8.Bölüm

1278 Words
"Korumalar bahçede geziyor, herkes ayaktayken seninle yemek odasında sevişmeyeceğim." deyip beni kucağında taşıyarak ayağa kalktığında boynuna sarıldım. Bacaklarını da beline sımsıkı sardım. Gözlerime baktı. "İnecek misin güzelim?" Dudaklarımı kıvırarak bir parmağımı onun yüzünde gezdirdi. "Sence?" Sen iflah olmazsın dercesine beni aniden yere bıraktığında tökezledim ama belime sarılan elleri düşmeme izin vermedi, bedenlerimiz yapışıktı. "Sen çok yaramaz bir kız çocuğusun." Kız çocuğu mu? "Kadın demek istedin herhalde," dediğimde cıkladı. "Hayır bir kız çocuğusun." Devam etti. "Yaramaz, söz dinlemeyen, şımarık tipik bir kız çocuğusun." Hımladım. "O zaman Bu kız çocuğu seninle oyun oynamak istiyor?" Dudakları kıvrıldı. "Oynamayacak mısın? Eğer öyleyse gider başka oyuncaklarımla oynarım." Alayla baktı. "Tek oyuncağının benim olduğunu düşünürsek?" Gözlerimi kıstım. Parmakları belime gömüldü. Çıplak olsaydım tenimde izi çıkacağından emindim. "Ama şimdi oyun oynamayacağız Ateş kızı, yemek yiyeceğiz." dediğinde aç olduğumu fark ettim. Hoş, çok yiyen birisi değildim. Günde tek öğün hatta hiç yemek yemediğim anlar da olmuştu. Belki bundan dolayı bir deri bir kemiktim. Beraber yemek masasına oturduğumuzda o başa ben de hemen yanına oturmuştum. Masanın geri kalanı boştu ki o kadar çok yemek çeşidi vardı ki masanın diğer tarafında duranları alabilmem için ayağa kalkmam gerekliydi. Erzen'in tabağına baktım, biraz yenmişti, çatal ve bıçak tabağa dayalı halde ters duruyorlardı. Yarım bıraktığı şarap kadehine baktım. Parmaklarım kıskıvrak bir şekilde onun eline alacağı kadehi ondan aldı. Dudaklarıma götürürken onun içtiği yerden yudumladım kırmızı şarabı. "Hımm," Dudaklarımı sildim. "Güzelmiş. Bir tane daha istesene?" Tek kaşını kaldırarak yakıcı bakışlarını üzerime saldı. "Beni kışkırtma." Dudaklarım kıvrıldı. "Seni kışkırtıyor muyum?" dediğimde yeniden bana baktı ama bu sefer elindeki çatalı kendi ağzına değil beni ağzıma sokmuş yemem için zorlamıştı. "Yemeğini ye güzelim gece enerjiye ihtiyacın olacak. Bolca ye." Sonrasında sessiz sedasız ben onun şarabından bir yudum olarak o da benim içtiğim yerden içerek bir şişe devirdik. Tabağıma yemek doldurmadan farklı çeşitlerden birer çatal alıp ağzıma atıyordum. Ama Erzen bundan memnun kalmayarak kendi kaşığıyla zorla yemem için tabağımı dolduruyordu hatta tehdit de ediyordu züppe. "Sen çok züppe bir insansın biliyor musun?" Al al olmuş dudaklarıma bakarken gözlerime çıktı gözleri. "Hm, demek züppe. Bu züppe gece sana neler yapacağını gösterecek." "Ya da yapamayacağını." Bana sen öyle san bakışları atarken bir bacağımı kaldırdığımda elbisemin yırtmacından bacağımın çıplak kaldığını biliyordum bunu bilerek ince uzun bacağımı onun bacağına uzatıp koyduğumda irkildiğini sonrasında kasıldığını hissettim. Bana baktı. Ayağımdaki topuklu ayakkabıyı işaret ederek çıkarmasını söyledim. "Sen gerçekten belalı bir kız çocuğusun." Masadan ona yaklaşarak, "Senin kız çocuğunum ama." diyerek kaşları hafif çatıldı. "Şöyle konuşma." "Nasıl?" "Kışkırtıcı." Amacıma ulaşıyorum demektir. Topuklu ayakkabımı bileğimden sökerek ayağımdan çıkardığında ayağımı ovaladı. "Saatlerce bunun üstünde durmak işkence gibi gelmiştir sana." Gözlerimi sorma dercesine devirdim. "Daha büyük işkenceler çektim sorun yok." Kadehinden şarap yudumlarken birden elime dokundu, durdurdu. "Bundan sonra hiç bir işkence çekmene izin vermeyeceğim," Dişlerini sıkıyordu. Durdum. O cilveli halimin yerini ciddi bir hal almıştı. "... geçmişteki o yaşanılanları da unutturacağım sana." "Geçmişimi de mi araştırdın?" Bakışlarını kaçırmadan konuştu. "Evet." Kadehi sertçe masaya koydum. "En azından benden duymanı beklerdim, aile soy ağacımı da araştırdın mı?!" "Her şeyini bilmek istiyordum Dilayda, ve senin de bana kolay kolay bir şeyleri anlatmayacağını da biliyordum. Ama ben o bir şeyleri değil her şeyini öğrenmek istiyordum. Ve beklemedim." Yüzüme eğildi. "Senin için her şeyi yaparım, tüm engelleri yıkar geçerim, böcek gibi ezerim umurumda olmaz." Korkunçtu. Beni böylesine seven bana böylesine değer veren birinin olduğunu bilmek görmek korkunçtu. Hayır ona kapılmıyordum. Ben Erzen'e karşı bir şey hissetmiyordum. Kalbim buzdu benim. Eriyebilirdi. Ama ben bu zaman kadar erimemesine katiyen izin vermemiştim. Sevgisizliğe alıştırmışlardı beni. Ya da ben sevgisizliği doğuştan biliyordum. Bunu fark etmiştim. Sevgi nedir sözlük tanımını bile bilmiyordum. Bilmek de istemiyordum. Yutkundum. "Tamam." dedim yine kadehimden içerek. "Bilmen umurumda değil, çünkü hiç bir bok yok siktiğimin geçmişinde." Bunun üzerine konuşmadı ama yemeğine de dokunmamıştı. Sanırım artık yemeyecekti. Keza ben de. Doymuş gibiydim ve bir lokma daha ağzıma atacak iştahım yoktu. Bacağım onun bacağındaydı halen. Ona baktım. Kadehten şarap içiyordu. Ayak tabanımı onun erkekliğine dayadığımda birden irkildi, öksürmeye başladı. Kadehi dudaklarından hızla çekerek bana baktığında ona cilveli cilveli gülümsedim. "Ne yapıyorsun?!" Sert ve ıslık gibi çıkan sesiyle içime sıcak bir şeylerin aktığını hissettim. "Oyun oynamak istiyorum." Ayak tabanımı biraz daha bastırdığımda parmaklarımı hareket ettirdim, hafifçe aşağı yukarı kaydırdığımda dişlerinin sıktığını gördüm. Bu bana daha başka bir haz vermişti. Erekte olduğunu hissettiğimde balon gibi şiştiğini gördüm, birden ayağıma okundu. Kendini bastırdığında inleyecek sandım. Bana baktı. "Şu siktiğim şeyi sana sokmadığım sürece durmam Ateş kızı." "Ben de durma istiyorum zaten..." Şömineye kaydı bakışlarım. "Şu şöminenin önünde-" "HAYIR!" Otoriter ve sert sesini duyunca ona baktım. "Evde yardımcılar ve dışarıda korumalar varken seninle şöminenin önünde sevişmemi bekleyemezsin değil mi? Direk bahçeye bakıyor milletin bizi izlemesini istemezsin?!" "Ne zaman baş başa kalırız peki?" "Birazdan müştemilata geçerler, biz kata çıkalım." Kısa bir süre içinde Erzen, Neriman Hanım'a masayı toplamasını söyleyerek beni kucağına almıştı. Kata gelip beni yere indirdiğinde içeri girip kapıyı kapattı. Beni çekerek yatak odasına götüreceği sırada kolundan tutarak durdurdum. Başını eğdi. Ona arkayı işaret ettiğimde anlık katın sağ tarafına baktı. Yeniden bana döndüğünde dudakları sinsice kıvrıldı. Onu çekerek havuza getirdiğimde cam kapıyı kapattım. Karanlıktı. Üstten loş bir ışık geliyordu. Yeterince açık olan elbisemi kolayca üzerimden sıyırıp çıkardığımda iç çamaşırlarımı da çıkarıp yere, elbisemin üstüne atmıştım. Tepeden tırnağa beni süzdü. O da saliseler içinde üstünü çıkarttığında onu da beraberimde çekerek havuzun dibini boyladık. Suyun üzerine çıktığımızda yüzüme baktı. "Makyajın akmış." Kaşlarım çatıldı, parmağımı yanağıma sürüp baktığımda rimelin aktığını gördüm. Omuz silktim. Bir eline su alarak yüzümü temizledi. "Bu siktiğim ürünlerine ihtiyacın yok, makyajsız çok daha güzelsin." "Hm, beni makyajsız kaç sefer gördün ki?" "Duştan sonra yattığında seni izledim," Yanaklarımı sevdi. "Çok güzel uyuyordu benim güzelim." Dudaklarını dudaklarıma bastırdı, derince öpmeye başladı. Ona karşılık verirken birden bacaklarımı onun beline kalçalarına sardım. Kasıklarımda kalkmış erkekliğini hissedebiliyordum. Kollarımı boynuna doladım. Bir eli belime diğer eli sağ göğsüme kayınca beni daha da derinden öpmeye başladı. Geri çekildi anlık. Yüzüme bakarken birden dudaklarıma yapıştı. Bu sefer daha hızlıydı. Birden bizi suyun altına çektiğinde siyah saçlarım dalgalandı, nefessiz kalacak olsam bile onu öptüm. Bacaklarımı beline sımsıkı sardım. Ensesinde olan ellerim saçlarına kaydı, saçlarını çekiştirdim parmaklarımla. Dudaklarımız birbirini talan ederken birden suyun üzerine çıktık. Nefes nefese kalmış vaziyette geri çekilirken gözlerimiz birleşti. "Çok güzelsin. Çok... Çok." Dudaklarım kıvrıldı. "Sen de çok yakışıklısın. Çok. Çok." diyerek dudaklarına hafif bir buse koyduğunda eli hâlâ göğsümdeydi oradan kadınlığıma inince ve okşamaya başlayınca, "Sen kendini bir de benim gözümden görseydin güzel sıfatının senin yanında bir hiç olduğunu anlardın." Eli... Çok iyiydi. "Erzen, ah, dayanamıyorum!" Kulağımdaydı. Sesi. Nefesi. "Dayanacaksın!" Birden elini çekince bacaklarımı birbirine bastırmak istedim ama izin vermedi, bacaklarım yeniden onun beline sarıldı. Beni havuzun kenarına getirdiğinde yüz yüze geldik. "Birazdan... Seni öyle bir pelte haline getireceğim ki-" Dişlerimi sıktım. "Konuşacağına yap şunu!" Nefesi yanağımdaydı. "Ne sabırsız çıktın sen kükreyen kaplan?" "Kükreyen ateş kızı, diyeceksin aslanım." "Sen kaplan ben aslan, ortalığı güzel ateşe veririz ne diyorsun?" Dudaklarımı kıvırdım. Parmaklarım onun ıslak saçlarından kayarken belim soğuk beyaz havuz taşına çarptı. Bir avucumu onun sakallı yanağına getirdim. Okşuyordum. Kendini bana bastırırken kasığımın girişinde onu hissedebiliyordum. Ucu biraz içime girdiğinde aniden tüm erkekliğini sokmasıyla iniltilerim, çığlıklarım havuzda eko yaptı. Belim geriye yaslandı, kafam geriye düşerken Erzen dibine kadar içimde git gel yapıyordu. Ağzım aralık vaziyette onu seyrederken gözlerim buğulanmış gibiydi. Hırslıydı. Hızı gittikçe şiddetlenirken gözümü açamaz hale geldim. "Ahhhh!" İşini çok iyi biliyordu. Yine patlama noktasına geldiğimizde geriye sadece hızlı soluk alışlarımız kalmıştı. Alınlarımızı birleştirdi. Nefeslerimiz yüzlerimize çarpıyordu. Ellerim onun ensesindeydi ve ensesinin tırnak izinden geçilmediğinden emindim. Havuzun suyu soğumuştu ama içime lavlar dökülmüş gibi sıcaktım. O da sıcaktı. "Seni ne kadar seversem seveyim asla sana doyamıyorum, bu," dediği eline alıp okşadığı erkekliğini gösteriyordu. "Asla dinmiyor, sönmüyor." Burnunu boynuma indirdi. "Bitmiyor anasını satayım, seni sevişlerim bitmiyor." Cilveli gülüşümü sergiledim. "Bitsin mi isterdin?" Yüzü boynumda olduğu için sesi boğuk çıkmıştı. Ellerim onun ensesinde ve dev geniş sırtındaydı. "Asla." INSTAGRAM: cordolorem TikTok: cordolorem
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD