8.Bölüm

3016 Words
Ali Bey gelip eşyalarımızı Bellboy yardımıyla bagaja yerleştirirken Şahbaz da danışmada kadınla konuşuyordu. Artık günlerdir burada olmanın verdiği aşinalıkla bir kaç Fransızca sözcüğü anlıyordum. Kadın hiç bir sorun olmadığını söylüyordu, bunun üzerine Şahbaz merci diyerek yanıma geldi, elimden tuttu. "Küçük İtalya turumuza hazır mısın fıstığım?" Gülümsedim. "Hazırım." Beraber arabaya geçerken Ali Bey ardımızdan kapıyı kapattı ve kaputun etrafında dönerek öne bindi. Yola çıktığımızda merkezde olduğumuzda şehri izlemeye başladım. Ne çabuk alışmıştım. İçimde sanki temelli gidiyormuşum hissi vardı. Oysa sadece bir kaç günlüğüne İtalya'ya gidiyorduk. Como'ya. "Demek Bay Cassalini bizle çalışırken üzüm bağlarını da göstermek istiyor ha?" Sorumla başını tabletten kaldırıp bana döndü, güldü. "Ne demezsin..." Durdum. "Niye öyle dedin ki?" "Kendisi zor bir adamdır, kolay kolay bize arazisini devredeceğini zannetmem." Gözlerimi kıstım. "Bir dakika! İthalat için kullanılacak üzüm bağlarının arazisinden mi bahsediyorsun?" "Ta kendisi fıstığım," Tableti önündeki küçük masaya koyarak bana döndü, beni kendine çekerek yasladığında kafamı koltuğa yasladım, saçlarımla oynamaya başladı. "İşimiz zor olacak. Kaldı ki en büyük yatırımcımız Bay Cassalini." "Hım, üç büyük yatırımcıyla anlaşmamız olduğunu söylemiştin, sanırım bu ikincisi." "Evet, ilki gayet kolay oldu. Anlaşma sağlayabildik ama bu adam çetin ceviz çıktı. İkna etmemiz hayli zor olacak." "Sonra?" "Ne sonra?" "İkna ettik ya da edemedik sonra ne olacak?" Durdu. Başını çevirip yola baktı. "Sanırım ikna etmemiz gerekiyor. Eğer başarırsak sonrasında Fransa'ya dönüp son yatırımcımızla konuşacağız. Ay sonuna kadar da buradayız. Sonrasını da biliyorsun." Gülümsedim. "Proje sunumu." "Aynen öyle, hepsini ikna edersek projelere imza atacaklar, ve bizde Türkiye'de temellerini atmış olacağız." Durdum. Hüzünle başımı salladım. Çenemden tutup kendine çevirdi. "Ne oldu yüzün düştü birden?" İç çektim. "Eninde sonunda Türkiye'ye döneceğiz, bunu düşünüyordum." Gülümsedi. Parmakları çenemi okşarken, gözlerime derince baktı. "Yapma ama böyle Gül Tanesi. Hüzün gözlerine hiç yakışmıyor." Gülümsemeye çalıştım. "Elimde değil Şahbaz." Camdan dışarıya baktım. "Sanırım alışmışım, bu ülkeye, bu şehre." Ona döndüm. "Sana, seninle zaman geçirmeye." "Biz ülkemize döndüğümüzde de görüşmeye devam edeceğiz Alaca. Tamam, şirket sınırları içinde etik gereği görüşemeyiz belki ama mesai saatleri dışında..." Nefesi yüzüme vurdu. "Benimlesin." "Nedense içimde bir sıkıntı var Şahbaz. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak gibi geliyor." Gülümsedi. Yanağımı kavrarken, "Olmayacak zaten fıstığım. Olmasını mı isterdin?" Durdum. Nasıldı, eskisi gibi... Ben Şahbaz'a aşıktım, hâlen platonik. Ama o benim farkında değil. Hâlâ iki kelamdan öteye geçememişiz. Ve bu durum benim canımı sıkıyor. Yazel bana moral veriyor. Annemler beni zorla yemeğe çağırıyorlar. Aile yemeği. Her ay düzenlenenlerden. Şirkette Sibel diye anılan şırfıntı varlık, üç beş kazandığı maaştan pahalı markalar alıp bize hava atmaya çalışıyor. Yutkundum. "Yok, kalsın. Eski hayatıma dönmek istemezdim." "Bak gördün mü... Ben de istemem. O yüzden yeni hayatımıza," Diğer eli sıkıca elimi kavradı. "Ve birbirimize alışmaya bak." Gülümsemem genişledi. "Çoktan alıştım ki, hatta o kadar çabuk alıştım ki, sanki tüm bunlar rüyaymış da uyandığımda hepsi silinip gidecekmiş gibi geliyor." Bir şey demedi. Dudaklarımdan uzun uzun öpüp kulağıma fısıldadı. "Değil... Daha güzel, rüya gibi günlerimiz olacak inan." Sonrasında ben onun omzunda o da benim saçlarımı okşayarak ara sıra da başıma öpücükler konduruyordu, yolculuğu bitirerek havalimanına geldik. Uçağa binecek ve kısa süre sonra İtalya, Como'da olacaktık. Uçağa çoktan binmiş, pilotun uyarısıyla kemerlerimizi bağlarken Şahbaz bana baktı. "Bu sefer korktuğunda kolçaklara değil de elime tutunabilirsin." Uzattığı avucuna bir de ona gülümseyerek bakarken elimi uzattım, yakaladı, sıkıca kavradı. Kısa süre sonra kalkış yapmış, kemerlerimizi sökmüştük. Şahbaz'ın özel uçağındaydık. Ne ara ayarlamıştı, hazır hâle getirmişti bilmiyordum. Seksi, sarışın bir kadın yanımıza gelip daha doğrusu Şahbaz'a doğru eğilip diri göğüslerini sergilerken gözlerimi açamadan edemedim. Kadın beni görmüyordu bile! Suratındaki pişkin gülümsemesiyle tepsi içinde suyu uzattı. "Buyrun efendim!" Aksanlı ingilizcesiyle ağzının ortasına kürek vurmak, yok yok sokmak istedim! Şırfıntı! Şahbaz ona bakmadan masaya koymasını söylerken odağı hâlâ tabletindeydi, büyük ihtimalle mailleri inceliyordu. Dudaklarım onun bu tavrına karşı zafer kazanmış gibi gülümserken bozulan hostese baktım. Göz göze geldik. Tamamen yapay kibarlığını koruyarak bana baktığında ona şımarıkça bakışlar attım. Elimi Şahbaz'ın kolunda gezdirerek ona doğru yaklaştığımda istemsizce beni koltuk altına aldı, dikkati hâlâ tabletteydi. Sarı çıyana nispet yaparcasına gülümsedim. Bir şey diyemedi, yapmadı arkasını dönüp içeriye gitti. Hah! Böyle cevabını alırsın işte. Şahbaz'ın kıkırtısıyla irkilirken başımı hızla ona çevirdim. Gözleri hâlâ kucağındaki tabletindeydi. "Neye gülüyorsun?" "Bir habere," Yutkundu. "Bir kadın, sevdiği adamı hostesten kıskanmış da ona gülüyordum. Allah allah. İlginç haber doğrusu." Ona kötü kötü baktım. "Ne bu? Dalga mı geçiyorsun?" "Gerçekten beni bir hostesten kıskandın?" Bir de sırıtıyordu. Küskünce önüme döndüm. "Ne var yani o da gözümüze soka soka yan çizmeseydi!" "Yan çizmese miydi?!" Kahkaha attı. Belimden kavrayarak beni kendisine çekerken birden kucağında buluverdim. "Kıskanırken çok ateşli oluyorsun, lütfen beni hep kıskan." Dişlerimi sıktım. Omzuna vurarak kötü kötü bakışlar atarken, "Oldu! Sen kıskanınca ise adam hastanelik oluyor! Bense daha saçını başını yolamadım onun!" Bir dakika ya... Ne ara içimde bu kadar kin ve öfke birikti benim? "Sen gerçekten kıskanmışsın fıstığım," Yanağıma düşen saç tutamını alıp kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Ama gerek yok. İnan yok. Tamam olabilir. Kıskanırsın. Ben de öyle. Ama daha fazlası olmaz. Çünkü ben biliyorum ki senden başkası... Ah Alaca. Hayal bile edemiyorum. Alaca olmazsa diyorum ama diyemiyorum da... Senin yokluğun bile dilimi lâl ediyor, içime iğneler batırıyor. Bir cümlenin beni böylesine yaralayabileceğini hiç ummazdım." Yutkundum. Hafifçe sakallarını okşarken, "Biliyorum ama içimdeki dürtülere engel olamadım bir an. Yoksa ben gözlerinden anlıyorum ki... Diyecek söz bırakmıyorsun sen de. Ne desem az kalırmış yetersiz gelirmiş gibi hissediyorum." Gülümsedi. "Gül güzelim benim." Boynuma sokulduğunda yakıcı öpücüklerini tenimde hissettim. Dudakları yavaşça tenimde kayarak gezindi, her bir milimini öptü, diğer eli kıyafetimin üstünden göğüslerime giderken sağ göğsümü avuçlamasıyla anında meme uçlarım uyarılı dikleştiler. Ağzım aralanırken içimdeki titremeye engel olamadım. Bu ona yetersiz gelmiş olacak ki üzerime giydiğim bluzumu yırtarak kenara fırlattı. Şimdi sadece dantel sütyen ile karşısındaydım. Gözlerini bedenimde gezdirdikten sonra gözlerime baktı. Dudakları sinsice kıvrıldı: "Seveceğim seni." Koltuğun yanındaki bir düğmeye bastığında gözlerini benden ayırmamıştı, bulunduğumuz yer ile diğer yeri ayıran koyu renkli paravan gibi perde girdi aramıza. Hayretle bakakaldım. "Kimse bizi rahatsız edemez." dediğinde ona emin misin dercesine baktım ama dudaklarıma hızla yapışarak cevabımı almıştım da. Haşince öpen dudakları bir sağa bir sola emerek beni içini çekiyordu sanki. Altımda ıslanmanın verdiği hazla onu daha çok hissediyordum sanki. Boynum kollarına sarılırken istemsizce kendimi ona bastırdım. Erekte mi olmuştu? Yoksa kısa zamanda bu kadar büyümesini beklemiyordum. Biraz daha kendimi oraya bastırdığımda dudaklarımı ısırdığını ve boğukça inlediğini hissettim. Gözlerim kapalı kendimi tamamen onun bedenine bırakmıştım. Dudaklarımı kanatana kadar büyük hazla öperken diğer eli saçlarıma gitti, saçlarımı canımı yakmayacak şekilde kavrarken hafifçe çekiştirmesiyle inledim. "Ah!" "Ah... Şahbaz..." Kendimi ona bastırmaya devam ederken artık sürtünüyordum. Dayanamayıp elini pantolonumdan külodumun içine sokarken inledim. "Ah..." Parmakları... Delicesine zevk veriyordu. "Islanmışsın. Her zamanki gibi." Geri çekip kendi pantolunun önünü açarken baksırını indirdim. Önüne binerken yavaşça içime girdi. Tümünü sokamamıştı ama soktuğu kadar içime gel git yaparak beni yine doruğa ulaştırıyordu. Geleceğimi anlamış gibi hızlanırken birden boşalarak rahatladım. O ise daha rahatlayamadan içimden çıkmıştı. Baygınca ona baktım. "Ama sen?" Dudakları kıvrıldı. "Şimdilik yeterli fıstığım." Yanağımı kavrayıp burnumu öptüğünde yerinden kalktı. Pantolonunu çekerek düğmelerini bağladı. Ben de dağılmış vaziyette üstümü düzeltirken koltukta oturdum, perde aralanıyordu. Bir lavaboya gitmeliydim. Büfe başında duran Şahbaz'a lavabonun yerini sordum. Arkadaki ikinci kapıyı gösterdi. Gülümseyerek yanağını öptükten sonra lavaboya girdim. İşimi hallettikten sonra ellerimi yıkayarak aynaya baktım. Gülümsedim kendime. Havluyla ellerimi kurulayıp saçlarımı düzeltirken birden karnıma saplanan acıyla inledim. Ellerim anında kasıklarıma giderken yüzümü buruşturarak ağrımın dinmesi bekledim. Umarım regl olmuyorumdur allahım. Soyunup külodumu kontrol ettiğimde henüz bir kan ibaresi yoktu. Yine her ihtimale karşı ped ya da tampon koymalıydım. Üstümü düzeltip banyodan çıktım. Şahbaz beni anında fark ederken gülümseyerek yanına gittim. "O kadar süre içeride kaldın ki, bir an itfaiye çağırmam gerekebilir diye düşündüm," Ağrı hâlâ bedenimde geziniyordu ve ona zoraki gülümsedi. Duraksadı. Kaşlarını çatarak yanağımı kavradı, "Neyin var senin? Betin benzin akmış?" Yutkundum. "Hastalanacağım sanırım." dedim sesim bayık çıkarken. "İnince araba ayarlayayım. Doktora gidelim hemen? Ya da ilaç-" Elinden tutarak durdurdum onu. "Hayır hayır gerek yok. Öyle hastalanma değil hem." Kaşları daha derine çatıldı. "Nasıl hastalanma?" "Âdet olmuşum, yani olacağım galiba, anladın mı?" Yüzünde bariz bir gevşeme olurken bana sarıldı. "Ben de... Ah Alaca! Niye korkutuyorsun beni..." Gözlerimi yumarak kokusunu içime çektim. "Özür dilerim endişelendirmek değildi amacım." Geri çekilerek yüzüme baktı. "Bir şeye ihtiyacın var mı? Her hangi bir şey..." "Aslında ped ya da tampon olursa iyi olurdu." "Bizim hosteslerde olması-" Yine durdurdum. "Ondan bir şey istemem kalsın." Güldü. "Yapma, alt tarafı ped." "İstemem dedim Şahbaz, hem henüz başlamadı. İnince hallederiz." "Peki fıstığım." diyerek beni kucakladı gülümseyip başımı omzuna yasladım. Ve yolculuğun geri kalanını onun kucağında, sıcaklığında geçirdim. & İtalya'ya indiğimizde yıllarca yattığım derin uykudan uyanıyormuşum gibiydi. Uçaktan inip bizi almaya gelen arabaya yöneldiğimizde adam bir an İtalyanca konuşacaktı ki, anında İngilizce konuşarak hızla toparladı, bizi karşıladı. Elinde de Şahbaz'ın ismi olduğu tabela vardı. Eşyalarımız bagaja yerleşirken Şahbaz ile bize açılan kapıdan arabaya bindik. Yola çıktığımızda şoför adam Şahbaz ile konuşuyor, Como ve çiftlik hakkında bilgi veriyordu. Sonunda şehrin gürültüsünden uzaklaşmış, her taraf yemyeşil olan toprak yolda ilerliyorduk. Güneş ince uzun ağaçlarının arasından kendini gösteriyordu. Gözlerim uzaklardan görünen üzüm bağlarına kaydığında gülümsedim. Çok hoş görüntüydü doğrusu. Kısa bir süre sonra da göl göründüğünde şaşırmadan edemedim. Baya devasa bir şeydi. Como Gölü'nü hep resimlerinden görmüştüm ve canlı görme fırsatım hiç olmamıştı. Şimdiye kadar. Sonunda yol bitip çiftliğin kapısına geldiğimizde büyük C harfini simgeleyen siyah demir parmaklı kapılar, baştan aşağı siyah giyinmiş bodyguardlar tarafından açıldı. Araba içeriye girerken biraz daha ilerledi ve dev çiftliğin malikanesinin önünde durdu. Eve bakarken şaşırmadan edemedim. "Burası mı?" Şahbaz bana döndü. "Evet, beğendin mi?" "Sanırım ileride emekli olunca böyle bir yerde yaşamak isterdim." Güldü. "Daha 26 yaşındasın ve şimdiden emekliği mi düşündün?" Ona baktım. "Ne var yani... İnsanın böyle yerleri görünce özenesi geliyor." Gülümsedi. Elimden tuttu. "Haklısın gül güzelim, hadi şimdi inelim." Bakalım bizi neler bekliyordu? Devasa merdivenlerden çıktığımızda önce bizi evin hizmetlileri ardından genç bir adam karşıladı. İngilizce konuşurken ağır aksana sahip olduğunu anlamıştım. "Hoş geldiniz." Şahbaz başını salladı. "Hoş bulduk." Bana döndü. "Alaca, kendisi yardımcı asistanım olur." Adam bana döndü. Saygıda eksik etmezken başını eğdi. "Memnun oldum, hoş geldiniz tekrardan." diyerek bizi içeri buyur ettiğinde eve değil de evin arkasına, bahçeye yönlendirdi. Bay Cassalini büyük masanın başında oturuyor elinde gazetesiyle çayını yudumluyordu. Adamını fark edince bizi de gördü ve gülümseyerek ayaga kalktı. "Ah! Hoş geldiniz Shahbaz!" "Hoş bulduk Bay Cassalini." Onlar selamlaşırken ben de görmemiş gibi çaktırmadan etrafı inceliyordum. Önü, ufuğa kadar sanki üzüm bağlarıyla dolu dev bir araziydi. Adamın neden burayı satmak istemediğini anlıyordum. Gözler bana dönünce anlamsızca baktım. "Ah, sanırım, İtalyanca pek bilmiyor nitekim siz biraz hâkimsiniz Bay Shahbaz." "Öyle." O kadar dalmıştım ki duymamıştım bile. Şahbaz belime elini koyarak beni yürütürken adamın peşinden ilerledik. Masaya geldiğimizde yan yana oturduk. Adam başa oturup eliyle işaret etti. Adamını çağırmıştı. "Bay Zonberg'e söyleyin, misafirlerimize güzel bir sofra hazırlasın." "Tabii efendim." Adam ve diğer yardımcılar yanımızdan giderlerken yalnız kalmıştık. Bay Cassalini akıcı ingilizcesiyle konuşarak bize döndü. "Teklifimi geri çevirmediğiniz için minnettarım." Kır saçlı, yaşına rağmen oldukça dinç, parlayan bir yüze sahipti. Saçları geriye doğru taranmıştı. "Biz teşekkür ederiz Bay Cassalini," Şahbaz gözlerini etrafta gezdirdi. "Böyle harika yerleri görmek çok güzel." "Bakın, şurası bahsi geçen dev üzüm bağları," Parmağı ile işaret ettiği yere baktık. Bize döndü. "Ondan ilerisi göle açılıyor. Arada orman var. Oldukça doğayla iç içe bir yerdir Como." "Gerçekten büyüleyici, insan burada hiç sıkılmaz." Gülümsedi. "Öyledir hanımefendi. Bu arada adınız neydi?" "Alaca. Alaca Asur." "Ah evet Alaca. Bayan Alaca, isterseniz size ufak bir tur yapabilirim?" Teklifi gayet hoştu ve geri çevirmemek olmazdı. Ne diyeceğime emin olamazken yandan Şahbaz'a baktım, güven veren gözleri kapanıp açıldı. Bay Cassalini'ye döndüm. Gülümsedim. "Neden olmasın? Çok isteriz." "Pekâlâ, o halde size odalarınızı göstereyim. Yorulmuşsunuzdur." Adam masadan kalkarken Şahbaz bana döndü. "Odalarınız derken?" "Evli değiliz nişanlı değiliz aynı odada kalacak halimiz yok ya." diyerek kulağına Türkçe konuştuğumda küfretti. "SİKTİR!" Evin devasa büyüklüğü, mobilyaları, geleneksel lüksü beni benden alırken merdivenlerden yukarı çıktık. Kata geldiğimizde koridorda yürümeye başladık. Sondaki oda benim, hemen çaprazında duran oda ise Şahbaz'ındı. Bay Cassalini durarak birtakım şeyler daha söyledikten sonra, "Akşam yemeğinde görüşürüz gençler." deyip gitti. Şahbaz ile koridorun ortasında birbirimize bakarken ona yaklaştım. "Burası yabancı yer. Beraber kalmamamızdı doğru olan." "Sensiz iki gün... Siktir yatakta yalnız kendimi düşünemiyorum." Gülümsedim. Ona sokuldum. Temkinlice ettafa bakıp dudaklarından öptüm. "Bir gececik. Ne de olsa yarın akşama doğru döneriz diye düşünüyorum." "Doğru, planımız bu yönde. Tabii Bay Cassalini bir zorluk çıkarmazsa." Yanağını sevdim. "Her şey yolunda, rahatla." Avucumu öptü. "Umarım fıstığım, umarım her şey yolundadır." & Şahbaz'la zar zor ayrılıp iki saat sonra yeniden buluşmak üzere odalarımıza çekilirken odaya çok yerleşmeden sadece bavulumu açmış, elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirmiştim. Duş alacak kadar rahat değildim. Hatta nedense paranoyalık yapıp odada kamera olduğunu düşünmüyor değildim. Umarım yoktur. Balkonun kapısını yana kaydırarak perdeyi de çekince içeriye rüzgar doldu. Güneş batmak üzereydi. Ağaçların arasından ışıkları sızıyordu. Aynı zamanda yüzüme vuruyordu. Kapım çalındığında arkama döndüm. Kimdi ki? Kapıya yaklaşıp araladığımda Şahbaz ile göz göze geldim. Hemen kapıyı araladığımda koridora son bir bakış atıp içeri girdi. Üzerini süzdüm, o da değiştirmişti. Ve yakışıklı olmuştu, lacivert gömleği ve bej rengi pantolonuyla. Kapıyı kapatıp kilitlerken anlamsızca ona baktım. "Neden kilitliyorsun?" "Rahatsız etmesinler diye." "Ne?" dediğimde elimden tutarak beni yatağa oturttu. Oda anahtarlarını havada tutarken yandaki komodine uzanarak bıraktı. "Kendi odanı da mı kilitledin?" "Evet." "İyi ama neden?" Bana döndüğünde beni kavradığında çığlık attım, hızla ağzımı kapatırken şimdi onun kucağındaydım. "Sessiz ol." Başımı yavaşça salladım. Elini ağzımdan çekerken sessizce konuştum. "Şahbaz... Zaten yemekte buluşacaktık neden böyle bir riske girdin?" Saçlarımı okşadı. "Ah gül güzelim... Seni iki saniye görmeyince özlüyorum ben." Gülümsedim. "İşlerim yoktu. Hepsini gelirken uçakta halletmiştim. Boş boş odada oturuyordum. Sonra bir eksiklik var dedim..." Kalbine dokundu. "Burasıymış meğer. Sensiz yarımmış." Sarhoş gibiydim. Kucağında kayarak iyice otururken ellerimi ensesinde birleştirdim. "Ne çok çabuk alıştık birbirimize değil mi... Bu yüzden korkuyorum ya," dediğimde kaşlarını çattı. "Seni kaybetmekten korkuyorum." "Böyle bir şey olmayacak, ne sen ne ben birbirimizi kaybetmeyeceğiz!" Gülümsedim. Geçen gece gördüğüm rüya aklıma gelirken gülumsemem derinleşti. "Biliyor musun..." dedim, mavilerine bakarak. Ah sevişirken o maviler nasıl koyu oluyordu bir bilseniz. "Rüyamda bana evlenme teklifi ediyordun." Dudakları kıvrıldı. "Bak sen... Sen ne cevap veriyordun?" "O an veremiyordum çünkü donup kalıyordum, senin beni sevmen imkansız geliyordu kulağıma, onun şokunu atlatmaya çalışıyordum." "Hım... Demek sana evlenme teklifi ediyordum. Eh yakındır." "Ne? Sen ciddi misin?" "Tabii ki güzelim, evleneceğim seninle." "Ah Şahbaz... Bana hayallerimden daha güzel anılar yaşattığın için teşekkür ederim sana." "Teşekür etme sadece öp." "Hııımmm... Öpeyim?" "Hıhım, öp." Mutlulukla dudaklarına yapıştığımda avuçlarını sırtıma bastırdı, kendine doğru çekti. Tırnaklarımı hafifçe ensesine saçlarına tenine sürtünürken giderek hızlandığımızı fark ettim. Haşince, derince dudaklarımdan büyük bir tutkuyla öpüyordu. Kendimi anın büyüsüne kaptırmışken, birden beni kaldırarak yataktan kalktığında bacaklarını beline sıkıca sardı. Yavaşça televizyon konsolunun üzerine oturttuğunda anlık geri çekilerek ona baktım. "Yabancı kimin yattığı belirsiz bir yerde seninle sevişmeyeceğim." Yeniden dudaklarıma yapıştığında zar zor ayrılarak konuştum. Nefes nefeseydim. "Ama otelde benimle sevişiyorsun?" "O oda bana ait. Ne zaman o otele gitsem hep aynı odadan ayarlarlar." Bir kez daha şaşırdığımda, buna fazla süre tanımadan dudaklarıma yapıştı. Aklıma bir şey dank etmişcesine durdum. "Ya odada kamera, dinleme cihazı varsa? Sevişmeyelim!" Güldü. "Yok. Kontrol ettim. Hem bu, özel hayatın gizliliğine ihlal. Eğer böyle bir şey varsa, ve yakalanırlarsa davalık olacağını biliyorlar demektir." Dudaklarıma yaklaştı. "Kısacası güzelim, rahatla. Hiç bir sorun yok." Bedenlerimiz bütün olurken dudaklarımdan kayarak kulak mememi emdi. İniltilerim artsa da çığlık atmayayım diye kasıyordum kendimi. Dudakları üzerimdeki crop ve gömleği soyarken beni çırılçıplak bırakmıştı. Diri göğüslerime bakarken dudaklarımı dişledim. "Sikeyim! Çok güzeller." "Hım." Dudakları meme ucumu yalayıp içine alırken inledim, diğer mememi avuçladığında titriyordum. Kafam arkaya duvara gitti. Her sıkıp okşayışında çığlık atmak istesem de kendime engel oluyordum. Elleri göğüslerimi terk etmezken dudakları karnıma doğru indi. Sıcak nefesi kasıklarıma vuruyordu. İnledim. Memelerimi son kez sıkıp okşadığında altıma giderek taytımı söktü, külodumu da taytla beraber yarıya kadar indirirken kalçalarımı kaldırarak ona yardımcı oldum. Popomu avuçlayarak ikiye ayırdığında önümde eğildi. Kafasını kadınlığıma gömerken çığlık atmamak için elimi ağzıma kapattım. Boğuk boğuk inliyor, omzuna aldığı bacaklarım nöbet geçiriyormuş gibi titriyorlardı. Kafamı kaldırdım. Onu izledim, bu daha çok ıslanmama neden olurken artık dayanamıyordum. Elimi çektim. Saçlarına dokunduğumda kafasını kaldırarak bana baktı. Sinsice gülümseyerek gözlerimin içine baka baka yalayıp inlediğinde sesli inledim. "Ağhhh..." Saçlarını kavradım. Dili... Allahım. "Şahbaz... Seni istiyorum." Bu sanki sihirli bir sözcükmüş gibi ayağa kalktı, önümde soyunurken üstünü çıkarıp çoktan yere atmış, oantolonunu beraber çözüp dizlerine kadar indirmiştik. Baksırının lastiğinde gezinerek tırnaklarımı içine soktum. Baksırdan bile erekte olmuş büyümüş penisini görebiliyordum. Bu bana derin bir haz verirken oramda sıcaklık hissetmeye başlamıştım. Baksırın üzerinden onu avuçladığımda hırladı. Bir kolunu benim üstümden duvara yasladığında daha hızlı sıkmaya sıvazlamaya devam ettim. "Siktir... Devam et. Sakın. Durayım deme." Diğer elini de elimin üstüne koyarak onun penisini okşarken kendimizden geçmiş gibiydik. Durdum. Bana şaşkınca bakarken dudaklarına nefesimi vererek gözlerine bakarak fısıldadım. "İçime gir." Hızlıca baksırını da söküp dizlerine kadar indirirken kalçalarımı avuçladı. Bacaklarımı onun beline, poposunun üstünde toplarke beni kendine çekti. Bir bütün olmuş vaziyette birbirimize bakarken erkekliğinin ucunu girişimde hissettim. Bir kaç saniye sonra hızlıca içime kayıp en derinime girdiğinde çığlığım odada yankı yapmıştı. "AHH!" Bu sefer o kadar hızlı ve sertti ki başımı döndürecek vaziyetteydi. "Ah Şahbaz... AH!" Hızlıca içime girip çıkıp, sertçe gel git yaparken yerimde sarsılıyordum. Kafamı dayanamayıp duvara yasladığımda kafam her girişinde duvara sürtünmeye başladı. Gözlerimi yumarak kendimi anın büyüsüne kaptırdığımda dakikalarca içime girip çıktı. Doruğa gelmek üzereydim ki kapımın tıklatılmasıyla aniden durduk. Hâlen içimdeydi. Birbirimize bakarken yutkundum. "Bayan Alaca?" Bu ses de kimdi, tanıdık gelmiyordu. Yerimde tedirgin olurken geri çekilecektim ki Şahbaz buna izin vermedi, hâlen içimden çıkmadığında beni bırakmadı. Bu sefer yavaşça içimde gidip gelmeye başladı. Ah o kadar yavaştı ki... Bu... bu... Nasıl bir zevkti... Dudaklarım aralanırken kapı bir daha tıklatıldı. "Bayan Alaca?" Şahbaz kapıda her kimse onu umursamıyor içimde gidip geliyordu. Dayanamayıp inleyecektim ki elini ağzıma dayadı. Hareketleri hızlanırken gözlerim arkaya kayarak kafam geriye düştü. Rahatlayarak boşaldığımda o da içime boşalmıştı. Dağılmış vaziyette konuştum. "Ah, şu an müsait değilim," Nefes nefeseydim. "Bir sorun mu var?" "Hayır efendim, sadece Bay Cassalini sizi yemeğe bekliyor. Çağırmamı istedi." "Ah tabii, on dakikaya geliyorum!" "Bay Shahbaz'a da haber vermemi ister misiniz?" "Yok teşekkür ederim, ben haber veririm kendisine." "Peki efendim." diyerek kadının ayak sesleri kapıdan uzaklaştı. Şahbaz hâlen içimdeydi ve son kez kendini bana ittiğinde hâlâ semsert olduğunu fark ettim. Omzuna vurdum. "Kadın varken utanmıyor musun? İnliyordum burada?" Sırıttı. "Niye utanayım ki?" diyerek bir kez daha kendini bana ittiğinde inledim. "Demin boşalmadın mı sen? Hâlâ sıkısın." "Senin yüzünden." Dudaklarıma bakarak fısıldadı. "Asla doyamıyorum sana." Gülümseyerek dudaklarımı yaladığımda dudaklarımdan uzunca öperek geri çekildi. "On dakikada ikinci bir tur?" Gülerek başımı iki yana salladım. "Sen iflah olmazsın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD