Rüzgar, Massimo'yla yaptığı konuşmanın ardından oldukça sessizdi. Arabanın direksiyonunu sıkıca kavramış, zihni adeta bir savaş alanına dönmüştü. Sabahki olayın ardından Güneş'i akşam yemeği davetine nasıl ikna edeceğini, hele de Gizem'in o anlamsız yorumlarından sonra, bir türlü kestiremiyordu. Yan koltukta oturan Gizem, şuh bir tavırla dondurmasını yalıyordu. Rüzgar'ın dalgın halini fark etmemesi imkansızdı. "Ne oldu Rüzgar, sabahtan beri çok durgunsun?" diye sordu, sesi cıvıl cıvıl, ama bakışlarında soğuk bir ifade vardı. "Yine işler mi canını sıkıyor, yoksa Güneş mi?" Rüzgar'ın kaşları anında çatıldı. Bu imalı soru bile sinirini bozmaya yetmişti. Gizem, onun tepkisini umursamadan devam etti: "Sabah ona nasıl baktığını gördüm. Gözlerin parlıyordu ona bakarken, Rüzgar!" dedi, sesi

