PERSONA BÖLÜM 3

1294 Words
Bir psikoloğa gitme fikrine ne zaman ikna olduğumu düşünürken, asık suratından beklenmeyen bir tebessümle bana; "Hoşgeldiniz" dedi. "Hoşbulduk" demeyi bir an unutmuş sorgulayarak bakakalmıştım "Buyrun sizi dinliyorum" dedi. Nereden nasıl başlanırdı ki? Kilolarımdan şikayetçiyim desem bir diyetisyen olarak psikoloğa bunu söylemek kendime ihanet gibi olurdu. "Ben işim ve görünüşüm arasında kaldım" dedim. Sormadı bekledi. Ne iş yapıyorsunuz demiyordu. Tamam, burada konuşacak olan bendim ama biraz önümü açsın konuşmaya teşvik etsin o sorsun ben söyleyim istiyordum. İçin için bu sorgulayış bu memnuniyetsizlik tam olarak neydi bilmiyordum. "Size buraya gelme kararını verdiren şeyden bahsedin biraz" dedi. Sonunda bir soru sormuştu. "Bana güvenilmemesi, inandırıcılığımı kaybetmiş olmak!" dedim. Bunu bu şekilde ifade edeceğimi bilmiyordum ama tam olarak buydu. Bütün büyük kararları bu sebeple vermiştim. Hayatımı alt üst etme sebebim de buydu. Hayatım da ki insanlara sözüm geçmiyordu, kaçmayı seçtim. Bedenime de sözüm geçmiyor oluşu ile her geçen gün yüzyüze kalmak ürkütüyor beni. Kaçacak yerim yok. Yolun sonuna gelmiş gibiyim. Çıkmaz bir sokakta ejderha ya teslim olmak zorunda kalmak üzereyim... Anlattım anlattım dinledi. Anlıyorum diyordu sadece. Gerçekten anladığına ikna olacak gibi olsam da ben, kimsenin inanmadığı birisiydim. Başaracağıma yapacağıma büyüyeceğime büyüdüğüme inanılmayan birisi. Bana işim haricinde hobiler edinmem tavsiyesinde bulundu. Haftaya görüşmek üzere ayrıldım... Çıkışta yine beni dinleme zahmetine katlanmasın da sakınca görmediğim Hayriye'yi aradım. Son durumu bilmek isteyecekti muhakkak. Çoktan unutmuş gibiydi bana verdiği tavsiyeyi iyice anlatınca numaraya başvurdu. Kafasının karışıklığından bir anlık unutmuş hatırlamış tabiki hiç hatırlamaz olur mu? Hobi olarak ne tavsiye edersin dedim. "Beni acıktırmayacak bir hobi olmalı." "Ruhumu doyursun diyorsun!" "Kesinlikle." "Müzik kursları vardır onlara git derim..." "Uzun zamandır böyle güzel bir fikir duymamıştım" diye güldüm... "Peki dedim ben kurs araştırayım. Grs üzere." Onu fazla tutmamış olmanın da huzuruyla hemen müzik kurslarını araştırmaya koyuldum... Henüz bir enstrüman çalmaya niyetim yoktu ama Türk sanat müziği korosuna katılmak en idealiydi. Hafta sonunu iple çektim. Meğer ne kadar ihtiyacım varmış yönlendirilmeye diye düşündüm bir an. Kendi kendime vereceğim bir karar değilmiydi bu? Yine asi çocuk moduna girmiş denilenin aksini yapma içgüdüm tetiklenmişti. Psikoloji adına son okuduğum mod terapisi ve şema terapisi kitaplarını kendi kendime uygulayıp tam olarak çözümleyebilseydim ah dedim. Niye kabul etmezdim ki eksik olmayı. Eksik olmamak için yiye yiye şu hale geldiğimi kabul edip kültür salonundan içeri girdim. Herkesin yüzü gülüyordu. Buraya mutluluk tozu serpilmiş olmalı diye düşünmemek elde değildi. O gülümseyiş geldi benimde yüzüme yerleşti. Fazla ileri gidip kimseye rahatsızlık vermeden en yakın sandalyeye oturdum. Sahneye yerleşmeye çalışan saz ekibiyle içim darlandı buradan çıkıp gitmek istedim. Ben lanetlenmiş olduğumdan bu halde değilmiydim bana çare yoktu bunu anlamalıydım. Psikolog Emir miydi o? Evet oydu ve bana doğru geliyordu. Panik atak geçirir gibi heyecanlanmıştım. "Seni burada görmek çok güzel"dedi. "Hoşlanmadım ben buradan, en azından bugünlük" dedim. "İstersen tiyatroya gidebiliriz" dedi. Şaşırmıştım hasta doktor ilişkisinden çıkmak gibiydi bu teklif ama olur dedim. Sonuçta aynı kulvarda sayılırdık. Danışan oldum diye kendimi bu kadar da kötü hissetmemeliydim. Üstelik tiyatroyu oldum olası severdim. Birlikte çıktık karşı caddeye geçerken ki gülünç duruma düşüşüm yok mu? Köyden indim şehire filmine taş çıkartan Oscarlık bir oyun gibiydi. Ama acı olan oyun değil gerçekti. Emir bıyık altından gülüyordu bana tiyatro boyunca da bunu hissettim. Komedi türündeydi tiyatro bir süre sonra bende Emir'e eşlik etmiştim. Çıktığımızda ikimiz de deyim yerindeyse adeta sırıtıyorduk... Aradan üç hafta geçmiş ve Emir yine tiyatroya gitmeyi teklif etmişti. Bu üç hafta o ilk haftadakinden çok farklı gelişti. Bana sürekli psikolojinin babalarından bahsedip duruyor alt bellek üst bilinç alt bilinç amigdala travma diye ders niteliğinde şeyler anlatıp durdu. Sinirime dokunmaya başlamıştı. Artık anlaşamıyor gibiydik. Ben onun öğrencisi değil hastası, danışanıydım. Bana gelen hastalara gastronomi dersi verseydim nasıl olurdu acaba? İşte mesleki anlamda yetersizliğinin bir kanıtıydı bu! Size en kötüsünü henüz anlatmadım. Bu hafta gittiğimiz tiyatro tam bir travma etkisiydi, hasta bu adam hasta. Oidipal bir tiyatroydu. Elektra karmaşasından bahseden bu oyun içimi bulandırmıştı. Yine bir pişmanlık, niye gelmiştim ki buraya? Kardeşim Mustafa'nın doğumundan sonra olan yalnızlığımdan bahsettiğim gün bu tiyatro için bilet aldığını söyledi. Önceki tiyatro deneyiminden sonra bu teklife hemen razı olmuştum. Aramızda ki şu gergin havada uçup giderdi belki de. Fakat izlediğim de ondan nefret ettim bir kez daha. Bu adamın nasıl bir dünyası vardı böyle. Gerçekten o süperego diye anlatıp durduğu şeyi temsil ediyor gibiydi. Sonraki hafta randevuya gitmedim. Biraz düşünmeye ihtiyacım vardı. Düşündüğüm de vardığım kanaat ben zayıflamak için gidiyordum evet ve gittiğimden beri on kilo vermiştim. İştahımı kesmişti adamın olaylara ve hayata bakışı. Freud dan yana açtığı her bahiste limon yemiş gibi yüzümü ekşittigimi söylemişti bir defasında... Dediğim gibi onun bana psikoloji dersi vermesinden hoşlanmıyordum... Bugüne kadar ki en faydalı terapi seansını ikinci hafta da Milton Erikssonun hayat hikayesini anlatarak yaptı. Süreci tekrar gözden geçiriyorduk. Bana "Neden zayıflamak istiyorsun bunu netleştirdinmi diye sorduğunda "Bu çok açık değil mi daha öncede pek çok sebep saydım hem sağlıklı olmak için tabiki" dedim. Daha iyi bir neden varsa söyleyin! Masasında ki kalemleri düzeltti. "Kahve içer misin?" diye sordu. "Olur" dedim öfkeyle. Niye öfkelendiğimi bilmeden. Uzun süredir hayatın her alanında iletişim kurduğum herkese karşı savunma durumundaydım. Halim tavrım artık bu minvalde ilerlemekte. Bunun farkına varmak iyi bir şeydir herhalde diye düşündüm. Süt dökmüş kedi gibi oturduğum koltuğa büzülmüştüm. Artık o vücut ölçüleri ile ne kadar büzüşmüş olabilirim bilmiyorum tabi. Uzun süren bir sessizlik oldu. Kapının çalınması kahvelerin geldiğinin habercisiydi. Kahvelerimizden aldığımız bir kaç yudum sonrasında beklediğimi belli eden bakışlarım yanıtını buldu. "Milton Ericsson'u biliyor musun?" Dedi. "Bilmelimiyim?" dedim. "Bilsen iyi olurdu" dedi. Sorusuna soru ile cevap veriyordum gergindim evet, ama o da tuhaftı. Bir diyetisyen olarak bu ne hal mi demek istiyordu acaba? Yoksa şu ortam etki tepkinin bir sonucu muydu? Alkol sigara gibi bir alışkanlığımın olup olmadığını sordu. O kadar birlikte zaman geçirdikten sonra mı soruyorsun demek vardı ama! "Sigara kullanıyorum" dedim. Bırakırsam daha çok kilo alacağım korkusuyla bırakamıyordum. Beni yukardan aşağı süzüp durması sinirime dokunuyordu. Bu henüz gerçek bir psikolog olamamıştı. Bende ki şans işte. Gerçek bir hedefin olmalı zayıflamak için dedi. Sakladığım bir şeyler olduğunumu ima ediyordu. Muhtemelen öyleydi. Zayıflamak istemekle suç işliyormuşum muamelesi göreceğimi hiç tahmin etmezdim. Benimle bu şekilde konuşmayı kesin dedim. Ellerim titriyordu. Gözlerini benden ayırmadan ayağı kalktı bu beni daha çok gerginleştirmişti. Ne yapacaktı ki niye ayağa kalkmıştı. Pencereyi açtı tekrar yerine oturdu derin bir nefes almıştım. Bu adam bana hiç güven vermiyordu. Az sonra kapı çaldı. Psikiyatri doktoru göründü. Hastası olduğunu görünce kapıyı tekrar kapattı. Devam edin lütfen dedi Emir. Beni dinlemek istiyordu belliki ama ona neyi neden anlatacaktım ki. Her anlattığımın ardından travma yaşatıyordu bana son gittiğimiz tiyatrodan hoşlanmamıstım. Normalde böyle savunma durumuna geçmezdim lakin onun bakış açısı çarpıktı. Gelgitler içindeydim. Neyse ki bu durum çok sürmedi. "Milton Ericsson çocuk felci sebebiyle tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuştur. Annesi dışarıyı görebilmesi için onu mutfak camının önüne koyuyordur. Top oynayan çocukları izleyen Ericsson kendini onlar gibi top oynarken hayal etmekten mutlu olmaktadır. Sürekli bunu hayal ediyordur. Bunu anlıyorsunuz değil mi? Onun için nasıl değerli bir şey olduğunu farkettiniz mi? Yine böyle bir gün onların içinde onlardan biri gibi top oynadığını hayal ederken aniden kafasına gelen toptan sakınmıştır. O esnada sandalyesinin kımıldadığını farkeder. Bu mucize gibi bir şeydir. Nasıl olmuştur. Tekrar uğraşır günlerce tekrar o sandalyeyi hareket ettiren şeyi tekrar yapmak için uğraşır ama nafiledir. Bir gün bir buçuk yaşındaki kardeşinin yürümesi için annesinin önüne koyduğu hedefe onu almak için ilerlemeye çalıştığını farkeder. Onun önünde bir hedef vardır onu harekete geçiren şey budur. İşte der buldum. Bir hedef gereklidir iç dinamizmi harekete geçirecek. Artık bir hedefe ulaşmak için odaklanması gerektiğini biliyordur. Onun dikkatini dağıtacak şeyler silinip gitmektedir. İşte bunun gibi bir şey olmalı. O büyük zayıflama hedefin için seni yolda tutacak odaklanmanı sağlayacak, ciddi hedefin olursa bunu başarman daha kolay. Yani kilo vermek size neler kazandıracak bunu hayal edin. Bu kazandıklarınızın içinde en kıymetlisi hangisi. Sizi heyecanlandıran hangi hayal. Konsantre olmanız yolda kalmanız böyle bir hedefle daha mümkün. Anlattığı hikâye çok iyi gelmişti... Yüzümün gülümsemesi kalbimi de mutlu etmişti. İşte şimdi ısınmaya başlamıştım Emir'e. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD