On Beşinci Bölüm

2010 Words
"Maalesef size bu konuda yardımcı olamayacağım, Lordum." Lucas adamın düşünme gereksinimi bile duymadan reddetmesi karşısında kaşlarını çattı. "Bakın Bay Price. Konu eğer alamadığınız ödemeler ise Kontluğu aldığım zaman, ödemelerinizi fazlasıyla yapacağım." Bay Price sıkılgan bir ifadeyle yüzünü buruşturdu, başını iki yana salladı. Eli ceketinin göğüs cebindeki mendile gitti. Diğer eliyle başındaki şapkayı çıkarıp, aldığı mendille kelinin üzerindeki teri sildi. Kirlenen mendilini masaya geri bırakıp Lucas'a baktı. "Sorun da bu Lordum. Kontluğu almanızın imkanı yok. Eğer bir dava açacak olursanız gereksiz bir yükün altına girmiş olacaksınız. Hem yeni bir borç, hem de boşuna harcanan zamandan bahsediyoruz. Göze alabilir misiniz?" Lucas adamın söyledikleri sonrasında dişlerini sıkmaktan başka bir şey yapamadı. Bay Price'nin haklı olduğunu biliyordu. Ancak bunu bilmek, bozulan moralinin yerine gelmesinde yardımcı olmuyordu. Oturduğu yerden ayaklandı, elini Bay Price'ye uzatarak, "O halde sonra görüşürüz demekten başka bir seçenek kalmıyor bana," dedi. Bay Price da oturduğu sandalyede ayaklanıp, masanın arkasından elini uzattı. "Elbette Lordum. Fakat biriken borçlarınızın bir kısmını ödemeyi düşünmüyor musunuz?" Lucas alaycı bir homurtu çıkarmaktan kendini alamadı. Herkes aynıydı. Selam vermeye uğramış olsa da aynı cümleyi duyacaktı. "Bay Price, sahip olduğum ilk fırsatta ödemenizi gerçekleştireceğime emin olabilirsiniz." dedi. Sonra çıkmak üzere arkasını döndü. Fakat aklından geçen başka bir düşünceyle ayakları hareketini durdurdu. Daha yeterince düşünme fırsatı bile bulamadan, sözcükler ağzından döküldü. "Bay Price, son bir şey daha isteyebilir miyim?" Adam yine ne var diye bağıran bakışlarıyla genç adama baktı. Lucas tekrar yerine otururken, adama inat yapar gibi bacaklarını önündeki sehpaya uzattı. "Vasiyetimi bırakmak istiyorum," dedi doğrudan konuya girerek. Bay Price oturduğu yerde dikleşirken, "Efendim?" diye sordu. Lucas'ın neden böyle bir istekte bulunduğunu anlayamamıştı. "Anlayamayacak bir şey yok Bay Price," diyerek devam etti Lucas. "Bana bir şey olması durumunda başıma gelenlerden birini sorumlu tutmak amacıyla vasiyetimi bırakmak istiyorum." Bay Price kaşlarını çatarak bunun yasal olup olmadığını düşündükten sonra pes ederek başını salladı. Bu adamı bugün başından atmak için, kırk takla atmasını istese yapacak kadar bıkmıştı. Böylelikle, Lucas başına gelecek her türlü ihtimale karşı, kendisiyle beraber başkalarının da başını yakmak için gereken son hamlesini yapmıştı. Artık gönül rahatlığıyla, onun yerine ellerini kirletecek bir adam bulmak üzere avukatın ofisinden ayrılabilirdi. Nereye bakacağını bildiği zaman işini yapmak oldukça eğlenceli hale geliyordu. Geriye yalnızca doğru zamanı kollamak düşüyordu. —– Adrian Heaven'la yaptığı konuşma sonrası topladığı çalışanlarıyla uzun bir konuşma yapmak zorunda kalmıştı. Konuşmanın konusu açıktı. Heaven bundan sonra istese de yalnız kalamayacaktı. Herkesin bunu anlamasını sağlamıştı. Bunu da hallettikten sonra, gönül rahatlığıyla kendi işlerine dönmeye karar vermişti ve kendisini çalışma odasına kilitlemişti. Evraklar ve gelen mektuplar arasında vakit geçirmek her ne kadar yorucu olsa da, Adrian için bir nevi dinlendiriciydi. Duygularının sesine kulaklarını açtığı zaman daha çok yoruluyordu. Bu kısa çalışma molaları, ki işin aslı hiç de kısa olmuyordu, ona iyi geliyordu. Adrian kendini bildiği günden beri çalışmaktan zevk alırdı. Amerika'daki başarılı işlerinin de başka açıklaması yoktu. Ticaret gemilerinin taşıdığı ham maddenin işlenmesi için de gerekli imkanlara sahipti. Ve bir de yeni yatırım fırsatları vardı. Kuzeniyle birlikte çok ortaklı bir madenden hisse almışlardı. Hissedarların hepsi genç, her biri atılgan ve hırslı bireylerdi. Hepsinin idealinde en iyisi olmaktan başka bir şey yoktu. Adrian'ın içinde olmak isteyebileceği türden bir işti. Pastanın en büyük dilimleri Aleksander ve kendisine ait olsa da, diğerlerine de adil bir şekilde söz hakkı tanımışlardı. Henüz bir kazanç elde etmemişlerdi. Madenden çıkarılan işlenmemiş altınla ne yapacakları konusunda hala bir karara varamamışlardı. Fakat yakın zamanda bir anlaşamaya varacak, servetlerine servet katacaklardı. Adrian nefes almak ve bacaklarını açmak için oturduğu sandalyeden kalktı. Kuruyan boğazını ıslatmak için çalışma odasında yer alan bardan bir bardak kaptı ve kaliteli içkilerin yer aldığı dolaptan, ne olduğuna dikkat etmeden kaptığı birisini bardağına doldurduktan sonra pencereye yöneldi. Uyuşan bacakları attığı her bir adımla karıncalanırken bulunduğu yerde hafifçe sallayarak açmaya çalıştı. Ve o anda gözlerine malikane sınırlarına yaklaşmakta olan bir araba takıldı. Adrian gözlerini kısarak gelen aracın kime ait olabileceğini anlamaya çalıştı. Ana giriş kapısına yaklaşan aracın üzerindeki armayı gördüğündeyse yüzüne yerleşen sırıtmaya engel olamadı. Acaba son zamanlarda misafirleri onu yalnız bırakmama konusunda bir mutabakata mı varmıştı? Adrian elindeki bardağı masaya bırakıp odadan çıktı. Aşağıya inen merdivenlere yönelirken ceketinin altındaki yeleğini düzeltti ve ceketinin düğmelerini düzgünce ilikledi. Sonra bir elini saçlarına yöneltip, dağılan saçlarını toparlamaya çalıştı. Daha da çok dağıttığını bilmeden karıştırdığı saçlarıyla aşağıya indiğinde, kapıyı  açmak üzere olan uşağı eliyle durdurdu ve kendisi açarak dışarıya çıktı. Çok sevgili kuzeninin armalarının işlendiği görkemli araba merdivenlerin bitişinde durduğunda, Adrian da bütün havasıyla onları bekliyordu. Arabadan inen Miranda ile yüzüne yayılmayı bekleyen gülüşünü serbest bıraktı. Ve kollarını açarak onun kendisine gelmesini bekledi. Genç kadın kocasının kuzenini daha fazla bekletmeden, neşeli kahkahalar eşliğinde kendisi için açılan kollara koştu. "Ah, Adrian… Seni çok özledim," diye cıvıldadı sıcacık sesiyle. Adrian yüzündeki gülümsemeyi korurken, Miranda'nın sırtını sıvazladı. "Ben de seni özledim ufaklık," diye mırıldandı. Sonra da biraz geri çekilip kısacık kadının şakağına ufak bir öpücük bıraktı. Arkada dikilen adam ellerini beline koyup bacaklarını iki yana açmış, sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. "Dua et ki kuzenimsin Adrian," dedi Aleksander. "Değilse karıma bir kol boyundan daha fazla yaklaştığın ve ona dokunduğun için şafak vakti işini bitirmek zorunda kalacaktım." Adrian alayla sırıttı. "Hala bir şansım olduğuna eminim Aleks, karın kollarıma atılma konusunda bu kadar hevesliyken bir aziz olmamı beklemiyorsun değil mi?" Aleksander kaşlarını çatarken, Miranda uyarır gibi Adrian'ın göğsüne vurdu. Ama dudaklarından bir kıkırtının çıkmasına da engel olamadı. "Laflarına dikkat etsen iyi olur ahbap, değilse hiç uyarmadan, sağ yumruğumu sol gözünle tanıştırırım." Adrian Miranda'yı bırakıp Aleksander'a ilerleyerek onu sıkıca kucakladı. "Gel buraya koca herif," dedi. "Gelmeden önce bir haber etmeyi akıl edemediniz mi yoksa?" Aleksander kuzeninin boğarcasına bedenine sardığı kollarından silkinerek kurtulurken kaşlarını çattı. "Sana ne oldu böyle dostum? Sakallarının olduğunu görmesem, bir kadınla yer değiştirdiğini sanacağım," dedikten sonra üzerini düzeltti. Sonra da kaşlarını kaldırıp, "Miranda'nın isteklerine karşı koyamıyorum," diyerek devam etti. "Seni görmek için daha fazla bekleyemeyeceğine karar verdi." Adrian Kont olduğundan beri Aleksander ile sıkça görüşseler de, Miranda ile görüşmeyeli uzun zaman oluyordu. Genç kadın hamileliği dolayısıyla sürekli yatmak zorunda kalmış, doğum yaptıktan sonra da bebeğiyle ilgilendiği için birbirlerini görememişlerdi. Adrian henüz işlerini yoluna koyamadığı için Londra'ya gidememiş, yerine gönderdiği büyük hediye ile bu hatasını telafi etmeye çalışmıştı. Ancak Miranda'nın dilinden kurtulamayacağının farkındaydı. Genç kadının pusuya yatan bir aslan gibi, en uygun anı kollayacağını ve boşluğundan yararlanacağını biliyordu. Miranda'ya dönüp tek kaşını kaldırdı. "Beni görmek için bu kadar acele etmenin sebebi nedir ufaklık?" Miranda kimsenin göremediği bir gerçeği görür gibi gözlerini iri iri açarken, "Uzun zamandır görüşmüyor olmaktan daha büyük bir sebebim olabileceğini mi düşünüyorsun acaba?" diye sordu. Ve Adrian gülümserken içinden 'İşte başlıyoruz,' diye geçirmeden edemedi. Miranda'nın alınganlığının ne durumda olduğunu bilmediğinden başını sallayarak onayladı. "Elbette öyledir," diyerek gülümsedi. Sonra Aleksander'ın sırtına bir kolunu dolayarak içeriye yönlendirdi. Miranda'yı da diğer kolunun altına almışken, "Neden bu güzel sohbete içeride devam etmiyoruz?" diye sordu. Misafirlerini doğrudan sarı odaya yönlendirirken, arkada kalan uşaklara en geniş odanın misafirleri için hazırlanmasını ve bavullarının bu odaya taşınmasını emretti. Bir hizmetçiye de yoldan gelen misafirleri için bir çay tepsisi hazırlamasını söyledikten sonra içeriye girdi. Bir süre aralarındaki sağır eden sessizlik sürerken, Adrian iyi bir ev sahibi gibi güzel bir sohbeti başlatmak adına, "Minik Lucie nasıl?" diye sordu. Miranda ağına tonlarca balık takılan bir balıkçı gibi sinsice gülümserken, "Gelseydin nasıl olduğunu kendi gözlerinle görürdün," diye cevap verdi. Aleksander da karısına arka çıktığını belirtir gibi tek kaşını kaldırıp omuz silktiğinde, Adrian teslim olduğunu belirtmek üzere ellerini kaldırdı. "Pekala, pes ediyorum," dedi. "Bu konuda her ne söylersen söyle sana cevap vermeyeceğim. Haklı olduğunu biliyorum. Ancak benim de kendimce bahanelerim vardı. Bilirsiniz, Kontluğa alışmak ve işlerin idaresini elime almak pek de kolay değildi. Ve işleri yoluna koymak için buradan ayrılamıyordum. Seni ve Lucie'yi görmeyi ne kadar çok istesem de, işte bu yüzden gelemedim." Miranda kollarını göğsünde bağlarken burnunu havalı bir şekilde havaya kaldırdı. "Bunları bahane olarak kabul etmiyorum. Eminim nefes almak için ayırdığın süreyi bizi görmek için de harcayabilirdin." Adrian vermiş olduğu söze bağlı kalarak genç kadına cevap vermedi. Genç kadının her taarruzuna savunmasız kalmaya kararlıydı. Miranda bu konudan sıkılmış gibi nefes verip kollarını çözdü. Sonra Adrian'a dönerek, "Seni affetmem için aklımda muhteşem bir yol var," dedi. Adrian kaşlarını kaldırdı. "Her ne olursa Mir," diye cevap verdi. "Kontluğunu kutlamak için kocaman bir balo düzenleyeceğiz. Bunu yapmadığını biliyorum. Buraya uzun zamandır uzak kaldığım organizasyon yeteneğimi toparlamaya geldim. Ne diyorsun?" Miranda'nın hevesle söylediklerinden sonra Adrian kalkan kaşlarını indirdi. Eğer büyük, gösterişli bir balo düzenleyecek olurlarsa Adrian açık hedef haline gelecekti. Aleksander'a döndü. "Aleks, karına sahip çık! Beni savunmasız bırakıyor!" dedi. Aleksander oturduğu yerde kocaman bir kahkaha attı. Kuzeninin söylediklerinin altında yatan gerçeği bilmediği için, kendince yorumlayarak cevap verdi. "İnan bana ahbap, aynısını bana da yapıyor." Adrian Aleksander'ın bilmediği olayları düşünürken, kuzeninin ima ettiği şeylere gözlerini devirdi. "Kes sesini sersem herif!" diye uyardı Aleksander'ı. "Ben ciddiyim." Sonra da Miranda'ya döndü. "Ciddiyim Mir, evime ve düzenime karışma!" diyerek uyarısını yineledi. Miranda'nın inadı tutmuş olacak ki, tiz bir sesle, "Beni öldürmen gerek Byron!"diye tısladı. "İstesen de istemesen de bu baloyu yapacağım ve sen de kendi evinde onur konuğu olarak bu baloya katılacaksın!" Adrian kuzenine bezgin bir bakış atarak kafasını iki yana salladı. Miranda'yı kırmayı gerçekten istemiyordu. Fakat Lucas'ın pusuda beklediğini bilerek bu baloyu düzenleyebilir miydi? Genç kadının kendisine yalvararak bakan gözlerine derin derin baktı. Sonra yine teslim oldu. Adrian'ın en büyük zaafı hiç şüphesiz ki sevdiği insanlara karşıydı. "Pekala Miranda, ne istiyorsan onu yap! Fakat beni bunun için rahatsız edersen ya da işlerimi aksatırsan kocanın kıçına tekmeyi basar, ikinizi de evinize geri yollarım." Miranda sevimli bir şekilde gülümseyip ellerini çenesinin altında dua eder gibi birleştirdi. "Söz veriyorum sana ayak bağı olmayacağım Adrian. Lucie'ye hamile kaldığımı anladığım günden beri kendimi bir kafeste gibi hissediyorum." Miranda konuşmasına ara verip kocasının ellerini tuttu ve onu anlaması için başını eğip, gözlerine bakarak devam etti. "Beni yanlış anlama hayatım, Lucie'ye tapıyorum. Onsuz nefes alamam, tıpkı sensiz nefes alamayacağım gibi," dedi. Sonra yeniden Adrian'a döndü. "Ama sekiz ay boyunca bir odaya tıkıldıktan ve bir o kadar süre de kendimi Lucie'ye adadıktan sonra yoruldum. Bu araya ihtiyacım var." Adrian Miranda'nın bu yalvarışından sonra izin vermemiş olsa bile, fikrini değiştirirdi. Ebeveyn olmanın ne demek olduğunu bilmediği için zorluklarından da haberdar değildi. Genç kadının bu kadar yorulduğunu gördükten sonra bir gün eşine bunu yapmak isteyip istemediğini de bilmiyordu. Bir Kontluğu üstlenmese ve soyunu devam ettirmek zorunda olmasa, bu sorunun cevabını çok fazla düşünmek zorunda kalmaz, hızlı bir yanıt verebilirdi. Ama her şeyden öte devam ettirmesi gereken yüzlerce yıllık bir Kontluk vardı. "Dediğim gibi Mir, bana dokunmadığın sürece ne istiyorsan onu yap!" Miranda minnettar bir bakışla başını sallayarak tekrar, "Söz," dedi. Adrian güvenlik önlemlerini üst seviyede tuttuğu takdirde, kendisinin ya da konuklarından birinin başına bir şey gelmemesini ummaktan başka bir şey yapamazdı. Özellikle sevdiklerinden birine kendisi yüzünden bir şey olursa Adrian taş taş üstüne bırakmazdı. Adrian bu konuyu hallettiklerini düşündüğünden, Aleksander'ı çalışma odasına götürmeye ve biraz da işlerden konuşmaya karar verdi. "Miranda seni yalnız bırakacak olmak bu aciz yüreğimi yaralıyor ancak kocana çalışma odasında ihtiyaç duyuyorum. Senin için de sakıncası yoksa odanda dinlenebilir ya da evi gezebilirsin." dedi. Miranda dudaklarını aşağıya doğru bükerek, "Sanki sakıncası olduğunu söylesem beni dinleyecekmişsiniz gibi," diye mırıldandı. Sonra da elini onları kovarmış gibi sallayıp,"Nereye giderseniz gidin. Beni yalnız bırakın," dedi ve önündeki çay tepsisinde dizili olan kurabiyelerle ilgilenmeye başladı. Aleksander oturduğu yerde karısının büzülmüş dudaklarına minik sayılamayacak kadar tutkulu bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildi ve, "Beni özle, olur mu?" dedikten sonra göz kırparak oturduğu yerden kalktı. Miranda odadan çıkan kocası ve Adrian'ın ardından gözlerini devirirken 'Hepsi bu kadar kolay olmak zorunda mı?' diye düşünüyordu. Aynı anda başka bir yerde, başka bir kadın ise erkeklerin ne kadar karmaşık olduğuna dair derin düşünceler arasına dalmıştı. Heaven, Adrian'ın kendisi için yaptıklarını Sally'den duymuştu. Ve buna sinirlenmeli mi, yoksa sevinmeli mi bilemiyordu. Bir bakımdan kendisini küçük düşmüş hissetse de, Adrian'ın duygularını önemsemesi hoşuna gidiyordu. Belki de karmaşık olan kendisiydi. Kendisi için yapılan bu jeste hakkını veremeyecek kadar kızgın olması Adrian'ın suçu değildi. Fakat Adrian'ın yaptıkları, sabahki yüzleşmeden sonra Heaven'a olan düşmanlığı kökünden çözüme ulaştırmıştı. Çalışanların birçoğu Heaven ile konuşuyor, sohbetlerine Heaven'ı da dahil etmeye çalışıyorlardı. Bu bakımdan Heaven yaşadığı yerin cehennemden çıktığını itiraf etmek zorundaydı. Aklını meşgul eden başka konu ise kız kardeşiydi. Heaven Valerie'nin yatılı ziyaretinden beri ailesinden haber alamıyordu. Yeni bir atağın ne zaman geleceğini bilememek, Heaven'ı diken üstünde tutuyordu. Yakın bir zamanda Valerie ile yeniden yüzleşeceğini ise şimdilik bilmiyordu.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD