Mithat Can Özer Ateş Böceği
O sarı cadının organize ettiği kutlamaya katılmak falan istemiyordum. Ama ben gitmemek için ne kadar diretsem de Arın Bey, her zaman ki despot tavrıyla bahane kabul etmediğini, beni de orada görmek istediğini söylemişti. Ve ben de mecburen kabul etmiştim. Fakat elimden geldiğince çabuk bir şekil de ayrılacaktım oradan.
Arın Bey, bana gideceğimiz yeri söylediğinde duyduğum mekâna hiç şaşırmamıştım. Beren cadısı, kutlamayı yapmak için çok lüks bir restoran ayarlamıştı. Onun gibi birinden de öyle şaşalı bir yer beklenirdi.
Şirkette işimiz bittiğin de Arın Beyin doğum günü için bir şeyler bakmaya alışveriş merkezine gittim. Ne alacağıma bir türlü karar veremiyordum. Her şeye sahip olan bir insana ne alınırdı ki?
Uzun uğraşlar sonun da nihayet aradığım şeyi bulmuştum. O kadar sevinmiştim ki neredeyse mutluluktan dans edecektim.
Almaya karar verdiğim şey bir müzik kutusuydu. Çok beğenmiştim, hatta resmen aşık olmuştum.
Müzik kutusunun üzeri oval cam, altı ise ahşap şeklindeydi. Camdan olan bölüm; küre şeklinde, içerisin de kadın figürünün sıkıca sarıldığı bir çocuk vardı.
Ahşaptan yapılmış alt kısmını çevirdikten sonra yumuşak bir melodi çalmaya başlarken içindeki kadın ve çocuk dönmeye başladı. Kar taneleri etrafında uçuşurken büyülenmiş gibi bakıyordum.
Gerçekten çok etkileyici ve anlamlı duruyordu.
Hemen almaya karar verdim. Aldığım kutuyu güzel bir hediye paketi yaptırdıktan sonra mağazadan mutlu bir şekilde ayrıldım.
Daha sonra hazırlanmak için arabama atlayıp evime gittim.
Bugün çok güzel bir gündü. Sanki güneş daha parlaktı, hava daha bir güzeldi ya da her zaman ki gibi bir gündü de bana mı bu kadar güzel geliyordu?
Projeyi kazandığımıza o kadar mutluydum ki. Ayrıca ne kadar gitmek istemediğim bir kutlamada olsa, Arın Beyin doğum gününe gidecektim. Bu sebep bile Beren cadısına tahammül etmem için yeterliydi. O bile moralimi bozamazdı bugün.
Telefonumun çalan sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Annemin aradığını görünce "Annem" diyerek hemen açmıştım telefonumu. O kadar keyfim yerindeydi ki ses tonuma da yansımış olmalı, annem direk "Sesinin bu kadar mutlu çıkmasını neye borçluyuz acaba?" diye sordu.
Anneme projeyi kazandığımızı ve bu projenin mesleğim için ne kadar önemli bir gelişme olduğunu anlattım.
"Aferin benim akıllı kızıma." dedi sevinçli bir şekilde.
Onları o kadar özlemiştim ki resmen gözümde tütüyorlardı. Mahzun bir sesle "Annem, ben sizi çok özledim." dediğim de "Ben de güzel kızım, hafta sonu gelsene. Hem projeyi de kazandınız, senin için de güzel bir ödül olur." dediğin de hemen istekle kabul etmiştim. Biraz daha hasret giderdikten sonra hafta sonu görüşürüz diyerek kapadık telefonu.
Annem her zaman bana bir dost gibi yaklaşmıştı. Zaten lise yıllarım da hiç arkadaşım olmadığı için bütün problemlerimi anneme anlatırdım. Çok anlayışlı olmuştu her zaman. Sımsıcak bakan mavi yeşil arası gözleri ve güldüğün de iki yanağın da oluşan gamzesi ile gerçekten çok tatlıyken, esmer teni ve siyah saçları ile de çok göz alıcıydı. Güzel bir anneye sahiptim.
Gözlerimi ve gamzelerimi annemden aldığım için gerçekten şanslıydım.
Annemin zıttı olan beyaz ten rengimi ve açık kahverengi saçlarımı da babamdan almıştım. Onlar bu kadar güzelken benim böyle olmam anlaşılmaz bir şeydi sanırım.
Bunu annemlere söylediğim de saçmaladığımı, benim de aslında güzel fakat bakımsız biri olduğumu söylerdi. Bunları beni teselli etmek için söylediğinin farkındaydım.
Bu düşüncelerimi bir kenara bırakıp ayağa kalktım.
Odama geçip akşam için ne giyeceğime karar vermek için dolabıma baktım.
Ne yazık ki şık bir şeyler yoktu çünkü ben o tarz hiç giyinmezdim. Biraz daha düşündükten sonra siyah, dar paça olan pantolonumu, üzerine de Ela'nın almam için tutturduğu şifon, kırmızı askılı bluz giydim. Saçlarımı da sıkı bir şekil de at kuyruğu yaptıktan sonra hazırdım.
Evden çıkıp arabama bindim. Daha yola çıkalı 10 dakika olmuştu ki telefonum çaldı, ekrana bakınca Ela'nın aradığını gördüm. Hızla açtım telefonu.
"Birce, tebrik ederim kuzum. Eren den duyduğuma göre projeyi kazanmışsınız."
Sesi her zaman ki gibi neşe doluydu.
"Çok mutluyum çok güzel gitti her şey. Hatta karşı şirket bana iş teklifin de bile bulundu."
"Çok sevindim. Hem tabii ki bulunacaklar. Benim arkadaşımdan daha zekisini nerden bulacaklar ki?" dediği ile büyük bir kahkaha attım.
"Birce, hemen kutlamalıyız bunu. Buluşalım mı?" hevesli bir şekil de sorduğu soruya "Çok isterdim canım ama Arın Beyin bir arkadaşı kutlama yapmak için hazırlık yapmış, beni de çağırdı. Şuan oraya gidiyorum."dedim.
"Ooo, git tabii canım, git. Kim bilir belki daha farklı ve güzel haberlerle gelirsin." gülerek söylediği şeyler kızarmamı sağlarken elimde olmadan gülmüştüm.
"Saçmalama Ela. Hadi kapatıyorum."
Dedikten sonra vedalaşıp kapadık telefonu.
Saat 19.30 da başlayacaktı yemek. Saate baktığım da henüz yarım saatimin daha olduğunu gördüm. Zaten yol anca o kadar sürerdi.
Tam vaktin de restorandın önüne varmıştım. Arabamdan inip park etmesi için anahtarları valeye verdim. Daha önce de iş toplantıları için bu tarz restoranlara geldiğimden az çok nasıl yerler olduğunu biliyordum, neyse ki. Restorana girip rezervasyon yapılan masaya yönlendirildiğim de neredeyse herkesin gelmiş olduğunu gördüm.
Ali Bey, Sude Hanım, Hakan ve tanımadığım birkaç kişi daha… Sadece Beren ve Arın yoktu ortalıkta. Herkesle selamlaştıktan sonra Ali Beyin yanına oturdum.
Şu tanımadığım kızların da aynı Beren gibi itici tipler olduğunu anlamam çok uzun sürmemişti. Sürekli tuhaf bakışları ile bana bakıp, arada kıkırdamaları sinirimi bozsa da sesimi çıkarmadım.
Nihayet Beren ve Arın Bey restorana beraber giriş yaptılar. Beren üzerine bu sefer gözleriyle aynı renkte yeşil bir elbise giymişti. Ayak bileklerine kadar gelen elbise, cesur yırtmacı ile fazla güzel duruyordu. Askılı olan elbisenin göğüs dekoltesi, elbiseyi olduğundan daha cüretkar kılıyordu. İtiraf etmem gerekirse göz alıcı duruyordu.
Arın Bey ise siyahlara bürünmüştü. Her zamanki yakışıklılığı ile nefesimi kesmeye yetiyordu.
İkisi bir araya gelince gerçekten mükemmel bir tablo oluşturmuşlardı. Olması gerektiği gibiydiler.
Bu durum sadece canımı acıttı. Onlara bakmayı kesip önüme döndüm. Bütün moralim bozulmuştu. Yanımıza geldiklerinde hepimize hitaben hoş geldiniz deyip yan yana oturdular.
Bir müddet sonra yemekler geldi. Yemekler yenirken de konuşulmaya devam edildi. Herkes gayet mutlu görünüyordu. Bu gece Hakan’ı yakından tanıma fırsatım olmuştu. Gerçekten çok tatlı ve şakacı bir adamdı. Yaptığı şakalar ile ortamı gayet neşeli kılıyordu. En son yaptığı espiriye sesli bir şekilde kahkaha atarken Arın, öfkeli bakışlarını yüzüme dikmişti. Kahkaham anında kesilirken bakışlarımı kaçırıp masaya diktim. Yine ne yapmıştım acaba onu sinirlendirecek?
Beni bu gece asıl şaşırtan nokta ise Beren Hanımın çok sessiz olmasıydı. Tıpkı fırtına öncesi sessizlik gibiydi... Umarım altından bir şey çıkmaz.
Bir saatin ardından biten yemekten sonra büyük bir pasta getirildi. Üzerinde Arın, Hakan ve Beren'in çok samimi ve mutlu şekilde çekilmiş oldukları bir fotoğrafı vardı. Üçü de genç duruyordu, yıllar öncesine ait bir kare olduğu belliydi. Kocaman harflerle "İyi ki Doğdun Arın" yazan pasta, çikolata ve beyaz kremadan oluşuyordu. Etrafındaki süslemelerle resmen ye beni diyen pasta, çok güzel görünüyordu.
Arın Beyin isteği üzerine pastaya mum dikilmemişti. Beren, Arın'ın iki yanağını gereğinden fazla uzun öperek doğum gününü kutladı. Boğazım da düğümlenen kıskançlık hissini gidermek için derince yutkundum. Gözlerimi etrafa dikerek şu an ona ne kadar yakın durduğunu boşa bir çabayla unutmaya çalıştım.
Herkes teker teker doğum gününü kutladıktan sonra bir yandan da aldıkları hediyelerini verdiler. Bir müddet sonra Ali Bey ayağa kalkarak, "Ben küçük bir konuşma yapmak istiyorum." dedi.
Beren yüzündeki memnuniyetsiz bir ifade ile tabii Ali amcacım dedikten sonra sandalyesine oturdu. Boğazını temizleyen Ali Bey, gururla Arın'ın yüzüne bakarak konuşmaya başladı.
"Ben, öncelikle oğlum ile ne kadar çok gurur duyduğumu söylemek istiyorum. İyi ki benim oğlumsun. İyi ki doğdun, canım evladım. Ayrıca bugün ki projenin altından da bu kadar iyi çıkabildiğin için ayrıca tebrik ederim. Yine şaşırtmadın beni." Bu sözleri söylerken Arın Beye sevgiyle bakmaya devam etti. Fakat Arın, gözlerine yine öfkeli ve hüzünlü bakışlar yerleştirerek karşılık verdi. Aniden ayağa kalkıp masanın üstündeki telefonunu aldı.
"Bu telefona bakmam lazım." dedikten sonra mekânın balkonuna doğru hızlı adımlarla ilerledi. Bu durumun Ali beyi üzdüğü gözlerinden belliydi. Yine de gülümsemeye çalışarak bana döndü. "Ve sen, sana gelecek olursak" dediği sırada Beren öne atıldı.
"Bir dakika Ali amcacım, onun hakkında da ben konuşmak istiyorum."
Şaşkın gözlerle ona bakakalmıştım. Benim hakkımda ne konuşacaktı ki?
"Birce'ydi değil mi?" diye sorduğunda başımı hafifçe aşağı doğru eğerek cevap vermiştim. Ne söyleyeceğini gerçekten merak ediyordum. Stresten dolayı elimdeki hediye kutusunu o kadar sıkı tutuyordum ki parmak boğumlarım beyazlamaya başlamıştı.
"Sende mi hediye aldın? Ah zavallım, Arın gibi birine hediye almaya nasıl cürret ettiğini gerçekten merak ediyorum doğrusu. Ayrıca paran nasıl yetti? "
Elimdeki hediye kutusuna aşağalayıcı bir ifadeyle baktı. Şok olmuş bir şekilde açılan gözlerimle öylece suratına bakıyordum.
"Sana bir şey sormak istiyorum. Merak ediyorum da bu tiple nasıl olurda bu kadar yıl o şirkette kalabildin? İnanamıyorum yani, bu bakımsız halinle nasıl insanlar içine çıkıyorsun? Böyle bir şirkette çalışıyorsun?”
Dilimi yutmuş gibi yüzüne bakıyordum. “Ne biçim şirket biraz kriterleriniz olmadı ama değil mi Ali amca. Her önüne gelen kişiyi de çalıştıramazsınız. Müşteri kaçırır bu,” deyip kahkaha attı.
“Kes artık Beren.”
Araya giren Ali Beyi duymazdan gelerek devam etti.
“Zavallı Arın, birde bir ay boyunca seni görmek zorunda kaldı. Eminim ki bunu her gördükten sonra kusmamak için kendini zor tutuyordur." deyip iğrenç bir kahkaha atmaya başladı. Onun kadar iğrenç olan arkadaşları da eşlik etti.
İçlerinden biri araya girdi. "Haklısın Beren, ben de merak ediyorum bu sorduğun soruların cevabını. Onu gördüğümden beri şunun gibi biri ile Arın nasıl çalışmayı başarmış bu kadar zaman… Şirketin batmadığına şaşırıyorum.” Tekrar hep birlikte kahkaha atmaya başladılar.
"Beren kes artık, Sıla sende," diyen
Hakan'dan sonra Ali Bey yüksek sesle konuştu. "Ne saçmalıyorsunuz siz? Kendinize gelin!" Diye bağırdı.
"Ben saçmalamıyorum, sadece herkesin merak ettiği gerçekleri söylüyorum.
Ali amcacım gerçekten şu kızla nasıl bu kadar sene çalışabildin? Ayrıca onu neden bu kadar çok koruyorsunuz? Yoksa bir Sude vakası daha mı?"
Bu sözleri bardağı taşıran son damlaydı.
Yaptığı ithamlar ve hakaretler sonucu titreyen sesimle "Kes artık" diyebildim.
"Ne oldu tatlım, yoksa duydukların daha doğrusu gerçekler, hoşuna mı gitmedi? Dur daha söyleyeceklerim bitmedi. Biliyor musunuz kızlar bu sünepe Arın'a ciddi ciddi bir şeyler hissediyor. Aptal aşık gibi attığı hülyalı bakışları görmeniz lasım. Rezalet!”
Birdenbire karın boşluğuma kuvvetli bir tekme yemiş gibi oldum. Bir iki adım geriye giderken nefesim kesildi. Gözyaşlarım durmadan sicim gibi akaral yüzüm ıslatmıştı.
Bakışlarım Arın ile aramızda olan cama kaydı. Telefonda konuşuyordu, bakışlarından ne düşündüğünü anlamak imkansızdı.
Ali ve Hakan Beyin itiraz cümleleri dışında ise kimse tepki vermedi.
Beren yüzüne tiksinir gibi ifadeyle
"Gerçekten sana acıyorum Birce. Berbat, sefil bir haldesin. Onun gibi birinin senin gibi birine bakacağını nasıl düşünürsün de ona karşı bir şeyler hissedersin."Kalbim oluk oluk kan döktü ve kimse bana yardımcı olmadı.
Zaten bu kanı durdurmaya kimsenin gücü yetmezdi. Bir kişi haricinde, bakışlarım o kişiye kaydı. Arının gözleri kısılmış, dikkatle yüzüme bakıyordu.
Beren arkasını dönüp baktığım yöne baktı. "Eh onun bana söylediği bu sözleri tekrar duymamak için balkona çıktı. Böyle trajedileri sevmez."
Nefesim ciğerlerimi terk ederken biri sanki kuvvetle sırtıma vurmuş gibi öne doğru eğildim. Bu olanları biliyor muydu? Bu yüzden mi gelmem için ısrar edip durmuştu?
“Yoksa seni neden çağırsın ki?”
Sözleri düşüncelerimi onaylamıştı.
Kırgın ve incinmiş gözlerimi yere doğru indirdim.
Hayatım boyunca bu kadar çok aşağılandığımı hatırlamıyordum. Duyduğum sözlerden dolayı paramparça olmuştum. Her bir söz kalbime batan bir bıçak gibiydi. Onun sözlerine karşılık atılan kahkahalar ise durumu daha kötü yapıyor ve bıçakları daha derine saplıyordu.
Ben onlara ne yapmıştım da bana bu şekilde davranıyorlardı? Ne biçim insanlardı bunlar? Benim ne işim vardı onlar gibi insanlarla?
Nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerime baka baka beni sözleri ile öldürdüler, parçaladılar. Ben bunları hak etmemiştim.
Beren'in gözlerine bakarak ağlamaktan zor çıkan sesimle "İğrençsiniz!" Diyebildim.
Daha sonra bakışlarımı Arın Beye çevirerek sitemle baktım. Ben bunları hak etmemiştim. Elimdeki kutuyu masaya bırakarak çantamı aldım ve arkamı döndüm. Koşar adımlarla bu iğrenç ortamı terk ettim.
Gelen arabama binerek gaza bastım. O kadar hızlı sürüyordum ki araba resmen uçuyordu. Gaza yüklenip, daha hızlı sürmeye başladım. Dışarda feci bir şekil de yağan yağmur taneleri cama çarpıyor, ona eşlik eden şimşekler ardarda çakıyordu. Gökyüzü tıpkı ruh halim gibiydi, içim gibiydi. Tek fark gök yağmur ağlarken ben kan ağlıyordum.
Buraya gelirken ne kadar da mutluydum oysaki. Bir de şimdi ki halim. Beni ne hale getirmişlerdi?
Şu an tek istediğim belki kaza yapar da bu iğrenç insanlardan kurtulurdum.
En sonun da sürekli geldiğim bir uçurumun kenarında durdum. Titreyen bedenimle arabadan çıkıp çığlık çığlığa bağırmaya ve ağlamaya başladım."Neden?" diye bağırdım önce, sonra "Ben bunu hak etmedim!" diye...
Yağmur ve gözyaşlarım yarış yapar gibi hızla akıyorlardı.
Dizlerimin üzerine çökerek haykıra haykıra ağlamaya devam ettim.
Yağmurun altında ne kadar kaldığımı bilmiyordum. O yağmurda, o şekilde elim kalbimin üzerin de ne kadar ağladığımı bilmiyordum. Sırılsıklam olmuş bedenim soğuktan titriyor, çığlıklarımdan dolayı boğazım ağrıyordu.
Aniden aklıma gelen şeyle şuursuz bir halde arabaya bindim. Kulaklarım da sadece o kadının sözleri, iğrenç kahkahalar yankılanıyor, gözlerimin önüne onu susturamayan, sadece sessizce dinleyen Arın'ın görüntüsü geliyordu.
Ben bunları hak etmemiştim.
Sıkıca tuttuğum direksiyona başımı gömüp tekrar ağlamaya devam ettim. Başımı aniden kaldırıp sonu olmayan gökyüzüne baktım.
Önümde şu an sadece iki seçenek vardı. Ya arabayı gazlayıp bu uçurumdan aşağı sürecektim, ya da sadece kendim için her şeye Sil Baştan başlayacaktım. İkinci seçeneği yapacak gücü bulamıyordum şu an kendimde.
Ama birinci seçenek sağlıksız çalışan zihnime o kadar güzel geliyordu ki anahtarı çevirdim.
Hareket etmeye başlayan arabayla beraber gözlerimi sıkıca yumdum.