13. BÖLÜM 13 Mahkeme Sabahı: Ayla’nın Titreyen Umudu**

758 Words
Ayla o sabah gün doğmadan uyandı. Hava griydi. İstanbul’un sokakları ıslaktı; sanki gökyüzü bile Ayla’nın içindeki sıkıntıyı hissediyordu. Dolabın karşısında uzun süre durdu. Kızına ilk kez kavuşacağı gün… nasıl görünmeliydi? Elini kalbinin üzerine koydu. “Beni böyle hatırlasın… güçlü.” Uysal bir saç modeli yaptı, temiz bir beyaz gömlek, koyu bir pantolon giydi. Aynaya baktığında gözleri hafif çukur, çizgileri biraz derindi. Ama bakışında uzun zamandır görmediği bir şey vardı: Dönüp gelen bir annenin ışığı vardı yüzünde. Mahkeme binasına doğru yürürken adımlarını sağlamlaştırdı. Avukatı onu girişte karşıladı; yüzünde ciddi ama umut veren bir ifade vardı. Avukat: “Bugün önemli bir gün. Hakan’ın aylarca engellediği görüşme, sonunda hâkim huzurunda gerçekleşecek. Siz sakin olun, gerisini ben halledeceğim.” Ayla başını salladı ama boğazındaki düğüm çözülecek gibi değildi. Kızını iki yıldır hiç görmemişti. Hiç. Onu nasıl karşılayacaktı? Küçük kızı acaba annesini hatırlıyor muydu? Yoksa babasının akrabalarının karaladığı bir hikâyenin içinde mi büyümüştü? Ayla’nın dizleri titredi. Ama pes etmedi. Bugün kaçış günü değil; hesaplaşma günüdür. *** Mahkeme koridoru kalabalıktı. Hakan, kapının hemen yanında; kollarını bağlamış, sanki buraya zaferini ilan etmeye gelmiş bir komutan gibiydi. Ayla’yı görünce küçümseyen bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Hakan: “Gelmene gerek bile yoktu. Kız zaten seni hatırlamaz.” Bu cümle Ayla’nın içine bıçak gibi saplandı. Ama susmadı. Artık susan kadın değildi. Ayla: “Ben geldim. Çünkü kızım beni unutmadı.” Hakan’ın yüzündeki kibir çatladı, ama sesini çıkarmadı. Zaten onun adına konuşacak birileri vardı—akrabalarından iki kişi hemen yanına gelip fısıldayarak Ayla’ya baktılar. Gözlerinde suçlayan bir hiçe sayma hâli… Ayla bir an nefes alamadı. Ama o sırada kapı aralandı. “Ayla Akay Yıldırım ve Hakan Yıldırım, içeri alınacak.” Ayla’nın kalbi bir başka attı. Kızı içerideydi. Kapı açıldığında odanın köşesinde küçük bir sandalye gördü. Sandalye o kadar minikti ki, Ayla’nın dizleri bu görüntüyle boşalmaya hazırlandı. Ve sonra… Küçük bir el, sandalyenin kenarından göründü. Ardından o minik yüz… Ayla’nın kızı. İki yılda büyümüş, saçları biraz uzamış, bakışları ciddileşmiş… ama hâlâ Annem beni alacak mı? diye soran o çocuk gözleri duruyordu. Ayla yutkundu. Havada tek bir cümle yoktu ama kalbi çığlık atıyordu: "Ben geldim… annem geldim!" Bir adım attı. Sonra bir adım daha… Ve kızının gözleri büyüdü. Küçük kız, sandalyesinden fırlayıp Ayla’ya koştu. Hâkim, avukatlar, kalem memurları… herkes şaşkınlıkla baktı. Ayla eğildi ve kızını kollarına aldı. O an mahkeme salonunda zaman durdu. İki yılın acısı, öfkesi, yokluğu… hepsi Ayla'nın kollarında eriyip gitti. Küçük kız ağlarken hıçkırıklarının arasından şu cümle çıktı: “Anne… neden gelmedin?” Ayla’nın içi paramparça oldu. Onu öptü, sarıldı, saçlarını okşadı. Ayla: “Gelmedim değil… bana izin vermediler, kuzum.” Ama Hakan’ın yüzü yerdeydi. Bu sahne onun için bir yenilgiydi. Ve o yenilgiyi telafi etmek için beklediğini Ayla o an anlamadı. ... Tam kızını kucağından bırakmamak için mücadele ederken hâkim dosyayı karıştırdı. Hâkim: “Diğer tanık içeri alınsın.” Ayla hemen toparlandı. “Tanık mı? Kim?” Kapı açıldı. Ayak sesleri… Derin bir iç çekiş… Ve soğuk bir yüz ifadesiyle içeri giren biri: Emir. Ayla’nın psikoterapisti Ayla’nın nefesi kesildi. Elinden kızını düşürecek sandı. Emir, mahkeme salonunda Ayla’ya bakmadı bile. Dosyasını açıp hâkim karşısında durdu. Hâkim: “Sayın Emir Karaca, Ayla Yıldırım’ın psikolojik durumu hakkında görüş bildirmek üzere çağrıldınız.” Ayla’nın kafasında çanlar çalıyordu. "Hayır… hayır… bunu yapamazsın… Emir, sen neden buradasın?" Emir’in sesi sakin, neredeyse klinik bir soğukluktaydı. Emir: “Kendisiyle birkaç aydır seans yapıyoruz. Bazı davranışlarında tutarsızlıklar, özellikle de annelikle ilgili yoğun bir suçluluk ve kaçınma eğilimi gözlemledim. Kızı konusunda—” Ayla ayağa fırladı. “Sen ne diyorsun? Sen benim psikoloğumsun! Burada ne işin var?!” Salon buz kesti. Emir ona dönüp ilk kez gözlerinin içine baktı. O bakışta sadece kırgınlık yoktu… Öfke vardı. Anneden nefret eden bir çocuğun büyümüş hâli gibi. Emir: “Ben, çocuğunu bırakmış bir annenin psikolojisini yıllardır inceliyorum Ayla. Ve sizin dosyanız… akademik olarak çok şey söylüyor.” Ayla’nın gözleri doldu. Bu sadece ihanet değildi… Bu, ikinci bir yıkımdı. --- Ayla salona çökerken kızını kucağından zorla aldılar. Küçük kız ağlıyordu, Ayla uzanıyordu ama ayıramıyordu kendini. O an Ayla hayatta iki kez terk edilmiş birinin acısını yeniden yaşadı: Birincisi eşi tarafından… İkincisi kendi hikayesini kendi öfkesini danışanına yansıtan psikoloğu tarafından…halbuki bu doğru değildi . asıl hasta olan Emir di. bu yaptığı kendi mesleğine ihanetti. Danışanına ihanetti. Koridorda yere oturdu. Eli titriyordu. Nefes alamıyordu. Ama tam o sırada avukatı yanına çömeldi. Avukat: “Ayla Hanım… dinleyin. Emir’in sözleri bağlayıcı değil. Üstelik etik dışı. Onu mesleki ihlâl nedeniyle şikâyet edeceğiz. Bu yaşananlar aleyhine değil, lehinize dönecek.” Ayla avukatın gözlerine baktı. İçinde titreyen o annelik ateşiyle umudu harlandı. Ayla: “Ben kızımı istiyorum. Ne olursa olsun.” Avukat: “Alacağız. Bu daha başlangıç.” ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD