Miranda Heaven'ın odasını bulana kadar baya bir oda gezmek zorunda kalmıştı. Hangi odanın Heaven'a ait olduğunu bilmediğinden, koridorun sonuna kadar var olan bütün kapıları açıp kapatmış; genç kızın odasını bulana kadar söylenmekten kendini alamamıştı. Üstelik kullanılan odalar ve Heaven'ın odası arasındaki mesafe de yadsınamazdı.
Sonunda Heaven'ın kapısını araladığında, genç kızı da yatağında kedisiyle oynarken buldu. İçeriye girerken dudaklarından mutlulukla firar eden çığlığına hakim olamamıştı.
"İnanmıyorum, bir kedin mi vardı senin?"
Heaven izinsiz açılan kapısı ve yine izinsiz içeriye dalan bu genç, asil kadının kulakları rahatsız eden çığlığıyla ne olduğunu şaşırmıştı. Yattığı yerden apar topar kalkarken elbisesinin açıkta bıraktığı bacaklarını örtmeye çabaladı. Yüzünü buruşturup garip bir ifadeye bürürken, "Evet de, siz neden buradasınız?" diye sordu. Yaptığı kabalık ya da değildi. Asil de olsa hiç kimse Heaven'ın odasına izin almadan giremezdi.
Asıl kabalığı yapanın kendisi olduğunu fark eden Miranda, hiç de pişman olmayan bir ifadeyle, "Özür dilerim," dedi. Sonra oraya geliş amacını unutarak kediyi kucağına aldı. Minik kedinin yumuşacık tüylerini okşarken kendi kendine mırıldanıyordu.
"Sen ne kadar da güzel bir kediciksin öyle…"
Heaven istemsizce kendi kardeşinin verdiği tepkiyi hatırladı ve iki kadın arasındaki farkı düşünürken kıkırtısına hakim olamadı. Çıkardığı o küçük ses Miranda'nın dikkatini üzerinde topladı.
"Ne oldu?" diye sordu genç kadın.
Heaven dudaklarının içlerini ısırırken omuz silkti. Sonra da derin bir iç çekip, "Hiç," dedi. "Nyks'i sevmenize memnun oldum. Herkes tarafından sıcak karşılanmıyor ne yazık ki…"
Miranda böylesine güzel ve uslu bir canlının kimin gözüne batacağını anlamayarak kaşlarını çattı.
"Şuna baksana, nasıl da sevimli…" dedi. "Bu ufaklığı kim sevmez Tanrı aşkına!"
"Ablam," diye mırıldandı Heaven. "Ablam hayvanlardan nefret eder. Buraya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Nyks'i gördüğünde pek de iyi bir tepki vermemişti."
Heaven'ın ablasından bahsetmesi Miranda'da uyarıcı etkisi yarattı. İstemeye istemeye elindeki kediyi bırakırken iç geçirdi. Heaven'ın kolundan tutup kapıya doğru sürüklerken, "Hadi bakalım, gidiyoruz," dedi.
Apar topar sürüklenmeye başlayınca sinirlenen Heaven ise daha yeni yeni tanımakta olduğu bu kadının kendisini sıkı sıkı tutan ellerinden kurtularak kaşlarını çattı.
"Bu yaptığınız hiç de kibar bir davranış değil, Leydim!" diye hatırlattı. "Hem, nereye gidiyormuşuz ki?"
Miranda yine bir kabalık yaptığının yüzüne vurulmasıyla, suçüstü yakalanan çocuklar gibi kızardı.
"Af edersin," dedi. "Seni baloya götürmeye karar verdim. Bu yüzden davranışımı heyecanıma ver lütfen."
Balo lafını duyan Heaven'ın gözleri kocaman açıldı. Bir karşısındaki asil kadına ve üzerinden buram buram kalite akan kıyafetlerine baktı. Bir de kendi üzerindeki ince kumaştan, sade elbisesini inceledi. Sonra da genç kadının özel hizmetçileri tarafından özenle şekillendirilmiş saçlarına kaydı gözleri. Hemen ardından kendi dağınık saçlarına gitti elleri. Dudaklarını alayla bükmekten geri durmadı.
"Alt tabakanın yeni eğlencesi olmamı mı istiyorsunuz yoksa Leydim?" dedi alaycı çıkmasına karşı koyamadığı sesiyle.
Miranda bu sözler üzerine Heaven'ın günlük kıyafetlerini süzdü. Yeni bir hatanın eşiğinden dönmenin verdiği sıkıntıyla dudaklarını dişledi. Zaten kırmızı olan dudakları, dişlerini de geçirince daha da kızardı.
"Yanında davete uygun bir kıyafet bulunma olasılığı nedir?"
Heaven alayla gülmeye devam ederken, "İşimi bitirdikten sonra, akşamları balo balo dolaştığımı düşünürsek… Birkaç tane olması gerek sanırım," diye cevapladı. Sonra kaşlarını çatıp ciddileşti. "Bunu gerçekten de soruyor musunuz?"
Miranda kızın sinirine aldırmadan tekrar kolunu yakaladı. Peşi sıra sürüklerken, "Benim dolabımdan bir şeyler bakacağız o halde," diyordu.
Hizmetçi kanadında bulunan merdivenlerden yukarı çıkarak görünme riskinden kurtuldular. Bu ısrarın, bu telaşın sebebini anlayamayan Heaven ise hem meraklı, hem de endişeliydi. Emri altında çalıştığı adamın, çalışanını bu baloda bir misafir olarak görmek istemeyeceğinden emindi. Fakat bunu kendisini çekiştirmekte olan kadına anlatmak da biraz zordu. Çalışanlar arasındaki, önünü alamayacağı yeni dedikodular da üstüne tuz biber olacaktı.
"Neden bu kadar ısrar ediyorsunuz?" diye sordu daha fazla sabredemeyerek.
Miranda duyduğu soruyla bir süre duraksadı.
"Kız kardeşin bu baloya kuzenlerinle birlikte katılabiliyorken, senin aşağıda olmanın doğru olmayacağını düşündüm. Bu baloyu ben düzenlediğime göre istediğim kişiyi davet etmekte özgür değil miyim?"
Heaven ablasının burada, Adrian'ın bu kadar yakınında, belki de kollarında olduğunu duyduğunda kalbindeki korkuya engel olamadı. Yüzündeki ifade an be an değişirken, Miranda da genç kızın tepkilerini yakından takip ediyordu. Heaven da ablasının sahip olduğu özgürlüğe kavuşmak için can atıyordu. Gözlemlediklerinin ardından, "Sen de benim gibi düşünüyorsun, değil mi?" diye sordu.
Heaven ise bir iki adım geriledi. Yüzündeki ve sesindeki bütün özlemi silerek, "Yanılıyorsunuz," dedi. "Benim bu baloya katılmak gibi bir isteğim de, enerjim de yok. Çok yorgunum. Ve şu anda yatağımın güvenli kolları, birkaç adamla dans etmek ve boş sohbetlere tahammül etmekten çok daha cazip görünüyor."
Miranda başını iki yana salladı.
"Üzgünüm ama bu dediğini dikkate bile almayacağım. Benimle geliyorsun. Hiç istemediğin halde birkaç adamla dans ediyorsun ve maalesef benim de çok hoşlanmadığım o boş sohbetlere katlanmak zorunda kalıyorsun. Hem belki seni tanıştırmak istediğim bir iki kişiyle, daha olgun sohbetler içine de girebilirsin."
Sonrasında Heaven'ın bir kelime daha söylemesine fırsat tanımadan odasına sürükledi. Kapısını ardından sıkıca kapatıp, giysi dolabının önüne getirdi ve dolabı açıp uygun olabilecek kıyafetlerini incelemeye başladı. Kısa bir süre kalacağı bu yer için, fazlasıyla kıyafet getirmişti. Miranda fazla eşyayla seyahat etmeyi her zaman çok sevmişti. Bu ona kendisini güvende hissettirirdi. Her duruma karşı hazırlıklı olmak gerekirdi.
Kollarını bağlayıp önündeki kıyafetleri inceledi. Gece mavisi elbisesini eline alıp, dudaklarını büzdü. Askısından çıkarıp arkasında kararsızlıkla dikilen Heaven'a uzattı. Genç kız gördüğü elbiseyle gözlerini büyüttü. Derin dekoltesi, Heaven gibi bir genç kız için çok fazlaydı. Hemen başını iki yana salladı. Mümkünatı yok, bunu üzerine giymeyecekti. Miranda'nın zoruyla bile olsa, o elbisenin içine girmeyecekti!
"Bu çok açık!"
Miranda elbiseyi kendisine çevirip tekrar baktı. İstemeden de olsa, Heaven'ın doğru söylediğine karar vererek elbiseyi dolaba geri astı. Evli olmayan kızların, bu kadar cesur parçaları üzerlerinde taşımaları doğru olmazdı. Hemen ardından bir başka elbise seçerek, Heaven'a uzattı.
Heaven, bu sefer de yüzünü buruşturdu. Altın sarısı elbiseye burun kıvırarak,"Bunun rengi korkunç!" dedi. Miranda gözlerini belertti. O elbise en sevdiği elbiselerinden biriydi.
"Ciddi olamazsın…" diye söylendikten sonra o elbiseyi de yerine geri astı. Hemen sonra çimen yeşili işlemeli bir elbiseyi çıkardı. Bu elbiseye de kusur bulamazdı herhalde. Hem rengi, hem de modeli gayet güzeldi işte!
Heaven kendisine uzatılan elbiseyle itiraz cümlelerinin sona erdiğini anladı. Ama yine de bir şeyler içine sinmiyordu. Miranda'ya kararsız bir bakış attı.
"Yani… Bilemiyorum," diye söylendi.
Miranda dudaklarından dökülen iniltiye hakim olamadı. Heaven'a elbise beğendirmek, küçük kızına oyuncak beğendirmekten çok daha zordu. En azından Lucie kendisine verdiği ikinci oyuncaktan sonra ağlamasını sonlandırıyor, daha fazlasını aramıyordu.
"Sen şuna gelmemek için bahaneler arıyorum desene!" demekten kendisini alamadı.
"Sanki gelmek istemiyorum desem, ciddiye alacakmışsınız gibi…"
Miranda sinsi bir gülüşle, "Ne kadar da zekisin sen öyle," dedikten sonra, Heaven'a söz hakkı tanımayacak kusursuz bir elbise bulmak adına yeniden dolabına döndü. Öyle bir parça olmalıydı ki, Heaven'ın bütün itirazları sona ermeliydi. Sonunda askılar arasındaki ufak bir gezintinin ardından, 'İşte bu!' dedirtecek, mükemmel kesimli bir elbiseyle arkasına döndü.
"Buna da kusur bulacak olursan seni bu halinle aşağıya indiririm haberin olsun," diye tehdit etti.
Heaven'ın ise gördüğü elbiseyle dili tutulmuştu.Kusur bulmak için arayış içerisine giren gözleri, elbisenin üzerinde gidip geliyordu. Fakat her yanından zarafet akan elbisenin kendisine laf söyletmeye niyeti yok gibiydi. Şarap rengi şifon elbisenin zarif askıları omuzları örtecek kadar kısa, ama ardında sakladıklarını merak ettirecek kadar uzundu. Heaven elbiseyi üzerine giydiğinde modelin daha çok öne çıkacağından emindi. Sessiz bir onayla elbiseyi Miranda'nın elinden aldı, odadaki paravanın arkasına giderek üzerini değiştirmeye başladı.
Yardıma ihtiyacı olduğunda yine sessizce paravanın arkasından süzülerek Miranda'nın önüne geldi. Uzun saçlarını bir omzunda toplayıp, göğsünün üzerine bıraktı.
Miranda kızın fermuarını kapattıktan sonra bir adım geri çekildi. Heaven çok güzel olmuştu. Elbise genç kıza kendisine yakıştığından daha çok yakışmıştı. Şans eseri bedenleri uymuştu ve Miranda'nın elbisesi, Heaven'ın üzerine onun için özel yapılmışçasına tam oturmuştu. Kocaman gülümsemesi yüzüne yayılırken ellerini çırptı. Alışkanlık haline getirdiği üzere, Heaven'ın kolundan tutup aynanın karşısına sürükledi.
"Şu haline bir bakmalısın," diyordu bir yandan da. "Büyüleyici oldun!"
Heaven korkarak bakışlarını aynaya çevirdi. Gördükleri hoşuna gitmişti. Yüzünde hafif bir tebessüm oluşurken,bir yandan da gördüklerinin bu denli hoşuna gitmiş olması Heaven'ı ürpertiyordu.
Giydiği muhteşem elbisenin içindeki güzel kadın bu baloya katılmak, ablasının hiç zorlanmadan taşıdığı soğuk asaleti taşımak istiyordu. Fakat derinlerdeki Heaven hala bir iç savaş veriyordu. Savaşı kazanan aynadaki kadın olmuştu. Kendisini Miranda'nın ellerine teslim etmiş, tuvalet masasının önündeki sandalyeye oturtulmasına karşı koymamıştı.
Her kadının kendisini idare edebilecek kadar saç yapma becerisi olmayabilirdi, ama Miranda o olmayanlar grubuna dahil değildi. Elinin değdiği her şeyi güzelleştirme gibi bir yeteneğe sahipti ve Heaven'ın da olduğundan biraz daha güzel görünmeye ihtiyacı vardı.
Miranda için Heaven'ın beğenilmesi, karşı konulamaz olması önemli bir amaç haline dönüşmüştü. Eğer Heaven'ı Adrian'ın gözünde ulaşılmaz bir noktaya taşırsa, belki dikkatini çekebilirdi. Böylece Adrian da mutlu bir birlikteliğin başlangıcını yapabilirdi. Adrian'a bu gece için gereğinden fazla yükleneceğini bilse de, kendisini durduramıyordu. Onun da mutluluğu yakalamasını yürekten istiyordu. Adrian her şeyin en iyisini hak ediyordu.
Heaven'ın uzun, koyu renkli saçları Miranda'nın yardımıyla başının üzerinde güzel bir topuz halinde toplanmıştı. Topuzundan çıkan birkaç bukle, yumuşak bir şekilde sırtına iniyor, bir kısmı da kulağının arkasından göğsüne doğru kıvrılıyordu.
Yanakları heyecandan al al olan Heaven, aynaya son bir bakış attıktan sonra oturduğu yerden kalktı. Elbisesinin altından çıkan ayakkabılarını gördüğünde utanarak Miranda'ya baktı.
Miranda kızın bakışlarını ondan çok daha önce fark etmişti. Hemen dolabına yönelerek, Heaven'ın üzerindeki kıyafete uygun bir ayakkabı çıkardı ve getirip önüne bıraktı.
"Hadi bakalım, son dokunuşlar bunlar," dedi.
Heaven mahcup bir gülümsemeyle kendi ayakkabılarından çıkarak, Miranda'nın ayakkabılarının içine girdi. Ne yazık ki elbise konusundaki şansları, ayakkabı konusunda da geçerli olmamıştı. Miranda'nın ayakkabıları Heaven'a biraz büyük gelmişti. Heaven adım attığı anda ayağında oynayan ayakkabılarla umutsuz bir şekilde başını kaldırdı.
"Görüyorsunuz ya, bu baloya gitmemem gerektiğine dair bir işaret daha," dedi.
Miranda kaşlarını çatıp, kollarını göğsünde bağladı.
"Öylece pes mi edeceksin yani?" diye sordu. "Senden daha iyisini beklerdim doğrusu. Yine de ne olursa olsun o baloya geleceksin. Çıplak ayakla da insen, umurumda değil. Seni oraya götüreceğim!"
Gidip tuvalet masasının üzerindeki pamuk dolu kutudan bir miktar pamuk alarak geri döndü. Ve Heaven'ın önünde eğilip ayakkabılardan çıkmasını bekledi. Heaven ise irice açılmış gözleriyle, asil bir kadının kendi önünde eğilmesini izliyordu.
"Ne yapıyorsunuz?" diye sordu.
"Ayakkabılara rahatça girebilmen konusunda yardımcı olmaya çalışıyorum. Sen de bana yardımcı olup ayakkabıları verirsen, işimiz daha çabuk bitebilir."
Heaven bir özür mırıldanıp, ayakkabıları çıkardı. Miranda'nın ayakkabıların içine pamuk doldurup uçlarına doğru itişini hayretler içinde izledi. İşi bittiğinde ayaklanan kadına, bambaşka gözlerle bakıyordu artık.
"İzniniz olursa bir soru sorabilir miyim?"
Miranda önce derin bir nefes alıp soluklandı. Sonra da, "Tabi. Ama öncelikle şu konuda anlaşalım," dedi.
Heaven Miranda'nın neden bahsettiğini anlamadığı için merakla kaşlarını kaldırdı.
"Hangi konuda?"
"Bana bu dakikadan itibaren sadece Miranda diyeceksin. Tabi eğer istersen Mir de diyebilirsin. Bu gece için sen bu malikanenin bir çalışanı değil, balodaki misafirlerden birisin ve diğer bütün misafirler gibi eşit haklara sahipsin."
Heaven bu garip kadının, kendisi kadar garip istekleri ve garip davranışları karşısında ne diyeceğini bilemediği için başını sallamakla yetindi. Miranda öyle istiyorsa öyle olmak zorundaydı. Karşı çıksa bile, kadın ne yapıp edip, kendi istediğini yaptırmanın bir yolunu bulmuyor muydu sanki?
"Pekala Miranda," diye mırıldandı. "Bu gece oraya gelmem konusunda gerçekten, ama gerçekten, neden bu kadar çok ısrar ediyorsun?"
Miranda bir yandan bunun cevabını daha önce verdiğini düşünürken, diğer yandan Heaven'ın neden daha fazlasını aradığını anlayamadı. Aklındaki fikri Heaven'a söyleyip de, genç kızı kaçıramazdı.
"Sana söylemiştim," diye cevapladı. "Kız kardeşin bu baloya misafir olarak katılırken, senin odanda oturmanı adil bulmuyorum. Eşit haklara sahip olan iki kardeş olduğunuzu düşünüyorum ve bu eşit haklardan aynı oranda yararlandığınızdan emin olmak istiyorum."
Heaven aynı cevabı aldığında daha fazla ısrar etmenin anlamsız olduğunu bilerek, önüne konulan sorunu giderilmiş ayakkabıları ayağına geçirdi. Son bir kere kendisini kontrol etmek için aynanın karşısına geçti.
Güzelliğin her zaman iyi huydan sonra geldiğine inanan bir insan olarak, bu gece için sadece güzel olmak istiyordu. Valerie'nin daha sonradan burnundan getireceğini bilse bile, bu gece balonun tadını çıkaracaktı.
En çok da Adrian'ın kendisini beğenmesini diliyordu. Ablasının yanında her zaman sönük kalsa da, bugün parlamaya ihtiyaç duyuyordu. Sonunda hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordu ama Adrian'ın kollarında dans etmenin hayallerini kurmaktan geri durmuyordu. Umut etmek hiçbir zaman hem bu kadar güzel, hem de bu kadar can yakıcı olmamıştı.
Heaven kendisini hala hazır hissetmediğini fark ettiğinde, omuzları çöktü. Arkasına dönüp Miranda'ya baktı. İstemekle bitmiyordu işte. Heaven'ın bunu gerçekleştirmeye yetecek kadar cesareti yoktu.
"Galiba yapamayacağım," diye inledi.
Artık kızmaya başlayan Miranda, bu tutumu karşısında Heaven'ı sarsmak istedi. Bunun yerine, derin bir nefes alıp kendisine hakim oldu.
"Hayır, hayır, hayır!" dedi. "Bu kadar uğraştıktan sonra vazgeçmene izin vermeyeceğim. Seni sürüklemek zorunda olsam da aşağıya indireceğim ve bu geceyi gözetimim altında geçirmeni büyük bir zevkle izleyeceğim. Karar senin Heaven! Zorla mı, güzellikle mi sen seç!"
Kendi arzusu ve Miranda'nın baskısı karşısında, korkularını gerilere saklayan Heaven sonunda kapıya doğru ilerledi. Arkasında kalan Miranda ise sevinçten gözyaşlarına boğulabilirdi. Heaven'ın kendisini bu kadar zorlayacağını hiç düşünmemişti. Onun yerinde bir başkası olsa, böyle bir fırsatı hiç düşünmeden değerlendirirdi.
Arkasına dönen Heaven'ı görmesiyle birlikte sevinçle kaldırdığı ellerini indirdi.
Miranda'nın kendisini takip etmediğini fark eden Heaven kontrol etmek amacıyla dönüp, "Gelmiyor musun?" diye sormuştu. Miranda yüzündeki melekleri kıskandıracak kadar güzel gülüşüyle birlikte kapıya ilerledi.
"Gelmez olur muyum hiç?"
Odanın kapısını ardından kapatıp Heaven'ın adımlarına yetişti. Birlikte aşağıya inen merdivenlere yöneldiler. Heaven hizmetçi merdiveninden çıktığı haliyle, ana merdivenlerden inen kadın arasındaki farkı düşünmeyi, yatağına uzandığı ana erteleyerek basamaklardan ağı ağır inmeye devam etti. Balo salonuna inen merdivenlere vardıklarında Heaven Miranda'nın kolundan tutup durdurdu.
"Kont beni gördüğünde sinirlenecektir,"diye korkularından birisini dile getirdi. Miranda başını iki yana sallayıp Heaven'ın ellerine uzandı.
"Merak etme, seni benim davet ettiğimi söylediğimde bir şey demeyecektir."
Tekrar harekete geçip iki basamak indiklerinde, Heaven Miranda'yı bir kere daha durdurdu.
"Herkes yarın üzerime gelecek Miranda!" diye inildedi.
Miranda kızın korkularıyla yüzleşmesini garip bir bakışla izlerken omuz silkti.
"Bu da yarın düşünmen gereken bir başka sorun. Bugün için düşünmesen de olur."
Heaven'ın koluna girip iki basamak daha inmesini sağladı. Fakat Heaven Miranda'ya dönüp bir başka korkusunu daha serbest bıraktı.
"Valerie bundan hiç hoşlanmayacak. Benim bu baloda hizmet edenler arasında olmamı beklerken, bu elbiseyle süzüldüğümü gördüğünde burnumdan getirecek!"
Miranda Heaven'ı konuştururken kalan basamakları da inmesini sağlamıştı. Ve son basamağı da aştıklarında, yüzündeki kocaman gülümsemeyle "O halde daha çok bekleyecek," diye şakıdı ve arkalarında bir kadehin yere düşerken çıkardığı tok ses yankılandı.