Bölüm 9 ❝Karşında Efendin Var❞

1513 Words
Bende acı bir iz bırakmakla yetinmemiş hayatımı mahvetmeye karar vermişti. Güçlü olduğu kadar acımasız olan bu adamdan kurtulmanın bir imkanı var mıydı? Bir ses çığlık çığlığa 'hayır' diyordu. İçimdeki kadın ise 'evet' diyordu. İçimdeki kadın her şeye evet diyen bir arsızdı, sadece keyfine göre hareket ederdi. Duyduğum kilit sesiyle sırtımı duvardan ayırarak, kapıya yaklaştım. Kapı açılıp Alaz görüş alanıma girdiğinde şaşkınca kanlı ellerine baktım. Ares'e ne yapmıştı? Oksijenle şişen ciğerlerim göğüs kafesime basınç uygularken ikilemde kalmıştım. Kapıyı kapatıp yere oturdu ve sırtını duvara yaslayarak ayaklarını ileri uzattı. Pantolonunun cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal çekip, dolgun dudaklarının arasına yerleştiğinde sertçe yutkunarak onun biraz daha uzağına geriledim. Parmaklarına bulaşan kan onu rahatsız etmiyor gibiydi, hoş adam katilin tekiydi kanın onu rahatsız değil de zevkten dört köşe ettiğine emindim. Çakmağını sigaraya yaklaştırdığında cılız bir duman odanın rutubetli tavanına yükseldi. "Sor." dedi keyifsiz bir sesle, ona sormak isteyip çekindiğimi hemen fark etmişti insanları çabucak analiz eden tarafını onları öldürürken baktığı gözlerden mi almıştı? "Ares'e ne yaptın?" diye nihayet ağzımdaki baklayı çıkardığımda kalbim sessizleşti, Alaz ise derin bir nefes çekti ve dumanı dudağının arasından usulca bıraktı. Dumanın bir kısmı burnundan çıkarken cılız lambaya doğru yükseldi, boğucu odaya şimdi bir de sigara kokusu eklenmişti. "Bunu duymak istemezsin." Alaz'a oturduğum zeminde kayarak biraz yaklaştığımda başını duvara yaslayarak bana döndü ve ne yaptığımı anlamaya çalıştı. Boğazımı temizleyerek kahverengi gözlerine donuk donuk baktım bir süre. Bir katile sormak istediğim çok soru vardı özellikle Alaz gibi bir katile. "Sare'yi o hale sen getirmediysen, bunu kim yaptı?" Dişlerini göstererek gülümsediğinde, kaşlarımı anlamsızca çattım. Gerçekten bu haldeyken ve böyle bir soru sorulmuşken gülecek miydi? Tam bir psikopat olmalıydı. "Sare'yi o hale getiren..." duraksadı. Kaşları öfkeyle çatılırken sertçe yutkunarak, sigarayı derince içine çekişini seyrettim. Sanki içtiği sigara değil de nefret ettiği bir ruhtu, belki de benim ruhumu da böyle emecekti. Gözlerimi kapatıp kafamı iki yana salladım, sürekli saçma sapan şeyler düşünemezdim. Kitapta okuduğum, filmlerde gördüğüm katillerden değildi Alaz. Beni vurmuştu ve öleyim diye hiç düşünmeden kuytu köşeye kan kaybeden bedenimi sürüklemişti. Kurbanına aşık olan hangi katil onu vuruyordu? Ya da hangi kurbanın sevdiği bir adam oluyordu? Bu bir film ya da kitap değildi karşımda gerçek ve acımasız bir katil vardı ve ben bir yanlış yapmıştım. "Sare'nin o halde olmasının sebebi Ares denen piç." diye devam etti. Boğazıma kat kat oturan düğümleri hissettim. Ares böyle bir şeyi hayatta yapmazdı, öyle değil mi? Evet bazen öfke sorunları yaşıyordu ama hamile bir kadını öldürecek kadar ileri gitmezdi. Hayır o kadar kötü birisi değildi? Bir onay bekledim ama düşüncelerim bile bana ifadesizce bakıyordu. Geçmişin kapıları aralandığında yüzüme vuran ışıkla gözlerimi yumdum. O anı yeniden hatırlamak sert bir tokat etkisi yaratmıştı. "Buna inanmamı beklemiyorsun değil mi? O kadar ileri gitmez Ares." dedim Alaz'a bakmadan daha da doğrusu bakamadan. Kız kardeşi öldürülmeye çalışılmış bir adama üstü kapalı bir şekilde yalancı diyordum. "Onun nasıl bir herif olduğunu sen de biliyorsun." dediğinde ona inanmadığım için daha da öfkelendiğini gördüm gerçekten benden nefret etmesine rağmen ona inanmam önemli miydi? "Evet biliyorum tam da bu yüzden yapmaz diyorum." dediğimde ben daha ne olduğunu anlayamadan bir hışımla yerinden kalkmış yakalarımı sıkıca kavrayıp oturduğum yerde beni duvara yapıştırmıştı. "Olaylar buraya senin yüzünden geldi, o gün Ares'i polise şikayet etsen her şey çok daha farklı olabilirdi." dediğinde neyden bahsettiğini anlayamamıştım. "O adam seni merdivenlerden aşağı attı!" dediğinde gözlerim kocaman açıldı ve Alaz'ın yakamdaki ellerine yapıştı. "Sen bunu nereden biliyorsun?" "Benim bilmediğim bir şey yok." Dişlerini sıktığında gıcırtısı ruhumu acıttı. "İsteyerek yapmadı, ben kendimi kurtarmaya çalışırken düştüm. Onun suçu değildi." Alaz'ı iteklemeye çalıştığımda bir kez daha duvara çarptım ve yakalarımı kendisine doğru çekerek yüzüme eğildi, "Esila!" öyle bir bağırmıştı ki altında yatan 'Yeter' kelimesinin üzerindeki perde sesinin şiddetiyle aralanmıştı ve asıl mesajı görmüştüm. "Sen onunla birlikte olmadın diye adam seni dövdü ve merdivenlerden aşağı attı sonra da sarhoştum bilerek yapmadım dedi! Bunu bile bile onu koruma!" O kadar öfkeliydi ki hızla alıp verdiği nefesler yüzüme çarpıyor, nefesi yüzüme çarptıkça tenim yanıyordu. "Sen sadece bedenini ve şöhretini arzulayan ama ruhuna dokunamayan adamı sevmeye devam ediyorsun. Bu da yetmezmiş gibi onu koruyup başka bir sürü kadının canını yakıyorsun." Beni sert bir şekilde bıraktığında bir süre nefeslerimi düzeni sokmaya çalıştım. Peki alaz bir kadının canını yakmamış mıydı? Benim yaptığım ile onun ki bir miydi? Hangimiz daha kötüydük? "O beni seven tek kişiydi..." Bahanesi olmayan bir şeyi açıklamaya çalıştığımda sinirle güldü. "Eğer seni gerçekten sevseydi soluğu Sare'nin yanında almazdı." Alaz Elezer acımasız olmaya yeminli gibi canımı yakıyordu yine. Gerçekleri göremeyecek kadar aptal değildim sadece kırgın kalbimi avutmaya çalışıyordum, yıllarımı ve bütün sevgimi verdiğim bir adamın başka bir kadının koynunda olmasını nasıl kabul edebilirdim ki? "Onu öldürecek misin?" diye sorduğumda yerde dumanı tüten sigarasının üzerine bastı ve tütünlerin çıtırtıları duyuldu. "Bunu mu istiyorsun?" "Hayır, ölmesini istemiyorum. Biliyorum aşağılık herifin teki ama canı yansın istemiyorum." Bana inanamıyor gibi güldü, ben de bazen kendime ve aldığım kararlara inanamıyordum. Bu Ares'in beni ilk aldatması değildi sadece açık çık söyleyip beni terk ettiği ilk aldatmasıydı. Kendime yaptığım en büyük saygısızlık da buydu, bir adamın sevgisi için her şeye göz yummak. "Aslında ona yapmak istediğim şey tam olarak bu ama onun için kolay bir ölüm olur değil mi?" dedi yerdeki sigarayı göstererek. "Doğru, sen insanların ruhunu emmeden öldüremeyen bir katilsin." kendi kendime mırıldandığımda beni duymaz zannetmiştim ama duymuştu yine de hiçbir şey demeyerek sakinliğini korudu ve ellerini cebine koydu. "Baksana köle, bence senin dilin fazla uzamış. Karşında efendin var." Bunu biraz önce benimle sohbet eden adam mı söylüyordu yoksa Alaz Elezer mi? Dengesizin tekiydi. "Laflarımla çok üzmedim umarım." diyerek gözlerimi devirdiğimde beni öldürmek yerine süründüreceği için rahat davranıyordum. "Laflarının bana dokunması için aynı seviyede olmamız gerek. " dediğinde göz kırpmıştı. Kaşlarımı çatarak kollarımı çaprazladım. "Doğru sen bir katilsin ve ben de bir kurbanım." Beni duymuş olmalı ki cıkladı. Derin bir nefes alarak tam gözlerime baktı, sanki zorlasa düşüncelerimden en somut olanı yakalayacak ve avuçları arasında öldürecek gibiydi. "Keşke kurban olduğunu Ares'leyken fark etseydin ve unutma bir katil elindeki her şeyi alabilir." dedi Alaz Elezer geri dönmüştü gerçi en yumuşak olduğu anlarda bile sert bir yanı vardı. "Sen doktorluk mesleğimi alarak her şeyimi aldın, zaten." imalı bir sesle konuştuğumda sükut Efsunkâr adamın tarafını tutmuştu. İfadesiz bakışlarını üzerimden çektiğinde kapıya yönelmişti. "Alaz..." Yerimden kalkarak kazağını avuçlarım arasında ezerek tuttum. "Lütfen mesleğimi elimden alma, lütfen. Ne istersen yaparım, hiçbir yere kaçmam." Daha ne kadar utanç dolu bir yaşam sürebilirdim ki? Alaz gibi bir adama yalvarmıştım ama başka çarem yoktu bu hayattaki en büyük başarım ve tutunduğum tek dal mesleğim sayılırdı. "Mesleğini çok seviyorsun değil mi?" diye sorduğunda başımı büyük bir hevesle aşağı yukarı salladım. "Evet, bu hayattaki tek başarım doktor olmak." Güldü ardından bana biraz yaklaştı ve fısıldadı, "Sence sevdiğin şeyleri elinde bırakır mıyım?" Sorusuyla dumura uğramıştım. Bu adam benim ruhumu yok etmeye çalışırken, mutluluğumu besleyen tek şeyi de az önce verdiğim cevapla onun kirli ellerine bırakmıştım. Hayır zaten onun ellerindeydi ve kire bulanmıştı ben ise yalvararak onu kurtarmaya çalışmıştım. "Beni böyle yok edeceksin değil mi? Sevdiğim her şeyi alarak." dedim neden cevabını bildiğim soruları soruyordum ki? "Evet." Alay. Bu adam bu tınıyı öylesine ustaca kullanıyordu ki tek hamlesiyle bütün ruhum baştan uca sarsılıyordu. Birisinin çıkıp "Ben buna engel olacağım!" diye haykırmasını bekledim ama olan tek şey sessizlikti. "Beni burada zorla tutamazsın! Bu bir suç!" Yapma Esila sence karşındaki adam neyin suç neyin hak olduğunu bilmiyor mu? Aptal konumunu yükseltmekten bıkmadın mı? Çatallaşan sesimle çığlık attığımda alaylı duruşundan ödün vermedi. Güçlü olması o kadar zoruma gidiyordu ki. "Bu faslı çoktan geçtik sanıyordum, sence de biraz geç kalmadın mı?" Cevap vermedim. Gözlerindeki alay güçlendiğinde bakışlarımı kaçırmadan edememiştim. Haklıydı ve bu beni sinir ediyordu. "Bırak gideyim Alaz." son kez çaresizce mırıldandığımda bıkkınca bir nefes aldı, "Hiçbir yere gidemezsin bunu kabullen." Arkasını dönüp kapıyı açtı ve suratıma kapattı. Kilitten gelen tok sesle nefesimin daraldığını hissettim. Yine rutubetli duvarlarla baş başa kalmıştım. Kapıyı yumruklayarak bir yere varamayacağımı bildiğimden sırtımı duvara yaslayıp kayarak yere oturdum. Dizlerimi kendime çekip, kollarımı bacaklarıma sardım ve yanan gözlerimi sıkıca yumdum. "Seni insan yerine bile koymuyor." İçimdeki suskun kadın nihayet konuştuğunda sevinsem mi üzülsem mi bilememiş ikilemde kalmıştım. "Bunu zaten biliyorum." "Biliyorsan..." duraksadı "Neden hala oturuyorsun?" dedi. "Kapıya vurmam hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Olacak tek şey yanan avuç içleridir, emin ol. Ayrıca sen söyledin beni insan yerine bile koymuyor." Gözlerini devirdikten sonra yanıma oturdu. Dizlerini kendine çekti. "Ölümüm bu adamın elinden olsun istemiyorum." Mırıldanarak başını omzuma koydu. Yansımamı onayladım. İkimizde sessizce oturduk bir süre. Umutlarımız kendimize yetmezken birbirimizi teselli edecek gücümüz yoktu. "Eğer bir gün..." devam etmesini bekledim ama sustu, "Bir gün?" direttiğimde derin bir nefes aldı. "...Bu adam seni öldürmeye karar verirse, ne yapacaksın?" Beni vurduğu gün pes etmemiş asansöre kadar sürünmüştüm. İlk başlarda bilincim kapansa da sonrasında kendimi zorlamış ve kurtulmuştum. Ama bu sefer hiçbir şey yapamayacakmışım gibi görünüyordu. "Sanırım canımı fazla yakmamasını dileyeceğim." Kısa sürede ölüme boyun eğmemizi sağlayan bu adamdan nefret ediyor olmalıydık fakat saçma bir şekilde bomboştuk. "Eminim ki celladın bunu da kabul etmeyecektir." "Aslında o cellattan çok bir Azrail bedenimi değil ruhumu almak istiyor." dedim. "Alaz oldukça acımasız değil mi?" "Evet ne yazık ki..." İç geçirdi. Başımı başına yaslayıp gözlerimi yavaşça kapattım. Ve bilincimdeki kadınla birlikte derin bir uykuya daldık, rutubetli duvarlar arasında...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD