EVLENMEK ZORUNDASIN
Gece köyün üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Uzakta köpeklerin havlaması duyuluyor, rüzgâr eski taş evlerin duvarlarına çarpıyordu. Köyün en büyük evinde ise lambalar hâlâ yanıyordu.
O odada alınan kararlar, bazen insanların kaderini değiştirirdi.
Odanın ortasında yere serilen halının üzerinde köyün büyükleri oturuyordu. Yüzleri sertti. Sessizlik ağırdı. Kimse kolay konuşmuyordu çünkü konuşulacak şey sıradan bir mesele değildi.
Yıllardır süren bir kavga vardı.
İki aile…
İki kırılmış gurur…
Ve dökülen kan…
Bu kavgayı bitirmenin tek bir yolu vardı.
Berdel.
O sırada kapının yanında ayakta duran genç adamın bakışları karanlık gibiydi. Boran, sessizce olanları dinliyordu. Yumrukları sıkılıydı ama tek kelime etmiyordu.
Yaşlı adamlardan biri ağır bir sesle konuştu.
“Bu düşmanlık böyle bitmez. Kanı ancak berdel durdurur.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik daha çöktü.
Sonra herkesin bakışı kapının yanında duran genç kıza döndü.
Kız başını yere eğmişti. Elleri titriyordu.
Onun adı Zilan’dı.
Ve o gece verilen karar, hem Boran’ın hem de Zilan’ın hayatını geri dönülmez şekilde değiştirecekti.
Zilan başını kaldırmaya cesaret edemiyordu. Odanın içindeki herkesin gözlerinin üzerinde olduğunu hissediyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki sanki herkes duyacak gibiydi.
Babası ağır bir nefes aldı.
“Bu iş bitecekse… bitecek,” dedi sert bir sesle.
Sözler odanın içinde yankılandı.
Zilan’ın gözleri yavaşça doldu. Ama ağlamadı. Bu köyde kızlar büyüklerin kararına karşı ağlamazdı, konuşmazdı, itiraz etmezdi.
Karar çoktan verilmişti.
Karşı taraftan bir adam konuştu:
“Boran, bizim kızımızla evlenecek. Zilan da bizim eve gelin gidecek. Böylece iki aile birbirine bağlanacak.”
Herkes başını salladı.
Sanki bir insanın hayatı değil de basit bir anlaşma konuşuluyordu.
Kapının yanında duran Boran o ana kadar sessizdi. Ama artık dayanamadı. Bir adım öne çıktı.
“Ben kimseyi zorla istemem,” dedi sert ama sakin bir sesle.
Odadaki herkes ona döndü.
Boran’ın babası kaşlarını çattı.
“Bu mesele artık senin isteğin değil oğlum,” dedi. “Bu töre meselesi.”
Boran’ın çenesi gerildi.
O an gözleri ilk kez Zilan’a kaydı.
Zilan başını kaldırdı.
Gözleri korku doluydu.
İkisi birkaç saniye birbirlerine baktılar. İkisi de bu evliliği istemiyordu. Ama ikisi de aynı kaderin içine düşmüştü.
Boran bakışlarını kaçırdı.
“Peki,” dedi kısa bir sesle.
Bu tek kelimeyle karar mühürlenmiş oldu.
O gece Zilan yatağında uyuyamadı. Tavana bakarak saatlerce düşündü. Hayalini kurduğu hayat gözlerinin önünden geçiyordu.
Okumak…
Şehre gitmek…
Özgür olmak…
Ama şimdi…
Hiç tanımadığı bir adamın eşi olacaktı.
Sabaha karşı gözlerinden sessizce iki damla yaş süzüldü.
Ve o sırada Boran da kendi evinde aynı karanlıkta oturuyordu.
O da biliyordu…
Bu evlilik sadece bir başlangıçtı.
Asıl fırtına daha yeni başlayacaktı.
Diyarbakır’ın eski taş evlerinin üzerine doğuyordu. Evlerin sarı taş duvarları güneşle birlikte parlıyor, dar sokaklarda yavaş yavaş hayat başlıyordu.
Uzaktan ezan sesi duyuluyordu.
Zilan pencerenin önünde durmuştu. Karşıdaki avluda kadınlar tandır yakıyordu. Duman gökyüzüne doğru yükseliyordu.
Ama Zilan’ın içi sanki sıkışıyordu.
Bu şehir onun doğduğu yerdi. Bu sokaklarda büyümüştü. Ama ilk defa burası ona yabancı gibi geliyordu.
Birkaç gün sonra bu evden ayrılacak ve başka bir eve gelin gidecekti.
Hem de hiç istemediği bir evliliğe…
Arkasından kapı açıldı.
İçeri halası girdi.
“Elini çabuk tut Zilan,” dedi. “Akşam Boran’ın ailesi gelecek.”
Zilan hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını eğdi.
O sırada şehrin diğer tarafında Boran atölyesindeydi. Boran’ın ailesi yıllardır taş işleri yapıyordu. Diyarbakır’ın birçok evinin duvarını onların ustalığı yapmıştı.
Ama bugün Boran çalışamıyordu.
Elindeki taşı yere bıraktı.
Arkadaşı Mehmet ona baktı.
“Ne oldu Boran?” dedi.
Boran derin bir nefes aldı.
“Berdel,” dedi sadece.
Mehmet başını salladı.
Bu kelime her şeyi anlatıyordu.
“Kaçamaz mısın?” diye sordu.
Boran acı bir şekilde gülümsedi.
“Bu şehirde töreden kaçamazsın.”
Akşam olduğunda Zilan’ın evinde büyük bir hazırlık vardı. Kadınlar mutfakta yemek hazırlıyor, erkekler avluda oturuyordu.
Bir süre sonra kapı çalındı.
Boran ve ailesi gelmişti.
Zilan’ın kalbi hızla atmaya başladı.
Kadınlar Zilan’ı odadan çıkardı.
“Başını eğ,” dedi halası.
“Geline yakışır gibi dur.”
Zilan’ın elleri titriyordu.
Yavaşça salona girdi.
Boran da oradaydı.
Gözleri bir an Zilan’a kaydı.
İkisi yine birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Bu bakışta korku da vardı… merak da…
Ama ikisi de biliyordu.
Bu evlilik sadece iki kişinin meselesi değildi.
Bu evlilik iki ailenin kaderini bağlayacaktı.
Tam o sırada Boran’ın amcası yüksek sesle konuştu:
“Düğünü bir hafta sonra yapalım.”
Bu söz odada yankılandı.
Zilan’ın kalbi sanki duracak gibi oldu.
Bir hafta…
Hayatının değişmesi için sadece bir hafta kalmıştı.
Ama o anda kimsenin fark etmediği bir şey vardı.
Boran sessizce Zilan’a baktı.
Ve içinden bir karar verdi.
“Eğer gerekirse… bu töreye karşı duracağım.”
Ama bunun bedelinin ne olacağını henüz bilmiyordu.
Gece çoktan çökmüştü. Diyarbakır’ın taş sokakları sessizleşmişti. Uzaktan sadece birkaç köpeğin havlaması duyuluyordu.
Boran ağır adımlarla eve doğru yürüyordu. İçinde büyüyen bir öfke vardı. Az önce Zilan’ın evinde konuşulanları düşündükçe içi daha da daralıyordu.
Bir hafta sonra düğün…
Her şey bu kadar kolay mıydı?
Bir insanın hayatı böyle bir kararla değiştirilebilir miydi?
Evin kapısını sertçe açtı.
Avluda babası oturuyordu. Elinde çay bardağı vardı. Boran’ın yüzüne bakınca bir şeylerin ters olduğunu hemen anladı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Boran hiç oturmadı.
Direkt karşısında durdu.
“Ben evlenmek istemiyorum,” dedi.
Avluda bir anda sessizlik oldu.
Babası yavaşça çay bardağını yere bıraktı.
“Ne dedin sen?” dedi ağır bir sesle.
Boran gözlerini kaçırmadı.
“Ben bu berdeli istemiyorum.”
Babası ayağa kalktı.
“Bu mesele artık senin isteğin değil Boran,” dedi sertçe. “Bu töre meselesi.”
Boran’ın sesi yükseldi.
“Bir kızın hayatını böyle mahvetmeye hakkımız yok!”
Babası sinirlendi.
“Sen töreye karşı mı geliyorsun?”
Boran derin bir nefes aldı.
“Ben kimseyi zorla eşim yapmak istemiyorum.”
Babası sert bir şekilde bağırdı:
“Evlenmek zorundasın!”
Avlunun duvarları bile bu sözle yankılandı.
Boran birkaç saniye babasına baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Kapıyı açtı ve evden çıktı.
Gece karanlığı onu yuttu.
O gece Boran köyün dışında, taş duvarların yanında saatlerce oturdu. Düşündü… düşündü… düşündü…
Ama hiçbir çözüm bulamadı.
Sabah olduğunda güneş Diyarbakır’ın sokaklarına yeniden doğdu.
Boran eve döndüğünde evin içinde bir telaş vardı.
Kadınlar fısıldaşıyor, erkekler sinirli görünüyordu.
Boran kaşlarını çattı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Kimse cevap vermedi.
Tam o sırada annesi gözleri dolu dolu ona yaklaştı.
“Boran…” dedi titreyen bir sesle.
“Senin kız kardeşin…”
Boran’ın kalbi bir anda sıkıştı.
“Ne olmuş Elif’e?”
Annesi gözyaşlarını silmeye çalıştı.
“Kaçmış…”
Boran donup kaldı.
“Ne?”
Avludaki herkes susmuştu.
Babası dişlerini sıkarak konuştu.
“Sabah öğrendik.”
Boran’ın sesi sertleşti.
“Kiminle?”
Babası öfkeyle yere vurdu.
“Zilan’ın ağabeyi Ali’yle!”
Bu söz avluda bomba gibi patladı.
Boran birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Her şey daha da karmaşık hale gelmişti.
Berdel yapmak için evlendirmeye çalıştıkları iki aile…
Şimdi başka bir skandalın içindeydi.
Ve bu olay…
İki aile arasındaki gerilimi daha da büyütecekti.
Boran gökyüzüne baktı.
İçinden sadece bir şey geçti:
“Şimdi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Avlunun içindeki hava bir anda ağırlaşmıştı. Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Boran hâlâ olduğu yerde durmuştu. Az önce duyduğu sözler kafasında yankılanıyordu.
Elif… Ali ile kaçmıştı.
Bu sadece bir kaçış değildi. Bu iki aile için büyük bir meseleydi.
Boran yavaşça babasına döndü.
“Ne zaman oldu?” diye sordu.
Babası öfkeyle nefes verdi.
“Gece yarısı,” dedi. “Sabah odasına bakmaya gittik… yoktu.”
Boran’ın annesi gözyaşlarını siliyordu.
“Bir not bırakmış…” dedi.
Boran hemen başını kaldırdı.
“Ne yazmış?”
Annesi titreyen elleriyle cebinden küçük bir kâğıt çıkardı. Kâğıt birkaç kez katlanmıştı.
Boran kâğıdı aldı.
Yavaşça açtı.
Elif’in yazısıydı.
“Ben Ali’yi seviyorum. Kimseye zarar vermek istemiyorum ama töre yüzünden hayatımı da feda etmeyeceğim. Beni affedin.”
Boran kâğıdı kapattı.
Avluda birkaç adam sinirle konuşmaya başladı.
“Bu büyük saygısızlık!”
“Bu iş büyür!”
“Karşı aile bunu planladı!”
Boran’ın babası öfkeyle bağırdı:
“Ali’yi bulacağız!”
O an Boran sert bir şekilde konuştu.
“Kimse kimseyi öldürmeyecek!”
Avludaki herkes ona döndü.
Babası gözlerini kısmıştı.
“Sen karışma Boran,” dedi sertçe. “Bu aile meselesi.”
Boran dişlerini sıktı.
“Bu zaten aile meselesi baba,” dedi. “Ama kan dökülürse kimse kazanmaz.”
Babası cevap vermedi.
Ama yüzündeki öfke geçmemişti.
O sırada Zilan’ın evinde de durum farklı değildi.
Ali’nin kaçtığı haberi sabah erkenden gelmişti.
Evde herkes şok içindeydi.
Zilan’ın babası öfkeyle odanın içinde dolaşıyordu.
“Başımıza gelene bak!” diye bağırdı.
“Berdel yapacağız diye konuşurken oğlum onların kızını kaçırmış!”
Evdeki kadınlar fısıldaşıyordu.
Zilan köşede sessizce oturuyordu.
Kalbi hızla atıyordu.
Bir yandan ağabeyi için korkuyordu…
Bir yandan da bu olayın neler getireceğini düşünüyordu.
Halası bir anda konuştu.
“Şimdi karşı taraf ne yapacak?”
Kimse cevap veremedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Bu olay…
İki aile arasındaki gerilimi daha da büyütebilirdi.
Öğleden sonra köy meydanında insanlar toplanmaya başladı.
Haber çoktan yayılmıştı.
Herkes aynı şeyi konuşuyordu.
“Ali ile Elif kaçmış.”
“Bu iş büyür.”
“Belki de berdel bozulur.”
Boran meydanın kenarında durmuştu.
Uzaktan Zilan’ı gördü.
Zilan da onu görmüştü.
İkisi birkaç saniye birbirlerine baktılar.
İkisinin de aklında aynı soru vardı.
Şimdi ne olacaktı?
Tam o sırada köyün büyüklerinden biri yüksek sesle konuştu:
“Akşam iki aile toplanacak!”
“Bu mesele bugün çözülecek!”
Kalabalık sessizleşti.
Boran’ın içinde kötü bir his vardı.
Çünkü böyle toplantılarda bazen çok ağır kararlar alınırdı.
Zilan’ın kalbi de korkuyla çarpıyordu.
Çünkü o da biliyordu…
Bu gece alınacak karar sadece Ali ve Elif’i değil…
Onların kaderini de değiştirecekti.