Güneşli bir sabah, Elif ve Güneş, hafta sonunun rehavetiyle kahvaltı masasına oturmuşlardı. Masa, Elif'in özenle hazırladığı rengarenk kahvaltılıklarla doluydu; simitler, peynirler, zeytinler ve mis kokulu demli çay... Ancak Elif'in asıl iştahı, Güneş'in dünkü "prensli" randevusunun yarattığı dedikodu potansiyelindeydi. Güneş, çayından bir yudum alırken, yüzünde dün geceden kalma belli belirsiz bir tebessüm vardı. Zafir'le geçirdiği zamanın huzuru ve onun yeni keşfettiği bu incelikli dünyanın esintisi hala üzerinde gibiydi. Elif, tabağına zeytin koyarken, Güneş'e muzipçe baktı. "Ee," dedi, gözlerini kısarak. "Boğaz'ın suları dün ne kadar da sakinmiş, değil mi? Bazı tekneler de meğer ne kadar hızlı gidermiş, insanı bir yerden alıp bambaşka bir yere taşırmış." Elif'in sesi imalarla doluydu

