Birini karşılıksız sevmek kırık cam parçalarının üzerinde durmadan dans etmek gibiydi. Zordu, acı doluydu, can yakıcıydı. Açılan yaraları ise derindi, iyileşmesi uzun çok uzun zaman alıyordu.
Ben bunlara rağmen -bana getirisi safi acı da olsa birine bir şeyler hissettiğim için memnundum. Onun gibi sevme yetimi kaybetmektense imkansız bir hayalin peşine düşmeyi tercih eder, kapanması zor yaralara razı gelirdim.
"Ben bu sözlerinize inanmak istemiyorum." Acı bir tebessüm yüzüne yayıldı.
Yastığın üzerinde olan başını bana çevirdi, delici gözleri mavi gözlerimde sabitlendi. "Senin tercihin tabii."
"Bence karşınıza öyle biri çıkacak ki siz de bileceksiniz.” Dudaklarımdan dökülen her kelime dilimin ucunu yaksa da umursamadım ve gözlerine acıyla ya da kim bilir belki aşkla baktım uzun uzun.
İfadesiz bakışları nefesimi kesiyordu, yavaşça arkamı dönüp, ondan cevap beklemeden odadan çıktım.
Ona kalbimin izbe köşelerinde saklı olan hislerimle bakmıştım. Her geçen gün daha çok seviyordum sanki. Bu işin sonunda kalbim paramparça olacaktı ve ben kendimi nasıl toparlayacağım sorusunun cevabını bilmiyordum. Onulmaz bir dertti onun aşkı. Dermanı hiç olmayacaktı...
Bir süre yanına uğramadım.
Tek başıma koltukta oturup başımı ellerimin arasına alıp beklemeye başladım.
1 saat sonra odasına girdiğimdeyse uyumuş olduğunu gördüm. Ateşine bakmak için elimi nemlenen alnına götürdüğümde ateşinin olmadığını fark ettim. Elimi esmer teninden istemeyerek çekip, yatağının yanındaki koltuğa oturdum ve uyuyan yüzüne baktım.
Gerçekten güzel bir adamdı.
Uyurken her daim sert duran yüz hatları yumuşamış ve onu olduğundan daha güzel ve masum göstermişti. Uzun kirpikleri yüzüne gölge düşürmüş, biçimli koyu pembe dudakları hafifçe aralanmıştı.
Onu, o şekilde ne kadar izlediğimi bilmiyordum. Tek bildiğim şey, baktıkça bakasım geldiği ve tüm yüz hatlarını bir daha unutmamak suretiyle ezberlediğimdi.
Aniden hareket ederek sırt üstü döndü. Üzerindeki örtü aşağı kayarak karnına kadar indi. Yerimden doğrulup üzerini örtecekken gözüm, açılan göğsüne kaydı. Terleyen göğsünün sol tarafında, tam kalbinin üzerin de duran dövme dikkatimi çekti. Ben bunu nasıl fark edememiştim? Ne yazdığını görmek için biraz daha eğilip, dikkatlice bakmaya başladım. İtalik siyah harflerle yazılan yabancı bir kelime vardı.
Perdonare
Teninde yakışan dövme, vücudunu olduğundan çekici göstermişti. Yerime tekrar geçerken anlamını ve neden yaptırmış olduğunu fazlasıyla merak ediyordum.
Zor şeyler yaşamıştı hayatında, belki de o dönemlere ait bir izdi.
Keşke bunların hiçbirini yaşamasaydı. Keşke onun yaşadığı acıları hepsini silebilseydim. Günün birinde, hayatına yaralarını saracak birinin çıkacağını biliyordum. Keşke o kişi ben olsaydım ama bunun imkansız bir istek olduğunun da farkındaydım.
Fakat farkında olmak, duygularıma engel olmuyordu. Sanki sevdikçe daha çok sevesim geliyordu. En kısa sürede bu duygularımı bitirmem gerekiyordu. Kendi iyiliğim için buna mecburdum. Başka çıkış yolum yoktu.
Ben bitirmezsem eğer biliyordum ki onlar beni bitirecekti.
❄
Gece ani bir sıçramayla gözlerimi açtım. Nerde olduğumu anladığımda Arın'ın ateşine bakmak için hızla yerimden doğruldum. Ne ara uyuya kaldığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onu izlerken uyuya kalmış olmalıydım.
Ateşinin hafiften çıktığını fark edince ilaç getirmek için mutfağa gittim. Getirdiğim ilaç ve suyu Arın’ı uyandırıp içmesini sağladım. İlacını içtikten sonra yorgun bedenini yatağa bırakıp tekrar uyudu. Gözüm saate kaydığında sabahın beşi olduğunu gördüm. Burada daha fazla kalmak istemediğim için eve gitmeye karar verdim.
Hem bugün cumartesiydi. Haftasonu olduğu için belki onun arkadaşları falan gelirdi.
Çantamdan çıkardığım renkli yapıştırma kağıdının üzerine, doktora gitmesi ile ilgili bir not yazdıktan sonra yanındaki yastığa yapıştırdım. Son kez uyuyan yüzüne baktıktan sonra sessizce evden çıktım. Zor da olsa bulduğum bir taksi ile ilk olarak şirkete gidip arabamı aldım daha sonra da evime geçtim. Sıcak bir duşa ihtiyacım vardı, koltuğun üzerinde uyuduğum için de her yerim tutulmuştu. Açıkçası zor bir hafta ve gece geçirmiştim.
Duştan sonra geceliklerimi giyip yatağa girdim. Aklımda Arın Beyin olmasından dolayı uyumam biraz zor olsa da yorgunluğum galip gelmiş, gözümün önünde asılı duran sevdiğim adamın hayaliyle uyuyakalmıştım.
●
Telefonumun ısrarla çalan sesiyle derin uykumdan uyandım. Yataktan kalkıp telefonu ararken bir yandan da sessize almadığım için kendime kızıyordum.
Nihayet bulup açtığımda Ela'nın sinirli sesiyle karşılaştım.
"Neredesin kızım sen ya? Kaç kere aradım." Ela'nın endişeli sesi kulaklarımda yankılandı.
"Evdeyim Ela, uyuyordum duymamışım."
"Yuh Birce, bu saate kadar da uyunmaz ki!" Saate baktığım da Ela'nın haklı olduğunu gördüm. Saat akşamın beşiydi. Neredeyse 11 saate yakındır uyuyordum.
"Çok yorucu bir hafta geçirdim, ondan sanırım."
"Neyse. Hadi hazırlan da bir yerlere gidelim, bir şeyler yeriz. Hem ne zamandır görmüyorum seni, özledim."
Yüzümde oluşan gülümsemeyle
"Haklısın ben de özledim, bir saate buluşalım." dedim.
"Tamam canım, görüşürüz."
"Görüşürüz." dedikten sonra telefonu kapatıp hazırlanmak için odama geçtim. Siyah bir kot ile bol bir tişört üstüme geçirdim. Aynanın karşısına geçip solgunlaşan açık kahve rengi, pırasa gibi düz olan saçlarımı rastgele topladım. Canlılığını yitiren mavi gözlerime ve etrafında oluşan mor halkalara takılı kaldı bakışlarım. Açık ten rengim daha beyazlamış resmen hayalet gibi olmuştum. Bedenim gerçekten yorgun düşmüştü.
Bakışlarımı yüzümden çekerek gözlüğümü takıp çıktım evden.
Ela ile buluşacağımız mekana girince onun geldiğini ve masada oturuyor olduğunu gördüm.
Yanına varmak üzereyken beni fark etti. Yerinden kalkıp resmen üstüme atlayarak sımsıkı sarıldı.
"Birce, çok özlemişim ya seni."
"Bende ama şu an nefes alamıyorum." Sonun da ayrıldığında derin bir nefes alabildim.
"Özletme sen de kendini bu kadar."
Dediği zaman doğal turuncu saçlarını geriye doğru attı. Saçları onun renkli kişiliğine renk katıyordu.
Masaya yerleşip garsona siparişlerimizi verdikten sonra sohbet etmeye başladık.
"Ah Birce ah, fıstık gibi bir fiziğin var ama sen hiç kıymetini bilmiyorsun. Hep oversize giyinmekten bıkmadın mı ya?" Bu sözlerinden sonra alaycı bir şekilde gülüp gözlerimi devirdim.
"Güldürme beni Ela, bu kalçalarla mı fıstık gibi fiziğim var?"
"Ne varmış kalçalarında, çok güzeller işte. Keşke benim öyle olsaydı. Böyle dümdüz olacağıma senin gibi kıvrımlı bir fiziğe sahip olmayı çok isterdim."
"Aman Ela."
"Yalan mı ama, fiziğin güzel, yüzün zaten bebek gibi.Sen kendi güzelliğinin farkında değilsin. Şu tatlı gamzeler, güzel dudaklar ve insanı büyüleyen masmavi gözlerin var. Ne zaman fark edeceksin acaba bunu? Ne zaman vazgeçeceksin bu arkasına saklandığın maskenden?"
Her zaman bıkmadan tekrarladığı konular, sesli bir şekilde oflamama neden olmuştu.
"Ela, lütfen kapatalım bu konuyu. Ben kendi halimden memnunum. Hem ayrıca bu konuyu açmaktan bıkmadın mı?" Her seferinde bu konuları konuşmak gerçekten sıkmıştı beni.
"Tamam, öyle olsun ama bir gün güzelliğinin farkına varırsan ve değişmek istersen bana gelmen yeterli. Seve seve bir kez daha yardımcı olurum sana."
Nihayet garsonun yemekleri getirmesiyle kapanmıştı bu konu.
"Eren, nerede?"
"Beyefendi bugün arkadaşları ile maç izleyecekmiş. Kız kızayız anlayacağın. Neyse boş ver sen şimdi Eren'i de yeni patronun Arın nasıl, ondan bahsetsene biraz."
"Sorma Ela. Onun hakkında duyduklarim doğruymuş, fazla zor, ve kaba. Onun dışında çok zeki. Ayrıca çok disiplinli, nefes aldırtmıyor." Acaba durumu nasıl olmuştu? Aklımın sürekli ona kaymasına engel olamıyordum.
"Ee, sana karşı tutumu nasıl?"
Yüzüm asılırken yavan bir şekilde "Fazla mesafeli." dedim.
"Yaa."
Üzgün bakan gözlerine baktım.
"Be hiç fark etmeyecek Ela."
"Öyle demesene, kader işi bu. Neyin ne olacağı hiç belli olmaz."
Kederle gülümsedim.
En iyisi konuyu değiştirmedi, yoksa üzüntüden ağlamak üzereydim.
"Aman Ela, boş ver şimdi sen beni. Eren ile aranız nasıl? Yok mu bir düğün tarihi, onu söyle sen." Düğün deyince Ela'nın gözleri parladı.
Neyse ki konuyu kapatarak Eren hakkında konuşmaya başlatmıştı. Yemeklerimizi yedikten sonra evlerimize geçmek üzere ayrıldık. Aklım sürekli Arın da olduğu için geceden çok da bir şey anlamamıştım. Durumu nasıldı, çok merak ediyordum. Arasa mıydım acaba?
Ya kızarsa? Aman kızarsa kızsın, arayacağım. Yoksa bütün gece aklım onda olacak, kendimi yiyip bitirecektim.
Telefonu elime alıp aradım. Heyecandan ellerim terliyordu, umarım yine terslemezdi beni.
"Efendim?"
Sert ve tok olan güzel sesi kulaklarıma dolunca heyecanım daha bir arttı.
"Iımm Arın Bey, Birce ben."
"Dinliyorum."
"Şey ben, nasıl olduğunuzu merak ettiğim için aramıştım."
Her zaman ki soğuk tavrıyla "Daha iyiyim." dediğinde rahat bir nefes alabilmiştim.
"Bunu duyduğuma sevindim." konuşacak başka bir şey olmadığı için "Peki o halde kapatayım ben, iyi geceler."
"Birce?" Adımı duyunca sakin olmaya çalışan bir sesle "Efendim" dedim.
"Teşekkür ederim, her şey için."
Yüzümde oluşan gülümsemeye engel olmadım. "Önemli değil, ayrıca dediğim gibi benim yerimde kim olsaydı aynı şeyi yapardı."
"Hayır, yapmazdı saf kız. İyi geceler." deyip üzerime kapattı. Sanki sesinde hafif bir gülümseme vardı.
Bir dakika, o bana yine saf mı demişti? Kafamı iki yana sallayarak başımı yastığa yasladım. Bu adam iflah olmazdı.
Tıpkı onun uğruna meftun olan zavallı kalbim gibi...
❄
Saat tam 8.00 olunca hazırladığım kahveyi Arın Beyin odasına götürmek için kapıyı tıklattım.
"Gel" sesi duyunca yavaşça içeri girdim.
"Buyurun Arın Bey, kahvenizi getirdim." Onu o geceden sonra ilk defa görüyordum. Nasıl olduğunu anlamak için dikkatli bakışlarımı yüzüne diktim. Rengi hâlâ soluk olması dışında pek bir şeyi yok gibi duruyordu.
"Birce, projenin dosyalarını al ve odama gel."
"Peki, hemen getiriyorum." kahveyi bırakıp doğruluktan sonra hızlı hareketlerle odayı terk ettim.
Dosyaları getirdikten sonra yoğun bir şekilde çalışmaya başladık. Öğle arasından sonra aynı hızla devam ettik. Bilgisayar kodları takip etmekten gözlerim ve başım ağırsa da bozuntuya vermemiştim. Çocuk gibi mızmızlanmak istemiyordum karşısında.
Kendimi çalışmaya kaptırdığım sıralarda kapının aniden açılmasıyla yerimden sıçradım.
Bulanıklaşan bakışlarım kapıdan içeri girip, "sürpriiiz" diye bağıran sarışın kadına takılı kaldı. Netleşen gözlerim kocaman açılırken aklımdaki tek soru; bu afette kimdi? İlk defa görüyordum. Arın Beyin odasına kapıyı tıklatmadan nasıl girebilmişti ki hem?
Her şey bir yana, bu kız çok güzeldi. Upuzun bacaklarını ortaya seren süper mini, kan kırmızı bir elbise, yeşil gözlerini ortaya çıkaran ağır bir göz makyajı ile mankenlere taş çıkarak bir fiziğe sahipti. Elbisesi ile aynı renkte olan ruju ile çok göz alıcı duruyordu.
Sarı, uzun saçları hafif dağınıktı yataktan yeni çıkmış gibiydi ve kabul etmeliyim ki inanılmaz yakışmıştı.
Fazla iddalı ve seksiydi.
Ben kadına ağzı açık bir şekilde bakarken odaya başka biri daha girmişti.
Arın Bey boylarında sarışın, kahverengi gözlü yakışıklı bir çocuktu.
"Kusura bakma Arın, Beren sürpriz yapalım diye tutturdu. Engel olamadım kardeşim."
Bir dakika Beren mi dedi o? Bu sarışın afet, sürekli Arın'ı arayıp duran Beren miymiş?
Olamaz!