Feridun Düzağaç Alev Alev
Hayattaki tek beklentim her daim başarı olmuştu. Başarı benim için her şey demekti. Bu hep böyleydi, 24 yıllık hayatım boyunca...
Şu an ise işler benim için farklıydı. Kurallarım, isteklerim ve beklentilerim değişmeye başlamıştı.
Ve bu durum tam olarak Arın Haroğlu’ndan sonra olmuştu. Başarılı olmaktansa beni fark edeceği kadar güzel, çekici olmak istiyordum.
Bunu istemek ise beni sadece yaralıyordu. Çünkü olduğum halimden memnundum. Başka biri için değişmek istememeliydim.
"Beren'in bazen aşırı derecede ısrarcı olabileceğini ben de biliyorum kardeşim." Arın Bey bunu söylerken dik dik Beren'e de bakmayı ihmal etmemişti.
Beren ise umursamaz yüz ifadesiyle Arın'ın masasına yaslanıp, şımarık bir ifadeyle konuşmaya başladı.
"Aşk olsun Arın. Eğer sen bizi bu kadar çok ekmeseydin, ben de buraya gelmezdim."
"İşlerimin olduğunu söylemiştim Beren." Sertliğinden gram taviz vermiyordu. Demek bu tavrı sadece bana özgü değildi.
Beren gözlerini devirerek onun tepkisini çok da umursamadığını gösterircesine etrafına baktı. Gözleri beni bulduğunda önce şaşkınlık sonra öfke doldu yeşil gözlerine. Bu kadar göz alıcı olmasaydı beni kıskandığını bile düşünebilirdim. Alaycı bir tonla konuşmaya başladığında bakışlarında bu sefer aşağılama vardı.
"Of Arın, hep işlerin var zaten. Bizim yerimize şu kızla çalışmayı mı tercih ediyorsun cidden?"
Şu mu? Ve yüzündeki ekşi bir şey yemiş gibi oluşan ifade. Bu kaba tavrı üzerine dişlerimi sıktım.
"Şu dediğin kızın gözlerini gördün mü? Büyüleyici." Sarışın adama ait olan sözleri duysam da pek algılayamıyordum. Beren’in tavrı sinirlerimi fazlasıyla bozmuştu.
Arın sertçe "Beren,"dediğinde, ben de ayağa kalktım.
"İzninizle Arın Bey." deyip hızla odadan çıktım. Kapıyı kapatmamla beraber gözlerimden yaşların süzülmesi bir olmuştu.
Bu Beren denen ukala kadını hiç sevmemiştim. Bir insana şu diyerek hitap etmek de ne demekti! Hele o bakışları... İğrenir gibiydi. İncinmiş bir şekilde lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra azda olsa kendime gelebilmiştim. Eve gitmek istiyordum ama saat henüz dörttü. İş çıkış saatime daha bir saat vardı. Odama girmeden hemen önce Arın Beyin kapısı açıldı. Beren ile beraber gelen sarışın adamla çıktılar odadan. Beren önden hızlı ve sinirli adımlarla çıkarken sarışın çocuk daha keyifli duruyordu.
Adam beni görünce durup yanıma geldi. "Merhaba, Hakan ben."Açık kahverengi olan gözlerinden muziplik akıyordu.
"Birce."
Çok soğuk bir şekilde cevap vermiştim. Bana güzel sözler söylemiş olsa da sonuç olarak Beren'in arkadaşıydı.
"Memnun oldum. Şey, Beren'e takılma. O öyledir işte, patavatsızdır biraz. Takma lütfen."
"Önemli değil Hakan Bey, ben de tanıştığıma memnum oldum." O sırada Beren cadısı bize döndü.
"Hadi ama Hakan, bütün gün seni mi bekleyeceğim?"dedi sinirli bir ifadeyle.
"Geliyorum. Neyse görüşürüz Birce."
"Hoşça kalın, Hakan Bey." Kibar bir adamdı aslında. Boş yere soğuk davranmışım. Hem sıcakkanlı biriydi, Arın ve Beren'in aksine.
Mesai saatim bittiğin de Arın Beyin odasına gittim.
"Arın Bey, ben çıkıyorum. Bir isteğiniz var mı?"
"Yok, Birce?"
"Buyurun Arın Bey?" yüzüme bir şey söyleyecekmiş gibi baktıktan sonra kafasını iki yana salladı. "Bir şey yok çıkabilirsin."
Odadan çıkarken söyleyeceği şeyden neden vazgeçtiğini merak etsem de fazla kurcalamayarak şirketten çıkıp, arabama binerek eve doğru yol aldım.Beren denen kadının sözleri beni gereğinden fazla üzmüştü. Neden bu kadar çok takıldığımı anlamıyordum açıkçası. Bu bakımsız halim lise yıllarından beri yüzüme vurulan bir şeydi. Sanırım bu sözleri Arın Beyin yanında söylemesi beni bu kadar üzmüştü.Evime girip üzerimi değiştikten sonra dolaptan çikolata ve dondurmayı alarak televizyonun önündeki koltuğa oturdum. Bir şeyler izlerken aynı zamanda da 1 paket çikolata, yarım kutu dondurmayı neredeyse bitirdim. Şimdi daha iyi hissediyordum. Tatlının iyileştiremeyeceği şey yoktu.
Televizyondaki filmi izlemeye devam ederken telefonum çalmaya başladı. Ekranda Ali Beyin adını görmemle hem şaşırıp hem de sevinmiştim. Eski şirketimde onun ile çalışırken ne mutluydum. Hiç böyle problemlerim yoktu.
Aklıma aniden Arın Beyin anlattıkları gelince yüzümdeki gülümseme soldu.Gerçekten de eski eşinin ölümünden sorumlu muydu?
Arın Beyin sarhoş olduğu gece söylediği sözler ve yüz ifadesi aklıma geldi. Yalan olmayacak kadar gerçek bir acı çektiğini hatırladım.
Düşüncelerimi rafa kaldırarak ısrarla çalan telefonu cevapladım.
"Ali Bey, nasılsınız?" Öğrendiğim gerçeklerden dolayı ister istemez mesafeli bir sesle açmıştım telefonu.
"İyiyim Birce, sen nasılsın?"
Her zaman ki gibi sıcak ve samimi ses tonuyla konuşmuştu.
"Ben de iyiyim. İşlerden fırsat bulup bir türlü sizi ziyarete gelemedim, kusura bakmayın lütfen." ziyaretine gitmemem de Arın Beyin anlattıklarının katkısı daha büyüktü.
"Bir şartla kusura bakmam. Yarın bize yemeğe gel. Sude gelmeni çok istiyor. Hem benim huysuz oğlumla çalışmayı kabul edip, işlerde bu kadar yardımcı olduğun için bir nevi teşekkür olur."
Fazla huysuz oğlunuzla!
"Ne gerek vardı Ali Bey? "diye mahcup bir ifadeyle sordum.
"Lütfen Birce, bekliyorum. Yarın, saat 19.00 da bizde ol."
"Peki efendim, iyi geceler."
"İyi geceler." dedikten sonra kapadı telefonu.
Uyumak için odama gittiğim de kendimi gerçekten yorgun hissediyordum. Hem psikolojikmen hem de bedenen çok bitkindim. Eski tasasız günlerimi özlerken uyuyakaldım.
Sabah uyandığımda akşam yemeğine gideceğim için biraz daha özenli giyinmeye çalıştım. Siyah, belime tam oturan dizlerime doğru genişleyen elbisemi giydim. Boyu dizlerimin hemen üstünde biten elbise bisiklet yakaydı. Düz, siyah babetlerimi giyip saçlarımı açık bıraktım.
Dudağıma kirazlı balım, kirpiklerime de maskara sürüp evden çıktım.İşten sonra direkt Ali Beylere geçeceğim için bu kadar özenliydim ya da kendimi kandırıyordum.
Şirkete vardığımda proje dosyalarını ve Arın Beyin kahvesini alıp heyecanlı bir halde odasına girdim. Gözünü işlerinden kaldırmadan çalışmaya devam etti. Küçük adımlarla masasına yanaşıp kahve bardağını bıraktım. Eğildiğim için uzun açık kahverengi saçlarım omuzuna sürtünmüştü. Başını aniden kaldırıp, bana bakınca ne kadar yakın durduğumuzu fark ettim. Çatılan kaşlarıyla açık bıraktığım saçlarıma, parlatıcı sürdüğüm dudaklarıma baktı.
Dikkatli bakışları ve kokusu aklımı karıştırıyordu. Kızaran yanaklarımla geri çekilip arkamı döndüm. Yakıcı bakışlarını sırtımda hissetmeme rağmen dönüp bakmamaya çalışarak odayı terk ettim.
Bakışlarında ki değişimin nedeni, sanırım beni ilk defa bu kadar özenli görüyor olmasındandı.
Peki buna bu kadar sevinmem normal miydi?
❄
Öğle arasına kadar çalışmaya devam ettim. Yemek molasından sonra Arın Bey, başka toplantılara katılmak için odasından çıktı. Ve gün boyu odasına gelmedi.
İş çıkış saatim geldiğinde odasına uğramadan şirketten çıktım.
Arabaya atlayıp Ali Beyin evine sürdüm. Evine bir kere daha iş için gitmiştim, o yüzden yolu biliyordum. Yarım saatin sonun da evlerine vardığım da arabadan çıkıp üzerimi, saçlarımı düzettim ve zili çaldım. Evleri üç katlı triplexti ve acayip lüks bir semtteydi. Kapıyı evin hizmetçisi açıp "hoş geldiniz." dedikten sonra içeri girip salona geçtiğim de Sude Hanım beni ayakta karşıladı.
Samimi bir ifadeyle beni öptü."Hoş geldin, Birce"
"Hoş buldum Sude Hanım."
Krem ve gold tonlarının hakim olduğu ev fazla şık ve gösterişliydi. Ev o kadar düzgün bir şekildeydi ki otururken bir yeri bozacağımdan korkmuştum bir an için.
Az sonra Ali Bey de odaya geldi.
"Birce, kızım hoş geldin." dedi her zaman ki babacan ifadesiyle.
Ayağa kalkıp "Hoş buldum."dedim.
Gergin hissediyordum, ikisine bakarken Arın'ın ölen annesi aklıma geliyordu ve Arın'ın yaşadıkları.
"Otur lütfen."Ali Bey, Sude Hanımla aynı kanepe de otururken ben karşılarındaki koltukta yer aldım.
Ali Beyin daima sıcak bakan kahverengi gözleri vardı, şimdi olduğu gibi.
"İşler nasıl Birce? Proje ile ilgili Arın'dan bilgileri alıyorum ama senden de duymak istiyorum."
"Her şey gayet yolunda. Ben olmasam da Arın Bey halledebilirdi açıkçası."
"Haklısın ama ben senin de böyle bir projede yer almanı istiyordum. Bu kariyerin için çok önemli bir adım olacak."
"Teşekkür ederim. Gerçekten de çok yararlı bir iş oldu benim açımdan. Arın Beyden bir çok şey öğrendim." Ali Bey yaşına göre gerçekten yakışıklı biriydi. Düzgün bir fiziği, neredeyse Arın kadar uzun bir boya sahipti. Yüz hatları Arın'a çok benzemese de kendine has bir çekiciliğe sahipti. Sude Hanım ondan genç olmasına rağmen görünürde çok bir fark yaratmıyordu. Ve birbirlerine gerçekten yakışan bir çiftti.
Biz konuşmaya devam ederken zil çaldı. Kim acaba diye düşünürken Ali Bey
"Arın'lardır." dedi. Arın'lar dan kastı ne acaba? Umarım tekrar o Beren cadısını görmek zorunda kalmam derken içeri girmesi bir oldu.
Al işte iti an çomağı hazırla. Beren'in arkasından Hakan ve Arın içeri girdi. Onların ne işi vardı ki burada, ya da benim?
Bu duruma şaşıran bir tek ben değildim. Üçü de şaşkın gözlerle bana bakıyordu, onların da beni burada beklemedikleri çok açıktı.
Beren'in içeri Ali amca diyerek bir girişi vardı ki resmen üzerinden samimiyetsizlik akıyordu. Ali Beye sarılıp öptükten sonra Sude Hanımla da selamlaştı. En son bana döndü. "Bunun ne işi var burada?" Beni görmenin verdiği etkiyle rahatsız bir ifadeyle sormuştu. Ben tam cevap verecekken Ali Bey benden önce davrandı.
"Ben çağırdım Beren."
"Ali amcacım ne zamandan beridir sekreterleriniz ile bu kadar samimisiniz? Onları aile yemeğine çağıracak kadar samimiyet hem de." Bu sözleri söylerken gözleri adeta nefret saçıyordu.
"Birce sıradan bir sekreter değil Beren, aileden sayılır. Ayrıca evime kimi çalışacağıma bir ben karar veririm." Bu sözler beni mutlu ederken Beren'in de bana olan bakışları mümkünmüş gibi daha bir nefret dolu oldu. Benden neden bu kadar çok nefret ettiğini anlamamıştım.
"Hakan, oğlum sende hoş geldin."
"Hoş buldum Ali amca." Hakan Bey bana dönerek "Nasılsın Birce?" dedi. Bu adam gerçekten hiç Arın ve Beren gibi değildi.
Tüm samimiyetim ile gülümsedim. "Teşekkür ederim Hakan Bey, iyiyim."
Göz kırparak "Hakan yeterli beye hiç gerek yok."dedi.
"Peki nasıl isterseniz."
Ali Bey, Arın Beye dönerek hafif çekinir bir sesle "oğlum, sen de hoş geldin."dediği zaman sesinden resmen özlem akıyordu. Gözlerim Arın'a kaydı, gergin duruyordu.
Arın Bey soğuk bir şekilde "hoş buldum" dedikten sonra bana sert bir ifadeyle baktı. "Buraya geleceğinden neden benim haberim yok?"
Sorduğu soruya hafif şaşkın bir sesle
"Bilmem, aslına bakarsanız söyleme gereği duymadım. Sizin de toplantılarınız vardı zaten." diyerek cevap verdim.
Hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle kafasını sallamakla yetindi. Al işte istemiyordu beni burada. Ne işim vardı benim bu yemekte, ne demeye çağırdıysa Ali Bey beni? Bir an önce bitmesini istiyordum gecenin.
"Herkes geldiğine göre sofraya geçebiliriz."diyen Sude Hanımla beraber hepimiz sofraya geçmek için ayaklandık.
Bir yandan yemek yenirken bir yandan da sohbet edilmeye çalışılıyordu ama kimse sohbet havasında değildi. Herkes fazla rahatsız duruyordu.
Çatal ve bıçak sesleri eşliğinde biten yemekten sonra kahvelerimizi içmek üzere salona geçtik. Bir müddet sora Ali Bey bana dönerek
"Biliyor musun Birce? Arın, Hakan ve Beren 5 yaşından beri arkadaşlar. Gerçekten sağlam bir dostlukları vardır. Buraya yeni taşındığımız zaman tanışmışlardı. O zamandan beridir de arkadaş kalmaya devam ettiler."
"Ya ne güzel. Bu zaman da böyle arkadaşlıklar pek bulunmuyor." Hmm demek çocukluk arkadaşlarıydı. Beren ile Arın Bey sevgili değillermiş. Nasıl olur da Arın Beyin böyle güzel bir kız ile sevgili olmadığını anlayamamıştım. Beren bana dönerek "Peki sen Birce,” dedi. “Biraz kendinden bahset bize. Nereden geldin?"
"Ailem ile beraber Ankara'da yaşıyordum. Daha sonra üniversite omumak için İstanbul'a yerleştim."
Beren cevap vermeden önüne döndü. Cevabımı dinlediğini bile düşünmüyordum. Bakışları ise sürekli Arın’a kayıyordu. Bu kadın gerçekten sinirlerimi bozuyordu. Bu ortam beni gittikçe sıkmaya başlamıştı. Artık eve gitmek istiyordum. En sonunda gelen kahveler ile derin bir nefes aldım. Çok şükür kahvemi içtikten sonra gidebilirdim.
Tam kahvemi içiyordum ki Beren tekrar bana döndü. "Birce, sana zahmet olmazsa suyumu yenileyebilir misin? " Sinsi bakışlar eşliğinde sordu. Sude Hanım araya girdi.
"Fatma'yı çağırayım o getirir."
"Önemli değil Sude Hanım, ben getiririm,"dedim ve mutfağa yöneldim. Bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum. Hayır deyip eve gitmeliydim. Dudaklarımı birbirine bastırıp Fatma’ya döndüm.
"Bana bir bardak su verebilir misiniz?"
"Tabii," diyerek suyu hazırladı. Suyu alıp salona yöneldim. Beren cadısına suyu verecekken dudaklarını büzerek konuşmaya başladı
"Teşekkür ederim ama istemiyorum."
Suyu üzerine dökmemek için kendimi zor tuttum. Pis cadı. Tam bardağı masaya bırakacağım sırada ayağıma takılan Beren'in ayağı ile dengemi kaybedip suyu üzerime döktüm. Sarı cadı bilerek yapmıştı.O sırada Arın Beye baktığım da onun da görmüş olduğunu anladım. Hiçbir şey demedi ama.
"Fazla sakar bir şey bu. Ali amcacım sen bu kızı nasıl yanında çalıştırabildin?" Sinirden kıpkırmızı kesilmiştim. “Ayağınıza sahip çıkamayan sizdiniz oysa!” diye parladım. Dudakları şaşkınca aralandı.
Cevap vermesini beklemeden bardağı masaya koydum. İyi akşamlar Ali Bey, ben gideyim artık." Sude Hanıma dönerek "Her şey için teşekkürler" deyip çıkışa doğru yürüdüm. O kadar sinirliydim ki verdikleri cevapları bile duymadım.
Arabama doğru yürürken sakinleşmeye çalışıyordum. Kadının benimle derdi neydi, onu bile bilmiyordum. Arabama binip anahtarı ödedim ama marş basmıyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım araba bir türlü çalışmıyordu. Kahretsin bir bu eksikti. Sinirle arabadan çıkınca bana doğru gelen Arın Beyi gördüm.
"Bir sorun mu var?" diye sorduğunda çığlık çığlığa bağırarak evet var, demek istiyordum.
"Yok" dedim sinirle.
"Emin misin?"
"Eminim. Sadece arabam çalışmıyor. Neyse ben bir taksi bulup dönerim, iyi akşamlar," deyip tam yanından geçecektim ki,
"Gel, ben bırakırım seni," dedi. Her zaman ki umursamaz ifadesiyle.
"Hayır, gerek yok."
"Birce bin diyorum." Sırf bu saatte sokaklarda dolaşmak istemediğim için kabul edip bindim. Biz arabaya binerken Beren cadısı da evden çıktı ve bizi gördü. Sinirli bakışlarla bize bakıyordu. Gerçekten derdi neydi, merak ediyordum.
Arın Beye adresimi verdikten sonra susup bu yolculuğun bitmesini bekledim.
Biraz zaman geçince sessizliği bozarak "Neden ona su getirdin?"diye sordu, sesin de hafif bir merak vardı.
Cevap vermedim çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.
Gözünü kısa bir süre yoldan ayırıp bana baktı.
"Onun seni sindirmesine izin verme."
Sözleri ardından ona döndüm."Siz neden engel olmadınız?"
"Senin tepkini merak ettim."
Cevap vermeden önüme döndüm. Bu evime varana kadar yaptığımız son konuşmamızdı.
Başımı koltuğa yaslayarak gözlerimi yumdum. Arabası tıpkı onun gibi kokuyordu ve bu eşsiz koku tüm sinirin bedenimi terk etmesini sağılıyor, beni sakinleştiriyordu.
Araba evimin önünde durduğunda inmek için hareket edince Arın Bey bana döndü. “Birce, sen gerçekten akıllı ve zeki bir kızsın. Babamın, seni yanında bu kadar zaman neden çalıştırdığını şimdi anlıyorum." O bu sözleri söyledikten sonra neden olduğunu bilmiyorum ama gözlerimden yaşlar aniden akmaya başladı.
Her şey üst üste gelmişti. Sinirlerim bozulmuştu. O kadının herkesin içinde bana yaptığını kaldıramamıştım. Ayrıca son günler gerçekten zordu. Ben ağlamaya devam ederken Arın Bey beni çok şaşırtan bir hareket yaptı ve bana sarıldı.
Sıcacık kollarıyla bana sarıldı!
Sıcaklığını hissetmem, kokusunu yakından solunam ağlamamı şiddetlendirdi.
Onun kollarında olmak çok güzeldi. Şimdi de sevdiğim adam için ağlıyordum. Asla onunla birlikte olamayacağımı, kalbinin bana ait olamayacağını bilmeme ağlıyordum.
Kalbim ağrıyordu, acıyla çarpıyordu kaburgalarıma.
Arın sakinleşmem için sırtımı sıvazlıyor bir yandan da "Ağlama lütfen" diyordu.
"Ben üzgünüm, sinirlerim bozuldu." Arın elini çenemin altına koyarak, kafamı kaldırıp ıslanan gözlerime baktı ve "Ağlama," dedi tekrar.
Gözyaşlarım usulca dinerken bir süre yüzüme bakmaya devam etti. Bakışları gözlerimden, dudaklarıma doğru kaydı. Ben şaşkın bakışlar ile ona bakarken o dudaklarıma doğru eğilmeye başlamıştı bile.