Yüzüme değen güneş ışıkları ile uyanırken, yatağın yan tarafı boştu. Derin bir nefes aldım. Umurumda değil diyerek ayağa kalktım. Bir anda midem bulandı. Ağzıma dolan sıvı ile koşarak banyoya girdim. Klozetin kapağını açtım ve kustum. Başımı duvara yasladım ve elimi karnıma bastırdım. Hayır. Hamile olabilirdim. Birkaç ay önce, ondan bir bebeğimin olması fikri beni mutlu ederdi. Ama şimdi beni korkutuyordu. Yüzümü yıkadım ve aynada ki kadına baktım. Yaşlanmış gibiydim. Ivan benide kendine çeviriyordu. Onun gibi bakışlarım donuklaşmıştı. Gözlerimin altı kocaman halkalarla kaplıydı. Güneş gibi parlayan saçlarıma elektrik değmiş gibi kabarıktı. Hayır... Hamile olsam dahi bu bebek böyle bir zamanda gelemezdi.
Hızla aşağı indim ve adamlara eczaneye gitmem gerektiğini söyledim. Ivan'ı aramayı teklif etselerde reddettim. Eczaneden hamilelik testini alıp banyoya girdim. Testin sonucunu beklerken, yerimde duramıyordum. Çift çizgi. Odaya döndüm ve yatağa uzandım. Elimi karnıma götürmedim. Ona alışmak istemiyordum. Babası yanımda bile değildi. Artık değildi. Kendim bile yarın ne olacağını bilemezken, soğuduğum o adamın çocuğunu doğuramazdım. Dolabı açtım ve uzun kabanımı giydim.
Arka bahçeden çıktım ve taksiye atladım. Ellerim titrerken avucuma tırnağımı batırdım. Işıltılı evler bir bir gözümün önünden geçerken bu kadar çabuk karar vermeme şaşırmıyordum. Ivan benim için artık yabancıydı. Ne söylediğini asla anlamadığım bir yabancı. Hastahanenin önünde durduğumda birkaç saniye bekledim. Yapmak zorundasın. Kapıyı açtım ve hastahaneye girdim.
Beni tanıyan resepsiyon görevlisi yanıma gelirken, kadın doğuma görünmek istediğimi söyledim. Tüm randevular dolu olsa da benim için boş bir alan yarattı. Doktorun kapısının önünde duruyordum. Ne gidecek ne de içeri girecek cesaretim vardı. Gözlerimi açtım ve doktorun yanına girdim.
Kısa bir müdahale olduğunu söyledi. Hemen yapmalarını istedim. Doktor bunun üzerine düşünmemin daha doğru olduğunu söylese de gerek olmadığını söyledim. Ve yaptım. Bizden bir parçayı yok ettim. Ivan'ın yaptığı gibi. Acımasız mıydım? Belki. Ama ben Ivan'la bir gelecek düşünmüyordum. Ondan kalan her parça daima göğsüme batacak birer cam parçasıydı sadece. Tüm yüklerimden kurtulmak isterken başka bir yük daha alamazdım. Buna dayanamazdım. Korkuyordum. Sahip olduğum karanlıktan çıkmak istiyordum. Ivan'ın dünyasından. Kendim ait bir dünya kurmak isterken, onun parçası... Hayır. Bunu istemiyordum.
***
Islak saçlarıma dokundum ve hafifçe sıktım. Su vücudumdan akıp giderken, şezlonga oturdum. Hastahaneye gittiğimden beri iki gün geçmişti. Canım acımıyordu... Hiç olmamış gibi davranıyordum. Unutmaya başlamıştım. Doğmamış bebeğe haksızlık gibi gelse de daha büyük bir dramın içine düşmemek için hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum.
"Hey!" yan taraftan ses gelirken, korkarak başımı çevirdim. Yan komşu adı- Robert'dı. Elini sallıyordu. O yaşta ki bir adamın ciddiyetini taşımadığını hemen anlamıştım. İstemsizce gülümsedim ve "Merhaba." dedim.
Robert başını kısaca salladı ve "Burada canım sıkılıyor. Muhabbet etmek ister misin?" dediğinde kararsız kalsam da kaba olmak istemediğim için kabul ettim. İçeriye bardak ve yiyecek almak için girdim. Mutfak dolabını açarken Robert arkamdan gelmişti. Ona döndüm "Dışarıda bekleyebilirdiniz." Robert elini salladı ve "Size yardım etmeyi tercih ederim." dedi. Birlikte dışarıda ki masaya taşıdık ve oturduk.
Tanımadığım bu adam ile muhabbet edeceğime inanamıyordum. Ama uzun süredir yalnız olan benliğim bu durumu hoş karşılıyordu. Meyve suyumu yudumlarken, ilk konuşan ben olmak istemiyordum.
"Gördüğüm kadarıyla hep evdesiniz." dediğinde ona döndüm ve "Anlamadım?" diye sordum. Robert özür diler gibi bir bakışla baktı ve "Yanlış anlamayın. Sizi gözetlemiyorum ama genç bir kadının her daim evde durması alışılmadık bir durum. Şimdi ki kadınlar her yerde oldukça aktif."
"Bu durum oldukça güzel... Yani kadınların her yerde var olması." adam içeceği yudumlarken, aynı anda başını salladı ve bardaktan taşan birkaç damla masaya düştü. Hızla tişörtünü masayı silmekle kullandı. Bu durum komiğime giderken güldüm ve ayağa kalktım. "Bez getiririm. Durun lütfen." hızla eve koştum ve kahkahamı serbest bıraktım. Sonunda durabildiğimde bir bez alıp dışarı çıktım. Mahçup bir halde oturuyordu. Masayı sildim ve yerime oturdum.
"Özür dilerim."
"Hiç önemli değil."
"Önemli! Karım benim bir aptal olduğumu söylüyordu. Sanırım haklı." sona doğru sesi duygusallaşırken, yüzümde ciddi bir ifade oluşmuştu. Robert şimdi iki büklüm, oldukça zayıf görünüyordu. Buruşuk parmağına dokundu ve yüzüğü ile oynadı. Bu konuyu açmak istemiyordum ama merakta ediyordum. Öksürdüm ve" Karınız burada mı? "diye sordum.
Adam başını iki yana salladı." Beni terk etti, " Ne diyeceğimi bilemediğim için sustum. Onunda konuyu devam ettirmeyeceğini sanırken devam etti.
"İkimizin hayata bakışı çok farklı. Öyle düşünüyor. Dünyayı gezmek istiyor. Başka kültürlere oldukça meraklı ama bu yaştan sonra neden kıçımı rahat koltuğumdan kaldırıp bilmediğim yerlere gideyim ki? Ama o öyle düşünmüyor. Ona gezi kitapları aldım. Hiç ilgimi çekmese dahi bende okudum ama ona yeterli olmadı. Kim bilir şimdi nerededir? Bir hoşçakal bile demeden gitti. " hikayesini dinlerken araya girmek istesem de kendimi tuttum. Çok erken yaşta evlenmiş olmalıydılar. Birbirlerine çok aşık olmuş ve kaybetmekten korktukları için hemen evlenmişlerdir. Ama kadına yıllar bir mengene gibi sarmıştır. Robert bunu fark etmemiş olmalı. Onun ne kadar boğulduğunu fark etmemiş. Kadını suçlamıyordum. Onu tanımasam da onunla gurur duyuyordum. Bu yaşta yeniden başlayacak cesareti bulduğu için. Ama karşımda ki adama bunu söylersem iyi bir tepki almazdım.
"Çok üzüldüm..." dedim. Robert derin bir iç çekti ve ayağa kalktı. "Bende... Sanırım size bunları anlatınca rahatladım. Zamanınız için teşekkürler. Gitsem iyi olacak." dedi ve arkasını dönüp ağır adımlar ile evine döndü. Ev... Bu yaşta yalnız kalması kalbimi kırmıştı. Karısı ile ortak bir nokta bulup hayallerini aynı noktada birleştirebilirlerdi. Hiç bir araya gelip konuşmuşlar mıydı?