bc

Çapkın Kız

book_age12+
1.2K
FOLLOW
5.1K
READ
adventure
kickass heroine
sweet
bxg
humorous
city
childhood crush
feminism
friendship
like
intro-logo
Blurb

Naz, yirmi sekiz yıllık hayatı boyunca sayısız ilişki yaşamış bir genç kızdır.

Bir gün bu kısmeti kapanır. Artık istesede bir erkeği elde edemez hale gelir. Depresyon moduna girdiği gün evde arkadaşının isteği üzerine kahve falına baktırır.

"Bir çocuk kapının önünde, kalbi kırık fincanın dibinde." Kapının çalmasıyla kız hızlıca kalkıp kapıyı açar.

Kapıdaki kişi Naz'ın ilk aşkıdır.

Peki sizin kapınızı kalbi sizin tarafından binlerce kez kırılmış ilk aşkınız tarafından çalınsa ne yapardınız?

Peki. Naz ne yapar?

Çapkın Kız

chap-preview
Free preview
Tanıtım
Hayat bu. Her şey umduğum gibi giderken bir flörtleşmeyle hayatım ellerimin arasından kayıp gitmişti. Önümdeki adamın bakışları beni lime lime ederken kendimi kıyma makinesindeki taze bir et gibi hissediyordum. Saçlarımı parmaklarımla tarayıp karşımdaki adama alaycı bir şekilde baktım. "Ne o? Kendini bulunmayan hint kumaşımı sandın sen? Bir bana bak birde kendine." Sıcak kahvemden bir yudum alırken serçe parmağımı kaldırmayı da ihmal etmiyordum. Masaya elimdeki fincanı koydum hafifçe. "Bakıyorum da hiçbir şey göremiyorum." Dişlerini birbirine bastırarak konuştuğunda kahkahamı patlattım. "Daha dün bana ne kadar aşık olduğundan söz ediyordun Anıl." Oturduğum sandalyeden sert bir şekilde kalkarken etrafımdaki erkekleri de süzmeyi ihmal etmiyordum. "Sana olan aşkımı gerçek zannedecek kadar gerzek misin?" Oturduğu sandalyeye biraz daha yayılırken ellerini önünde bağladı. Hafifçe iç çekip sandalyenin kenarındaki çantamı omzuma geçirdim. "İlişkimiz bitti." Masanın üstündeki buz gibi su dolu bardağı Anıl'ın yüzüne fırlattığımda şaşkınlıkla afallamıştı. Saçlarımı geriye doğru ittirip alaycı bir şekilde gülümsedim. "Ben Naz İpek, elimi sallasam ellisi. İstediğimi elde ederim. Senin gibi baba parası yiyen bir erkekle sadece parası için birlikte olurum. Sevdiğim için değil tatlım." Kalan suyu da hafifçe yudumlayıp masaya ağır hareketlerle bardağı yerleştirdim. "Bir gün evde kalacaksın biliyorsun değil mi?" Alaycı gözlerle Anıl'a bakıp sırıttım. Ondan gözlerimi çekip çıkış kapısına doğru yürümeye başladım. "Bak sen evde kalacakmışım ben. Naz İpek! Aptal." İlişkim bitti biteli sekiz yıl olmuştu ve Anıl'ın dediği gibi evde kalmıştım. Anıl'dan sonra onlarca kişiyle çıkmıştım ve bu son çıktığım kişi iki ay önceydi. Kendimi yaşlanmış gibi hissediyordum. Bakımsız ruhum ile elimdeki çikolataları sömürürken ev arkadaşım Elif kahve yapmış bana içermeyi zorluyordu. "Ya içmek istemiyorum iğrenç tadı." Kahve bana Anıl'ı hatırlattığı için içmiyordum oysa ki. "Ne o? Her zaman içtiğin kahve neresi iğrenç? Çikolata yiyorsun işte içersin yanında." Elindeki kahveyi en sonunda masaya bırakırken gözlerimi devirdim. "Fala bakarsan belki içebilirim." "Tamam. Hadi iç." İğrenç olan kahveden bir yudum aldığımda kusmak üzereydim. Çikolataları ağzıma daha çok gömüp ikinci yudum aldığımda kahveyi yarılamıştım. İştahla içmeme bakan Elif gülmemek için yanaklarını şişirirken bir yudum daha aldım. Ardından bir yudum daha. Kahve kafayı güzelleştirir miydi? Benim kafamı iyice güzelleştirmişti. Kahvenin dibindeki telve ağzımda iğrenç bir tat bırakırken masadaki su dolu bardağı boğazıma gönderdim. Bardağı masayı sertçe koyarken derin bir nefes aldım. "İçe mi dışa mı çeviriyoruz?" Dikkatli bir şekilde Elif'e baktığımda gülümsedi. "Dıştan haber almak istiyorsan dışa." Demeden fincanımı dışa doğru çevirdim. Elif fincana bakıp burukça gülümsedi. "Daha cümlemi bile tamamlamamıştım ama." Önümdeki çikolatalardan ağzına bir kaç tane attı. "Gelirken gördüm. Yana birileri taşınıyordu. Eşya taşıyan çocuk çok yakışıklı." Çikolatalı salyası dudaklarının kenarından akarken midem bulandı. "Şu salyalarını sil bir ya. Boş ver kim taşınıyorsa taşınsın. Sen falıma bak!" Fincanı önüne doğru uzattığımda işaret parmağı ile fincana dokundu. "Daha soğumamış bile bekle biraz." dedi. "28 yıldır bekliyorum zaten." Çıktığım kişiler gözlerimin önünden şerit halinde geçerken Elif kahkaha atarak düşüncelerime daldı. "Naz! Hadi ama iki aydır boşsun karalara bağlamana gerek yok!" Kendisinin iki yıllık düzenli bir ilişkisi vardı tabi bana laf yetiştirmesi kolaydı! Gözlerimi hafifçe devirdiğimde sanki içimdeki sesi okumuştu. "Tamam iki yıllık ilişkim olabilir ama senin gibi bekar kalsam bu kadar depresyona girmezdim." "Demesi kolay." "Sanırım." Önümdeki çikolatalardan birini daha azına atıp önünde duran fincanımı açtı. Gözleri fal taşı gibi açılırken fısıldadı. "Naz. Senin kısmetin mühürlenmiş." Şaşkın şaşkın fala bakarken dikkatli bir şekilde Elif'i dinlemeye başladım. "Nasıl yani?" "Sen birinin kalbini kırmışsın." Fincanı bana doğru uzatırken fısıldadı. "Bir çocuk kapının önünde, kalbi kırık fincanın dibinde." Fincanın dibine değişik bir şekilde bakarken üstüme çöken karartı ile kapı çalındı. "Dur bekle ben açarım." Odaklandığımız falda tam kapı çalınması gerekiyordu sanki! Oflayarak kapıyı açtığımda gördüğüm suret ile açtığım kapıyı sert bir şekilde kapattım. Gördüğüm rüya mıydı? Gözlerimi kapatıp açıp tekrar kapıyı açtığımda gördüğüm suret şaşkın bir şekilde beni süzüyordu. "Naz!" Anıl'ın sesi kulaklarımı kanatırken içimden küfür etmeden duramıyordum. "Pardon?" Tanımamazlıktan gelmek en iyisiydi. Hala daha onu unutmadığımı  düşünmesini istemiyordum. Anıl'ın bakışları üzerimde devam ederken saçlarını karıştırdı. "Anıl , ben." dedi. Bu çocuk on sene önce bıraktığımdan beri evrim geçirmiş gibi duruyordu. "Anıl?" Düşünür gibi yaparken yutkundum. Anıl ise kapıdan evimi de incelemeyi ihmal etmiyordu. "Anıl, o Anıl mısın?" Sahte bir şaşkınlıkla şaşırırken yapmacık bir şekilde gülümsedi. "Evet, O Anıl." dedi. "Burada ne arıyorsun?" dedim yapmacık bir şekilde. Elif'in gelmesi ile kapı biraz daha açıldı. "Merhaba." Elif  elini Anıl'a uzatırken gözlerimi devirdim. "Merhaba ben yeni komşunuz Anıl." Elif'in elini sıkan Anıl ile gözlerimi daha çok devirdim. "Bende, Elif." "Ya aslında sizden bir şey rica edecektim?" Anıl beni takmayarak Elif'le konuşurken aynadaki yansımam ile başımdan kaynar sular döküldü. Bu tip neydi? Üstümdeki ile altımdaki kıyafet birbirinden alakasız, saçlar desen yağlı, darma duman, üstüme geçirdiğim hırkada çikolata lekeleri ve tüm yüzüme bulaşmış çikolata ile pasaklı gibi görünüyordum. *** Elif'in sesi ile yansımamdan gözlerimi çektim. Anıl ile tekrar bakışlarımız birleşirken derin bir nefes aldım. "Ya acaba temizlik malzemelerinizi ödünç alabilir miyim?" Anıl koyu kahverengi saçlarını karıştırdığında nefesimi tuttum. "Ah tabi ki. Hatta bizde evi temizlemende yardım edebiliriz. Değil mi Naz?" Omzuma attığı omuzla nefesimi verdim. Birde Anıl'a temizlikte yardım mı edecektim? Yok  artık daha neler' Anıl ile Elif benim vereceğim cevabı beklerken başımla onayladım. "Üstümü değiştirip geliyorum." Kapının karşısındaki odama girip kapıyı kapattım. Kalbim kendiliğinden hızlı hızlı atarken alnıma vurdum. Vurduğum yer acırken kendime sövmeyi de ihmal etmedim. Eski aşkımla karşılaşmıştım. Hem de bu halde! Aynanın önüne gidip yüzüme bulaşan çikolatayı tişörtüm ile sildim. Saçlarıma tırnağımı geçirdiğimde elime bulaşan yağ ile yüzümü buruşturdum. Halim darma dumandı. Elif'in sesi ile rahat bir nefes aldım. "Naz biz çıkıyoruz. Sen gelirsin." "Tamam!" En azından bekledikleri süre zarfında duş alıp kendimi düzeltebilirdim. Kapının kapanma sesi ile hızlıca lavaboya attım. Ne kadar hızlı olursam o kadar iyiydi. Sıcak suyu açıp elbiselerimi hızlıca çıkarıp duşa girdim. Her gün duş alan ben bir haftadır suya ayağımı dahi sokmuyordum. Sıcak su, saçlarımdaki yağı suratıma bulaştırırken yüzümden başlayarak dört defa başımı yıkadım. Yüzümün ve saçımın temizliği ile derin bir nefes aldım. Ahududulu duş jeli ile bedenimi köpükleyip hızlıca durulandım. Temizlik gerçekten çok güzel bir şeydi. Sıcağın vermiş olduğu nem ile ıslak saçlarımı bileğimdeki siyah tokayla topuz yaptım. Suyu kapatıp pembe bornozuma sarıldım. Bornozun rahatlığı uykumu getirirken pis çamaşırlarımı kirliye atıp yüzümü buz gibi suyla birkaç kere yıkadım. Kızaran burnum ile dolgunlarına dudaklarımda oldukça doğal gözüküyordum. Odama yönelip hızlıca çilekli iç çamaşırlarımı giydim. Evet 28 yaşında hala daha çilekli çamaşır giyiyordum ne var bunda! Bornozumu yatağa atıp gardırobum önüne yöneldim. Aynadaki yansımama aldırmadan elime böğürtlen dolu kremi sıktım. Krem kokusu ile beni gülümsetirken avuç içlerimde kremi ısıtıp tenimin açıkta kalan kısımlarına sürdüm. Böğürtlen ve ahududu kokusuna hastaydım. Tenime sinen kokuyla birlikte daha çok enerji depoladım. Elime gelen kıyafetleri teker teker yatağımın üstüne fırlatırken gördüğüm tişört ile gülümsedim. Anıl'dan bana kalan tişört. On yıl öncesinde maç tutkunuydu. Koyu Galatasaray'dı ve girdiğimiz bir iddia sonucunda bana bu tişört zorla giydirmişti. Elimdeki formayı üstüme geçirirken ıslak saçlarımı araladım. Hava olduğundan sıcaktı. Nemli saçlarım kıvırcık bir hal alırken tarakla tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Altıma ne giysem diye düşünürken kapının çalması ile elime gelen siyah şortu hızlıca üstüme geçirdim. Saçlarımın ıslaklığı çoktan sırtımı ıslatırken kapıyı açtım. Elif yorulmuş bir şekilde bana bakıyordu. "Öldüm ya." Derin derin nefesler alırken fısıldadı. "Su ister misin?" dedim sakin bir şekilde. "Valla iyi olur. Daha suyu açtırmamışlar." Ağırca yutkunurken buzluğa koyduğum şişleri çıkardım. Elime aldığım şişelerle kapıya gidip Elif'e uzattım. Şişeyi büyük açlıkla eline alıp sömürdü. Kapıyı ayağımla çekip çekildim. Kapı kendiliğinden yavaşça kapanırken Elif suyu içmeyi bırakıp cırladı. "Anahtarı aldın mı sen?" "Yok almadım. Sen almadın mı?" "Sence!" Alnıma bir kez daha vurduğumda acıdan tiz bir çığlık döküldü dudaklarımın arasından. "Dur ya. Remzi amcada yedek anahtar vardı ne telaş yapıyorsun?" dedim. Derin bir nefes alıp bakışlarını üzerimde gezdirdi. "Bu halini neye borçluyuz? Alt tarafı temizlik yapacağız." dedi. Kendi halime baktığımda düzgün bacaklarım kendini sergilerken utanma hissi ile yanaklarım kızardı. Islak saçlarım kendiliğinden kendi kokusunu burnuma ulaştırırken gülümsedim. "Bir şeye borçlu değiliz. Hadi yardım edelim komşumuza." dedim bir şeylerden şüphelenmesini istemiyordum şu an. Bir gün elbette Elif'e o ilk aşkımın bu Anıl olduğunu söyleyecektim. Açık kapıya doğru ilerlediğimde arkamdan beni süzen Elif ile tedirgin bir şekilde gülümsedim. Bir kolinin üstüme doğru gelmesi ile kapıyı biraz daha açtım. İçeriden çıkan kişi koliyi yere koyduğunda Anıl olduğunu anladım. Koyu kahverengi saçlarını düzelterek doğrulduğunda nefesimi tuttum. Orman yeşili gözleri gözlerime değdiğinde afalladım. Sanki ilk gün gibi bana bakıyordu. Burukça gülümseyip elimdeki buz gibi olan şişeyi uzattım. Bir şey demeden sadece gözlerimle konuşuyordum. Elimdeki su şişesini kapan el ile bakışlarım o ele döndü. Sarı saçlı benden birkaç santim kısa kız, mavi gözleri ile bana aşağalayıcı bir gözle bakıyordu. Dudaklarım aralanırken ağırca yutkundum. "Sağ ol tatlım." dedi alaycı bir şekilde gülümseyerek su şişesinin kapağını açıp Anıl'a uzattı. Kalbim sızlarken gözlerimi saniye üç dört defa kırptığıma yemin edebilirdim. Anıl'a bakışlarımı çevirdiğimde sarı saçlı kıza aşkla bakıyordu. "Teşekkürler sevgilim." Kızın elindeki su şişesini hızlıca alırken kızın yanağıma öpücük kondurmayı ihmal etmiyordu. Kollarımı önümde bağlayıp somurtarak onları izledim. Eski sevgilimdi nasıl olsa! Adı üstünde eski! Niye kalbimden bu kadar kırılma sesleri geliyordu? O kız ben olabilirdim! Ne diyordum ben? Kızgınlıkla kendime söylenirken ince bir sesle bakışlarımı çevirdim. "Bir şey mi dedin canım?" Kızın sesi bile yapmacıklı. "Yok bir şey demedim tatlım." dedim onun gibi yapmacık yaptığım sesimle. Bazen ilk görüşte insanlardan nefret ederdim. Bu kızda o listedeki yerini almıştı. Hatta ilk sıraya yerleşmişti. Ayağındaki topuklu ayakkabılar ile içeriye girdiğinde gözlerimi devirdim. "Bence bize ihtiyacın yokmuş. Sevgilinle evinizi temizleyebilirsin." dişlerimi birbirine bastırarak kollarımın arasındaki suyu sertçe onun bedenine ittirdim. Bakışları tişörtüme kaydığında hızla gözleri gözlerimi buldu. Afallamış bir şekilde bana bakarken hızlıca eve birkaç adım attım. Elif bana şaşkın şaşkın bakarken aklıma gelen düşünceyle sinirlerim zıpladı. "Lanet olsun!" Kapıya tekmemi geçirip onlara aldırmadan merdivenleri indim. Niye bu kadar sinirlenmiştim bilmiyorum ama o sarı yellozun saçlarını teker teker yolmak istiyordum. Ramiz amcanın oturduğu kata geldiğimde hızlıca kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapı hızlıca açıldı. "Dur evlat! Burada insan yaşıyor insan ne bu sinir!" "Ya Ramiz amca." Hızlıca ona sarıldığımda gömleği tam sarılmama engel olmuştu. "N'oldu deli kız kim sinirlendirdi seni?" Saçlarımı hafifçe okşadığında geri çekildim. "Anahtarımı evde unuttum." "Yok yok. Seni başka bir şey de sinirlendirmiş." Bilmiş bir edayla söylendiğinde geri çekildim. Bakışları beni yakarken gülümsedi. "Neyse seni bugün zorlamıyorum. İyisin yine!" Kapının arkasındaki anahtarlardan birini alıp uzattı. Anahtarı yavaşça kavrayıp minnet edercesine gülümsedim Ramiz amcaya. "Teşekkür ederim." Başını hafifçe sallayarak kapıyı kapattı. Merdivenleri derin bir nefes alıp çıktım. Anıl ve Elif kapının önünde merdivene bakıyordu. Bakışlarım ikisine çarptığımda elimdeki anahtarı salladım. "Eve girebiliriz." Elif'e anahtarı fırlattığımda havada yakaladı. Benden önce evin kapısına vardı. Anıl'ın yanından geçeceğim sırada fısıldadı. "Hala daha aynısın." Bakışlarımı ona çevirdiğimde alaycı bir şekilde gülümsedi. "Kıskanç." Tam ağzımı açıp bir şey söyleyeceğim sırada Elif seslendi. Yeşil gözlerden gözlerimi çekip Elif'e baktım. "Hadi gelmiyorsun? Anıl bir şeye ihtiyacınız olursa çekinmeden kapımızı çalabilirsiniz." "Teşekkürler Elif. Keşke herkes sen kadar iyi olsa." Herkesin üstünde fazla gezinen sesiyle son kez Anıl'a baktım o ise halinden memnun şekilde evine girip sert bir şekilde kapıyı kapattı. Fazla mı ukalaydı? Dişlerimi birbirine bastırarak sert adımlarla eve girip kapıyı sert bir şekilde kapattım. "Bu öfkenin sebebi ne?" Elif dikkatli bir şekilde bana bakarken duvara yaslanmış konuşuyordu. "Bu, o." dedim. "Ne, o?" "Kahve falında çıkan kişi Anıl. On yıl önce ilişkimiz vardı ve ben tarafından binlerce kez kalbi kırılmıştı." Derin bir nefes verdiğimde gözlerini irileştirerek bana baktı. "Sen ciddi misin?" Şaşkınlıkla ağzı aralanırken alnıma parmaklarımı yerleştirip düşündüm. "Hiç olmadığım kadarıyla hem de." "Taş gibi çocuğu kaçırmışsın." Sesindeki ima ile gözlerimi birbirine bastırdım. "Asıl üzücü olan tarafı ise benim evde kalacağımı ayrıldığımız gün söylemişti!" dedim. Elif'in şaşkınlığı kahkahaya dönüşürken bana gülerek bakıyordu. "Ya gülme!" Onun gülmesi beni daha çok sinirlendiriyordu. "Ya hahaha!" Elif hiç durmadan gülerken mutfağa doğru ilerleyip fincana baktım. Bir şeyler görmeye çabalasam da hiçbir şey anlamıyordum. "Elif şunun devamına baksana!" dedim bağırarak. "Ya fala inandığını söyleme sakın." Kahkahası yavaş yavaş sönerken başımın ağrısı artmıştı. "İnanmıyorum zaten." "Ya sen külahıma anlat." Masaya yerleşip son kez dudaklarını birbirine bastırıp fala baktı. "Çok garip burada soğuk bir bardak su görüyorum." Fincanı yavaşça bırakıp su dolu bardağı önüme itti. "Bence sen bu çocuğun ardından bir bardak soğuk su iç." Şişen yanakları ile tekrar kahkahasını ortaya boşaltı. Suyu bardaktan yüzüne fırlattığımda ani bir şok yaşamıştı. "Naz!" "Efendim." dedim bardağın dibindeki suyu içtikten sonra. "Bazen seni boğmak istiyorum. Şu an gibi." *** Pazartesi sabahının verdiği enerji ile yatağımdan öfkeyle kalkarken derin bir of çektim. İzin günüm bugün bitmiş olmakla beraber depresyon modumdan çıkmak zorundaydım. Ördüğüm saçlarımı hızlıca çözüp lavaboya koştum. Yine Elif benden önce lavaboya girmiş yüzünü yıkıyordu. "Hadi bacım! Düştün mü lavaboya?" Kapıyı yumrukladığımda sinirle dışarı çıkar lavaboda bana kalırdı genel taktik. Çözdüğüm saçları bileğimdeki toka yardımıyla topladığımda Elif'in lavabodan çıkması topu topu beş saniyemi almıştı. "Sana ben lavabodayken şu kapıya hayvan gibi vurma demeyeli ne kadar uzun zaman olmuştu. Tam bir hafta." dedi parmağıyla bir sayısını sembol ederken. "Çok konuşma! İşe geç kalmak istemiyorum." Hızlıca onu çekiştirip kendimi lavaboya attım. Rutin işlerimi halledip hızlı adımlarla odama koştum. Odamdaki havasızlık benim havamı sömürürken pencereyi açıp derin bir nefes aldım. Bugün işten dolayı acayip derece çarpılacaktım. Hatta Gülizar Hanım'ın tipini görünce cin çarpmışa dönecektim. Gülizar Hanım benim yöneticim olmakla beraber her türlü kılavuza yön veren; sinsi, kendini akıllı zanneden, çalışkan ve inatçı bir kadındı. Klasik bir kadın değildi. Onu klasikten daha uzak bir kategoride bulundurmak bizim için daha iyi olabilirdi. Evet bizim için! Gardırobun önünde geldiğimde kıyafetlerimle bakışırken yaşlı ruhumun vermiş olduğu depresyonda canlı renklerimi torbaya doldurup çöpe atmıştım. Aptaldım! O elbiselere halbuki kaç maaşımı vermiştim. Sanırım beş veyahut altı. Gözlerimi devirerek dolabın kapasını birkaç kez kapatıp açtım. Bazen ciddi anlamda mala bağlıyordum. Sanırım o güzel kıyafetleri atarken yürek yemiştim. Alarmın verdiği stres ile tüm kıyafetlerimi yatağın üstüne fırlattım. Elif ise odanın kapısında hazır bir halde benim salaklığımı izliyordu. "Ne yapıyorsun, Naz?" Odamdan içeriye girip hem kıyafetlere hem de bana şaşkınca baktı. "Hiç ne yapayım ya? Kıyafetlerin canı sıkılmış birlikte dört çayı yapalım mı diye sordular. Bende hay hay sizi kıracağıma dişimi kırarım dedim. Onlarla sohbet ediyorduk. Oradan bakınca ne yapıyor gibi gözüküyorum? Attığım kıyafetlerin yasını tutuyorum. Bir dakika!" Elif'in üstündeki lacivert elbiseme bakarken sinirden ağzım köpürdü. "Valla bana hiç kızma!" Ellerini havaya kaldırarak suçunu kabul etti. "O kadar elbise çöpe gideceğine ben giyeyim dedim." Üstündeki elbiseye gözlerimi devirerek Elif'in odasına koştum. Oda peşimden hareketlenirken gardırobun kapağını açtım. Tüm giysilerim düzenli bir şekilde Elif'in dolabında dururken kırmızı elbisemi çıkarıp üstüme geçirdim. "Artık çöpte karıştırmaya başlamışsın. Başka bilmediğim özelliğin varsa söyle seni tebrik edeyim." Kollarıma doldurduğum elbiselerimin hepsini odama atarken seslendi. "Onları ben almasaydın şu an elbisesizdin. Onlar benim!" "Hadi canım nerden senin! Ben bilgisayarın tuşlarını parmaklarımla yalarken sen neredeydin? Bunlar hep koltuk altı teri. Nerden bileceksin!" Ayağıma geçirdiğim ten rengi ayakkabılarla saçlarını tekrar açıp siyah renkli tokayı bileğime geçirdim. "Demek öyle. Vay be! Rexona kullan! Şimdiden koltuk altın kokmaya başladı." Sıcağın vermiş olduğu yapışkanlık ile yüzüme hafifçe makyaj yaptım. "Hadi be ordan! Kıskanıyorsun kızım. Terimin kokusu bile tezek kokuyor! Memleketim kokuyor! Daha ne isterim?" Koltuğumun altını koklayana kadar her şey çok güzeldi. "Dikkat et bayılma." Elindeki Rexona'yı uzattığında beklemeden hızlıca elinden aldım. "Bayılırsam, ayılmasını bilirim gülüm." Elif değişik bir şekilde bana bakarken yüzünü buruşturdu. "Bu Anıl sana iyi gelmedi. Farkında mısın? Kafan başka yerlere gidiyor benden demesi." Saçlarını geriye doğru savurarak çıktı. Bende zaten Anıl'a kaldım! İçimden Anıl'a söverken çalan alarm ile hızlı hareketlerle üstüme parfüm sıkıp yandan küçük çantamı koluma geçirip odadan çıktım. Elif dış kapıda beni beklerken karşıdaki evin kapısının açılmasıyla gönül kapılarımda açıldı. Üstüne yapışan beyaz gömleği pazıları ile dikişleri patlayacak gibi dururken, orman yeşili gözleri beni avladı. Sanırım kalbim atıyordu ya da benden habersiz bir komşu hoparlöre kalp sesi veriyordu. Koyu renkli saçlarını karıştırarak alt dudağını dişlediğinde Elif'in koluna tutuldum. Halimden memnun bir şekilde Anıl'ı izlerken gülümseyerek asansörün düğmesine bastı. "Geliyor musunuz?" Elif'in cevabı ile onu sularına bıraktım kendimi. "Aa evet. Bizde geç kaldık baya!" Kapıyı hızlıca kapatıp kolumdan sürükledi. Anıl'ın yanında vücudum yaklaşırken gerildim. Alaycı bir şekilde gülümseyip kolundaki saate baktı. Gözleri hafifçe kısılırken içinden bir şeyler söylendiğini anlamam uzun sürmedi. "Sanırım bu asansör gelmeyecek şiştim ben." Karnımın üstüne elimi koyarak söylendiğimde Elif saçma bir şekilde gülümserken mırıldandı. "Hamile sanacak çek şu elini karnından." Gülümserken konuşmaya çalışan Elif ile istemsizce gülümserken buldum kendimi. Asansörün gelmesi ile tam adım atacakken topuklu ayakkabımın istismarına uğradım. Dengemi kaybederken güçlü kolların belime dolanması ile son anda düşmekten kurtuldum. Anıl'ın gözlerinde kendi yansımamı görürken göz bebekleri büyüdü. Bana karşı hala duygular beslediğini anlamam uzun sürmedi. Ya benden nefret ediyordu ya da beni seviyordu. Dudakları aralarken sanki her saniye öncekinden daha yavaş ve şiddetli geçiyordu. Kalbimin sesi aramızdaki jenerik olurken hafifçe sırıtıp dengemi sağladı. Elleri belimden kayıp giderken bu his ile yanıp tutuştum. İlk aşkım hala daha ilkim gibiydi. Peki bu normal miydi? Tabi ki hayır! Saçlarımı geriye doğru ittirerek kendime çeki düzen verdim. Her hücrem terlemeye başlamış ve varlığını bana savunuyordu. Asansöre güçlü bir adıma attığında bakışlarını başka tarafa doğru çevirdi. Onun gibi güçlü bir adım attım ve asansöre bindim. Elif elindeki telefonla uğraşırken, ilk aşkım benim gibi sadece sessizlikte takılıyordu. On yıl öncesi Lisenin bahçesinde oturmuş sıcak güneşin altında gözlerimi dinlendirmeye çalışıyordum. "Naz." Alnıma değen ellerle gözlerimi açtım. "Yine mi sen?" Anıl'a sinirli bir şekilde baktığımda otuz iki dişiyle gülümsedi. Saçlarını havalı bir şekilde yana doğru savurup yanıma oturdu. "Evet yine ben. Benden kurtulamayacağını anlamadın mı sen?" Dişlerimi birbirine bastırarak yanımdaki çocuğa baktım. "Sıcakta hiç çekilmiyorsun gider misin?" Elim ile onu ittirdiğimde elimi tutup avucumun içini öptü. Şaşkınca bu hareketini kavramaya çalışırken sıcaktan yanan beyin hücrelerim ile yanaklarım kızardı. "Ben senin gönlünde kalmışım çok mu?" Kalbinin üstüne koyduğu elimle kalbinin ritmini hissettim. "Ben gitsem de kalbim senden gitmiyor be, Naz." Gözleri gözlerime değdiğinde elimi hızlıca çektim. "Sana daha ne kadar söyleyeceğim bilmiyorum ama aşık olmak için fazla çapkınım ben. Canını yakarım. Yakmakla da kalmam, cehenneme atarım." Gözlerim kısık bir şekilde Anıl'a baktım. "Senin cehennemin benim cennetimdir." Yanağıma kondurduğu öpücük ile iyice afallamışken şaşkınlığımdan yararlanıp dudaklarıma aptalca bir buse kondurdu. Geri çekilirken orman yeşili gözleri parıl parıl parlarken nefesimi tuttuğumu fark ettim. "Nefes al, Naz'ım. Çünkü sen nefes aldıkça ben yaşıyorum." İstemsizce onun dediklerini yaparken güneş altında yanan nöronlarım öpücükle kendine geldi. Parmaklarımı dudağımın üstüne yerleştiğimde aptalca gülümsedi. Boşta kalan elimle yüzüne tokat attım. Okulda beni öpmüştü ve bu benim için aptal bir öpücükten daha fazla romantikti. Kendi sinirimi Anıl'dan çıkarmak en iyisiydi. Vurduğum yeri tutarak aptalca kahkaha atmaya başladığında sinirden oturduğum yerden kalkıp ilerlemeye başladım. Aynı şekilde kalkarken gülmesine devam ediyordu. "Erimiş gibisin bana Naz. Gözlerindeki duyguları benden saklayacak kadar aptal mısın?" Sorduğu soruyla duraksadım ve arkamda bıraktığım Anıl'a baktım. "Sen de beni sevecek kadar aptal mısın?" Sorduğum soruyla afallarken burukça gülümsedim. "Ben kendimden başkasını sevmem çocuk. Bunu o koca kafana sok." "Sende o koca kafana bunu sok! Senden asla vazgeçmeyeceğim. Eninde sonunda benim olacaksın. Benim!" Kalbinin üzerine bastırdığı işaret parmağı ile alaycı bir şekilde gülümsedim.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

41 Günlük AŞK Güncellemesi

read
52.4K
bc

İKi ÇILGIN

read
2.8K
bc

Leyal -Unutulan Eş (Türkçe)

read
18.9K
bc

MÜHÜR

read
120.1K
bc

Yıldızlar Sönerken | Türkçe

read
3.3K
bc

SESSİZ KUĞU

read
7.1K
bc

İnci Tanesi

read
59.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook