce Mustafa abimin düğünü için diktirdikleri elbiseleri almaya gitmişlerdi, Hevdem'in rahatsızlığı yüzünden sürekli hasta ziyaretine geliyorlardı ve ancak bugün kimse gelmediğinden ilk fırsatta terzici kadına gitmişlerdi. Yengem Rona uyuduğu için öylece salondaki mindere yatırmıştı, bizim yataklara yatırsa döne döne düşer diye koymamıştı bende onlar gittikten sonra içim rahat etmediğinden yere koyduğu minderin etrafını koltuk yastıklarıyla çevrelemiştim, konu çocuklar olunca ciddi anlamda fazlasıyla endişe ve merhametle doluyordum. Son bir kez baktıktan sonra salondan çıkmış Hevdem'in odasına yönelmiştim, içeri girdiğimde sırtını yatak başlığına yaslamış elindeki telefondan geldiğimi bile anlamayan Hevdem ile karşılaşmıştım başımı olumsuzca salladığımda yatağında karşısında oturdum ve nihayetinde geldiğimi anlamış korkudan ufak bir sıçramıştı. "Ablam sen zaman geldin ya," sıkıntıyla saçını kaşıdı, "Hiç duymamışım." göz devirdim. "Konuşmamız gerek biliyorsun değil mi?!" Sorumla gözünü kaçırdı heyecandan mı ya da korkudan mı bilmem avucunu bacağına sürttü ve gözlerini kaçırdı, tedirgindi rahat değildi. Sonunda gözleri beni bulsa da sesi titrekti, "Abla ben aslında sana söyliyecek-" sözünü kestim. "Boş konuşmaları geç tatlım bana asıl gerçekleri anlat." Ellerimi arkaya doğru atıp avucumu yatağa bastırdım geriye doğru eğildim başımı yan yatırıp yüzüne baktım gözlerimi kısarak şöyle bir süzdüm, "Ve duymamış olabilirsin Hevdem. Ne bu telaş?" sorduğum soruyla yutkundu hastanede Merih ile görüştükten sonra bu konuyu kendini toplayınca konuşucağımızı söylemiş ve şimdiye kadar tek kelime konuşmamıştık, "Sencede artık konuşmamızın vakti gelmedi mi?" diye sordum. Annemler terzi tanıdık olduğundan yüksek ihtimalle sohbete dalmış şu an çay falan içeceklerinde bir süre daha gelmezlerdi ve konakta boştu yani rahatlıkla konuşabilirdik. "Ne diyebilirim ki." dedi nefesini sıkıntıyla dışarı bırakırken, kendini fazlasıyla toplamıştı ilaçlarını düzenli aldırıyorduk ve yataktan çıkmasına bile izin vermeden ona bakıyordum, bakıyorduk. "Amacım seni sorgulamak değil Hevdem ama kardeşimi her yönden düşünmeliyim öyle değil mi?" dedim yumuşak bir tavırla. Benden fazlasıyla çekiniyordu ve biliyordum ki eğer Hevdem'e şimdi Merih'ten ayrılmasını söylersem canı yana yanada olsa ayrılırdı çünkü bana olan sevgisinden yapamayacağı şey yoktu, nitekim Merih'te yüksek ihtimalle bunları bildiğinden benden fazlasıyla çekinmişti o gün hastaneden çıkarken bile yüzüme bakamamış teşekkür edip yok olmuştu. "Abla yemin ederim kendime engel olmaya çalıştım ama hergün daha fazla ona çekilirken buldum kendimi," gözleri doldu ve sesi titredi, benim kalbimede bir hayvan oturmuş gibi olmuştu. Titrek bir nefes çekti içine, "Zara ile aynı sınıftayız yıllardır arkadaşlık ediyoruz onunla da kolay kolay anlaşamazdık aslında ama neyse işte sonra Merih Zara'yı almaya geldiğinde görürdüm onu ama Asparşah erkeklerinin hiçbiriyle muhattap olmazdım abla yüzlerine bile bakmazdım," çenesi titriyordu kendini sıkıyordu ağlamamak için, aynı kandan olmasak bile kardeşim olsa bu kadar canıma katardım onu herhalde, aslında benim yüzümden zehirlendiğini öğrendiğinde bana bir şey olucağının korkusundan hıçkırarak ağlamaya başlamıştı annem bana abime nasıl davrandıysa Hevdem'e de öyle davrandı onuda kendi sütüyle besledi ama hepimize de aynı davrandı aslında Hevdem'i biraz daha fazla sevmiş ona yakın olmuş olabilirdi ben küçükken bu duruma içerlesemde hiçbir zaman bunu anlatmaz söylemezdim, şimdi ise bunu yapmadığım için seviniyordum çünkü artık takmıyordum aksine seviniyordum benim görmediğim sıcaklığı biraz olsun görüyor diye. Hevdem alt dudağını ufak bir hareketle ıslattı daha sonra gözlerini kaçırmadan konuşmaya başladı, "Geçen yıl yaz tatiline girdiğimiz zaman karneleri aldıktan sonra evlerimize dağılacakken birden bire elime numarasının yazılı olduğu bir kağıt bıraktı ve gitti. Bende ona karşı bir şeyler hissediyordum ama hep inkar ediyordum, tatil boyunca kâğıdı sakladım ama aramadım sürekli onların düşmanımız olduğu ve senin olduğun durum aklıma geliyordu senin onlara zorla gelin olman yeterince sinirlerimi bozarken birde onlardan biriyle hele de Boran Ağa'nın kardeşiyle birlikte olmak çok büyük bir yanlış olarak geliyordu gözüme," Hıçkırdı daha fazla tutamayarak kendini, yüzünü kapattığı ellerini tuttum çekmek için, "Şşhh" teselli etmek istedim onu ama o, "Özür dilerim abla sana ihanet ettiğim için istemediğin bir evlilik gerçekleştireceğin düşmanımız olan aileden biriyle sevgili olduğum için." Susturamadım onu daha fazla ağlamaya başladı. Gözlerimi sıkıntıyla kapattım gerçekten aşık insanlar böyle saçma davalar yüzünden kavuşamıyordu. Biz evlensekte ufukta hiçbir barış göremiyordum ben, zaten bu evlilik barış için değil daha fazla kan dökülmesin diye yapılıyordu ve ne babam ne de abim asla Hevdem'i de yakmaz Asparşah Aşiretine gelin vermezdi. Korkum acı çekmesindendi, üstelik o Agit Riva'nın kızıyken. Ellerini tutup çektim sertçe, yaşlı gözleri buz mavisi gözlerime tutundu, şefkale okşadım yanağını, "Bana ihanet ettiğin falan yok sen kalbine çok direndin ama ona yenildin inan bana zerre kadar gücenmedim sana benim tek korkum sensin ve senin çekeceğin acılar sadece gönül mü eğlendiriyorsunuz bilmem ben ama eğer işi ciddiye bindirirseniz birbirinize kavuşma olasılığınız çok düşük güzelim. Düşünsene babamın öğrendiğini seni bir daha dışarı bile salmaz dahası başkasıyla bile evlendirebilir. Sizi ayırabilir Hevdem." Hevdem söylediklerimle daha da sarsıldı bu haldeyken bunları yapmak istemezdim asla ama gerçeklerin farkına ne kadar erken varırsa o kadar iyiydi. "Haklısın, düşünmediğimi mi zannediyon abla ama olmuyor biz birbirimize söz verdik hem bunları aşacağımızada inanıyoruz her şey günü geldiğinde belli olur." dedikleri ile burukça gülümsedim. "Ben sadece en baştan uyardım seni sonrası tamamen size kalmış benim derdim çok başka Hevdem eğer sen Merih ile gerçekten mutlu olacaksan ben her türlü arkanda olurum bunu bil yeter." Gözlerinde ışık belirdi parıltılı bir ışık sanki şimdiye kadar inancı yokmuş da ben arkasında olduğumu söyledim diye inanmaya başlamış gibiydi, "Seni çok seviyorum," sıkıca boynuma sarıldığında aynı şekilde karşılık verdim, "Şerefsiz insan sevmem!" Güldü. "Daha önceden anlatmadığım içinde özür dilerim abla." Yavaşça ayrıldığımız da, "Onun hesabını ayrı vereceksin işte Hevdem hanım," diye kızdım sahte bir öfkeyle kızarmış gözlerine tezat bir gülüş yerleştirdi dudaklarına, "İstediğin gibi sora-" sözünü güçlü bir ağlama sesi kesti hızla ayaklandığımda Hevdem arkamdan, "Geçmiş olsun abla sana." dediğini duymuştum ama çoktan salona yöneldiğimden cevap verememiştim. Salonun kapısını Rona'nın arkasında olduğunu bildiğimden yavaşça açtım o da yavaşça geri çekildi çoraplı bacakları ile dizime bile zor gelen boyuna rağmen başını yukarı kadar kaldırmış bana bakmıştı yaşlı gözlerle, bugünde herkesin ağlayası tutmuş arkadaş. Ona doğru eğildim, "Gel bakalım buraya bücür prenses." Ağlaması durmazken kucağıma gelmişti. Boynuna dudaklarımı bastırdım, "Nolmuş benim bebeğime, ne istiyorsun hadi söyle." Cevap vermeyip ağlamasına devam etti başını omuzuma yatırdı, annesini istiyordu ama anası şu an ne yapıyordu Allah bilirdi. Telefonum mutfakta kaldığından aşağı inmeye karar vermiştim ancak Rona yattığından dolayı hafif terlemişti koltuğunun üzerindeki hırkasını gördüğümde gözlerim parlamıştı, Rona'mın sesi kısılıp iç çekişlere dönmüştü, "Anneee!" yüzünü boynuma gömdüğünden yaşları ile ıslattığını hissettim, "Ulan umarım sümüklerini akıtmıyorsundur," diye söylenirken Rona'yı kucağımdan indirmeye çalışıyordu. etrafta ne annesi ne de babası vardı sığınacağı, dahası uykunun verdiği hırçınlık ve mahmurlukla bana sığınıyor ve bırakmıyordu. Ama şimdi bakınca bırakılacak kadında değildim hani. "Ama bak bunu giydirelim sonra da anneyi arayalım tamam mı," tane tane konuştuğumda, "ııı-ıh" ellerini boynuma daha da sıkı sardı, "Kucağımıza gel desek gelmezsin in desek inmezsin ne dengesiz çıktın kız sen," Zorlukla boynumdan ayırdım hızlı hareketlerle hırkayı zorda olsa giydirdim tekrar kucağıma aldığımda merdivenleri inmeye başlamıştık. Etrafa annesini ararcasına bakıyordu, "Boşuna bakma enik, anan seni bize bırakıp kaçtı." ben onunla dalga geçmek için söylemiştim lakin sanki anlamış ve inanmış gibi birden bire yüksek voltajla ciyaklayarak ağlamaya başladı. Şaşkınlıkla Rona'ya baktığımda içimden kendime sövdüm, "Ay ben şaka yaptım şaka, anne gelecek, gelecek kızının yanına tamam mı ağlama." hızla konuşup durumu kurtarmaya çalışsamda susmadı. Cansu abla ıslak elleri mutfak kapısında belirdiğinde yanından geçerek buzdolabın tepesine bıraktığım telefona uzanıp aldım, bir yandanda Rona'yı pışpışlıyordum. Saat 5'e geliyordu, yengemi aradım ancak çalmasına rağmen açmamıştı, "Bak anneyi arıyorum, anne gelecek şimdi," Rona sesini alçattığında tekrar aradım iki yaşında olmasına rağmen ne kadar zeki bir kız olduğunu unutmuştum sanırım telefonu benden iyi kullanan bu yaşta benden iyi konuşan kıza apır sapır konuşursam tabi böyle olurdu. Tekrar aramama rağmen açmadılar, annemde şarjı az diye telefonu almamıştı yanına, sesi çıkmasada ağlayan Rona'yı masanın üzerine oturttum ve önünde durdum düşmemesi için, bu sefer amcamı aramaya başladım. Kapanmak üzereyken Jiyan amcam telefonu açmıştı, "Alo amca," diye seslendim. "Söyle kızım hayırdır," Sesi tuhaf geliyordu ve seslere bakılırsa dışarıdaydı, "Yok amca bir şey yokta ben siz ne zaman gelirsiniz diyecektim." Babamla dışardaydılar ve erken gelseler fena olmazdı hani. Bir süre sustu daha sonra, "Valla 1-2 saate geliriz bel-" sesini arkadan yükselen bir ses kesti, "istanbul yolcusu kalmasın!" diye bağıran biri ile gözlerim şaşkınlıkla irileşti, masanın üzerinde duran poşetten tek elimin verdiğince ekmek koparıp Rona'nın eline sıkıştırdım, "O neydi amca öyle sen nerdesin." Cansu abla tabak çanaklarla ilgileniyordu ve bir yandanda bana bakmasını sorun etmedim onun yanında konuşmaktan çekinmiyordum Urfa'ya gittiğimde az bakmamıştı bana bu kadın. Amcam biraz kem küm ettiğinde bir şeyler sakladığını anlamıştım bu saatte otogarda ne işi vardı hadi orada neden haberimiz yoktu böyle bir şeyden, çünkü bir yere gitme planı olsa muhakkak bilirdik o kadar konuşup sohbet ederken konusu açılırdı herhalde, "Bir şey olduğu yok yaw bir arkadaş var onu e, onu bırakmak için geldim. Ben seni sonra ararım hadi görüşürüz." Kaşlarım çatık kapanan telefona baktım, "Yağmurlu günde arabanın tekerleği patlarda eve kadar şemsiyesiz yürümek zorunda kalırsın inşallah. Pat diye telefon kapamak ne ya!" Sitemli sesimle Rona'da bana anlamaya çalışır gibi bakmıştı neyseki ağlaması durmuş elindeki ekmeği yemeye çalışıyordu, "Önemli bir şey yoktur hemi." Cansu ablaya yok der gibi kaşımı kaldırdım, "Bir arkadaşını otogaramı ne bırakıyormuş bir iki saate gelir. Yengemlerde telefonu açmıyor, yani arkadaş Allah bilir nasıl sohbete dedikoduya dalmışlarsa dünyadan soyutlanmışlardır kesin." Rona'nın saçlarına öpücük kondurdum, "Cansu abla hayrına bir tabak patates yemeği koysana acıkmıştır benim meleğim." Kucağıma aldım tekrardan. "Tamam kızım getiririm şimdi." dediğinde avluya çıktım ve sedirlere geçip oturdum. Cansu ablanın getirdiği tepsiyle yemeğini zorda olsa yedirmeye çalıştım yarısını yemesiyle en azından biraz olsun daha iyi hissetmiştim. Şimdi ise avlunun ortasına saçtığı oyuncakları ile oynatıyordum. "Yerim kız seni şu tipe bak." Yüzünü mıncırmış ve bol bol öpmüştüm, simsiyah gözleri ufacık yüzü ile o kadar tatlıydı ki. Saçlarını severken gözlerim parmağımdaki yüzüğe kaydı yüzüğe doğru düzgün bakamıyordum resmen çünkü tuhaf bir şekilde içime bir ağırlık oturuyordu ve onu görmezden geliyordum sürekli. İlkbahar aylarındaydık ama sıcaklık o kadar artmıştıki artık hiçbir şey giymek istemiyordum, üzerimde sarı, çicekli dizimin biraz altında uçuş uçuş bir tül elbise vardı, dirseklerime kadar kollu ve kare yakaydı bu sıcakta normaldi bu giydiğim ayağımda hafif topuklu terlikler vardı, üzerime basan sıcaklıkla bileğimdeki tokamla saçlarımı tepeden dağınık bir topuz yaparak topladım, anında açıkta kalan sırtım ve enseme değen hafif havayla resmen ferahladığımı hissettim. Ta ki Rona elindeki arabasını kırana kadar oyuncak arabası ortadan iki ayrılması ile çığlık atarak ağlamaya başlamıştı ne yapacağımı saşırmış durumda arabaya baktım onarılacak hiçbir tarafı yoktu malesef, "Yani Jiyan amcamın eniği olduğun ne kadar da belli ya, hem kendin kırıyorsun hem ağlıyorsun." Sinirle ufacık elleri ile diğer oyuncakları da dağıttı, "Ayaba, ayaba." diyerek ayaklandı ve ağlamaya devam etti. "Belediyelerin hayrına yaptığı çeşmelerden bu kadar su akmadı ya, birde utanmadan araba araba diyor," Ayaklandım ve Rona'yı koltuk altlarından tuttuğum gibi havalandırarak kucağıma aldım, "Tamam bebeğim hadi ağlama artık, bak sen böyle bir kız değildin noldu bugün sana!" Kucağımdan inmeye çalışınca indirmek zorunda kaldım, "ayabaaa." Ağlamıyor çığlık atıyordu resmen, "Ya sen kızsın kız ne arabası." dediğimde hırsla sanki bilerek daha da ağlamaya başladı, "Hay ben böyle işin!" Oyuncakları arasında başka bir arabayı uzattım ancak o vurarak düşmesini sağladı, "Tamam bak bakkala gidelim mi ha, çikolata cipsi alacağım sana, hadi gel," Bu sefer almaya çalıştığımda kucağıma gelmeyip çekildi, "Ama bak valla bende ağlarım he!" Çoraplı ayakları ile Avluda ağlayarak dolanmaya başlayınca bende arkasından onu takip etmeye başladım ardı ardına avluda iki tur atıp tekrar oyuncaklarının önüne geldi Cansu ablada susturmak için yanaşsada izin vermemişti sesi azalsada susmamıştı ve artık korkmaya başlıyordum sonuç olarak altı temizdi aç değildi sadece bir oyuncak içinde bu kadarda ağlanmazdı yani. Dikkatini dağıtmak için her şeyi yapmıştım neredeyse, oyuncaklara teşvik etsemde olmamıştı bakkala götürmek istesem kucağıma gelmiyor elimi tutmuyordu en sonunda susması için şarkı söylemek gelince aklıma ilk geleni söylemeye başladım. "İçinede siner teninede bir geçirirsem seni ellerime, pervane döne döne itaâtkar bir köle neler geçiyor aklımdan tövbe tövbe," Cansu ablanın tuhaf bakışları ile masumca gülümsedim, "Ulan Hevdem senin yüzünden dilime dolandı şarkı." diye mırıldandım tersçe. Rona'nın ilgisini hiç çekememiştim tekrar kucakladığımda izin vermiş başını boynuma gömmüştü bu hali içimi sıkmıştı, "Bu kaçıncı kapıma gelişin affet diye. Her seferinde bu son dediğin sonunu bile bile, inandım sana adam sandım hata bende," Ağlaması duraksadığında doğru yolda olduğumu anlamıştım Cansu abla alkışla melodi tutturmuş bana ayak uydurunca devam etmiştim, "Yeter artık bu kadarı fazla sana güle güle. Dandini dandini dastana danalarda girdi yine bostana, daha ne kadar uyutabilirsin beni abuk subuk masallarlaa aaa." Yüzüme ilgiyle bakan Rona'nın hoşuna gitmiş gibiydi şarkı hafif hafif sırtını sıvazlayıp onunla birlikte sallanıyordum, "Bu kaçıncı kapıma gelişin affet diye. Her seferinde bu son dediğin sonunu bile bile, inandım sana adam sandım hata bende," Şarkının devamını ise benim getirmeme gerek kalmadan başka biri devam ettirdi, "Masal anlatma yeter, o saf aşık yok artık. Yeter anlatma inanmam yalanlarına, yalanlarına, yalanlarınaaa." Şaşkınlıkla kalakaldığımda Cansu ablanın büyümüş gözlerle arkamda bir yere baktığını fark ettim duyduğum sesin o olmaması için içimden dua ederken yavaşça arkamı döndüm gözlerim ufacık zeytin gibi gözlerle karşılaşınca gözlerimi sıkıca yumdum. Rezil olmuştum. Renas bana gülümseyerek bakarken bakışlarım arkasına çıkmamak için direniyordu, bu çocuğun burada işi neydi, dahası nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirdim ki? "Seni çok özledim Gece." Renas'ın neşe dolu sesiyle zoraki bir şekilde gülümsedim, "Ağam hoşgelmişsiniz." Cansu ablanın sesiyle yavaşça bakışlarım Renas'tan ayrıldı dış kapının önüne karşıya gitti. Boran Ağa, Merih, daha önce istemede gördüğüm sarışın bir adam vardı, yanaklarım utançtan kıpkırmızı olmuştu ve düştüğüm durumu düşündükçe de daha da morarıyordum resmen, Boran Ağa'nın bakışları dikkatle üzerimdeyken Merih ve sarışın adam sırıtıyorlardı, ne vardı şarkı söylediysem hiç mi şarkı söyleyen birini görmemişlerdi! "Hayırdır, ne diye pişmiş kelle gibi sırıtıyorsun Merih! Hiç mi sarkı söyleyen görmedin." Dedim dayanamayarak, kızgınlık dolu sesim ona ulaşırken sırıtışı onunla birlikte yanındaki adamında kesilmişti. Onların arkasında Bertan Ağa'da belirince hızla dikleştim olduğum yerde, Boran Ağa bana doğru adımlamaya başladığında baskın adımlarıyla yutkunduk. Bakışları etrafada kayıyordu yüksek ihtimalle evin erkekleri nerede diye düşünüyordu. Bende kapının önüne doğru ilerlemeye başladığımda Boran Ağa ile karşı karşıya geldim bakışları kucağımdaki Rona'ya kaydı ona göz kırpınca yutkunma hissi ile kavruldum bakışları Rona'yı desteklediğim belini tuttuğum elime kaydı dudakları iki yana kıvrıldı ve bunun nedeni hiç şüphesiz parmağımdaki yüzüktü elimi yumruk yapmak istedim ama bu pek mümkün değildi. Yanına gelen Bertan Ağa ile biraz geriledim her ne kadar mesafelide olsak yine de içim rahat etmemişti, "Hoşgeldiniz." dedim saygıyla, "Hoşbulduk Gelin hanım." Dedi sert sesine rağmen samimi bir şekilde ve kesinlikle şu an Gelin kelimesine takılmamalıydım! Dış kapının önündeki Cahit ile göz göze geldiğimde gelenlere izin verip vermemesini sordu bakışları ile girecekleri gösterek, gözümü açıp kapadım ve sorun olmadığının onayını verdim ve diğer kahyalar ile birlikte içeri girecekleri buyur etmeye başladı. Zaten giren girmişti içeri artık. "Kalender Ağa'lar nerdedir geleceğimizden haberleri vardı." diye sordu Bertan Ağa muhtemelen hasta ziyareti için gelmişlerdi, "Iı, evet haberimiz vardı geliceğinizden, kusura bakmayın ama sanırım önemli bir işleri çıktı o yüzden gecikirler ama olsun siz geçin lütfen." Demek haberi vardı o hâlde ne diye bana haber vermemişlerdi ki? Üstelik annemlerde ortada yokken ve telefonları açılmıyorken, yine de haberim olduğunu söylemiştim çünkü daha fazla rezil olmak istemiyordum şuan. Cansu ablanın yanındaki çalışanlardan Zehra'yla göz göze geldiğimde, "Zehra salona kadar eşlik edin lütfen." Dedim. Bertan Ağa kafasını sallarken , "Buyrun Ağam." diyen Zehra ile merdivenleri çıkmaya başladı bir terslik olduğunun pekala farkına varmıştı ama çaktırmamaya çalışmıştı, önümden geçmeye başlayan bedenlere öylece bakarken, "Geliceğimizden haberin yoktu değil mi?" diye soran Boran Ağa ile ona döndüm her zaman ki gibi takım elbiseler içindeydi, "İçeri geçin Boran Ağam." Net bir şekilde konuştum, çenesinin kasılmasından sinirlendiğini anladığımda konuşmasına fırsat vermeden Renas'ı çağırdım, merdivenlerden çıkacakken dönüp bana gelen Renas için onun boyuna eğildim saçını okşadım alnı ile saçına aynı anda dudaklarımı bastırdım, "Sen biraz Rona'yla ilgilenir misin hemen alacağım merak etme." dedim yanağını okşarken, "olur olur." Dedi hemen neşeyle, gülümsedim ve Boran Ağa geldiğinden beri sesini çıkarmadan duran Rona hanımı Renas'ın elini tutmasını sağladım, "Sedirlerin olduğu yere geçin geleceğim ben tamam mı bebeklerim." Yanımdaki bedenin derin bir soluk aldığını işittiğimde seri bir şekilde doğruldum, Rona paytak adımlarla onu tutan Renas ile ilerleyince kolumu ovma isteği oluştu içimde ağır değildi ama uzun süre tutunca ağrımıştı. "Hâlâ neyi bekliyorsun acaba?" bıkmıştım hâlâ burada durmasından gördüğüm kadarıyla bütün erkekler salona çıkmıştı bile, "Bir haftadır görmüyorum seni, biraz olsun fazladan görmek istediğimden buradayım." Sözleri beynimde büyük bir uğultu yarattı ve öylece yüzüne ne tepki vericeğimi bilemeden baktım, neler söylüyordu böyle, biraz olsun kendimi topladığımda tırnaklarım uzun olmasa dahi canımı yakacak kadar derin bir şekilde avcuma battı. Ve tamamen ona döndüm karşı karşıya kaldığımızda gözlerim korkusuzca ve utanmazca gözlerinde asılı kaldı, kısılan gözleri meraklı bir ifadeyle bana bakarken dudağım kıvrıldı. "Biliyor musun eğer senin gözlerine her baktığımda ömrümden birer gün eksilseydi yemin ederim gözlerimi bir an bile zehir sarısı gözlerinden ayırmazdım!" dedim keskince. An be an sarsılışını seyrettim, yüzünü büyük bir hayalkırıklığı kapladığında içimde bir burukluk hissettim ama bunun tek nedeni vicdanımdı. Yinede acımadım. Acıyamazdım. Gözlerindeki kırgınlığa kırıklığa rağmen sakallarının etrafını çepeçevre saran dudaklarına güzel bir tebessüm kondurdu. "Ve bende sıcak gözlerine her baktığımda, huzuru ala ala ölüme koşardım," Sözleri boğazıma sıkı bir düğüm atmıştı sanki, "Teninden yayılan o cennet kokunu her soluyuşumda kollarında can vereceksem, son gördüğüm senin gözlerin soluyacağım son nefes olacaksan, ben şimdi bile kendimi önüne sererim Gece!" Üzerime doğru attığı adım ile daha'da küçüldüm sanki karşısında, gözleri gözlerimden ayrılmazken batan güneşin etrafa yaydığı o kırmızımsı turuncu ışık tüm Mardin'de olduğu gibi alenen bizimde üzerimize düşmüştü. "Ve Gece, eğer bu akşamda telefonundaki tüm engelerimi kaldırmazsan," dedi sona doğru tehditvari bir şekilde, üzerime doğru eğildi, etrafta kim vardı kim izliyordu bizi ya da kim bakıyordu umrunda bile değildi avlunun ortasında onca adam salonda tek bir ev sahibi olmadan oturuyordu ve ben burada Boran Ağa ile konuşuyordum. Daha doğrusu o konuşuyor ben dinliyordum! Üstelik benimle tehditvari bir şekilde konuşurken ona daha fazla müsamaha gösteremezdim. Hiddetle, "Sen nas-" sözlerimi kolumdan tutup beni kendine çekmesiyle kesmişti, nefesim tıkanırken bakakalmıştım ona aramızda mesafe kalmaksızın ve ağzım aralık kalmışken üstelik! "Eğer o engeller kalkmazsa yavrum, senin istemeyeceğin ama benim bayılacağım şeyler yaparım." Sözleri ve hareketleri ile dumura uğrarken bu halime ukalaca gülümseyip gitmişti. Beni öylece bırakarak. Kendimi toplamak zorunda olduğumu biliyordum düşüneceklerimi daha sonra halletmeliydim. Hele de o yavrum kelimesini! Şu an yukarda misafirler vardı ve evin sahibi olarak benden başkası yoktu. Dış kapıyı örtmüşlerdi ve Cansu abla da burada görünmüyordu birilerinin bizi görmemesi iyi hissettirmişti, Renas ile Rona sedirlerin olduğu tarafta oyuncaklarla oyunuyordu Renas kesinlikle fazla iyi anlaşıyorlardı, onları es geçtim şimdilik masanın üzerinde duran telefonumu aldığımda hiçbir arama yoktu. Dalga geçiyorlardı resmen. Babamı aradım telefon uzun süre çaldı ve kapanacakken açıldı, "Baba neredesiniz siz?!" diye sordum telefon açılır açılmaz. "Geliyoruz Gece, hayırdır?" demesi ile kaşlarımı çattım. "Ne demek hayırdır bütün Asparsah aşireti resmen şu an salonda ve evde bir tane erkek yok! Ne zaman haber vermeyi düşünüyordunuz acaba bana." "Biz onları unuttuk yaw," demesi ile şasırdım, "Baba ne diyorsun Allah aşkına, neredesiniz siz hemen gelin eve rezil oldum yemin ederim ya." Babam da durumun sonununda anlamış olmalı ki, "Tamam tamam geliyoruz hem Mustafa'ya haber verdim ben neredeyse orada olur," dedi. "Madem unutmuştum Mustafa'ya nasıl haber verdin?" "Yahu zaten sabah haber verdiler bize, Mustafa'nın haberi vardı akşama bize geleceklerdi." Diye açıkladı kendini geçiştirircesine. "Tamam peki. Kapatıyorum ben." Dedim ve yavasça ayırdım telefonu kulağımdan. Hava kararmış ve akşam olmuştu artık, avluyu ise etraftaki ışıklandırmalar aydınlatmaya başlamıştı, mutfağa girdiğimde Zehra ile Cansu abla yemekleri hazırlıyorlardı, "Bir şey istediler mi Zehra." Zehra elindeki tabakları tezgaha bırakıp bana döndü, "Yok Hanımım sordum istemediler." Başımı salladım onaylarcasına ve bende onlara yardım etmeye başladım, fırından tepsileri çıkarıp masaya koydum bezle, "Cansu abla avluya kuralım sofrayı." "Gece?" Gelen sesle mutfak kapısına baktım Mustafa abim kapının önündeydi, elimi hemen temizleyip yanına vardım, "Neredeler? Kim kim gelmişler?" Arkasında Renas'ların yanında Serkan'da vardı o da gelmişti, "Salondalar, yani Bertan Ağa Boran Ağa Merih, Bahoz Ağa, 3-4 kişi daha var ama isimlerini bilmiyorum onların." Kafasını salladı ve geri çekilerek mutfaktan çıktı onunla birlikte bende çıktım Serkan yanımıza geldiğinde kolunu omuzuma atıp kendine çekmişti beni, "Babanlar niye yok hayırdır ananlar nerede." Diye sordu. "Hiç sorma sabah terziye diye çıktılar hâlâ yoklar annemin telefonu evde yengem açmıyor, Jiyan amcamla konuştum o da otogardamıymış neymiş arkadaşını alacakmış herhalde. Anlamadım ama bir şeyler karıştırıyorlar bariz belli o." Onlarda kafası karışmış halde bana bakarken Mustafa ile Serkan birbirlerinin yüzüne baktılar birkaç saniye sonrasında Mustafa abim, "Neyse çıkalım daha fazla ayıp olmasın." Dedi. Onlar birlikte merdivenleri çıkarken bende mutfağa girdim. Renas ve Rona onlara verdiğim telefonla oynarken, Kısa sürede sofrayı hazırlamıştık Zehra ve Cansu abla son tabakları yerleştirdiğinde bende haber vermek için yukarı çıkmıştım, salonun kapısına vardığımda derin bir nefes aldım, soğuk kanlılıkla içeri girdim bütün bakışlar bana dönerken konuşmaları kesildi. 'görende kırk yıllık arkadaşlarda sohbet ediyorlardı zannedecek' neyse. Kimseye bakmamaya çalışarak Mustafa abime baktım direkt yanında Boran Ağa oturuyordu ama yinede göz göze gelmemiştik, ben bakmamıştım. "Mustafa abi sofra hazır, buyrun hadi." Beni bakışları ile onaylarken yavaşça çıktım salondan, merdivenlere yönelmiştim ki, Hevdem'in seslenmesi ile durdum, "Ne işin var senin burada çık yukarı hemen." dedim bir yandanda salona bakarken henüz çıkmamışlardı ve kolundan tutup odasına doğru götürmek istesemde durdu ve kolunu çekti, "Abla annemler nerede şuan biliyor musun sen." Dedikleri ile duraksadım, "Bir işler karıştırdıklarının farkındayım Hevdem ama şu an içeride onca misafir varken burada durup seninle bunu tartışamam o yüzden direkt söyle neler olduğunu." Tedirgin duruyordu, gözlerini ilkte kaçırsada kolundan tutup hafif sıkarak uyardım, "Abla annemler ile abimler şuan-" salondan çıkanlarla susmak zorunda kaldı merdivenin başında dururken onların gelmesi ile geri çekildik, Bertan Ağa önümüze geldiğinde Hevdem'e baktı arkasından diğer erkeklerde durmuştu, "Geçmiş olsun kızım iyisindir inşallah." Hevdem'in yüzü kızardığında utandığını anlamıştım, "Sağolasın Ağam, çok daha iyiyim." dedi kısık bir sesle. Bertan Ağa kafasını salladığında merdivenleri inmeye başladı Merih geçerken önümüzden bakışları benim yüzümden kısa bir an Hevdem'e takılmış o da aşağı inmişti arkasından Mustafa, Serkan ve Civan Asparşah'da inerken, inmeyip bana bakan sarışın adam arkasında Bahoz Ağa ve Boran beyimiz vardı, "Bir sorun mu var?" diye sordum anlamazca, "İlerle Özgür!" Baskın bir şekilde konuşan Boran Ağa'ya bakarak sırıttı sarışın adam artık Özgür olan, "Bir şey sorucaktım ben. Şirkete geldiğin günde sinir küpüydün acaba neden bu kadar sinirli ve agresifsin hayır yani sen sinirli Boran sinirli, olmaz böyle bir yan yana gelseniz ortalık yanar resmen, hem zıt kutuplar birbirini çeker eş kutuplar itermiş. Sizin çekmeniz lazım." Dedikleriyle anlamazca baktım, o günü hatırlamak bile canımı fazlasıyla yakıyor ve öfkelendiriyordu. "Ben seni bir çekerim şimdi ahırdaki yolunmuş tavuktan farkın kalmaz." diye çıkışmam ile dehşetle açıldı gözleri, aslında kesinlikle öyle söylemek istemezdim ama bu ara fazla gergindi sinirlerim. "Pekâlâ sadece konuşmak istemiştim seni tanımak için, sinirlenmene hiç gerek yok." Boran Ağa sonunda dayanamamış olmalı ki Özgür'ün kolunu tutup merdivenlerden indirirken Özgür'ün sırıtan yüzü ile hâlâ bana bakmaya çalışıyordu, sonunda herkes aşağı inmiş masanın etrafına kurulmuştu. Hevdem bu kattaki balkona yaklaşıp aşağıya bakmaya başlarken ona göz devirip aşağı indim ne söyliyecekse vazgeçmişti merak etsemde şu anda ilgilenemezdim, Boran Asparşah'ın bakışları anında beni bulurken gözlerimi kaçırdım ondan, "Renas," diye biraz kısık bir şekilde seslensemde duymuştu, Rona'yla birlikte bana geldiklerinde Rona'yı hızla kucağıma aldım, "Baktığın için sağol canım benim, hadi git yemeğini ye şimdi." gülümsemesi ile hızla başını salladı masaya ilerlediğinde konağın kapısı sertçe açıldı ses konakta yankılanırken herkesin bakışları arkamda kalan kapıya kaymıştı, ağır bir hareketle arkamı döndüğümde görmeyi en son bekleyeceğim kişi duruyordu bastonunu yere vura vura içeriye doğru ağırca bir kaç adım daha attı bakışları ağırca yerden kalkarken bulması gereken kişiyi bulmuştu. Beni. Arkasından giren sabahtan beri beklediğim konak fertleri tek tek girerken etraftaki sesler uğultu gibi geliyordu, olduğum yerde dikleştim tüm vücudumu bir titrememe almıştı sanki kucağımdaki Rona'yı farketmeden daha da sıktım. Ve o otoriter baskın duygusuz sesi duyuldu. "Babaannenin elini öpmeyecekmisin Hanımağa!" 🤍BÖLÜM SONU🤍
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD