Ayla eve girdiğinde kapıyı kapatır kapatmaz sırtını ona yasladı ve kayar gibi yere oturdu. Çantası hâlâ omzundaydı. Burnuna kızının saçının kokusu geldi aniden—iki yıldır kokladığı ilk gerçek şeydi bu. Ağzı kapalı bir çığlık gibi içi yandı.
Kolları titredi.
Kızının bakışı… bir saniyeliğine kırılgandı
Bu Ayla’yı öldüren kısımdı.
Sonra… kolunun iç tarafına hafif bir sıcaklık yayıldı. Kendine baktı: Ter içinde kalmıştı.
Panik atak geri geliyordu.
Yerde dizlerini kendine çekti.
“Hayır,” dedi. “Şimdi değil… lütfen şimdi değil.”
Yıllar önce Hakan’ın kapıyı çarpışı, bağırması, tehditleri…
Hepsi geri döndü.
Sonra bir görüntü daha:
Emir’in o soğuk bakışı.
Hiçbir mahkeme, hiçbir devlet kurumu yokken Ayla’yı bir insan olarak yargılayan o bakış.
Ayla kendine tırnaklarını geçirdi.
“İkisi de aynı,” dedi içinden.
“İkisi de beni yok sayıyor. İkisi de beni anne olmaktan vuruyor.”
O anda karar verdi:
Ben kızımı geri alacağım.
Ve beni kimse durduramayacak.
....
Mahkeme süreci devam ediyor du ama yine Hakan'ın planlarının işleyişi ile mahkeme sürekli ileri tarihe atılıp durdu.
Ayla ise hiç umudunu kaybetmedi. O günün geleceği hayaliyle iki yıl geçirmişti ki bundan sonrası ay ay derken geçip durmaktaydı.
Bu süre boyunca Ayla disiplinle çalışmaya devam ediyor sadece kiloları yüzünden diğerlerinden daha akılsız göründüğü günlerin acısını çıkarıyordu.
Geceleri kendine verdiği telkinler yaptığı kararlı diyetler sabahları spor pozitif düşünmeyi öğrenmek için okuduğu kitaplar....
Hastanede artık zayıflama konusunda ki en başarılı diyetisyen olarak görülmrye başlanmıştı.
Kilo verdikçe yüz hatları belirginleşti.
Çenesinin hattı keskinleşti.
Gözlerinin içi ışıldamaya başladı.
Hastanedeki bazı hemşireler onu tanıyamıyordu bile.
“Sen… Ayla mısın gerçekten?”
Ayla sadece gülüyordu.
“Ben hep bendim.”
Her kilo, Ayla’nın bedeninden Hakan’ın bir cümlesini eksiltiyordu:
“Sen çirkinsin.”
“Sen yapamazsın.”
“Sen zaten annelik edemezsin.”
Ayla onları terle, gözyaşıyla ve kararlılıkla söküp atmıştı.
Ve artık zamanı geldi.
Emir i Hakanı kilolarını..... geride bırakmıştı. Ümidi hep diriydi hep...
Bir sonraki mahkeme taraflar huzurunda yapılacak demişti Avukatı. O gün için güç topluyordu. o kadar çok manipüle edilmiş horlanmıştı ki beyni bir mankurt gibi çalışıyor olabilir mi diye hafakanlar geçirdiği bağıra bağıra ağladığı çok zamanlar olmuştu.
---
Psikiyatri biriminin koridoru, hastane kokusuyla karışan bir sessizlik taşıyordu.
Ayla o kapıda sırada otururken, elleri dizlerinin üzerinde kilitlenmişti.
Kendini savunmak için değil…
Gerçeği göstermek için buradaydı.
Kapının açılmasıyla içeri çağrıldı.
Bembeyaz bir odada, sakin yüzlü bir uzman onu karşıladı.
“Buyurun Ayla Hanım, rahat olun. Bu bir sınav değil.”
Ayla dudaklarını ısırdı.
Keşke sınav olsaydı, diye düşündü.
En azından çalışılacak bir müfredatı olurdu.
Uzman, sorular sormaya başladı:
— “Geceleri uyuyabiliyor musunuz?”
— “Kendinizi değersiz hissettiğiniz oluyor mu?”
— “Kızınız aklınıza geldiğinde ne hissediyorsunuz?”
— “Evliliğiniz sırasında şiddet ya da baskı var mıydı?”
— “Son iki yıl sizin için nasıl geçti?”
Her soru Ayla’nın göğsüne çekiç gibi indi.
Anılar kabardı.
Hakan’ın sözlü tahakkümü…
Kızından ayrılışı mahkeme salonları
Soyutlanmışlık…
Gece yarıları yalnız yemek yiyip sabaha kadar çalışması…
Kilo almakla suçlandığı her an…
Ve en çok da o gün, mahkeme salonunda kızının ona bakışı…
Ayla, cevaplarını titrek ama saklamadan verdi.
Yalan yoktu, dramatizasyon yoktu; sadece gerçek vardı.
Uzman deftere not alırken bir noktada uzun uzun ona baktı.
“Ayla Hanım, şunu söylemem gerek…
Siz akıl sağlığı yerinde olmayan biri değilsiniz.
Aksine, aşırı yüklenmiş, travmatize edilmiş, kırılmış bir annesiniz.”
Ayla’nın gözlerinden iri yaşlar süzüldü.
“Yani… kızımı görmeme bir engel yok mu?”
Uzman başını kesin bir dille salladı:
“Hayır. Engelleyen siz değilsiniz.”
Bu cümle Ayla’nın ruhuna kök salan bir tohum gibiydi.
İçinde bir şey yeşerdi.
Yeniden nefes almak gibi.
“Raporu hazırlayacağım.” dedi uzman. “Bu süreçte yalnız değilsiniz.”
Ayla o an, uzun zamandır ilk kez kendini yalnız hissetmedi.
Bu duvarlar arasında kimse onu yargılamıyordu.
Bu defa birinin gözünde zayıf değil, yaralanmış ama sağlam duran biri olarak görünmüştü.
---
Hakan’ınsa intikamı yeni başlıyordu.
Ayla ilk mahkemede gördüklerini unutmamıştı. Hakan’ın yanına iki kişiye eğilerek bir şeyler fısıldadığını gördü kendi akrabalarıydı bunlar. Ayla kıdemi, tecrübesi, mesleği, aldığı psikolojik destek… hiçbiri önemli değildi. Akrabaların gözünde Ayla “çocuğunu terk eden kadın” olarak damgalanmıştı ve bu damga ne söylüyorsa, onu söylemeye hazırlanıyorlardı.
Mahkeme yaklaşırken Hakan a işini garantiye almak için babasının eski çalışma masasına oturdu. Ayla’nın kızına uzanmasını engellemek için yeni bir plan hazırlıyordu. Masanın üzerinde bir dosya vardı:
Ayla’nın eski kilolu hâlindeki fotoğraflar, sağlık raporları, Emir’in yazdığı bir not, birkaç ses kaydı…
Hepsi özenle hazırlanmış bir tuzak gibiydi.
Hakan mırıldandı:
“Beni terk ettiğini düşünen herkes yanılır. Ben kimseye kaybetmem. Hele Ayla’ya asla…”
Akrabalar mahkeme öncesi komşulara, okulda öğretmenlere hatta Ayla’nın eski doktorlarına bile telefon açtı. “Ayla aklen dengesiz.” “Kızıyla ilgilenmiyor.” “Bakın psikoloğa bile gitmiş.”
Yalanın en acımasız yanı, küçük bir gerçekten doğmasıydı. Ayla psikoloğa gitmişti, çünkü hayatta kalmak için gitmişti.
Ama Hakan’ın anlattığı şekliyle değil…
Hakan mahkemeden çıktıktan sonra gizli bir numarayı aradı.
Telefonu açan ses tanıdık ve kontrollüydü.
Emir.
“Bitti mi?” dedi Emir, neredeyse duygusuz bir tonla.
“Yeterince değil,” dedi Hakan. “Ayla hâlâ kızımı almaya çalışıyor.”
“Senin kızın mı?” dedi Emir. Soru gibi değildi; meydan okuma gibiydi.
“Sakın beni sorgulama. O kadın… çocuğunu bırakmış birisi. Bunu mahkeme bilmeli.”
“Merak etme,” dedi Emir. “Kayıtlar hazır. Bana söz verdiğin şeyleri de unutma.”Hakan Emir den daha derin daha gerçek kanıtlar istemişti.
Hakan telefonu kapattıktan sonra bir an durdu.
Emir’in sesindeki sertlik onu bile ürkütmüştü.
...
Adliye binasının merdivenlerinde durduğunda, Ayla’nın kalbi göğsünden taşacak gibiydi. İçinde bir yerde, yıllardır susmuş bir kuş kanat çırpıyordu; heyecan değil, korku değil… İkisi arasında bir yerde duran, tarifi imkânsız bir duygu.
Avukatının sesi arkasından geldi:
“Hazır mısın Ayla? Bu karşılaşma çok önemli. Sakin kal.”
Sakin…
Ne kadar kolay söyleniyordu bu kelime.
Yıllardır kızının saçlarını koklamamış, sesini duymamış, uyurken yüzünü izlememiş bir anneye, “sakin kal” demek… Göğsüne taş bağlamak gibi.
Kapı açıldı.
Mahkemenin uzun, soğuk koridoruna girdiler.
Ayla’nın gözleri kalabalığın içinde bir yüz arıyordu—küçücük bir yüz…
Ve sonra…
Gördü.
Hakan’ın yanında, ürkek bir kuş yavrusu gibi duran minik bir kız.
Saçları eskisi gibi iki yandan toplanmış ama bakışları değişmişti; o eski parlaklık yoktu.
Ayla bir an nefes almayı unuttu.
Kızının gözleri kendi gözleriyle buluştu.
Ve o an…
Dünya yuvarlak olmaktan vazgeçti.
Zaman kırıldı.
Tavan, duvarlar, insanlar… Hepsi dağıldı.
Geriye sadece anne ile evladın hasretle yanan iki gözü kaldı.
Ayla koştu.
Ayakları yere değmiyor gibiydi.
Kaç yıldır tuttuğu nefes şimdi hıçkıra dönüşüyordu.
Küçük kız, önce korkuyla geri çekildi—Hakan’ın eli omzundaydı çünkü.
Ama Ayla’nın ağlayarak fısıldadığı o kelime her şeyi yerle bir etti:
“Kuzum..."
Küçük kızın yüzü çözüldü, dudakları titredi, sonra annesine doğru bir adım attı.
Onların kavuşmasını engelleyen tek şey Hakan’ın sert bakışıydı.
“Dokunamazsın.” dedi Hakan, buz gibi bir sesle.
Ayla’nın kalbine bir bıçak saplandı.
Ama yine de kızına baktı; ona dokunamasa da yüzüne, ellerine, gözlerinin rengine dokundu içeriden.
Avukat araya girdi, prosedür gereği bir şeyler söyledi ama Ayla hiçbirini duymuyordu.
“Sayın mahkeme, davacı taraf adına şahitliğe geldim.”
Ayla başını çevirdi.
Emir neden yine gelmişti. Ama bu defa istediğini söylesin ona inanan sağlıklı olduğunu söyleyen Adli tıp raporu vardı.
Bu adam hangi hakla onun hayatı üzerinde söz sahibi olabiliyordu ki?
Emir’in üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı ve her zamanki sakinliğinden eser yoktu. Gergin, öfkesini bastırmış bir adam gibi duruyordu.
Hakan memnuniyetle gülümsedi.
Bu gülümseme Ayla’nın dizlerini titretti.
Avukatı hızla kulağına eğildi:
“Alya… bu kötü. Bu çok kötü. Emir akıl sağlığınla ilgili yeni deliller seç kayıtları gibi argümanlarla aleyhine konuşmak için gelmiş.”
Ayla’nın boğazı kurudu.
Dünya bir kez daha yıkıldı.
Sanırım enkazın altında kalmak bu defa kaçınılmazdı.
---
Duruşma Başladı
Hakim dosyaları açtı.
Ayla önde, Hakan ve avukatı karşıda, Emir ise tanık sandalyesinde diyagonal bir yerde oturuyordu.
Ayla kızına son bir kez baktı; o bakış anneyle evlat arasında gizli bir anlaşma gibiydi:
"Tüm bunlar geçecek. Söz."
Hakim Emir’e döndü:
“Beyefendi, Ayla Hanım’ın psikolojik durumu hakkında gözlemleriniz nelerdir?”
Emir derin bir nefes aldı.
Sanki saniyeler saatlere dönüşmüş gibi bekledi Ayla. Belki insafa gelmiştir diye dua etti.
Her kelime, onun geleceğini belirleyecek bir bıçak darbesi olacaktı.
Emir konuşmaya başladı:
“Ayla… danışanımdı. İlk zamanlar çok dağınık, çok kırılgan… ve bazı davranışları kontrolsüzdü. Seanslara gelmiyor, geç geliyor, bazı şeyleri gizliyordu. Gerçekleri çarpıttığı bile oldu.”
“Size karşı tamamen dürüst olayım; akıl sağlığının yerinde olup olmadığı konusunda şüphelerim var.”
Ayla’nın kulakları uğuldadı.
Küçük kızı korkuyla annesine baktı.
Sanki “Anne?” diyordu gözleriyle.
Hakan zafer kazanmış bir komutan gibi dikildi.
Ayla içinden çığlık attı.
Ama dışarıdan bir şey yansımadı.
Sadece gözlerinden yaşlar süzüldü—sessiz, derin, mahkeme salonunun ortasında dökülen, bir annenin onuru gibi ağır yaşlar…
“Ben kızımı hiç bırakmadım… Ben mecburdum…”
Yıllardır ilk kez açıkça ağladı.
Boğazından çıkan her hıçkırık geçmişi kazıyordu:
Hakan’ın aşağılamaları…
Kızının odasından gelen kahkahayı özleyişi…
Tek bir fotoğraf için gece yarıları telefonuna sarılışı…
İki buçuk yıldır içtiği tüm gözyaşları…
Evde yankılanan tek ses onun kırılan ruhuydu.
Ve sonra…
Emir geldi.
Neden böyle yapmıştı?
Neden en zayıf yerinden vurmuştu?
Ama en kötüsü… Emir’in gözlerinde bir an için beliren o kişisel öfkeyi fark etmişti.
*Bu onunla ilgili değildi. Bu, Emir’in kendi annesiyle ilgiliydi.*
Ayla yavaşça ayağa kalktı.
Gözyaşlarını sildi.
“Ben bitmedim.” dedi kendi kendine.
Artık korkmadığı bir sesle…
Aylardır süren iç yolculuğunun ilk defa bir yönü vardı.
Ve o yön adı gibi netti:
"Kızım"
“Davanın ikinci aşamasına geçildi. Rapor sonucu olunacaktı.