Demet Evgar Fark Etmeden
Hayatın gerçeklerini kabullenen biri olmayı uzun yıllar önce öğrenmiştim. Öğrenirken çok canım acımış, ruhum çok darbe almıştı belki ama sonuç olarak öğrenmiştim. Hayat; kurallarını bilmezsen oynaması zor, kazanması imkânsız bir oyundu. Bunları biliyor olsam da şu an içinde bulunduğum duruma bir anlam veremiyordum.
Bu oyun fazla karışıktı.
Bana doğru eğilen adama aşıktım. Kalbim kaburgalarıma öyle sert çarptı ki bir an için yerinden çıkacağını düşündüm. O anlarda Arın beni öldürdü, dudakları yavaşça dudaklarımın üzerine kapanırken beni acımasızca katletti. Becerikli dudakları üst dudağımı kavrarken gözlerimiz açıktı. Mavilerimi delmek ister gibi bakan elalarına baktım. Bakışlarımız şaşkındı, hatta belki korku doluydu. Ağlamak istedim, ağlaya ağlaya bana bunu neden yaptın, demek istedim. Başını yana doğru eğerek daha derin öptü beni. İşte o an kapandı gözlerimiz. Öpücüğü yavaştı, telaşsızdı. Sanki ilk öpücüğümü aldığını bilir gibiydi.
Yaşadığım anın yoğunluğu yüzünden nefes alamıyordum. Benliğimi hissedemiyordum, sadece ondan ve öpücüğünden ibarettim o dakikalarda. İçimden nerden geldiğini bilmediğim bir dürtüyle ben de onu öptüm. Alt dudağını kavrayıp tüm benliğimle öptüm. Tüm ruhumu, aşkımı aktarmıştım bu öpücüğe. Dili aralık olan dudaklarımdan içeri sızdı. Tadını alınca tüm bedenim titredi. Biraz daha yaklaştım ona. Sonra ne olduğunu anlamadan kaşlarını çatarak geri çekildi ç. İkimizde nefes nefese kalmıştık, solukları dudaklarına çarptı, birbirimize bakıyorduk.
Kırgın bir sesle "Bu-bunu neden yaptınız?" diye sordum.
Cevap vermeyeceğini bile bile...
Cevap yoktu çünkü nedenini o da bilmiyordu.
Çantamı alarak ona arkamı döndüm ve hızlı hareketlerle arabadan çıktım. Ben indikten sonra Arın’dan öyle hızlı bir şekil de uzaklaşmıştı ki az önce burada olduğuna bile inanamayarak durduğum yerde, elim kabaran dudaklarımın üzerinde öylece donup kalmıştım.
Arın beni öpmüştü.
Kendimi katiline aşık olan bir maktül gibi hissediyordum.
Evime girdiğimde hâlâ transtan çıkamamış bir vaziyetteydim. Salondaki koltuğa çökerek oturdum.
Bugün olanları tekrar tekrar düşünmeye başladım. Özellikle de o öpücüğü...
Çok kısaydı ama çok yoğundu, tutkuluydu, çok güzeldi. Hayallerimin bile ötesindeydi...
Bu anın bu kadar özel ve güzel kılmasını sağlayan şey, hiç şüphesiz ki sevdiğim adam tarafından gerçekleştirilmiş olmasıydı.
Oturduğum kanepeye uzanarak tekrar dudaklarıma dokundum. O anı tekrar düşünmeye başladım. O kadar çok düşünmüştüm ki en sonunda elim dudaklarımın üzerinde uyuyakalmıştım.
❄
Sabah uyandığımda dünkü kıyafetler hâlâ üzerimdeydi. Hızla yerimden doğruldum. Kanepede uyumaktan nefret ediyordum, her yanım tutulmuştu. Saat henüz 06.30 du vaktimin olduğunu görünce hazırlanmak için sarsak adımlarla odama geçtim.
Önce rahatlamak için sıcak bir duş aldım sonra hazırlanmaya başladım. Saçlarımı bağlarken aynada kendime baktım. Bakışlarım dudaklarımın üzerinde durdu. Hâlâ inanamıyordum beni öptüğüne.
Ama bu öpücüğe bir neden bağlamayacaktım ve hiç yaşanmamış gibi davranacaktım. Benim için ne kadar özel ise Arın Bey için ise o kadar pişmanlık olduğunu biliyordum. Bu yüzden akşamki öpücüğü düşünmeyi kendime yasakladım.
Arabam Ali Beyin evinde olduğu için şirkete taksi ile geçtim.
Her zaman ki saatinde Arın Beyin kahvesini götürdüm. Hiç yüzüne bakmadan masaya bıraktım. Dosyaları da getirip çalışmaya başladık. Arada Arın Beyin tuhaf bakışlarını fark etsem de iş dışında hiç konuşmadık.
Ben arada çaktırmadan yüzüne ve dudaklarına bakıyordum. O güzel dudaklar beni öpmüştü. Düşünme Birce, o güzel, dudakları da seni öptüğünü de düşünme!
O sırada beyaz kupa bardağını dudaklarına yaslayarak büyük bir yudum aldı sade kahvesinden. Dudaklarına bulaşan kahveyi emerken bakışlarım dudaklarında kilitli kaldı. Biçimli pembe dudakları..
Farkında olmadan kalemim elimden düşerken çıkardığı ses içinde bulunduğum transtan çıkardı beni. Başımı iki yana sallarken sarsakça eğilip masanın altına giden kalemi aldım, kafamı hızla kaldırırken başımı çarptım. Daha doğrusu başımı masaya çarpmamam için elini başımın hemen üzerindeki noktaya koyan Arın'ın eline çarptım.
Yüzünde yamuk bir o kadar silik bir gülümseme oluşurken bu anı hazıfama kaydettim.
Kendi sakarlığıma sinir olurken onun güzel yüzündeki ifadeye mest oldum. Başımı kaldırınca yüzüme gelen saçımı geriye attı. Sonra tekrar işine döndü. Ben ise midemde çığrından çıkan kelebeklerin çırpınışlarını sakinleştirmeye çalışıyordum.
Bu adam daima beni şaşırmaya alaşağı etmeye devam ediyordu. Sanırım hiç çözemeyecektim onu. Başımı iki yana sallayarak düşüncelerini kilitli bir kutuya kaldırıp çalışmaya devam ettim.
❄
Günler hızlı ve çabuk geçiyordu. Projenin teslim tarihi yaklaşıyordu. Ortaya gerçekten iyi bir iş çıkarmıştık. Bunun için mutluydum fakat proje bittikten sonra Arın Beyin yanından ayrılmak, istemesem de gerçekten üzüyordu. O geceden sonra ona daha fazla bağlandığımı hissediyordum. Bir türlü o öpücüğü unutamıyordum.
Arın Bey için anlamsız bir şey olduğunu da biliyordum. Ama bunu aptal kalbim anlamıyordu bir türlü.
Evimde oturmuş yine pembe düşlerime dalmışken çalan telefonum ile kendime geldim. Arayan kişiyi görünce şaşırdım çünkü Arın Bey beni aramazdı.
Aramasının verdiği şaşkınlığın sesime yansıyan haliyle "efendim" diye cevapladım.
"Birce, bugün çalışırken çok önemli bir dosyayı atlamışız. Hemen bakmamız gerekiyor."
"Şimdi mi? Yarın baksak olmaz mı?" diye sordum çünkü saat neredeyse dokuzdu ve ben çok yorgundum.
"Proje için son 5 gün kaldığının farkında mısın? Daha halledilecek tonla işler, düzenlenecek kodlar var, kaybedecek bir günümüz bile yok."
Sinirli bir şekil de verdiği cevaba
"Haklısınız Arın Bey. Ne yapalım peki?" diye sordum.
"On beş dakikaya kadar sendeyim."
Sanki hep bana gelirmiş gibi verdiği rahat cevaba şaşkınlıkla
"Be-ben de mi?" diye kekeleyerek cevapladım.
"Evet, bir sorun mu var?"
"Yok ne olabilir ki, bekliyorum "dedikten sonra telefonu kapadım.
Kahretsin Arın Haroğlu benim evime mi gelecekti?
Kalkıp dağınık olmasada etrafı toplamaya daha sonra da hazırlanmaya başladım, adamı gecelikler ile karşılayamazdım. Tayt ile ve uzun bir tişört üzerime geçirip, dağılan saçlarımı topladım. Biraz daha düzgün duruyordum daha doğrusu öyle durduğumu umuyordum.
Beş dakika sonra kapı çaldı. Büyük bir heyecanla kapıya doğru yürüdüm. Kalp atışlarımı sakinleştirmem lazımdı. Sonuçta her gün gördüğüm adamdı. Derin bir nefes alıp kendime sakin komutunu verdikten sonra kapıyı açtım.
İşte tüm ihtişamı ve göz alıcılığı ile karşım da duruyordu baştan ayağa ezberlediğim adam. İlk defa onu kot pantolon ve tişört ile görüyordum. Gerçeği söylemek gerekirse çok yakışmıştı.
Adama takım elbise de çok yakışıyordu ama bu giyindikleri ile daha genç ve çekici duruyordu.
Daha da mı yakışıklı olmuştu bu kıyafetler için de ne?
Ah neler düşünüyorum ben, kendine gel Birce! Sapık gibi adamı incelemeyi kes.
"Hoş geldiniz, Arın Bey."
"Hoş buldum" diyerek eve girdi ve etrafı incelemeye başladığını fark ettim.
Evimi seviyordum. Küçük olabilirdi ama çok tatlı ve huzurluydu. Mavi olan koltuklarım odamı olduğundan daha şirin ve ferah gösteriyordu.
"Evin güzelmiş."
"Evet, ben de çok seviyorum." diye cevapladım.
Onu burada kendi evim de görmek gerçekten farklıydı.
Daha sonra oturup çalışmaya başladık.
Bir ağrı sormak için kafamı ona çevirirken oda bana döndü. Burnunun ucu hafifçe burnuma sürtünürken yakın olan ferah nefesi dudaklarına çarptı. Derince yutkundum. Bakışları derindi, sonu görünmeyen uçsuz bucaksız bir okyanus gibiydi. Ve ben yüzmeyi dahi bilmeyen bir olarak o okyanusa dalmak istiyordum. Nefessiz kalma pahasına, gerekirse ölme pahasına. Gözleri dudaklarıma düşerken düşünlerimin boyutu beni korkuttu, başımı geri çektim. Uyuşturan etkisinden çıkmaya çalıştım.
"Kahve ister misiniz?" diye sordum ona bakmamaya çalışarak.
Arın Beyin kabul etmesi üzerine hazırlamak için mutfağa gittim. Elimi kalbimin üzerşne koydum, belki sakinleşir umuduyla.
Ama nafileydi. Derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalışırken suyu üstüne koydum.
Hazırladığım kahveleri içeri götürürken, karşılaştığım manzarayla elimde kahve bardakları ile kalakaldım.
Arın Bey, kanepenin üzerinde uzanmış ve uyuya kalmıştı.
Çok yorulmuş olmalıydı. Sabah da erken kalkıyordu zaten.
Ne yapsam acaba? Uyandırsa mıydım ama o kadar derin uyuyordu ki kıyamadım. Üşümemesi için odamdan getirdiğim örtüyü üzerine örterken çok huzurlu bir şekilde uyuduğunu fark ettim. Kokusunu bu kadar yakından solumak, yüzünü bu kadar yakından görmek nefesimi kesiyordu.
Son beş günümüz kalmıştı. Ondan sonra ben eski şirketime geçecektim. Artık bu güzel ve zor olan adamı çok fazla göremeyecektim. Bunun neden bu kadar çok acı verdiğini anlayamıyordum. Aklım bunların farkın da olup kabul etsede kalbim için durum aynı değildi işte. Onu her gün görmeye çok alışmıştı.
Güzel yüzüne bakarken acıyla çırpınmaya devam ediyordu.
Zaten bize bunları yaşatan, bu kadar acı çektiren de kalbimiz değil miydi?
Arın Beyi odada huzurlu bir şekil de uyumaya bırakıp, kendi odama geçtim.
Ne yapsam da bir türlü uyuya kalamıyordum. Onun burada, kendi evimde olduğunu bilmek uyuya kalmamı imkânsız kılıyordu.
Kaç saat dönüp durduğumu bilmiyordum ama gecenin bir vaktinde nihayet uyuya kalabilmiştim.
❄
Sabah alarmımın o tiz sesiyle uyandığımda bu saatte kalkmak zorunda olduğum için küfürler ediyordum.
Sonra birden Arın'ın gece burada kaldığı aklıma geldi ve koşarak içeri geçtim. Maalesef ki yoktu. Tam da tahmin ettiğim gibi.
Acaba ne zaman çıkmıştı evden? Hiç duymamıştım. Uyuduğu kanepeye oturdum ve başını koyduğu yastığı elime aldım. Mis gibi o kokuyordu. Bu koku gerçekten yasaklanmalıydı. O kadar güzel, o kadar huzurluydu ki tarif edemiyordum.
Kokusu üstüme sinse, hiç çıkmasa ne olurdu?
Oturduğum yerden doğrulup
hazırlamak için odama geçtim. Şirkete gittiğim de Arın Beyin henüz gelmemiş olduğunu gördüm. O gelene kadar ben de işlerimi toparladım.
08.15 gibi geldiğin de direk beni arayarak proje dosyalarını ve kahvesini istemişti her zaman ki gibi.
Odaya girdiğim de Arın Bey yine tüm yakışıklılığı ile karşımda duruyordu. Üzerinde ki koyu gri takımı yakılmıştı diğer takımları gibi.
Kahvesini içtikten sonra tam
çalışmaya başlayacaktık ki bana döndü ve onu gece neden uyandırmadığımı sordu.
Sorusunu beklemiyordum açıkçası. Hep yaptığını yapıp hiçbir şey olmamış gibi davranmasını bekliyordum
"Yorgun görünüyordunuz ve çok derin bir uykudaydınız. Gece kalmanız benim açımdan problem olmadığı için uyandırmadım."
Kafasını olumlu şekilde salladıktan sonra çalışmaya başladık.
Öğle arasında yemekten döndükten sonra çalışmaya devam etmek için Arın Beyin odasına girmiştim. Karşımda, Ali Bey ile beraber oturmuş bir Arın Bey beklemiyordum açıkçası.
"Birce, hoş geldin." Diyen Ali Beye dönerek
"Siz de hoş geldiniz. Güzel bir sürpriz oldu." dedim.
"Hoş buldum. Projeyi merak ettim son hallerini görmek için geldim. Gerçekten çok başarılı bir iş çıkarmışsızınız ortaya. İkinizi de tebrik ederim."
"Ben pek bir şey yapmadım aslında. Sadece Arın Beye yardımcı oldum. Ben olmadan da halledebilirdi."derken Arın Bey bana sinirli gözlerle bakıp sadece kafasını iki yana salladı.
Ne dedim ki ben şimdi onu sinirlendirecek? Adama iltifatta yaramıyordu, onu anlamak gerçekten zordu.
"Kendini küçümseme Birce." Diyen Ali Beye teşekkür manasında ufak bir tebessüm gönderdim. Ali Bey biraz daha oturduktan sonra gitti. Bizde çalışmaya kaldığımız yerden devam ettik böylece.
5 gün sonra
Bugün gerçekten büyük gündü. Bir aylık emeğimizin karşılığını alacağımız gündü. Umarım işler yolunda giderdi. Projeyi yapacağımız şirketin gelmesine ve toplantının başlamasına yaklaşık bir saat vardı.
Arın Bey ile beraber toplantı odasında son kontrolleri yaparken telefon çaldı. Arın Bey telefonu "efendim baba" diyerek cevapladı.
"Tamam baba, sorun değil. Görüşürüz." deyip telefonu kapadı daha sonra bana dönerek
"Babam katılamayacakmış acil bir işi çıkmış." Dediğin de kafamı olumlu anlamda salladım sadece.
Toplantı saati geldiğin de karşı şirkettekilerin de gelmesi ile toplantıya başladık.
Arın Bey ile beraber sunumumuzu gayet başarılı bir şekil de yaptık. Bu proje sadece şirket için değil, benim için de çok iyi bir adım olmuştu gerçekten.
İçlerinden genç ve bayağı yakışıklı olan kumral, gri gözlü bir adam, sürekli zor sorular sorarak bizi köşeye sıkıştırmaya çalışsada her seferin de ya Arın Bey ya da ben, güzel cevaplar vererek adamı tatmin etmeyi başarıyorduk..
Nihayet toplantı bittikten sonra adının Ateş olduğunu öğrendiğim kumral adam ayağa kalkıp önce Arın Beyi, daha sonra beni tebrik etti.
"Gerçekten iyi bir iş çıkarmışsınız. Sizinle çalışmak güzel ve kazançlı olacak" dediğinde mutluluktan havaya uçmak üzereydim neredeyse.
Arın teşekkür ettikten sonra imzalar atıldı. Daha sonra Ateş Bey bana döndü.
"Sizin gibi zeki bir çalışanı başka bir yere kaptırmak gerçekten büyük bir kayıp. Eğer bizim ile beraber çalışmak istersen kapımız her daim açık olacaktır. Daha iyi bir pozisyon ve maaşla." Çok şaşırsam da belli etmemeye çalıştım. Griye çalan mavi gözleri samimi duruyordu. Tam konuşacağım sırada Arın araya girdi.
"Malesef böyle bir şey söz konusu dahi değil."
Ateş Bey ısrarcı bir şekilde devam etti. "Hanımefendinin cevabını duymadık."
Ben bu duruma bir yandan şaşırıp bir yandan da Arın Beyin verdiği tepki ile mutlu olarak araya girdin. "Yaptığınız güzel teklif için gerçekten teşekkür ederim, ancak böyle bir şey olamaz. Ben şirketimden de konumumdanda, maaşımdan da gayet memnunum."
"Peki öyle olsun ama kararın değişirse beklerim."
Israrcı bir adımdı. Gözlerinden resmen muziplik akıyordu, zaten sorduğu sorular ile ne kadar zeki olduğu da aşikardı.
Herkes gittikten sonra odada Arın Bey ile tek kalmıştık. Arın Beyin bana dönüp "Gerçekten iyi iş çıkardık." dediğinde mutlulukla kafamı salladım. Gözleri yüzümde asılı kalırken beni şaşırtarak öne eğilip yüzünün yan tarafına düşen saçımı kulağımın arkasına iteledi. Şanslı saçlarım. Kesilen nefesimle öylece yaptığı harekete baktım.
"Çok yardımın oldu, teşekkür ederim."
Gözlerindeki samimi sıcaklık içimi eritmeye yetmişti.
Tam cevap vereceğim sırada Arın Beyin telefon sesi duyuldu.
Elini çekip geri adım atarken telefonunu cebinden çıkardı
"Efendim Beren?" diye cevaplarken sanki resmen yine ne istiyorsun Beren diyordu.
Bir süre dinledikten sonra gerek yok dedi daha sonra sıkıntılı bir ifadeyle "Tamam olur" dedi.
Sonra bana bakarak "iyi söylerim" diyerek telefonu kapadı.
Ben anlamayan gözlerle ona bakarken konuşmaya başladı.
"Beren bugün projenin bitimi ve benim doğum günüm için bir kutlama daha doğrusu bir yemek düzenlemiş. Seni de çağırıyor."
"Beni mi?" diye şaşkınca sorabildim sadece.
İyide o kadın benden nefret ederdi. Neden çağırmıştı ki diye düşünürken bir yandan da bu işin içinden başka bir şey çıkmamasını umuyordum.