bc

Kırk Günde Aşk Seansı [TAMAMLANDI]

book_age18+
745
FOLLOW
7.2K
READ
bold
office/work place
like
intro-logo
Blurb

Aniden üzerime binince ağırlığın aksine kadınlığıma baskısıyla daha çok ıslandım. Elleriyle göğüslerimi avuçladığında inledim. Erkekliği üzerimde kayıp giderken, elleri memelerimi dokunurken artık zevkten patlayacak duruma gelmiştim.

"Ah Şahbaz! Durma... Durma..." Baskısı, dokunuşları giderek azalırken, "Şahbaz durma... ŞAHBAZ!"

chap-preview
Free preview
1.Bölüm
"Şahbaz Bey, şirkete giriş yaptı! Herkes toplansın!" Gülay Hanım'ın sesiyle, ben ve masa arkadaşım Yazel'le aniden odadan çıkarken hızlı hızlı koridorda yürüyorduk. Konuşmadan birbirimize baktık. Danışman'ın önüne geldiğimizde biz dahil on kişi daha gelmiş, tek sıra halinde dizilmiştik. Sıkı topuzu ve siyah dikdörtgen gözlükleriyle bizi izledi. Siyah topuklu ayakkabısı zeminde tok sesi çıkarırken dikkatler pür dikkat asansörün kırmızı göstergesindeydi. 7.kattaydı, son üç kat kalmıştı. Gergince beklerken Yazel sessizce beni dürttü. "Her ay aynı seremoni, istifa edeceğim artık." Ona gülümsemekle yetindim. Asansör onuncu kata gelip durduğunda hepimiz kapıya bakıyorduk. Metal kapı yana kayarak açılırken içinden o çıktı. Şahbaz Yelesen. Şirkete girdiğimden beri kalbimin ilk sahibi olan adam, aylar sonra karşımdaydı. Meğer ne çok özlemişim, duruşunu, bakışını... Bize baktı ama bana bakmadı. "Merhaba arkadaşlar." Her bir ağızdan, "Hoş geldiniz Şahbaz Bey." yükseldikten sonra, "Kolay gelsin." deyip, Gülay Hanım ile beraber yanımdan geçip gittiler. Ve kokusunu... Kokusunu çok özlemişim. Herkes karşılamasını yapıp odalarına çekilirken ben hâlen ayakta durmuş, bana dönük sırtını izliyordum. Koyu gri bir takım giymişti, smokinin içine giydiği beyaz gömleğinin iki düğmesi açıktı. İri kaslarına rağmen üzerinde sıkı duruyordu. Rugan ayakkabıları ve kolundaki pahalı saati ve belki de en önemlisi düzenli taranmış kumral saçları ve mavi gözleri. Ona hayrandım, dış görünüşüne. Karnımda ağrıya sebep oluyordu. Ama ona aşıktım da, bakışına, duruşuna, sözlerine. Kalbimde ağrıya sebep oluyordu. "Huu daldın gittin arkadaşım, hâlâ olmayacak duaya amin mi diyorsun?" Hüsranla kalakaldım. Yazel'e döndüm. "Olmayacak dua değil mi?" "E yani. Yakında evlenecek biliyorsun, nişanlısı da var." Benim de vardı, ama onun için ayrılmıştım ondan. Erkut. Eski nişanlım. Onu seviyordum ama arkadaş olarak. Hep öyle seviyordum. Ama onun duyguları benden farklı olunca onu kırmamak adına denemeye karar vermiştik. Sonra... anlaşamamıştık. Tahmin edilebilir durumdu. Onu hiç sevmemiştim ki. İlişkimizin biteceği belliydi. Ama Şahbaz... Kaç kez onu düşünürken kendime dokunmuştum ya da onunla uyumuş onunla kalkmıştı. Hayır bu takıntılık değildi bu kör bir sevgiydi. Onunla arkadaş olup sonrasında ilişkimizin boyutu değişip başka kişiler de olabilirdik. Misal, hayat arkadaşı. Ama o nişanlıydı. Bunu öğrendiğimde öyle yıkılmıştım ki halbuki ona açılacağım gün öğrenmiştim bunu. Yani aylar önce, o Londra'ya gitmeden evvel. Kısacası, iki yıldır bu şirketteydim ve iki yıldır ona platonik aşıktım. "Hadi yürü odaya, mesainin bitmesine de az kaldı zaten. Akşam yemeğe gideceğiz unutma." Yazel'in beni çekiştirmesine aldırmadan, "Ben gelmesem Yazel. İnan hiç keyfim yok." "Kızım seninki geldi, nasıl keyfin yok? Aksine mutlu olman lazım." Odaya girdiğimizde camın önündeki masaya otururken o da karşıma oturmuştu. Bilgisayarıma baktım. 16.32. "Akşam Aleyna gelecek. Ailecek yemek de yiyeceğiz. Annemlere gitmem lazım." "E annenler karşıda değil mi?" "Uzak ama yapacak bir şey yok. Söz verdim, geleceğim diye. Hem ne zamandır kardeşimi görmüyorum." "Bizimkiler seni fena haşlayacak benden demesi." Bizimkiler dediği bizim de dahil olduğumuz yedi kişilik üniversiteden arkadaş grubumuzdu. Mezuniyetten sonra hepimiz bir yere dağılmıştık. Zar zor görüşebiliyorduk, bazen buluşmalar oluyordu ama o da kırk yılda birdi. Yine öyle buluşmalardan biriydi. "Bu seferlik affetsinler beni olur mu? Söylersin. Kardeşi İzmir'den gelmiş, dersin." "İyi hadi yırttın, kardeşin olmasa da gelmeyeceğini biliyorum ama." Sırıttım. Öpücük attım ona. Bilgisayardaki belgelere dönerken elektronik imzayla imzalamaya başladım. Ben Alaca. Alaca Asur. Yelesen Şirketi'nde Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde çalışıyordum. Onun da alanı olduğu bir konuydu ama ancak toplantılarda denk gelebiliyorduk. Sadece iki kelam laf etmemiz, yüzüme bakmaması bile beni üzüyordu. Omuz silktim. Ayaklarına kapanacak değildim. Evet onu seviyordum ama unutmasını da bilirdim. Diğer yandan ise kalbim bas bas bağırıyordu. Ona aşıksın, onu unutamazsın. Ama sonra mantığım devreye giriyor, unutursun bu hayatta kimler kimleri unuttu, ne aşklar geldi geçti, hepsine de gerçek aşk dediler yalan çıktı, bunu mu atlatamayacaksın diyordu. İkilemdeydim. Kapı tıklatıldı. Yazel'le kafalarımızı kaldırıp aralanan kapıya bakarken Gülay Hanım göründü. "Gülay Hanım buyrun." "Alaca Hanım, Şahbaz Bey sizi odasına bekliyor." Durdum. Kalbim hızlanma lütfen. "Bir sorun mu var?" "Hayır, sadece sizinle görüşmek istediğini söyledi. Bekletmemenizi tavsiye ederim." Gülay Hanım, kırklı yaşlarında bekar bir hanımdı. Yıllar önce boşanmış, hiç çocuğu olmamıştı. Ayrıca, Yelesen ailesi'nin aile dostu olduğunu da biliyordum. Çok yakınlardı. Bu yüzden o, şirkette en çok Gülay Hanım'a güvenir, onun fikirlerini önemserdi. "Tabii ki şimdi gidiyorum Gülay Hanım." İkimize de bakıp, "İyi çalışmalar." dedi ve odadan çıktı. Yazel masadan bana bakarken, "Seni niye çağırıyor ki? Hem de gelir gelmez?" "Bilmiyorum," Elime dosyayı aldım. "Sanırım geçen ayın teslimat belgelerini isteyecek. Ondan önceki ayı da götürsem mi?" Güldü Yazel. "Dur deli kız, daha ne isteyeceğini bile bilmiyorsun." "Sanki başka bir şey isteyebilirmiş gibi Yazel, ne isteyecek. Benimle evlenir misin diyecek hali yok ya." "Düşünsene öyle olduğunu, kapıdan giriyorsun, Alaca benimle evlenir misin diyor, tam bir romantik komedi." "Aynen canım, tam bir film. Ancak filmlerde olur zaten." "Tamam hadi git daha fazla bekletme sevdiceğini." Gülerek kafamı iki yana sallarken çoktan odadan çıkmış, koridorda yürüyerek odasının önüne gelmiştim. Duruşumu dikleştirdim. Çift kanatlı, meşeden yapılma koyu renkli kapıya vurduğumda, "Gel." sesini işittim. "Şahbaz Bey, beni istemişsiniz." Kafasını kaldırmadan eliyle içeri buyur etti. Hayır anlamıyorum ki o dosyalar benden daha mı önemli? Bir kere baksan yüzüme. Alaca kim diye sorsalar beni gösteremezdi, o derece beni görmediğini biliyordum. "Sanırım benden teslimat belgelerini istediniz," Dosyayı önüne koydum. Duraksadı. "Bu ay ve geçen ayınkini getirdim eğer isterseniz öncekilerini de-" Ona bakmıyordum ta ki ikâzıyla beni durdurana kadar. "Alaca. Senin bunun için çağırmadım." Gözleriyle gözlerim ilk kez buluştuğunda nefesim kesildi. Hem adımı söyledi, hem de gözlerime baktı. Avuçlarım mı terliyor benim? Kaç saniye bakıştık sayamadan dirseklerini masaya koyarak eğildi. "Seninle konuşmak istediğim mesele başka. Yarın Fransa'ya gidiyorum." Hayır! Yine mi... Sürekli yurt dışına çıkıyordu ve gelene kadar aylar geçiyordu. Yeni gelmedin mi be adam? Otur oturdugun yerde. Bir an bunu deyip yüzüne aşkımı haykırıp onu öpebilirdim. Peki gurursuzluk yüzdem kaç olurdu? "Evet Şahbaz Bey." dedim devam etmesini isteyerek. "Senin de benimle gelmeni istiyorum." Dondum kaldım. Ne? Ne diyor bu adam? "Anlamadım, ben neden?" "Şirketimizin yurt dışı finansman bölümünde en uygun senin pozisyonun olduğunu gördüm. Aslında başkanıyla olacaktı ama izne ayrılmış." Hakan Bey'i diyordu evet, izne ayrılmıştı sağlık problemlerinde dolayı. Bu yüzden başkan yardımcısı olarak beni seçmiş olmalıydı. Evet başarılıydım. Çok başarılıydım. Takdir ediliyordum. Bu elbet hoşuma gidiyordu. Hırslı biri olmam hayatım boyunca istediklerimi önüme getirmişti. Belki bu sayede de Şahbaz'ı... "Evet, sizi dinliyorum, bir şey demeyecek misin?" Benimle tekil konuştuğu için sevinebilirdim ki o yaşından büyükleri dışında böyle hitap ederdi zaten. "Yani şaşırdım, beklemiyordum Şahbaz Bey." "Bundan şaşırılacak bir şey yok Alaca. Sadece kırk gün. Toplantılar olacak, ay sonu projemizin sunumunu yapacağız. Yabancı yatırımcılarla yapacağımız dev bir projeden başlıyorum, sıkı çalışmalıyız," Arkasına yaslandı, bir eli sandalyenin kolundayken gerilen kaslarını gömleğinden görebiliyordum. Yutkundum. "İş seyahati. Geçici bir durum. Çok uzun kalmayacağız. Orada kalacak yeri, her şeyi ayarladım." Bu fırsat kaçırılır mı kızım? Akıllı ol. "Tabi ki geleceğim Şahbaz Bey. İşim bu. Sadece seyahatlerde genelde Aslı Hanım ya da Hakan Bey eşlik ederdi bu yüzden şaşırdım. Benim için sorun yok." diyerek gülümsediğimde bakışları anlık dudaklarımda takılı kaldı. "Dediğim gibi Alaca, Hakan Bey izinde. Ayrıca işinde başarılı olduğun için seni yanımda istiyorum. Ama eğer uygun bir hayatın yoksa başka birine devredebilirsin." "Yok hayır her şey yolunda, sizinle gelirim." "Güzel o halde," dedi dosyayı kapatarak masadan kalkarken. Telefonunu iç cebine attı. "Yarın sabah beşte seni almaya geleceğim. Oradan havalimanına geçeriz." "Tabi Şahbaz Bey." Yanımdan hızla geçtiğinde kokusu suratıma çarptı, ciğerlerime nüfuz ettiğimde içimdeki harlanmaya engel olamadım. Bu adam kesinlikle büyülüydü. Kapı açıldığında kapanma sesi duymadım. Arkama döndüğümde beni izliyordu. Yüzü ifadesizdi ama gözlerindeki o duygular... Deliriyorum galiba. "Daha ne kadar bekleyelim?" Olduğum transtan çıkarak, "Affedersiniz," dedim ve yanından geçerek odadan çıktığımızda kapıyı kapattı. Tam gidecekken kolundan tuttuğumda durdu, bir koluna bir bana bakarken, "Kusura bakmayın, sadece vize işlemleri-" "Orasını dert etme, ben hallettim. Sadece beşte hazır ol yeter." Sakince bunu söyleyip yanımdan giderken arkasından bakakaldım. Az önce koluna mı dokunmuştum ben onun?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
87.9K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
52.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
539.2K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
79.9K
bc

HÜKÜM

read
228.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.3K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook