Bazıları bu hayata bir sıfır önde başlardı, bazılarıysa bizim gibi eksilerden toparlardı kendini.
Geçmişime dair hatırladığım tek bir şey vardı: bir abim olduğu ve çok küçük yaşta yetimhaneye bırakıldığım. Gerisi yoktu. Yalnızca abimin “Seni buradan alacağım.” dediğini biliyordum. Şimdi yaşıyor mu, yaşamıyor mu, onu da bilmiyorum.
O yurtta gördüğüm şeylerden sonra bir akşam vakti kaçmaya karar vermiştim. Gonca’yla birlikte kaçtık ama nereye, nasıl gideceğimizi bilmiyorduk. Kaçabildiğimiz kadar kaçtık… Kendimizi küçük bir mahallede bulduk. O mahallenin abisi, bizim de abimiz oldu: Neco abi. Hem abilik hem babalık yaptı bize. Yalnız bize değil, ona sığınan tüm çocuklara… Öyle böyle büyüdük, bu günlere geldik. Ama Neco abi vefat ettikten sonra hayat daha da zorlaştı.
Mahalleye “Çakal” gelmişti. Elebaşı olmuştu. Kimse sevmezdi ama korkudan kimse ses çıkaramazdı.
Her şey işte o akşam değişmişti…
Meltem için tehdit edildiğimde, göz yummak zorunda kalmıştım. Meltem küçüktü, bana onunla şantaj yapmışlardı. Çok zorluk çekmiştim ama hiçbir zaman hırsızlık yapmamıştım. O gece Meltem’in yaptığı hata yüzünden her şey olmuştu. O çocuktu, bilmiyordu. Kabul etmek zorunda kalmıştım.
Kollarının arasında tutsak olduğum adamın karşısında tüm bedenim korkudan tir tir titriyordu. Gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Neco abinin hep bir sözü vardı: “Karşındakine güçsüzlüğünü asla belli etme.” Ama olmuyordu. Karşımda durup kolumu sertçe tutan adama baktım. Tanımıştım onu; en son parkta görmüştüm. Şimdi karşımda duruyordu ve ben ona karşı direnemiyordum. Öyle güçlüydü ki, yanında ben bir çocuk gibi kalıyordum. Düşündüğüm tek şey, ondan kurtulmaktı.
“Ben bir şey çalmadım!” dedim ağlamaklı bir sesle.
Bakışları, patlamış dudağımdan saçlarıma, oradan üzerimdeki dekolteli elbiseye kaydı. Sonra gözlerimde durdu.
“Kim gönderdi seni?” dedi öfkeyle.
“Kimse!” dedim.
Kolumu daha sert tuttu.
Bu kez daha yüksek sesle bağırdı:
“Kim gönderdi seni?!”
Titreyerek geri adım attım.
Duvara yumruğunu öyle sert vurdu ki gözlerimi kapattım. Açtığımda belindeki silahı çıkarıp kafama dayamıştı. Elimle silahı tuttum, parmaklarımız aynı tetikte birleşti. “Sen…” dedi. Gerisini duyamadım. Korku ve şoktan bedenim daha fazla dayanamadı. Gözlerim karardığında, her şey orada bitmişti.
Ama aslında hiçbir şey orada başlamamıştı.
O korkunç geceden yalnızca bir gün önce, biz Gonca’yla birlikte bambaşka bir dünyadaydık. Çocukların kahkahalarıyla dolu, güneşin yüzümüzü okşadığı o parkta…
____
Bir gün önce…
“Leyla, hadi ama! Öğle oldu, gidelim artık. Çocuklar bekliyor bizi,” diyen Gonca’ya baktım. Elindeki piknik sepetini alarak kulübeden çıktım. “Geldim!” diyerek kocaman gülümsedim.
Gonca’ya baktım. İkimiz aynı yerden kaçmış, ayaklarımızın üstünde durmaya çalışıyorduk. İkimiz de daha yirmi yaşındaydık ama yaşadıklarımız bizi öyle olgunlaştırmıştı ki… Yetimhaneden kaçtığımızı bir tek Neco Abi biliyordu. Gerçek adlarımızı da…
Neco Abi, Gonca’ya adını vermişti. Ama kendi adımı ben seçmiştim. Anlamı “karanlık”tı, geçmişim gibi… O günden sonra o Gonca, ben de Leyla olmuştum.
“Geldim, goncam geldim!” “Ay Leyla,sen de gelene kadar öğlen oldu!” “Her şeyi bana bıraktınız,hanımefendi. Bir de mızmızlanıyorsunuz,” dediğimde, Gonca yanağıma kocaman, sulu bir öpücük bıraktı. Sonra da elimi tutup beni etrafında döndürdü. “Vay, bu ne güzelim! Abartma Gonca.” Gonca mavi kot bir pantolon, beyaz bir tişört giymiş, saçlarını da at kuyruğu yapmıştı. Ben ise beyaz, dizlerimin biraz üzerinde duran beyaz bir etek, üstünede pembe bir tişört giymiştim. Kumrala çalan saçlarımı açık bırakmıştım.
Asaf, elindeki topla bize doğru koştuğunda her şey tamamdı. Park çok uzak değildi, yürüme mesafesindeydi. Belki de bu mahallede bizim için en güzel şey o parktı. Hafta sonları çocukları götürürdük. Biz, Neco Abi’den gördüklerimizi unutmamıştık. Diğerleri unutsa da biz unutmamıştık.
Parka vardığımızda, onlar oynamaya dalmıştı. Hep çok kalabalık olurdu ama bu gün sanki biraz sakindi. Gonca, çocuklarla oyun oynamaya kaptırmıştı kendini. Ben, “Size sofra bezini yere serip getirdiğimiz malzemeleri düzenleyim,” dedim.
Onlar oynarken, ben de kitabımı çıkarıp okudum. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki orada olduğumu bile unutmuştum. Ta ki kafama yediğim topla başımı kaldırıp, tüm çocukların ve Gonca’nın bana güldüğünü görene kadar. Kitabı kapatıp kenara bıraktım. Gonca hep çocuk kalmıştı; deli doluydu. Ben de öyleydim ama Gonca kadar değildim.
Topu alıp ayağa kalktığımda, Gonca, “Ooo, senin dünyadan haberin yok!” dedi. “Olmasın,ne yapacağım dünyayı?” Gonca bana bakarak,çaktırmadan arkandakilere bak. “Çıtır çıtır bunlar, kızım! Film sahnelerinden çıkmış gibiler.” “Bize ne Gonca?”dediğimde, “Ay bazılarıda sabahtan seni kesiyorlar ama senin haberin bile yok. Ben de biriyle bakıştım. Ay, çok yakışıklı! Çaktırmadan bak şuana,” dedi. “Of,Gonca!” diyerek topu Meltem’e attım. “Of kızım,baksan düzgün adamlara benziyorlar. Belki de hayatımızdaki prensleri buluruz.” “Of Gonca,senin bu yaşta bu evlenme sevdanı anlamıyorum!”
Gonca, topu alarak çocukları, adamların oturduğu yere doğru götürdü. Niyetini biliyordum. Ah, deli kız! Başımı kaldırıp karşıya baktığımda, sert bir bakışı üzerimdeydi.… Çok kısa bir an göz göze geldik ama ben hemen gözlerimi kaçırdım. Adam Oturduğu sandalyeden bile ne kadar uzun olduğu belli oluyordu. Ama böyle tiplerin burada ne işi vardı?
Gonca ve çocuklar oynarken, Gonca birden topu bana attı. Topu tutup ben de aralarına girip oynadım. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki, arkamızdaki adamların hemen dibinde olduğumuzu bile unutmuştum. Ta ki sevinçle arkamı dönüp, “Topu tuttum!” diyene kadar. Ama aynı anda Gonca’nın bana doğru atılıp topu tutmaya çalışmasıyla beni itmesi bir olmuştu. Sonrası tam bir rezillikti.
Kendimi, oturan ve bana sert sert bakan adamın kucağında bulmuştum. Evet, tam da kucağında duruyordum. İki bacağının arasında, göğsünün üzerine düşmüştüm. Benim iki elim tutunmak için onun göğüs kafesindeyken, onun ise bir eli belimde duruyordu.
Başımı hafif kaldırdığımda, burunlarımız birbirine çarptı. Saçlarım yüzüne dökülüyor, nefeslerimiz birbirinin tenine çarpıyordu. Ama o hiçbir şekilde tavrını bozmadan, sert bir ifadeyle bana bakıyordu. Etrafında oturan adamlar ayağa kalkmış, hazır olda bekliyorlardı. Bir an, altımda hissettiğim sertlikle ayağa fırladım. Tam o esnada Gonca kolumu tutup, “Ay kusura bakmayın! İyi misin canım?” diyerek bana baktı. Ona öyle bir bakış attım ki, sonunun geldiğini anladı ama yine de devam etti: “Bizim kız biraz sakar!”
Utancımdan yerin dibine girmiştim. Hele o son hissettiğim şey… Hayır! dedim, sen yanlış anladın. Hızla arkamı dönüp uzaklaştım oradan. Gonca, gülerek arkamdan koşmaya başladı. Yanıma geldiğinde, “Allah seni bildiği gibi yapsın Gonca, rezil oldum!” dedim.
Gonca gülerek, “Rezil olduk babaaa!” diyerek güldüğünde, kolunu çimdikledim. O kısa anda hissettiklerimi anlatamazdım. “Niye ittin beni?” “Ay kız,olur ya! Aşk sahnelerinde şöyle çarpışma sahnesi… Ama seninki biraz sakarlık olsa da güzeldi. Ay, adamın kucağına nasıl da düştün!” “Sen bilerek yaptın Gonca!Bide yardım etmek yerine orada aptal aptal fingirdiyorsun! Sen bu adamların tipine baktın mı? Hepsi katil gibi!” “Ay kızım,saçmalama! Katillerin parkta ne işi olacak, değil mi? Azıcık mantıklı ol.” “Ben mi mantıklı olayım?Az önce senin yüzünden rezil oldum!” “Hadi git,çocukları yalnız bırakma. Gonca gülerek arkasını dönüp gittiğinde,ben yaşadığım rezillikle öylece oturdum. Ya, peki o son hissettiğim şey de neydi?
“Of, Gonca!” diyerek ofladım. Gonca’nın sağı solu belli değildi. Çocuklara dikkat edemezdi. Çocuklara bakmak için ayağa kalktım. Oradan çok uzaklaşmıştım. Onları görmeliydim.
Üstüme baktım. Kenarlardan çıkan tişörtümü düzeltirken, bir yandan da yürüyordum. Ama tıpkı duvara çarpmış gibi olduğumda, geriye düşecekken, belimden tutan adam… Baktım, oydu! Az önce rezil olduğum, kucağına düştüğüm adamdı. Yutkunarak ona baktım. Geri doğrulduğunda, ben de onunla beraber doğruldum. Bu adam bu kadar uzun muydu ya? Tahmin etmiştim ama bu kadar… Boyum neredeyse onun göğüs kafesinin altına denk geliyordu. Sert bakışları insanı ürperten türdendi.
“Sen önüne bakmaz mısın?” diyerek konuştu. “Ben…”dedim ama gerisi yoktu. Ne diyebilirdim? Hemen yanından geçip uzaklaştım. Arkama bile bakmadan… Tanımadığım birine rezil olmuştum, hem de iki defa! Ama Allah’a şükür ki onu bir daha görmeyecektim.
Gonca’ların yanına gecip oturdum. Getirdiğimiz yiyecekleri yiyip eğlendik. Sonra biraz daha oynadıktan sonra toparlanıp eve gittik.