9.Bölüm

2751 Words
Aşağı indiğimizde yemek masası tüm cümbüşüyle salonun ortasındaydı. Bay Cassalini bizi görünce gülümsedi. "Buyurun oturun lütfen." Seslendi. "Bay Zonberg!" Aşçı olduğunu düşündüğüm adam yanımıza gelerek servis yaptı. Kısa süre sonra masada sessizlik hâkim olmuştu. "Papa!" Duyduğum yabancı sesle kaşığı elimden bırakırken Şahbaz da benimle beraber adama döndü. Bay Cassalini, "Figlio! Oğlum!" diyerek sevinçle ayağa kalkarken genç adamla sarıldılar, ardından bize döndüklerinde genç adamla göz göze geldik. "Papa, misafirlerimiz kim?" "Ah tanıştırayım, Bayan Asur ve Bay Yelesen. Kendisi üzüm bağlarımı almak isteyen bir firma." Göbeğini hoplatarak güldü. Genç adam beğeniyle beni süzerken kibarca gülümseyip bakışlarımı kaçırdım. Şahbaz'a göz ucuyla baktığımda gözlerinden fışkıran alevlerle adamı dövdüğünü düşünebilirdiniz. "Ben, Salvatore Cassalini." Elimi yakaladı aniden. Şaşkınlıkla kalakalırken elime kondurduğu öpücükle gözlerim irileşti. Bu adam ne yapıyordu? "Ama siz Salva diyebilirsiniz Bayan Asur." Elimi hızla ondan kurtardığımda Şahbaz'ın atak yapmasını engelledim. "Tanıştığıma memnun oldum Bay Cassalini." Beyaz dişlerini göstererek gülümsedi. "Ben de sizin gibi güzel bir hanımla tanıştığıma memnun oldum." Adam bir türlü iltifat etmeyi bitiremezken Şahbaz araya girerek elini uzattı. "Bay Cassalini? Sizinle tanıştığıma memnun oldum!" Dudakları bunu dese de gözleri hiç öyle söylemiyordu. Adam pişkin pişkin sırıtarak elini sıktı Şahbaz'ın. "Ben de Bay..." Duraksadı. "Ah, isminiz neydi? Kusura bakmayın sadece bu güzel bayan aklımı başımdan alınca..." Salvatore'un bana baktığını hissetsem de gözlerim Şahbaz'daydı. Tısladı. "Şahbaz. Şahbaz Yelesen." "Ah Bay Yelesen. Ben de memnun oldum." Yüzü buruştu. Telaşla ellerine baktım. Şahbaz adamın elini bembeyaz edecek kadar sıkıyordu. Onun koluna dokundum. "Oturalım o zaman." diyerek gerginliği azaltmak istercesine gülümserken bakışları bana döndü. "Ah kesinlikle Bayan Asur." diyerek yerlerimize otururken Şahbaz bana yaklaşarak kulağıma fısıldadı. "Bu yavşak sana yürüyor mu bana mı öyle geliyor?" Ona öyle gelmesini o kadar isterdim ki... İç çektim. Masadakilere gülümseyerek istifimi bozmadım. Çaktırmadan kulağıma konuşmaya devam etti. "Hâlâ yavşak yavşak sırıtıyor sana! Ben. Bunun. Ağzını. Burnunu Dağıtırım!" Sinirle tıslayınca gülerek koluna dokundum. "Sakın bir delilik yapayım deme... Anlaşma için buradayız unutma." "Anlaşmayı sikerim!" Bay Cassalini'lere gülümseyerek omzumun üzerinden Şahbaz'a baktım. Gözlerimi büyüterek dudaklarımla yapma desem bile hâlâ burnunda soluyordu ve gülümsemesinin zoraki olduğu belli oluyordu. Gergince masadaki kadehten bir yudum aldı. "Ee Bayan Asur?" Salvatore'a baktım. Çatal bıçakla eti kesiyordu. "Kendinizden bahsetsenize biraz." Bu yavşakla sırf anlaşma yüzünden konuşmak beni bunaltacaktı. Yine de renk vermeden sorusuna İngilizce cevap verdim. "Şahbaz Bey'in şirketinde yönetici asistan yardımcısıyım. Aslında departmanım Uluslararası İlişkiler. Proje için Finans Müdürü gelecekti ancak koşullar böyle olduğu için ben eşlik ettim kendisine." "İyi ki siz gelmişsiniz, yoksa sizin gibi güzel bir bayanı kaçırmak istemezdim!" Sen böyle iltifat etmeye devam edersen ben keçileri kaçıracağım! Şahbaz gergince bacağını sallarken avının üzerine atlamak ister gibi bakıyordu Salvatore'a. Babası Giovanni Cassalini yani Bay Cassalini araya girerek bize farklı sorular yöneltirken oğlunun dikkatini dağıtmayı başarabilmişti. Nedense üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Yemekler bitince verandaya yani bahçeye bakan kısma geçtik. Onlar önden biz arkadan ilerlerken Şahbaz belime elini koyarak kulağıma eğildi. "O yavşak biraz daha sana öyle bakarsa olacaklardan sorumlu değilim!" Gerginliği hâlâ geçmemişti. "Lütfen kendine hâkim ol." Sinirden koyulaşan masmavi gözlerine baktım. "Benim için." Bir şey demedi. Verandadaki koltuklara yan yana otururken Bay Cassalini'ler de tam karşımızdaydılar. Gece açık ve serindi. Giovanni Cassalini derin bir nefes çekti. "Bu havaya bayılıyorum, günün en sevdiğim vakti diyebilirim." Gülümsedim. "Mehtapları seviyorsunuz demek?" Başını salladı. "Gençken çok gezdim bu bağ bahçelerde. Aile yemeğinden sonra hep bu mehtabı hissedebilmek için ağaçlara koşardım. Doğaya sığınırdım." Gözleri etrafta geziniyordu. Özlemle bakıyordu. "Tüm hayatım burada geçti benim." Merakla sordum. "Babanız ne iş yapıyordu Bay Cassalini?" "Dedem çiftçiydi Alaca," diyerek araya giren oğlu Salvatore'a baktım. Adımla seslenmesi benim için sorun yaratırken istifini bozmadan anlatmaya devam etti. "Aslında biz öyle çok zengin bir aileden gelmiyoruz. Neredeyse iki kuşak önce yoksulluk ve sefalet içindeydik." Şahbaz Türkçe dilinin içinde söylendi. "O Alaca diyen dilini-" Ona çaktırmadan bacak atarken yüz ifademi bozmadım. Salvatore devam etti. "Ama amcam yani Alvaro Cassalini, ticari zekasıyla bizi bugünlere getirdi," Gözlerini üzüm bağına çevirdi. "Bir zamanlar hizmet ettiğimiz toprakların sahibi olduk." Devamını babası devraldı. "Doğru. Kardeşim çok zeki bir insandı. Stratejileri iyiydi. İleri görüşlüydü. Ne olduysa onun sayesindedir hep." Etkileyici bir hikayeleri vardı doğrusu. "Kendisiyle tanışmak isterdim," dedim kibarla gülümseyerek. "Ah kızım keşke mümkün olsa." "Neden? Hayatta değil mi yoksa?" Başıyla onayladı. "Altı yıl önce suikastte kaybettik onu. Ah. Çok acı verici yıllardır bizim için." Yutkundum. Anlayamazdım belki ama empati yapabilirdim. Üzücüydü. "Bizim oralarda ölen kişinin yakınlarına başınız sağ olsun derler. Başınız sağ olsun, Bay Cassalini." Adam sıcak gülümsemesiyle baktı. "Teşekkür ederim güzel kızım. Sen iyi bir insana benziyorsun. Keza Bay Yelesen de öyle. Kalpleriniz temiz. Hep böyle olun." Ben utanarak bakarken Şahbaz dudaklarını kıvırıp karşılık verdi. "İltifatlarınız için teşekkür ederiz Bay Cassalini, bunları sizden duymak güzel." Sohbet süregele artarken vakit geçiyordu. Uzaklardan çan sesini duyduğumda irkilerek Şahbaz'a döndüm. "O neydi?" İstemsizce Türkçe konuşmuştum. Şahbaz cevap veremeden Salvatore kırık dökük Türkçesiyle cevap verdi. Şaşkındım. "Çan sesidir. Kiliseden geliyor. Gece on ikiye vurduğunda çalar." "Bay Cassalini Türkçe biliyorsunuz?" Gülerek başını salladı. "Cok deyil." Türkçe cevap vermişti. "Az bucuk anlayorum. İtalyancayla benzemiyler. Baya uzak bir dil." Bozuk Türkçesi içten içe beni güldürürken, "Yine de fena değil. Biraz telaffuz çalışmasıyla daha iyi olacaktır." "Güzel önerileriniz için teşekkür ederim, Alaca." diyerek bu sefer İngilizce'ye geçiş yapmıştı. Nitekim sabah erkenden kahvaltıda görüşeceğimiz belli olunca ayrıldık. Odalarımıza çekilirken arkaya dönerek koridorda arkamdan yürüyen Şahbaz'a baktım. Kollarımı bağlayarak karşısında durdum, ben durunca o da durmak zorunda kaldı. Gülümsemiyordu. Yüzünde hâlen sert mizacı vardı ve gece boyunca da bu mizacını korumaya devam etmişti. Keyfim kaçmışçasına konuştum. Kimin kaçmamıştı ki sanki? "Hâlâ mı aynı konu?" Dişlerini sıktığını biçimli, zayıf çenesinden anlayabiliyordum. "Evet. O yavşaktan zerre haz etmedim. Sana olan bakışlarını bir de benim gözümden görseydin!.." Bakışlarımı kaçırdım. Adama çok bakmamıştım çünkü bana baktığını biliyordum. Göz göze gelmeyelim diye sürekli kaçırmıştım bakışlarımı. Aramızda sessizlik olunca dayanamayarak konuşan ben oldum. Dudaklarımı yalayarak derin bir nefes aldım. "Haklısın ama yapabileceğim bir şey yok. Elimden geldiğince yüz vermemeye çalışıyorum." "Daha fazlasını yap Alaca. Ona gülümseme mesela. Göz göze gelme." "Şahbaz fazla ileri gitmiyor musun sence de? Adam yatırım yapacağımız adamın oğlu, oğlu! Nasıl ona benle konuşma göz göze gelme diyeyim?" "Çok basit. Ona rahatsız olduğunu söyleyeceksin o da sana öyle bakmayı davranmayı kesecek!" Yabancı bir yerde, koridorun ortasında bu konuşmayı yaptığımıza inanamıyordum. Konuşmadığımı görünce derin bir nefes alarak gözlerini yumdu. Açtığında bana yaklaşarak kollarıma dokundu, yüzünü eğerek yüzüme yaklaştırdı. Göz göze geldiğimizde, "İnan bana fıstığım bu sıradan bir konuşma veya bakış olsaydı üzerinde durmazdım. Ama adamın yaptığı resmen taciz! Bakışlarıyla seni sikiyordu resmen!" Kollarından kurtularak geri adım attım. "Yok artık ya!" Sesim biraz yükselmiş olsa da umursamadan devam ettim. "Oldu olacak adamla sevişiyordun de tam olsun?!" Kaşları çatıldı. "Ne alakası var şimdi?" "Çok alakası var Şahbaz!" Kendine hâkim ol. Kendine hâkim ol. "Aklın fikrin hep bel altına çalışıyor! Her erkeğin kadına cinsel haz duyduğunu düşünüyorsun! Normal bir kadınla erkek beraber oturup konuşamazlar mı? Kardeşler mesela? Onlar da cinsel haz duyuyorlar mı birbirine?" Parmağımı kaldırdım. "Sırf sen böylesin diye her erkeği bu kalıba sokamazsın!" "Ne?" Kaşları derine çatıldı. "Ben neymişim? Bir daha söyle!" Dişlerimi sıktım. "Sevişmekten sikişmekten başka bir şey düşünmeyen herkesi kendin sanan osun!" Durdu. Gözlerime inanamıyormuşçasına bakıyordu. Duraksadım. Bir dakika... Ben ne saçmalıyordum? Bu neyin öfkesiydi neyin sitemiydi? Ne oluyordu bana? "İşte bunu söylemeyecektin Alaca..." Yutkundum. Hızla yanımdan geçip gittiğinde arkamı dönemeden kapı sesini işittim, açılıp kapanmıştı. Koridor ortasında kalakalırken kendime kızdım. Allah Kahretsin! Hızla odaya girip kapıyı kapattım, üstüne kilitlerken hırsla parmaklarımı saçlarımdan geçirdim. Balkona yöneldim. Gözlerim gecenin altında başka bir büyüleyiciye sahip olan manzaradayken saçlarımı çekiştirerek ofladım. "Bu eksikti cidden... ilk kavgamızı ettik ya." Sandalyeye oturarak serin havanın etkisiyle üşümeye başlarken aldırış etmedim. Ah aptal kafam ah! Ne alakası vardı dediklerimin... Öfkeliyken ağzımdan çıkan belli olmazdı ve kötü kalp kırardım. Daha önce yaşadıklarımın tecrübesinden. Oflayarak gözlerimi yumarken neye öfkelendiğimi anlamaya çalıştım. Şahbaz'ın gereksiz kıskançlığı! Aniden gözlerimi açtım. Tamam kıskanabilirdi kıskanmayabilirdi de ama sorun bu değildi. Sorun işi her an batıracak olmasıydı. Halbuki aylardır bu proje için gecesini gündüzüne kattığını biliyordum, bizzat ben şahit olmuştum. Şirkette masa lambası açık masasında onu uyurken kaç kez yakalamıştım bilmiyordum. Çok sık seyahat ederdi o zamanlar. Hâlâ da öyle gerçi. O zaman işte şirkete uğradığı az olurdu. O geldiği zaman ben de geceye kalırdım. Bazı çalışanlar geceye kalabiliyordu ve ben iki hafta sırf onun için geceye kalıp sabahları uykusuz kalktığımı hatırlıyordum. Ve benim yüzümden emekleri boşa gitmesin istemiştim. Bu kadar severken nasıl kırabildin kalbini? Belki de çok sevdiğinden. Yine de bu bir bahane olamazdı, sabah olur olmaz onun konuşmalı, gönlünü almalıydım. Artık sabahı nasıl edeceksem... & Sabah kasıklarımdaki ağrıyla uyanırken yüzümü buruşturdum. Regl olmuş olmalıydım. Yataktan halsizce doğrulup banyoya girdiğimde külodumu kontrol ettim. Evet regl olmuştum. Ağrı yüzünden kaskatı kesilirken çantamda ped olmadığını hatırladım. "Doğru ya... Güya inince alacaktım." Oflayarak gözlerimi yumduğumda şimdilik külodumu değiştirip peçete koymalıydım. Banyoda işlerimi halledip üzerimi giyindikten sonra aynadan kendime baktım. Gayet idealdi. Şahbaz beğenirdi. Gülümseyerek kendime baktığımda birden duraksadım. Kalbini kırmıştım nereye beğeniyordu acaba? İçimdeki sıkıntı giderek artarken daha fazla buna dayanamayacağımı anlayarak odadan çıktım. Önce ped ve ağrı kesici bulmalıydım ondan sonra hemen Şahbaz'la konuşmalı, gönlünü almalıydım. Onunla aramın limoni olması içimi rahatlamıyordu. iç çekerek merdivenlerden inerken geniş holde yardımcı kadınla konuşan Salvatore Cassalini'yi gördüm. Bir an ona kin duyarak kötü kötü baktım. Hep onun yüzündendi! Şerefsiz, yavşak herif! Yine de yüzüme maske indirerek basamakları bitirdim ve başını bana çevirdiğinde gülümsedi. yardımcı kadına, "Puoi andare." Gidebilirsin. diyerek bana döndü. "Günaydın Alaca." "Günaydın Bay Cassalini." Yutkundum. "Acaba bana öyle hitap etmeseniz mi? Kendimi kötü hissediyorum da biraz." Ellerini cebine koyarak kahkaha attı. "Peki. Bayan Asur diyeyim o zaman." "Memnun olurum." "Samimiyetimiz oluştu diye seviniyordum? Yoksa bunun nedeni bir erkek arkadaş mı?" "Ne? Anlamadım?" "Parmağınızda alyans yok. Bu demek ki, evli değilsiniz, ya da nişanlı. Geriye sadece tek seçenek kalıyor: erkek arkadaş!" "Yanlış anladınız, erkek arkadaşım yok." Tek kaşını kaldırdı. "Öyle mi? Şaşırdığımı itiraf etmeliyim, nasıl olur da sizin gibi güzel bir bayan yalnız kalır?" yutkunarak bakışlarımı kaçırdığımda bu sözleri Şahbaz duymasın diye içimden geçirirken konuyu hemen değiştirdim. "Aslında ben de size bir soracaktım, yakınlarda eczane market gibi yerler var mı?" "Burası Como'ya bağlı Lombardiya Bölgesi'nde kasaba. Anlayacağınız şehir merkezinde çok uzaktayız. Ama acil bir durum varsa araçla size eşlik edebilirim?" Eşlik mi? Aman kalsın. "Yok gerek yok, ben kendim gidersem inanın daha rahat olacağım." Şuh bir kahkaha attı yine. "Gözlerimle görmesem benden rahatsız oluyorsunuz sanacağım!" Kör herif. Zoraki gülümseyerek ona katıldığımda el mahkum onunla gitmek zorunda kaldım, nitekim araba gelmiş, arka koltukta uçlarda oturarak toprak yolda ilerliyorduk. Ben tarlaları, yeşil tepeleri izlerken camdan onun bana baktığını görebiliyordum. Yerimde kıpırdandım. Bakma işte bakma. Utanmasa taciz edecek. Gerçi ne utanması vardır ne de taciz etmiyor değildi. Şahbaz burada olsaydı, onu komaya sokana kadar döveceğine emindim. "İşinizi hallettikten sonra isterseniz kahvaltıyı merkezde yapabiliriz, Como'da nefis yerler biliyordum." "Çok isterim ama Bay Yelesen beni merak eder." "Çocuk değilsin ya, arar haber verirsin." Ben sanki bunu düşünemedim? Adım gibi emindim ki Şahbaz yokluğumu duyunca ortalığı ayağa kaldıracaktır. Yani kaldırırdı. Yine de mesaj çekmekte yarar vardır deyip ceketimin ceplerini kontrol ettiğimde telefonumun olmadığını gördüm. Allah kahretsin. odada, şarjda unutmuştum ya iyi mi... "Sanırım odada unuttum." "Sorun değil," Ceketinin iç cebinden telefonunu çıkarıp bana uzattı. "Benimkinden arayın." Teklifini geri çevirmeyip telefonu elime aldığımda ezbere bildiğim numarasını tuşladım ve kulağıma götürdüm. Bir kaç çalıştan sonra açıldı. "Pronto?" Alo? "Şahbaz benim," diyerek Türkçe konuşmaya başladığımda göz ucuyla Bay Cassalini'ye baktım, anlamasından endişe ederek kısık sesle konuşmaya başladım. "Acil iş için merkeze kadar iniyorum, telefonum odada kalmış, merak etme demek için aradım." "Alaca? Neden gidiyorsun? Ne oldu? Yalnız mısın?" Göz ucuyla yeniden Bay Cassalini'ye baktım, göz göze geldiğimizde kibardan gülümsedim, yeniden cama dönerek konuşmaya devam ettim. "Regl olacağım demiştim ya, oldum. Ped ya da tampon almak için iniyorum. Kasabada yokmuş." "Kasabada yok muymuş? Emin misin fıstığım? Google Haritalar'dan bakarsan en yakın eczane on dakika uzaklıktaydı." Duyduğum gerçekle irkildim, yani bu yanımdaki adam bana yalan mı söylemişti? "Şahbaz... Galiba başım belada. Lütfen gel ve al beni." "O herif... O herif yanında değil mi..." Öfkelendiğini hissediyordum. "Güzelim merkeze inince hemen bir eczaneye gidiyorsun ve oradaki telefondan beni arıyorsun anlaştık mı?" "Anladım tamam, görüşürüz o zaman." Telefonu kapatıp numarayı silerken şarj kısmına baktım, yüzde ellilerdeydi, bu iyi haberdi, çünkü konum göndermek için bu telefonu kullanacaktım, yeniden Bay Cassalini'ye döndüm, "Grazie." Teşekkürler. "Bir şey değil Alaca," dediğinde gergince yanında oturdum. Bu adam gerçekten şerefsizin öden gideniydi. babasından ne kadar çapkın olduğunu öğrenmiştim ama bu kadarını da beklemiyordum. En azından iş anlaşması yaptığı kadınlara sataşmaz diye düşünürken tam tersi çıkmıştı. İçimden kendime hakaretler yağdırırken Şahbaz'ın bir kez daha haklı olduğunu gördüm. Merkeze indiğimizde araç sıradan bir eczanenin önünde durdu. Araçtan inerken sakin adımlarla eczaneye girdim, sarışın uzun saçlı bir kadın beni gülümseyerek karşılarken İtalyanca konuştu ama ben İngilizce konuşarak ona turist olduğumu göstermiş oldum, istifini bozmadan İngilizce devam ettiğinde bana hem ped hem de tampon uzatmıştı. Gerçi bu durumda tercihim tampon olacaktı ama yine ikisini de aldım. Sonrasında telefonunu kullanmak için izin istedim. "Şahbaz benim... Bir eczaneden arıyorum seni. Şu an merkezdeyiz ama sanırım biraz Como Gölü'nden geçeceğiz. Oraya gitmek için sorup durdu. Ben yine de az önceki numaradan sana konum göndermeye çalışacağım." "Tamam fıstığım ben orada olacağım, seni bekleyeceğim. Panikleme, rahat ol, tamam mı?!" "Tamam." Telefonla görüşme sonlanınca kadına teşekkür ederek, tuvalet olup olmadığını sordum. Karşı binanın içini göstermişti. Tekrardan teşekkür ederek eczaneden çıktığımda arabaya yaklaşarak hemen geleceğimi söyledim. Binaya yürüyüp içeri girdim. İşimi halledip yeniden arabaya dönerken terlediğimi fark ettim. Hava oldukça sıcaktı. Bay Cassalini bana gülümseyerek baktığından yeniden yola çıktık. "Telefonunuzu alabilir miyim? Bay Yelesen'e sormam gereken bir şey vardı." Aradıktan sonra mesajla konum gönderecektim. İstifini bozmadan telefonunu çıkardı. Ekranı bana göstermeden. "Ay Allah, görüyor musun?" "Ne oldu?" "Açılmıyor, şarjı bitmiş olmalı." Bu bir yalandı. Renk vermeden konuştum. "Tamam sorun yok, eve dönünce sorarım." diyerek paçayı kurtardığımda adamın yüzüne yumruk atma isteği ile doldum. Bir kaç dakika sonra bana dönüp, "Acaba eve dönmeden önce, Como Gölü'nde kahvaltı yapmaya ne dersin?" İşte başlıyorduk. "Eve dönsek daha iyi olmaz mı Bay Cassalini?" "Neden?" "Babanız ve Bay Yelesen bizi bekliyorlardır, beraber olmamız daha doğru olur." "Babamın sorun çıkaracağını sanmıyorum ama sen Bay Yelesen'den korkuyorsan..." Kaşlarım çatıldı. "Korkmak mı? Bunu da nereden çıkardınız?" Ceketini düzelterek baktı. "Ona sürekli bir hesap verme peşindesin Alaca. Halbuki sadece patronun değil mi?" HAYIR DEĞİL diye bağırmak istesem de yapmadım, gülümsedim. "Kendisi ailemden biri gibi, bana karşı tutucu ve korumacıdır. Mesele tamamen bundan ibaret." "Emin misin?" "Bay Cassalini daha açık olur musunuz?" "Pekala, olayım. Seni ilk gördüğümden beri senden hoşlanıyorum Alaca. Ama sana ne zaman yaklaşmaya çalışsam patronun aramıza girdi." İşte gerçekler bir bir dökülüyordu... Kaşlarım çatılırken maskeyi yüzümden alıp yere fırlattım. "Bay Cassalini ne diyorsunuz siz?" "Duydun alaca, senden hoşlanıyorum. Bir bakışından, duruşundan, güzelliğinden etkilendim. Rengarenksin, tıpkı Alaca kuşu gibisin." "Kusura bakmayın Bay Cassalini ama bu söylediklerinizi kabul edemem, ne ben bunları duydum ne de siz söylediniz." Durdu, yüzündeki huşu ifade silinirken öfkeli bir ifade aldı. "Patronuna aşıksın değil mi?" "Ne?" "Ona aşıksın, ve kardeş abi numaralarına yatıyorsun! Ah bilmez miyim siz kadınlar!" "Siz iyice haddinizi aştınız! DURDURUN ARABAYI!" Bağırmam onu tetiklemiş olacak ki üzerime kapanıp ağzımı kapattı. Gözlerim irileşirken, "Buradan hiç bir yere gidemeyeceksin sana İtalya dışındaki her yer yasak!" Allahım! Bu adam kesinlikle delirmişti. Şoföre Como Gölü'ne sür diyerek emir verirken içimden Şahbaz'ın beni gelip alması için dua ediyordum. Çünkü bilincim kapanıyordu. & Genç adam gözlerini açtığında birden içinde gezinen sıkıntıya anlam veremedi, yataktan doğrulduğunda güneş yeni yeni doğmaktaydı. Alaca'yı merak ediyordu evet dün kalbi kırılmıştı ama uzatmayacaktı. Zaten Alaca'nın gözlerine baktığında pişman olduğunu görebilmişti. Onu seviyordu ve biliyordu ki aralarındaki şey yeniydi her ne kadar yıllarca beraberlermiş gibi hissetse de. Hızlıca üstünü giyip takımını düzeltirken eşyalarını da topladı.  Bugün anlaşmaya kesin sonuç sağlayacak ve daha fazla bu gereksiz yerde kalmayacaktı. İş gereğinden fazla uzamıştı. Aşağı salona indiğinde Bay Cassalini kahvesini yudumlayarak gazetesini okuyordu. Bakışları hemen sağda yer alan büyük devasa masaya kaydığında kahvaltı sofrasının hazır olduğunu gördü. "Günaydın Bay Cassalini," dedi yeniden adam dönerek. "Hah, Günaydın Shahbaz. Nasılsın?" "İyiyim, siz?" "Ben de iyiyim. Şu evde misafir olunca oluşan hazırlıklardan nasıl keyif alıyorum bir bilsen? Kahvaltıya geçelim mi?" Kolundaki saate baktı. Vakti de gelmişti aslında. Ama Alaca neden hala inmemişti? "Alaca'yı da bekleyelim, beraber geçeriz." Adam kahvesini sehpaya koyarak doğruldu. "O çıktı haberin mi yok muydu?" "Ne? Çıktı? Anlamadım nereye çıktı?" "Sabah bizim şoförden öğrendim, merkeze inmek için erkenden çıkmış." Kaşları çatıldı Şahbaz'ın. Haber verseydi bari diyerek sitem ederken yabancı bir ülkede olduğunu unutuyor muydu bu kadın acaba? Dikkatini çeken başka bir ayrıntı da Salvatore'un ortalıklarda olmadığıydı. "Sanırım onu arayacağım," demesine kalmadan İtalyan koduyla bir numara onu arıyordu. Kaşları çatıldı. İçini öfkenin yanında korku da kaplarken, "Pronto?" dedi. Ve bu Alaca'ydı. Telefon konuşmasından anlamıştı ki herif o yavşak onun yanındaydı! Sinirden ellerini yumruk haline getirdi, sıktı. Bu adam eğer ona bir zarar verirse o adama yapmadığını bırakmayacaktı! Telefonu elinde sıkarak Bay Cassalini'ye döndü. Öfkeyle baktı. "Oğlunuz sevdiğim kadına bir şey yaparsa anlaşma falan kalmaz! Bunu da böyle bilin!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD