Bölüm 10

791 Words
Amerika'daki şirkete doğru giderken Ivan sessizdi. Onun sessizliğine alışmaya başlamıştım. Sonunda dev bir binanın önünde durduk. Ivan bu toplantının inşaat işi ile alakalı olduğunu söylemişti. Aksini düşünmemiştim diğer karanlık işlerinden olsa beni getirmezdi. Ivan beni beklemeden indi ve şirkete doğru gitti. İtiraz etmeden peşinden gittim. Onun güçlü sırtına bakarken, ulaşılmaz bir yerde gibiydi. Onu hem anlıyor hemde anlamıyordum. Kaybını anlıyordum ama bana neden böyle davranıyor onu anlamıyordum. Hem avucumda hemde en uzak yerdeydi. Gece ki olay aklıma geldiğinde asansöre doğru gidiyorduk. Beni reddetmiş. İstememişti. Artık her hareketini normal karşılıyordum. Öyle davranmak zorundaydım. Kendime verdiğim sözü tutmaya başlamıştım. Sabah Ivan uyanmadan kütüphaneye gitmiş ve bulabildiğim kitapları çantama saklamıştım. Gerçekten yardımı olur muydu? Bilmiyordum ama denemeliydim. Asansöre adım attığımda Ivan bana bakıyordu. Kapılar kapandığında küçük alanda yalnızdık. Kolu koluma değiyordu. Kokusu üzerime siniyordu. Hala bana baktığını hissedebiliyorken yavaşça döndüm. "Stresli misin?" 'hayır' der gibi başını salladı. Dudağımı ısırdım. Ne konuşacağımı bilmiyordum. Her zaman ki gibi olsa şimdi ona sarılır asansörün hiç durmamasını isterdim. Ya da o beni kollarına alırdı. Ama yapmadı. Kapılar açıldığında burada durmaya dayanamıyormuş gibi hızla gitti. Gözlerim dolarken onu takip ettim. Toplantı odasına gireceğim an eliyle beni durdurdu. "Sen burada bekle." "Bende geleceğim." diye ısrar ettim. Ivan ellerini omzuma koydu. "Burada kal dedim, " gitti . Sert bir soluk çektim içime ve koltuklardan birine oturdum. Duvarda ki saat benimle dalga geçer gibi sesli bir şekilde akarken, topuklu ayakkabımı yere vurdum. "Aptal!" seni bu kadar seven bir kadını istemeyecek kadar aptal. *** Ivan erkeklerin olduğu odaya girdiğinde, hepsinin ona döndüğünü ve meraklı bakışlarla süzdüğünü hissedebiliyordu. Dedikleri doğru muydu? Bu sarsılmaz adam ölümle baş edemeyecek kadar güçsüz müydü? Güçlü atmaya çalıştığı adımlarla baş koltuğa oturdu. Ayağa kalkan adamları eliyle oturmalarını emretti ve önünde ki proje dosyasını inceledi. Fısıltılar sessiz uğultuya karışırken başını kaldırdı. "Konuşmaya henüz başlamadım. " diye uyarısını yaptı. Adamlar hemen gürültüyü kesti. Sunum yapacak olanlar sırayla projeyi anlatıyordu. Ivan karanlık odada nefes alamamaya başlamıştı. Elini gömleğine götürdü ve bir düğmesini açtı. Göğsü aldığı sık nefeslerden inip kalkıyordu. Bileğinde ki saate baktı ve henüz 1 saat olduğunu gördü. Arkaya yaslandı. Uzun zaman sonra ilk defa normal işine dönmüştü. Ama sanki burada bir yabancı gibiydi. Eskiden ona saygıyla bakan adamlar şimdi merakla bakıyordu. Ne düşündükleri belliydi. Lana yanında olsaydı her şey daha kolay olurdu. Onun gelmesine izin vermemişti çünkü bu kadar çok erkek olan bir ortama girmesini istememişti. Üstelik Lana onda ki değişikliği hemen fark edebilirdi. Onun zayıf olduğunu düşünmesini istemiyordu. Ama zaten öyle düşünüyor olmalıydı. Asansörde onun kokusu tarafından sarhoş olmuşken ondan uzak durmak öyle zor olmuştu ki. Eğer ona sarılsaydı. Anlardı. Stresini anlardı. Utangaç bir lise çocuğu gibi heyecanlanmıştı. Zaman ağır bir şekilde gidiyordu. Ivan rahatsızlığını belli etmemek için çok uğraştı ve başarılı oldu. Sunum iyi bir şekilde bitti. Ivan yatırım yapacağı projeleri seçmek için iki gün verdi ve herkes dışarı çıktı. Yalnız kaldığında camı açtı ve derin soluklar çekti içine. Kapı tekrar açıldı. Lana gelmişti. Hemen kendini düzeltti ve arkasını döndü. "Nasıldı?" "İyiydi." İkisi de bambaşka şeyler düşünüyordu. Lana'nın aklı gecedeydi. Ivan ise bu durumun daha ne kadar süreceğindeydi. Lana korkarak birkaç adım attı ve Ivan'a sarıldı. Ivan onu itmedi. Zayıflığı birden kayboldu. Güçle doldu. Bu küçük kadın onu güçlü kılıyordu. Bu düşündüğü ile gülümsedi. Kolları ile sıkıca sarıldı. Lana sevinçle dolup taşarken "Evimize geri dönelim." dedi. Ivan başını salladı. Başını Lana'nın saçlarına gömdü. Nefesi yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Kapı açıldığında ikisi de geri çekilmek için acele etmedi. "Kusura bakmayın... Çıktınız sanmıştım." diyen gözlüklü kadın hemen kapıyı kapattığında, Lana Ivan'a döndü. Tekrar ona sarılsa çok mu abartı olurdu? Diye düşünürken dili bambaşka bir şey söyledi. "Yemek yemeye gidelim mi?" diye sordu. Ivan Lana'nın yanağını öptü. "Gidelim." *** Ivan yemekte sorduğum sorulara kısaca cevap verdi. Ayaklarını sürekli olarak sallıyordu. Stresliydi. Alnı terliyordu. Birini ya da bir şeyi görmüş gibi arada bakışları arkaya kayıyordu. Baktığımı görüp kendini toparlamaya çalıştı. İyi değildi. Ve ben burada bana bir soğuk bir sıcak davranmasının beni incitmesini düşünüyordum. Göremezdi. Beni nasıl yaraladığını göremezdi. Kendisinin bu kadar büyük bir yarası varken, benim yaramı göremezdi. Yemek bittiğinde kalkmak istedim. Ivan ile birlikte uçağa bindiğimizde, derin bir nefes aldım. "Neden böylesin?" diye sordum. Sormak istememiştim. Onu tekrar yaralamaktan korkuyordum ama artık dayanamıyordum. "Nasıl?" "Bana uzak davranıyorsun Ivan. Bunu fark etmediğimi mi sanıyorsun?" Ivan bana döndü. Sert bakışları altında ezilirken "Senin yanında olmam yeterli gelmiyor mu? " "Ivan-" "Kardeşimin ölümünden seni suçlamıyorum Lana. Gözlerinde bana bunu sorduğunu görüyorum. Ama en azından suçun olduğun kabul edip anlayış göster. Ve daha fazlasını isteme." dedi ve önüne döndü. Şaşkınlık ve acı içinde ona bakarken, nefesim kesilmişti. Sanki biri göğsüme yumruk atmıştı. Önüme dönmeye zorladım ve titreyen ellerimle kemerimi taktım. Benim suçlu olduğumu düşünüyordu. Beni suçluyordu. Kendisi bile farkında değildi ama beni suçluyordu. Uçak havalandığında ikimizinde derin bir çukurda olduğunu fark ettim. Her şey bittiğinde, zaman geçtiğinde belki de aşkımızda bitecekti. Her şey gibi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD