9.Bölüm

1571 Words
Bir Kaç Gün Sonra Onunla, Erzen'le yaşamaya başlayalı neredeyse bir ay olacaktı. Her gün sabah onu beni izlerken ya da severken görüyordum yatakta uzunca oyalanamıyorduk çünkü işe gitmesi gerekiyordu. Ama ben bunu dert etmiyor akşam heyecanla onun gelmesini bekliyordum. Gün içinde evin yeni yerlerini keşfediyor bazen film izliyor bazen tatlı yapıp yiyor bazen de İlhan Bey ile dışarı çıkıyordum. Akşamlarımız ya da gecelerimiz mi demeliydim, yemekten sonra güzel bitiyordu. Belki halimiz kalırsa sohbet ediyorduk. Onun hakkında çok şey öğrenmiştim. Kendinden küçük Bilkent'te okuyan bir kız kardeşi vardı, şu anda askerde olan yakında tezkeresi bitecek yine kendinden küçük erkek kardeşi vardı. Babası çok küçükken kendisini ve kardeşlerini terk etmişti. Annesi onları bugünlere dek büyütmüş getirmişti. Annesi hayattaydı ama Ankara'da yaşamıyordu. Antalya'da yazlığı varmış, bir zamanlar sadece yazları oraya gitse de artık tüm yaşantını orada geçirmeye karar vermiş. En yakın arkadaşı hatta sağ kolu olan biri varmış: Erkan. Evliymiş ve karısı hamileymiş bu yüzden izne ayrılmış. Yakında beni onlarla tanıştırmayı düşünüyormuş. Bir yakın arkadaşı daha varmış o da şirkette ona çok yardımcıymış ama kadınmış. Hah kıskanmamı beklemişti değil mi? Ne diye kıskanacaktım ki? Gaye'ymiş adı da. Adı batsın. Ayna karşımda sadece Mac'den oluşan makyaj ürünlerimi denerken kendimi süzdüm. Rose olan daha çok yakışmıştı bence. Bugün saçımı dağınık topuz yapmış sütyensiz büstiyer altıma da şort giymiştim. Aslında bunlar bir takımdı. Gül kurusu renginde mini bir takım. Ayaklarımda da ev terliği diyebileceğim rahat spor terlikler vardı. Boynum boştu. Omuzlarım kollarım göbeğim açıktı. Şımarıkça dudaklarımı kıvırdım. İçime tanga giymiştim. Delirecekti! Küçük bir kahkaha atarken sırıtışım büyüdü. O an, katın zili çalarken duraksadım. Ayağa kalktım. Bu halde çıkardım çıkmasına ama üzerine beyaz gömlek giysem iyi olurdu. Erzen'in kıyafetlerinin olduğu kısma gelirken renk renk dizilmiş gömleklerin olduğu tarafa yöneldim. Benden büyüktü dolapları. Eh onun bir iş adamı olduğunu düşünürsek. Tıpkı onun gibi kokan beyaz gömleklerden birini alıp üzerime geçirdiğimde beyazın pembeyle uyumunu görüp gülümsedim. Sevmiştim. Gömleğin kollarını biraz katlayıp orta alana geldim. Kapı açıktı açık olmasına ama Erzen sanırım talimat vermişti. Ben açmadan kimse açamazdı. Neriman Hanım'dı karşımda gördüğüm. Telaşlıydı. Kaşlarım çatıldı. "Hayırdır Neriman Hanım? Bir sorun mu var?" "Zühre Hanım geldi Dilayda Hanım," O da kimdi be? "O kim?" "Erzen Bey'in annesi." Siktir. "Aşağıda şu an," diyerek telaşlı telaşlı konuşmaya devam etti. "Salondalar. Şömineli olan değil, koruya bakan kısımdalar. Kahve içiyorlar." Dudaklarımı ısırdım. "Tamam sakin ol, neden telaş yaptın anlamadım?" "Sizi bekliyor efendim." "Anlamadım beni neden bekliyor? Hem benim burada olduğumu nereden biliyorlar?" Neriman Hanım mahcupca baktı. "Bizim kızlardan biri ağzından kaçırmış oysa sıkı sıkıya tembih etmişti Erzen Bey." Hah aferin size! İyi halt yediniz! Şakaklarımı ovdum. El mahkum gidecektim. "Tamam Neriman Hanım gidelim hadi." "Ama Dilayda Hanım-" "Tamam sorun yok ben Erzen'le konuşurum." Asansöre bindik. "Yok Dilayda Hanım, Zühre Hanım biraz geleneksel bir kadındır. Siz evli değilsiniz sevgili olduğunuz halde beraber yaşamanıza karşı çıkabilir," Ellerini birbirine vurdu. "Bundan tembih ettiydi ya Erzen Bey! Ah ah!" Ofladım. "Tamam Neriman Hanım! Yeterli! Erzen'le ben konuşacağım diyorum sorun yok!" diye sesimi yükseltmemle sessiz kaldı kadın. Oh be. Zemin kata geldiğimizde Neriman Hanım beni salona kadar eşlik etti. Koruya bakan salona. "Buyrun efendim." İçeri girmemle kadınla göz göze geldim. Bir kaç saniye bakıştığımızda kaşları çatılmıştı. Elindeki kahvesini önündeki sehpaya koyarak ayağa kalktı. Karşı karşıya geldik. Beni ezberlemek istercesine yüzümü inceliyordu. Kaşları daha da çatıldı. Derdi neydi bunun be? Kibarca gülümsemedim. Sadece düz bir sesle, "Hoş geldiniz." dediğimde burun kıvırarak baktı. Dilayda ben Sezen Teyze! Dilayda mı, diye burun kıvırdı Sezen Teyze. Kardeşin nerde? İlayda nerede? Burada burada! Annem beni kenara itekledi. Ben arkada herkesin İlayda'ya gülümsemesini ve sevmesini izledim. Dişlerimi sıktım. Sağ elim istemsizce yumruk olduğunda arkaya gitti, elimi sakladım. Şimdi... Bu kadın burun kıvırarak bana bakıyordu ya, beni ne denli yaraladığının farkında mıydı? Ben kolay kolay yaralanmam! Artık o kadar kolay değil Dilayda'yı yaralamak! "Ayakta kaldınız," dedim zoraki konuşarak. "Oturalım." Kadın birden ifadesizce yüzüme bakarak az önceki yerine geri oturdu. Bacak üstüne bacak atarak eline kahvesini aldığında bakışları bir nebze olsun üzerimden ayrılmıyordu. Sikeyim! Gerginim. Ondan uzakta otururken ona bakmamaya çalışarak daha önce hiç girmediğim salona girdiğimi fark ettim, etrafı çaktırmadan inceliyordu. Asıl olay; korunun buradan nasıl muhteşem göründüğüydü. Demek ki en üst katta sadece ağaçların tepelerinin gözukmesini sağlayan ağaçlar bunlardı. "Bizim yardımcılar," diye söze girdiğinde bakışlarımı kadına çevirdim. "Evde birinin olduğunu söyleyince ben de misafirimizi gormek istedim." Misafirimizi? "Anladım sorun yok." "İsmin neydi? İlayda?" Dişlerimi sıktım. "Dilayda." Kahve fincanını sehpaya koydu. Bitmiş olmalıydı. "Ah anladım." Sakin ol Dilayda. Sakin ol. Krize girmenin sırası değil şimdi. "Oğlumun nesi oluyorsun?" Durdum. Erzen'in... Neyiydim? Aşık olduğu kadın? Ne diyecektim yatak arkadaşıydık sonra normal arkadaşlığa terfi ettik mi? "Sevgilisiyim." Dedim, ama demez mi olaydım? Kadın bana öyle bir baktı ki, "Sevgilisi demek. Erzen bana bundan hiç bahsetmedi." "Her şey yeni daha, acele etmek istememiştir." "Sevgilisiniz ama, evliler gibi davranıyorsunuz?" dediğinde kaşlarım barizce çatıldı. "Onun evindesin, kalıyorsun, anladığım kadarıyla aynı yatakta da kalıyorsunuzdur. Değil mi?" Bu kadın zehir gibiydi ve bence benden farkı yok. Yüzümdeki maskeyi güçlendirirken kadına baktım. "Sizin bu tavrınız oğlunuzu korumak istemenizden olsa gerek. Kimse Erzen'e zorla bir şey yapmıyor keza ben de. Biz beraber aldık bu kararı." Ama nasıl yalan! "Orası beni ilgilendirmez. Dilayda." İsmimi vurgu yapınca kadının ne külyutmaz biri olduğunu anlamıştım. "Madem bu kadar seviyorsunuz birbirinizi, kopamıyorsunuz, o halde evlenin. Daha yerinde olur." "Kime göre neye göre? Burası Türkiye diye başlayıp saçma sapan toplum baskısından başka hiç bir halta yaramayan kuralları mı sayacaksınız? Evlenmeden ayrı evde yaşanmaz. Tabii." Kadın bu tavrımı beğenmemişcesine beni izlerken konuşmaya devam ettim. "Neriman Hanım..." Neriman çok geçmeden yanıma gelirken, "Buyrun Dilayda Hanım?" "Bana bol şekerli kahve getirir misin?" "Tabii efendim hemen." Neriman salondan çıktığında kadın bakışlarını yine üzerime yıktı. "Küstahsın." Gülümsedim sahici bir gülümseme değildi bu. "Huyum kurusun." Çok geçmeden Neriman kahvemi getirirken, "Afiyet olsun efendim." dediğinde ona teşekkür ettim. O sırada içeriden gelen gürültülerle kapıya döndüm. Erzen gelmişti. Dev cüssesiyle salona girer girmez buluşan bakışlarımız annesiyle buluşunca sertleşti. Kaşları çatıldı. "Anne?" Zühre Hanım mutlu yüz ifadesiyle yerinden kalkıp oğluna sarıldı. "Oğlum!" Gözümün önünde yaşanan ana oğul sarılmasını izledim. Erzen annesine sarılırken yüzünü bana çevirdi. Kollarımı bağlayarak bacak üstüne bacak attım. Endişeliydi bakışları. "Anne hayırdır? Hangi rüzgar attı seni?" "İki gün sonra dernek toplantısı var sonra akşamında davet. Dedim ki oğluma geleyim az yüzünü göreyim istedim." Erzen, annesine gülümseyerek, "İyi yapmışsın." Dedi ve Neriman'a sofrayı hazırlamasını söyledi. Ardından koca salonda üçümüz kalınca Zühre Hanım'ın memnuniyetsiz bakışları benim üzerimde gezindi. Oğluna döndü keyifsizce. "Bir sevgilin olduğunu ve beraber yaşadığınızı bilseydim bir otele giderdim oğlum." Erzen kaşlarını çatarak annesine baktı. "Saçmalama anne bir sürü ev varken seni otellerde mi bırakacaktım? İyi yapmışsın. Dilayda ile tanıştın mı?" Yerimden kalktım. O esnada gözleri tepeden tırnağa açık bacaklarıma göbeğime ve boynuma kaydı. Gözlerinin karardığını ve o yakıcı bakışları görmek beni gülümsetirdi ama gülümsemedim. "Tanıştık sevgilim." Erzen sevgilim kelimesini ağzımdan duymasıyla bana şaşkınlıkla bakarken Zühre Hanım'a döndüm. "Kendisiyle sohbet çok hoştu, bahsettiğin kadar varmış." Zühre Hanım şaşkınlıkla bana baktı, benden bunları duymayı beklemiyor olmalıydı. Erzen, "Bunları duymak güzel sevgilim," annesine döndü. "Odan her zamanki gibi seni bekliyor Zühre Sultan. Neriman'a söyleyeyim eksikleri varsa tamamlasınlar."dediğinde bir şey demedi ve salondan çıktılar. Bense salonda oturdum, kahvemi yudumlayarak ormanı izledim. Aradan on on beş dakika geçtikten sonra Erzen'in salona girdiğini yanıma dibime oturduğunu farkettim. Bir kolunu omzumun üzerinden attı. Eli topuzuma giderken, "Toplamışsın saçlarını." Ona döndüm. "Değişiklik olsun istedim, beğendin mi?" Kısık sesle yüzüme yaklaştı. "Beğenmemek mümkün mü sence..." dediğinde şımarıkca gülümsedim. Dudaklarımı kısa ama derince öptükten sonra geri çekildi, yüzümü inceledi. "Canını sıkmadı değil mi?" Gözlerine baktım. "Hayır?" Kısık gözlerle beni süzdü. "Yine masken düşmüş Dilayda, seni kırmadığından emin olmak istiyorum, lütfen bana dürüst ol." "Erzen... Ben onun için tehlikeli yabancı bir kadınım. Her anne gibi oğlunu korumak istiyor. Bundan daha doğal ne olabilir ki? Umursamadım, aldırış etmedim. Kadınla kavga edecek halim yok yapma." "Asıl sen yapma, istersen annemi-" "Saçmalama istersen o senin annen. Bir kaç gün kalacak zaten, beni öldürecek değil ya." Durdu durdu durdu beni izledi. "Sen kendinin farkında değilsin biliyor musun Ateş kızı? Senin içinde bir yerlerde o hep olmak istediğin Dilayda var." Gözlerimi devirdim. "Olmak istediğim Dilayda... İyiymiş." Bir şey demedi. Burnunu boynuma ansızın sokunca irkildim ardından gülümsedim. "Aynı ben gibi kokuyorsun..." Beni kokladığını hissettikçe içim harlanıyordu. Dudaklarımı dişledim. "Evet çünkü gömleğini giydim." Kafasını anlık kaldırdı. "Ne?" Gömleği işaret ettim. "Senin gömleğin... Dolabından aldım." Elimi göğsüne koydum. "Sabah alelacele çıktın, özledim seni." Kalın kaşları çatıldı. "Bakma şöyle." "Hım?" Gözlerine baktım. "Nasıl bakayım, sen söyle?" Bakışları alev alevdi, anlık dudaklarıma kaydı. Avucumu yanağına bastırdım. "Hım..." Gözlerime baktı. "Sevsem ya seni azıcık..." "Burada?" Halen koruya bakan salondaydık. Evin en uzak köşesiydi, birilerinin kolay kolay duyacağını sanmıyordum ama evde yabancı çoktu. Misal, annesi. "Ne olacak ki?" Gözleri kısıldı, dudakları kıvrılınca ne yapacak diye bekledim. Üzerime abanınca gözlerim irileşti ama ağırlığını vermemişti. Yarım bir şekilde otururken eli, kısa yarım büstiyerimin üzerinde dolaştı. Anında dikleşen göğüs uçlarımda parmağını dolaştırdı. Nefesim tutuluyordu. "E-erzen..." "Nefesin kesildi değil mi?" Parmakları... Yutkundum, gözlerimi yumup hazzı hissetmek istiyordum. "Erzen devam etmezsen eğer seni mahvederim." Parmaklarını uçlarımda dolaştırdı sertçe, sıktı hafifçe. Altıma ateş düşerken baskı giderek artıyordu. Birden elini büstiyerimin altından içine soktu. Sağ mememi avuçlarken inlememek kendimi zor tutuyordum. Nefesinin kulağıma aktığını hissettim. "Sen zaten beni mahvediyorsun kadın." Parmakları uçlarımda dolaşıyor, yeri geliyor avuçluyor, sıkıyor, okşuyordu. İnledim. Çok... iyiydi, altım ıslanıyordu. Erzen diğer eliyle ağzımı kapatırken, "Bizi duysunlar mı istiyorsun Dilayda?" Elini ağzımdan kurtardım. "İnleme şöyle." İçeriden sesler duyduğumuzda, elini büstiyerimden çıkarıp askımı düzeltti sakince, gözlerimi kısarak baktım. "Sen de dayanamıyorsun değil mi iniltilerime?" deyip elimi yanağına sakalına bastırdığımda elimi öptü. Bir müddet gözlerimin içine baktı. "Dayanamıyorum da ve aklımı alıyorsun Dilayda, benim gibi kontrollü adamı nasıl deli divane ettin sen? " INSTAGRAM: cordolorem TikTok: cordolorem
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD