1 hafta sonra
Tam bir haftadır bu küçücük odada kapalı Borkan'ın esiri olmuştum. Her gün bana yemeğimi getirip kaçmaya çalışmamam için tehdit edip gidiyordu. Son bir haftam kalmıştı ondan kurtulmak için yoksa onun Lunası olmak zorunda kalacaktım.
Dizlerimi kollarımın arasına alıp başımı yasladım. Her gün her saat olduğu gibi yine nasıl kurtulacağımı düşündüm. Merdivenlerden gelen adım seslerini umursamamaya çalışsam gerçekten kim iniyorsa koşarak iniyordu, sanki acelesi varmış gibi.
Başımı kaldırıp kapıya doğru baktım. Kapı hızla açılınca betamız yani Antonio amca ile göz göze geldik. Antonio amcanın yüzünde korku vardı. Hemen ayağa kalkıp onunla yüz yüze geldim
"Bir sorun mu var Antonio amca?"
Antonio amca sıkıntılı bir nefes verip
"Saldırı altındayız kızım ama çok önemli bir şey değil. Seni kurtarmak ve bunu vermek için geldim"
Elinde ki şişeyi bana uzatarak avucumun içine koydu. Şaşkınlıkla şişeye bakıp Antonio amcaya döndüm
"Bu ne için?"
"Bunu Anna gizli şekilde yolladı. Bunu içince tam bir gün kokun kayboluyor, bir büyücüye yaptırmış. Günlük bir damla kullanman yeterli ama sakın unutma her gün iç. İçinde yaklaşık 100 damla var. Buda seni üç aydan fazla gizleyecek. Borkan o arada seni unutur, yani umarım unutur"
Dolu gözlerle Antonio amcaya sarıldım. Her şeyi mi Anna'ya ve ailesine borçluydum. Antonio amca sarılışıma karşılık verip benden ayrıldı.
"Gitmen gerek kızım. İlacı dönüşürken ağzına al ve kokunu bir süre yollara bırak ki kaçtığını düşünsün sadece. Bizi tehlikeye atma. Umarım şimdiden sonra hayatın çok güzel olur"
Elimin tersiyle ıslanmış gözlerimi silip
"Her şey için çok teşekkür ederim Antonio amca. Sizi asla unutmayacağım"
Antonio amca bana burukça gülümsedi. Peş peşe evden çıktık. Son kez ona minnetle bakıp koşmaya başladım. Etrafı kontrol ederek ve kokulardan uzak yöne koşmaya başladım. Dönüşme zamanı gelince ilacı ağzıma alıp dönüştükten sonra koşmaya devam ettim. İki saat kadar koştuktan sonra gerçekten yorgun hissederek popomun üzerine oturdum.
Biraz dinlendikten sonra etrafıma baktım. Az ilerde ormanlık alan bitiyordu ve saat tahminimce 3 veya sabahın 4'ü idi. Bundan sonra ki yolu insan olarak devam edecektim ve insanların yaşadığı şehre girip insanlarla yaşamaya başlayacaktım. Dönüşünce ağzımda ki şişeyi alıp bir süre izledim. Benim kurtuluşum bu ilaç olmasını umarak şişeyi bir kenara koyup tekrar kurda dönüşüp kokumu geniş bir alana yaydım.
Sonunda yorgun bir şekilde şişenin yanına gelip kapağını açtıktan sonra bir damla ağzıma damlatıp yavaş yavaş yürümeye başladım.
1 saat sonra
Gün aydınlanmaya başlamıştı. Acilen kıyafet bulmak zorundaydım. Yaşam belirtisi olan ışıklara doğru yürüdüm. Asılan giysiler görünce mutlu oldum. Kıyafetler bedenime uygun görünüyordu. İç çamaşırı bulup giydim hemen. Ardından bir elbise giyip derin bir nefes aldım. Kıyafetler bana biraz dar olmuştu ama yapacak bir şey yoktu.
Durarak zaman kaybedemeyeceğim için yürümeye başladım. Beton bir yola çıkıp yürümeye başladım. Yaşayacağım yeri iyi seçmeliydim ama şehrin öbür ucunda. Borkan dan ne kadar uzağa gidersem o kadar iyiydi. Işık görünce arkama döndüm. Bir araç yanımda durdu. Böyle şeylerin varlığından Anna sayesinde haberdardım. Normalde insanların arasına fazla karışmamız yasaktı. Arabanın camını indiren adam beni süzerek
"Nereye gidiyorsun? Seni bırakabilirim"
"Şehrin diğer ucuna gitmek istiyorum" dedim insan olduğu kokusundan belli olan adama. Tipi bana pek güvenilir gelmese de gücüme karşı hiç şansı yoktu.
"Bende oraya gidiyorum" dedi memnun olmuş bir ifade ile.
Anlaşılan ilk dayağımın tadına bakacak olan insan oydu. Neyse olsun döveriz sıkıntı yok. Arabanın kapısını benim için açınca ben sadece içine girip koltuğa oturdum. Adam arabayı sürmeye başlayınca bana sorular sormaya başladı. Onu geçiştiren cevaplar verip sonunda susmasını sağladım.
2 saat sonra
Hava aydınlanmıştı. Uzun bir yol gittiğimizin farkındaydım ama farkında olduğum bir şey daha vardı oda beni ıssız bir yere götürdüğüydü. İnsan olsun kurt olsun hepsi aynı mıydı arkadaş. Araba ormanlık bir alanda durunca bakışları mı ürkek tutmaya çalışarak adama baktım. 40lı yaşlarda olan orospu çocuğunun yüzünde yan bir sırıtış vardı.
"Buraya neden geldik?"
"Biraz eğleneceğiz ve yola devam edeceğiz güzellik"
Ben eğlenecektim ama seni bilemem. Arabadan aşağıya inip benim kapımı açınca uzatmadan indim. Bana doğru yaklaşmaya başlayınca ifademi boş tutarak yaklaşmasına izin verdim. Elimi tutmaya çalışan elini kavrayıp o daha ne olduğunu anlamadan elimi ensesinde ki hayati bir yerine sertçe geçirip bayılmasını sağladım. Bu onu saatlerce baygın tutmaya yeterdi.
"Bu beni iki saat taşıdığın için teşekkür bedeli. Yoksa seni öldürecektim."
Adam kurda kuşa yem olmasın diye onu aracı kullandığı koltuğa yerleştirip kapıyı kapattım. Benim indiğim tarafa geçip arabanın içini kontrol ettim. Karnım aç olduğu için idarelik yiyecek ve içecek bulmak zorundaydım. Neyse ki paketli bir kaç gıda ve su vardı. Hepsini elime alıp kapıyı kapattıktan sonra yürümeye başladım. Elimde ki bir paketi açıp tatlı ve kıtır kıtır olan şeyi yemeye başladım. Paket bana yetmemiş olsada idare için diğerlerini sakladım.
Kendime yaşayacak bir yer bulup ilacımı güvene aldıktan sonra rahat rahat dönüşüp avlanabilirdim.
2 saat sonra
Uzun zamandır yollardaydım artık yürüyecek takatim kalmamıştı ve uykum gelmişti. Etrafta göz gezdirip epey ilerde kulübe gibi bir şey görüp ona doğru yöneldim. Uzun zamandır kullanılmadığı belli olan kulübenin sakat kapısını kırıp içeriye girdim. Küçüktü ama iş görürdü. Kapıyı içerden kupli kilitle kilitledim. Hemen üzerine kirlenmesin diye örtü serilen yatağa yönelip örtüyü çekip aldım. Kenarda çuvallar görünce içlerini açıp yorgan ve yastık buldum. Daha ne isteyebilirdim ki?
İlacı kırılmasın diye kenara özenle yereştirip yatağa girdim. Üzerimi örtükten sonra uykuya dalmam uzun sürmedi.
Geceye doğru
Güzelce dinlendikten sonra bugünü boş geçirmiştim. Yarın etrafı kontrol edip bir süre burda takılacaktım. Bir süre küçük camdan dışarıyı izleyip dışardan gelen güzel bir kokuyla gözlerimi kapatıp burun delikleri mi iyice açtım. Koku bende baş döndürücü bir hal alırken hemen gözlerimi açtım. Oturduğum yerden kalkıp dışarıya çıktım. Kokunun kaynağına doğru giderken kalbim son derece hızlı atıyordu.
Kulağıma dolan acı inleme sesleriyle canımın yandığını hissettim. Neden böyle hissettiği mi bilmeden koşarken bana doğru gelen adamı gördüm. İçimde kurdum 'eşim" diye ulumaya başlayınca heyecan ve stres karışımı avuç içlerimin terlediğini hissettim. Eşim olan adam birden yere yığılınca kaşlarım çatıldı. Hemen yanına koşup yerde baygın yatan adamı elimle yüzüne dokunarak uyandırmaya çalıştım ama uyanmıyordu. Kalbim korkuyla atarken onu sırtıma alip küçük kulübeye taşıdım.
Üzerinde ki ceketi çıkarıp kan olan gömleğine baktım. Neyse ki kurşun etini parçalamış ama içinde kalmamıştı. En temiz üstümde ki kıyafet olduğu için hemen onu yırtıp kanı durdurdum. Kan durunca yarasını sarıp onu yatağa yatırdım. Kokusu aklımı başımdan alsa da sadece insan gibi kokması bizim için büyük bir sorundu. Onu ve kendimi korumak zorundaydım.
Bu konuya takılmam Borkan yüzündendi. Yoksa benim için eşimin insan olup olmaması önemli değildi. İnsan olduğu için eş olduğumuzu ona nasıl anlatacağımı bilmiyordum ama bir şekilde onunla hayatımı paylaşmam gerekiyordu. Geceyi nöbet tutup onu izleyerek geçirmiştim. Gerçekten çok yakışıklı görünüyordu. Aklımda tek bir soru vardı. Acaba oda beni beğenecek miydi?