8. Bölüm 8 KENDİMİ SEVİNCE HİKAYEM BAŞLADI

869 Words
Ayla, son aylarda aynaya her baktığında bambaşka birini görüyordu. Omuzlarına çökmüş fazlalıklar, yüz hatlarını gölgeleyen yorgunluk ve önce ruhunda başlayan çökmenin bedenindeki yankısı… Ama o gün aynanın karşısına geçtiğinde, sanki yıllardır susturulmuş bir sır dudaklarına dokunacakmış gibi bir his vardı içinde. Salonun ışıkları her zamanki gibi loştu. O loşlukta, eşyaların bile nefes almaktan çekindiği bir ağırlık vardı. Ayla, masanın kenarında durmuş, elindeki çay bardağını sıkıca tutuyordu. Adam, karşısında… Yüzünde o değişmez soğuk ifade. Sanki duvar bile daha fazla duygu taşırdı. “Yine kilo almışsın.” dedi adam, bıçak gibi bir sakinlikle. “Bu hâlinle insan içine çıkmak… gerçekten utanıyorum.” Ayla başını eğdi. Cevap verecek gücü yoktu — ya da vardı da söylemenin anlamı yoktu, kim bilir. O anda adamın sesi geriye çekildi; tıpkı sudan çıkan bir ses gibi boğuk ve uzaklaştı. Ayla başını eğdi. Cevap verecek gücü yoktu — ya da vardı da söylemenin anlamı yoktu, kim bilir. O anda adamın sesi geriye çekildi; tıpkı sudan çıkan bir ses gibi boğuk ve uzaklaştı. Ayla’nın içinden bir şey kopup yükseldi. --- Ayla için için kendisini tartıyor kendiyle yüzleşiyordu. İçindeki işgalci duygularla ne kadar savaşırsa, o kadar yenildiğini hissediyordu… Özlemleri korkuları , aynı bedenin iki çatlağından sızan iki acı gibi… Bu evde dünya hep karanlık. Ve adam, karanlığın biçim almış hali gibi. Evet bu böyle devam edemez güzelliğimi ve güzel zamanlarımı elimden aldı. Herşeyi her güzelliği burnumdan getirdi. maddi durumu düzeldikce ruhu çirkinleşti. yakınları beni onun parasını yiyen bir asalak gibi gördüler. işimi bıraktığım için her gün bin kere pişman oldum. Dünyanın en kötüsü en zavallısı gibi davranıldı bana. Onların bana çok gördüklerini yedim de yedim. gücüm sadece yemeye yetti çünkü. Şimdi Ne beni kurtaracak bir el var, ne bu gecenin sabahı. Ama garip bir şekilde, yok olmak da istemiyorum. Demek ki varlığım boşuna değil. Bir şey var. Bir kıvılcım… henüz sönmemiş. diye mırıldandı Adam hâlâ konuşuyordu. Sesinde alay, yüzünde küçümseyen bir tebessüm. “Boşanmayı düşünmeliyiz Ayla. Bu hâlinle… benim eşim gibi durmuyorsun.” Ayla’nın parmakları bardağın camında sabitlendi. Bir şey farketmisti. beklediği gün bu gündü. daha önce kaç defa ayrılmak istemiş öldürülmekle tehdit edilmişti. İşte şimdi... Dünyanın durduğunu sandı. Kalbi, göğsüne çarpıp geri dönen bir kuş gibiydi. --- İşte… İşte bu — bu söz — karanlığın kıyısında bir çatlak açtı. Demek ki… Demek ki bunca yük, bunca kilo, bunca kabullenmişlik… Kurtuluşumun şifresiydi. Ben… bilinçsizce de olsa, bu bedeni bir zırha çevirmişim. Onun soğuk, tehditkâr bakışlarından kurtulmanın gizli yoluydu bu. Ve şimdi… Başarmışım. evet evet başardım Kurtuluşum için bir anahtar... O anda Ayla’nın gözleri dolmadı. Aksine, içi tuhaf bir ferahlıkla genişledi. Korku değil… Sevinen bir şey vardı içinde. Minnet duyan bir tarafı. Adam, onun bu sessizliğini yine zayıflık sandı. “Boşanmayı kabul ediyorsun değil mi? Çocuk sende kalamaz, onu benim ailem büyütür.” Ayla’nın gözleri ilk kez adamın gözlerine değdi. Tam o anda yüzünde beliren hafif, belli belirsiz bir gülümseme — adamın hiç beklemediği bir şeydi. “Tamam.” dedi Ayla. Sadece bir kelime. Ama o kelimenin içinde yeni bir hayatın rüzgârı vardı. --- Cümleler bittiğinde odada bir sessizlik hakimdi. Ayla’nın içinden bir şeyin kırılmasını bekliyordu, acı, şok, belki gözyaşı… Ama hiçbir şey olmadı.Ayla ona bu defa o zevki yaşatmadı. Ağlamadı yalvarmadı. Ayla sadece derin bir nefes aldı. Kalp atışları hızlanmadı. Ellerinde bir titreme yoktu. Sanki bu anı çok önceden yaşamış gibiydi. Hatta… hazırlanmış gibiydi. Bilinçaltının karanlık bir köşesinden bir fısıltı yükseldi: “İşte bu Ayla… beklediğin kapı.” Yıllardır üzerine çöken yemek krizlerini düşündü. Durmadan, kontrolsüzce yediği geceleri… Buzdolabının ışığı altında hıçkırıklarla karışan lokmaları… Sanki içindeki biri çığlık çığlığa onu bir yere sürüklüyormuş gibi. Ve o anda şafak gibi doğdu zihnine: "Bunları kendini bırakmak için değil, kurtulmak için yapmıştı." Bedenini büyüterek evliliğini taşıyamayacak hâle getirmişti. Ruhunun yardım çığlığı bedeninde şekil bulmuştu. Küçük kızları Sahra'yı düşündü. Hakan’ın akrabalarının sürekli söylediği o cümleleri: “Bu kadın çocuğa bakamaz.” “O kilolarla ne yapacak?” “Biz baksak daha iyi.” Ayla’nın içi bir anlığına öfkeyle titredi. Kızını asla alamazlardı. Bunu biliyordu. Bunu herkesten iyi biliyordu. Başını kaldırdı. Hakan’a ilk defa korkmadan, eğilmeden, kırılmadan baktı: — "Tamam, boşanalım." Hakan şaşırdı. Beklemiyordu. Ayla’nın gözlerindeki sükûnet ona rahatsızlık veren bir berraklıktı. ..... O gece Ayla yatağına uzandığında yüzünde garip bir rahatlık vardı. Hafiflik… Kurtuluş… Ve nihayet kendi hikâyesine dönen bir kadının huzuru. Yıllar sonra ilk defa kendine “Ben ne istiyorum?” diye sorabildi. Cevap kesindi: — "Kızımla huzur içinde yaşamak. — Ve yeniden çalışmak. — Yeniden Ayla olmak." Ertesi sabah alarmı çaldığında, içine dolan ışık bambaşkaydı. Gün doğmamıştı ama Ayla çoktan uyanmış gibiydi. Gardırobunun kapağını açtı. Eski üniformasını—beyaz diyetisyen formunu—elleri titreyerek çıkardı. Göğsüne bastırdı. Bir zamanlar başkalarına umut verdiği günler zihninde canlandı. Ve usulca gülümsedi. “Bitti.” dedi kendi kendine. “Artık kendi hayatımın efendisiyim.” Ayna karşısına geçti. Bedenindeki fazlalıklar hâlâ oradaydı. Ama artık onları yük değil, zafer olarak görüyordu. Çünkü o beden onu hapseden kapıyı kırmıştı. Bu bir son değil. Bu, karanlıktan çıkmak için açılan kapı. Ben bitmedim. Ben sadece yeniden doğuyorum. Bu evdeki gölgelerden, suçluluklardan, utançlardan… Ve onun beni küçültmeye çalışan tüm sözlerinden daha büyüğüm. Şimdi gidiyorum. Ve bu kez kendimi kaybetmeden. Bu kez… kendimi bularak. Özgürlüğe böyle çıkmıştı. O gün Ayla, kızını gül kokulu uykusundan uyandırdı. Kucakladı. Ve uzun zamandır ilk kez içten bir sevinçle fısıldadı: “Kızım… yeni bir hayat başlıyor.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD