12. Bölüm: İBZA (*kedere boğma)

1629 Words
Kalbim, kaburgamı delercesine atarken henüz yeni doğmaya çalışan bebeği andırıyordu. Bebek her şeyden habersiz, fakat annesi acılar içerisindeydi. Evet, kalbim bebeği vücudum ise anneyi temsil ediyordu. Kalbimi suçlamak anlamsız olurdu. Zaten hangi vücut olmazsa olmazını suçlayabilirdi ki? Kalp ritmim henüz düzene girmemiş, vücudumun acılarını dindirmemişti fakat vücuduma ilmek ilmek yayılan acının etkisi gittikçe azalıyordu. Rüyadan bu kadar etkilenmeme neden olan elbette içeriğiydi. En yakınım dediğim arkadaşımdan beni şüphelendiriyordu. Kafamı karıştırıyor, bir zamanlar kader dediğim rüyalar benim düşmanım haline geliyordu. Nasıl olur da bilinçaltım, bu denli körelmiş kötülüğü, beynimin içerisinde topluyordu? Eliz'den zerre kadar şüphe duymazken bilinçaltım benden habersiz neleri içerisine alıyordu? Öfkeyle ayağa kalktım. Beyaz parkenin üzerine değen çıplak ayaklarım, sıcağın etkisinden çıktığı için önce gerildi. Vücudum gerilmeye fırsat dahi bulamadı. Bir kafesin içerisinde sıkışmış ve nefeslenmek ister gibi camı açtım. Sabahın sert rüzgârı yüzüme tokat misali çarparken sanki yeni ayılmış gibiydim. Derince içime çektiğim oksijen ile ciğerlerimde adeta bayramı yaşamıştı. Giydiğimin siyah tişörtün açıkta bıraktığı kollarımdaki tüyler, soğuktan etkilenmiş olacak ki kendimi belli etmeye başlamıştı. Daha fazla üşümemem konusunda, vücudum ile hemfikir olunca pencereyi kapattım. Beyaz mobilyalar ile uyumunu koruyan gardırobun kapağını aralarken içerisinden siyah, dar paça pantolon; aynı renkteki siyah, ince gömleği çıkarıp henüz düzeltmediğim yatağın üzerine bıraktım. Birbirine yapışan saçlarımdan kurtulmam gerektiğini düşündüğümden, ortak banyonun boş olması ümidiyle koridorun sonundaki banyoya gittim. Bu banyo abim ve bana aitti. Abimin bu saatte uyanmayacağını bildiğim halde kapıya vurdum. 'Tık tık' sesini ancak dört kez duyduktan sonra banyoda olmadığı konusun tatmin oldum. Kapıyı aralarken üzerimdeki pijama takımımı ve iç çamaşırlarımı çıkartıp kirli çamaşır sepetine attım. Suyu açtım ve bir süre ısınmasını bekledim. Sıcak su geldiği zaman ayaklarımı, duşa kabinin içerisine attım. Bedenime değen su damlaları önce beni üşüttü ve irkilmeme neden oldu. Ancak suyun sıcaklığına bedenim de uyum sağladığında bu his geçti. Başımdan aşağı akan suyun zihnimdekileri de alıp akmasını diledim. Bu dileğimin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bilmek ise bana yeniden hayal kırıklığını yaşattı. Saçlarım yeterince ıslandığına kanaat getirdiğimde şampuanı, önce elimle daha sonra saçlarımla buluşturdum. Burnuma gelen lavanta kokusu içimi huzurla kapmıştı. Şampuanım ve duş jelimi yıllardır değiştirmemiş, lavanta kokusundan asla vazgeçememiştim. Suyu severim. Çoğu zaman kısa duş almak için banyoya girdiğim zamanlarda saatlerim geçiyordu. Parmak uçlarım buruşana kadar bekledim suyun altında. Belki işe geç kalacaktım fakat her defasında kendimde, 'Tamam, bu son saç yıkayışın.' Veya 'Bir dakika sonra çıkarsın.' gibi ithamlarda bulunuyordum. Fakat ne son bir dakika oluyordu ne de son saç yıkayışım. Yaren Hanım'ın beni kovmaması için kendime söz geçirdim ve sonunda duşa kabinin kapağını açmış, buharlaşmış ve sıcağın kendini koruduğu yerimden çıkmıştım. Banyo soğuk olmasa da ıslak bedenim beni üşütmeye yetti. Her zaman fazla üşüyen biri ve düşük bağışıklığa sahip biriydim. Beyaz bornozu kollarımdan geçirip acele ile kuşağını bağladım. Beyaz havluyu da saçlarıma sıkıca bağladıktan sonra banyodan çıktım. Uyandığımda evde haraketlilik bile olmazken şimdi mutfaktan pişi kokusu dahi geliyordu. Sanırım düşündüğümden bile çok kalmıştım banyoda. Direkt odaya gidip bir süre havlunun saçlarımdaki ve vücudumda ki nemi emmesi bekledim. Yatağın üzerine oturmuş dalgın bir şekilde nereye baktığımı dahi önemsemeden gözlerimi bir noktaya kilitledim. Kesinlikle hiçbir şey görmüyor sadece vakit öldürüyordum. Telefonumun zil sesini duyana kadar birbirine kenetlediğim bacaklımı açmadım. Telefonun sesi bana önce melodi gibi gelmiş ve anlayamamıştım fakat sonradan çalan şeyin benim telefonum olduğunu ancak idrak etmiştim. Arayan numaraydı. Kaşlarım anlamsız çatılmış, hala buruşuk olan parmaklarım telefonu açmak için ekrana gitmişti. İşim gereği çoğu zaman bilinmeyen numaralar arıyordu fakat bu duruma hala alışamamış, tedirgin olmamı önleyememiştim. "Efendim?" Dedim yanıtladıktan hemen sonra. "Ayza..." dedi karşıdaki bilindik ses. Birden afalladım. "Evet, benim." Ses tonumu oldukça stabil tutmaya sanki ant içmiştim. "Arabamı çekmişler, bugün polis ifade vermeye çağırıyor. Senin de gelmen lazımmış." Dedi sanki bende o da prosedürü yeni öğrenmişiz gibi tek tek açıkladı. "Tamam, ben Yaren Ha... yani patronumdan izin alıp gelirim." Bir çırpıda söylemiştim bunu. Onunla yüz yüze gelmeye utanıyordum. Ona bile isteye çarpmıştım ve benden şikayetçi olmayacaktı. Bu gerçek bir kez daha yüzüme vurulacaktı. "Neyi bekliyorsun kızım üzerini ben mi giydireyim hadi kahvaltıya gel." Gözlerimi irice açmış, telefonu Efdal'in duymaması için olabildiğince geriye çekmiştim. Abim yine yapmıştı yapacağını! Onunla çıplak konuştuğumu falan düşünecekti. Bu cümleyi duyan herkes öyle düşürdü. Gözlerimi irice açarken abim telefonla konuştuğumu yeni anlamış olacak ki, 'Pardon.' deyip odadan çıktı. "Sonra görüşürüz." Telefonu yüzüne kapattım. Cevap vermesini dahi beklemedim. Kim bilir hakkımda ne düşünecekti! Utana sıkıla ona, bu durumu açıklamayacaktım elbette. Onun da sormamasını ümit ediyordum. Zaten ne diyecekti ki, "Üzerini ben mi giydireyim diyen kişi kimdi?" Mi? Elbette böyle bir soru sormazdı. Abime söylene söylene üzerimi giyinmiş, saçlarımı rahat kuruması için havludan kurtarmış ve salmıştım. Dün gece gördüğüm rüya tamamen aklımdan gitmiş zihnimi sadece Efdal'e rezil olmam meşgul eder hale gelmişti. Bedenimi yormak istemesem de aklımdan çıkmıyordu. Telefon açıkken resmen, "Üzerini ben mi giydireyim..." demişti. Sanki o an yanaklarıma kan toplamış, vücut ısım kendiliğinden yükselmişti. Bunların hepsi mahcup olduğum içindi. Belki de biraz rezil... Hafif makyaj yaparken saate bakmayı ihmal ettim çünkü geç kaldığımı biliyordum saate bakıp kendimi strese sokmamın anlamı yoktu. Odadan çıkarken bir yandan da Yaren Hanım'dan nasıl izin alacağımı düşünüyordum. Son günlerde fazla izin almıştım ve bu durum onun hoşuna gitmeyeceğine emindim. Haklı olarak... Mutfağa adım atar atmaz karnımın düşündüğümden de çok acıktığını anladım, içten içe guruldayan midem bunun canlı şahidiydi. Neyse ki guruldamayı sadece benim hissettiğimi, dışarıya ses çıkmadığını fark ettiğimde ise bugünün ilk iyi olayı olduğunu düşünmeden edemedim. "Günaydın." diye seslendim, mutfaktaki ev halkına. Bu bir nevi geldiğimi haber etmekti aslında. Annem; kalan son pişileri kızartırken, Ayşe teyze ise çayları doldururken bana "Günaydın..." demeyi ihmal etmemişti. Abimle daha önce karşılaştığımız için olacak herhangi bir karşılama sözcüğünde bulunmamış, babamın ise dudaklarının arasında belli belirsiz. "Günaydın." demesi duyulmuştu. Çayları dolduran Ayşe teyzenin işi bittiğinde direkt çayımı önüme alıp şekerimi attım yoksa şeker sırası bir türlü bana gelmiyordu. Annem ortaya pişileri koyarken herkes sandalyesindeki yerini almıştı. Ortamın gergin olduğunu sezmiştim. Kimse konuşmuyor, durgun, yemek yeme veya çay içme eğiliminde bulunmuyorlardı. Sanki ölüm sessizliği etrafımızı bezendirmiş, soğuğuyla tenimizi tahriş ediyor, dilimizi tutuklu bırakıyordu. "Bir şey mi oldu?" diye sormadan kendimi alıkoyamadım. Olduğu belliydi sadece ne olduğunu öğrenmek için sorulmuştu aslında soru. "Sen dün ne yaptın Ayza?" ilk konuşan babam olmuştu. Kaşlarım istemsizce çatılmış, babamın sesindeki soğukluk bana sirayet etmiş, içimi ürpertmeye yetmişti. Masadakilere göz gezdirdiğimde hepsinin yüzü bana dönük, dudaklarımın arasından çıkacak kelimeyi bekliyor gibilerdi. Öyle ki abim ev sorunlarına karışmazken onun bile dikkati bana kesilmişti. Vücudum gerildi. Ne yaptığımı düşünmeden edemedim. Dün ne yapmıştım? Beynim sanki donmuş ve dün olanları hatırlamama yardımcı olamıyordu. Adeta donup kaldım, birkaç saniye hiçbir şey düşünemedim, hatırlayamadım ve konuşamadım. "Ne yapmışım?" Çekine çekine sorduğum soru karşısında babam alay edercesine güldü. Bu gülüş tamamen samimiyetten uzak, küçümseyici bir gülüştü. Vücudum sandalyeye adeta mıhlanmış, sırtımı mümkünmüşçesine sandalyenin sırt kısmında daha fazla dikleştirdim. "Kızım dün sen niye göz göre göre adama çarptın?!" Ses tonu yükselmiş, sorar gibi değil de hesap sorar gibiydi. Gözerini dahi kırpmadan suratına baktım. "Sorun edilecek bir şey baba. Ben hallettim şikâyetçi olmayacak." Bir katilin soğukkanlılığı gibiydi cümlelerim. Babamın yükselen ses tonuna karşın ne duruşum ne sesim ne de cümlelerim titremiş veya bozulmuştu. "Polisler geldi sabah. Apar topar alacaklardı seni zor ikna ettim kendinin gitme konusunda. Senin canına kastın mı var? Sen delisin hadi anlıyorum, Eliz niye önüne atlıyor senin? Oradaki insanların canını düşünmeden nasıl böyle aptallık edersiniz!" Ses tonu kat be kat yükselmiş, gerilen sinirlerine hâkim olamadığı her halinden belliydi. Bu açık ve net anlaşılıyordu. "Tamam Burhan, daha fazla üstüne gitme kızın, konuşmasına izin ver." demişti annem, babamı yatıştırmak ister gibi elini omzuna koyarken. Benim de kalbimin kırıldığının farkındaydı elbet hem beni hem babamı düşünüyor, ortalığın gerginliğini dindirmeye çalışıyordu. "Ne açıklaması olacak Hande! Adama göz göre göre çarpmış diyorum. Nasıl böyle cani olabiliyor bizim kızımız, nasıl başkasının canına kast edebilecek hale gelebiliyor? Hepsini o gördüğü saçma rüyalara bağlayıp duruyor!" İşte şimdi kalbim parçalara ayrılmış, gözlerimden aşağı dökülmek üzere beni zorluyorlardı. "Baba..." dedi abim uyarıcı ses tonuyla, herkes farkınaydı ne kadar ileri gittiğinin. Benim cani olduğumu söylemiş, sanki mecburiyetten değil de bile isteye canlarına kastım olduğunu vurgulamıştı. Vurgulamadan öte gitmiş, açık açık söylemişti. Göz yaşlarım göz pınarımda toplanmış, ben onları akıtmamak için adeta ant içmiş biçimde zorluyordum. Hayır, göz yaşlarım akmadı, bana itaatte bulundu. "Madem rüyalarıma inanmıyorsun baba, rüyaların getirdiği sonuçlarla da benle de ilgilenme. Ben hepsini tek başıma hallederim. Tıpkı 6 yaşımdan bu yana hallettiğim gibi. Beni cani yetirtirdiysen de bu senin sorunun, her çocuğu yetiştiren bir anne ve bir de baba vardır sonuçta." Ses tonum gram yükselmedi, Stabildi, bunları söylerken ne kin duydum ne de nefret. Her sözcüğümde ima besliyordu. Sonucunda da babamın kalbinde yerlerini almıştı. "Size afiyet olsun, benim karakola gidip ifade vermem lazım." Cevap vermelerini beklemeden sandalye ile bağımı kesip apar topar mutfağı terk ettim. Kırılmıştım, bu kırgınlık babamaydı. Haklı olabilme düşüncesi beynimin içerisinde gezinirken, yanılmış olmasını diledim. Ben kimsenin canına kast etmezdim, kalbimde merhamet vardı. Kimsenin ölmesini istemezdim çünkü kalbimdeki merhamet eksilmezdi. Yeşil gözlerimin bir cam misali buğulandığını göremesem de hissedebiliyordum. Belki de gözümü kırptığım an yaşlar birleşecek ve yanağımdan aşağı düzülecekti. Üzerimi ceket dahi almayı unutmuştum, öyle ki ne ara arabaya geldiğimi bile bilmiyordum. Derin nefes alarak solundum. Rahatlamayı bekledim fakat kasılan bedenim bir milim dahi gevşemedi. Bir an önce karakola gidip ifade vermem gerekiyordu. Bu işten kurtulmayı iple çekiyordum. Tabii ondan önce izin meselesi vardı. Sesimin nasıl çıkacağını önemsemeden Yaren Hanım'ı aradım. Telefon neredeyse kapanacaktı ki sonunda açtı. "Söyle." dediğinde sesindeki soğukluk beni rahatsız etmedi. Her zamanki haliydi. "Ben dün kaza yaptım Yaren Hanım. Karakola gidip ifade vermem gerekiyor. Bilirsiniz mecburi... Bugün geç mi geleyim, gelmeyeyim mi?" Uzatmanın veya lafı dolandırmanın manası yoktu, zaten benlikte değildi. "Tamam. Bu sıralar fazla izin alıyorsun. Dikkat ette izinlerinden sonra gelebileceğin bir iş yerin olsun." Ağzımı açıp cevap verecektim ki telefon yüzüme kapandı. Haklıydı kadın, nasıl kızabilirdim ki? Telefonun kamerasını açıp kendime baktım. Makyajım akmamıştı fakat, yemekten sonra düzleştireceğim saçlarım biraz kabarıktı. Bunu çokta önemsemedim, dalgalı olmadığı için fazla da kabarmıyordu zaten, en azından göze batmıyordu. Efdal'i arayıp hangi karakola gideceğimizi öğrenip direkt olarak yola koyuldum çünkü daha gerçekleştirmem gereken rüya vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD