16. Bölüm HAKAN'IN GÖLGESİ

672 Words
Mahkeme çıkışı koridorun loş ışıkları yerle gök arasında sıkışmış bir gri gibi titriyordu. İnsan kalabalığı dağılsa da duvarlarda duyulan tek şey, Ayla’nın kalbinin vuruşlarıydı. Kızının kokusu hâlâ burnundaydı; o sarılış, iki yıllık boşluğu doldurmuştu ama aynı zamanda derin bir yara kabuğunu da kaldırmıştı. Emir kapının kenarında bekliyordu. Sanki dünyadaki en ağır yükü taşıyor gibiydi. Ayla adımlarını duyunca başını kaldırdı. Bir an… İki insanın geçmişleri birbirine çarpan iki rüzgâr gibi, aralarında görünmez bir fırtına koptu. Emir, derin bir nefes aldı. “Ayla… özür dilemek için söz arıyorum ama hiçbir kelime yeterli değil.” Ayla’nın gözleri kararlıydı: “Tesekkur ederim fark ettin ve anladın Sen bugün doğruyu söyledin. Bu benim için yeter.” Emir gözlerini kaçırdı, sesi kırıldı: “Yine de… seni incittim. Kendi yaralarımı senin üstüne yansıttım. Annemin beni bırakması… içimde yıllarca taş gibi durdu. Senin hikâyeni görünce o taş devrildi ve sen altında kaldın.” Ayla bir adım ona yaklaştı. “Biliyor musun Emir… hayat böyle. Üzülme… hakkını yiyen, gönlünü kıran, yıllarını çalan insanlar olacak. Ama ben şunu öğrendim: Kalbi temiz olanın hakkı kimsede kalmaz. Bugün sen bunu bana hatırlattın.” Emir’in gözleri doldu. O an anladı ki Ayla’yı kırmak değil, ona ayna olmak istemişti. Ama kendi kırığı parlak bir cam gibi Ayla’yı kesmişti. Can kırıkları cam kırıklarından daha keskindi... Ayla dönüp yürürken Emir olduğu yerde kaldı. Ve ilk kez… Annesini değil, kendini affetmesi gerektiğini hissetti. --- HAKAN’IN GÖLGESİ: Hakan mahkeme salonunun arka kapısından çıktı. Avukatı arkasından konuşuyordu ama Hakan’ın kulakları uğulduyordu. “Bitti sanma Ayla….” diye mırıldandı kendi kendine. Ayla’nın kızına sarılışını izlerken gözünde tek bir şey büyümüştü: **öç.** Onun zihninde sevgi yoktu, kaybetmek diye bir kavram yoktu. Sadece sahip olmak… ya da yok etmek. Ceketinin ceplerini düzeltti. Telefonunu çıkardı. “Kara dosyayı açın,” dedi telefondaki kişiye. “Emir’i de Ayla’yı da bitireceğiz. Özellikle… Emir.” Telefonu kapattıktan sonra dudaklarında acı bir gülümseme oluştu. İnsan bazen, yenildiğini kabul edemediği için kötülüğe sığınırdı. Hakan da tam olarak buydu. --- AYLA VE KIZININ İLK GÜNÜ Ayla ve kızı ilk görüş günü için sosyal hizmet merkezine geldiğinde, hava ılık ve yumuşaktı. Gökyüzü açık mavi, tıpkı Ayla’nın kızını ilk kez kucağına aldığı gün gibi… Küçük kız koşarak geldi, bu kez hiç tereddüt etmeden. Ayla onu kucağına kaldırdı. Çocuk elleriyle Ayla’nın yüzünü tutup inceledi: “Sen… eskisinden daha mutsuz görünüyorsun anne.” Ayla’nın gözleri doldu ama gülümsedi: “Hayır yavrum… Şimdi iyileşiyorum. Bazen iyileşirken canımız daha çok yanar. Ama sonu güzel olacak.” Kız başını annesinin göğsüne koydu: “Seni rüyamda hep arıyordum.” Ayla kızının saçlarını kokladı. İki yılın tüm acısı, o bir anın sıcaklığıyla eridi gitti. Ama kalbin bir köşesinde hâlâ bir endişe vardı. Hakan’ın bakışı… mahkemede hissettiği o karanlık. “Bugün güldüğün şey,” diye düşündü Ayla, “yarın ağladığın şeye dönüşebilir. Ama bugün ağladığın şey… yarın güldüğün şeye dönüşür.” Kızını şefkatle tuttu. Bu kez, her ne olursa olsun bırakmayacak kadar güçlüydü. --- Akşam… Şehrin ışıkları pencereden içeri süzülürken kapı çalındı. Ayla kapıyı açtığında Emir oradaydı. Yüzü aydınlık ama yorgundu. “Bir dakika konuşabilir miyiz?” Ayla içeri davet etti. Emir elindeki kırmızı defteri uzattı. Bu, annesinin onu terk ettiği günlerden kalan terapi defteriydi. Ayla deftere dokunmadı. Emir açtı ve okumaya başladı: “‘Bugün annem yine gelmedi. Her gün biraz daha küçük bir çocuk oluyorum.’” Sonra defteri kapattı. “Benim kırmızı defterim buydu Ayla. Yıllarca oradaki o yaralı çocuğu saklamaya çalıştım. Ama senin hikâyen onu uyandırdı.” Ayla yutkundu: “Ve o yüzden bana sert davrandın.” Emir başını eğdi. “Evet… Çünkü senin güçlü olmanı istiyordum ama yanlış yol seçtim. Annemi senden ayırmak ister gibi… seni kızından ayıran sisteme ben de katkıda bulundum. Ama bugün o çocuğu deftere geri koydum.” Emir gözlerini Ayla’ya kaldırdı: “Çünkü sen beni iyileştirdin.” Ayla derin bir nefes aldı. “Ben kimseyi iyileştirmedim Emir… sadece kendi karanlığımda yolumu bulmaya çalıştım.” Emir gülümsedi. İçten ve kırılgan bir gülümsemeydi. “İşte bu yüzden… yolumuz yine kesişti.” Sessizlik çöktü. Ama bu sessizlik bir sonun değil, bir başlangıcın sessizliğiydi. Kırıkların birbirine değdiği, iki insanın artık yaralarıyla değil, güçleriyle konuşacağı bir başlangıcın… ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD